Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 20190 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

HÜLYA AVŞAR ve YİĞİT BULUT: TÜRK MEDYASI İÇİN BÜYÜK UMUT

Zahide Uçar ismiyle bana bir e-mesaj ulaştı, Hülya Avşar’ı anlatıyor; önce onu kısaltarak ve ilâveler yaparak nakledeyim:

***

Hanımefendi kendini açılım rüzgârına kaptırmış anlaşılan. Eh, yaş da artık geçiyor, bir şeylere oynamak lâzım.

Yiğit Bulut’un programında Hülya Avşar iyi şov yaptı. Ölen teröristler için ağlarmış(!).

Avşar Bulut

Hülya Hanım’a hatırlatmalar:

Avşar âilesi Ankara Demirtepe’de, Özveren sokakta bir apartmanın giriş katında otururlar. Hülya Avşar eşinden boşanmış, hâmileliğini de annesinin zoru ile sonlandırdığı söylenir. Hülya Türkiye’de görevli bir Amerikalı asker ile çıkmaktadır. Yıl 1982-1983. Bir erkek arkadaşı ile yakalandığı için babasının Hülya’yı Özveren Sokak’ta kolundan yerlerde sürüklediği anlatılır. Rahmetli Emral Hanım “sen artist olacak kızsın” diye eşinden ayırdığı Hülya’yı güzellik kraliçesi yapabilmek için yarışmaya sokar. 1983 yılında kraliçe seçilen Hülya’nın tâcı dul olduğu ortaya çıkınca geri alınır ama amaç hâsıl olmuş, Hülya şöhretin kapısını aralamıştır.

İlk başlangıçta “millî çapkın” diye anılan Süha Özgermi’nin hatırı sayılır miktar parasını beraberce yediklerini duyulur. Kız kardeşi Leylâ ise babasına yakın bir kızdır. Emral Hanım, Leylâ’yı babası ile bırakıp Hülya ve o zamanlar 3.5 yaşlarında olan Helin’i de alıp İstanbul’a gider. Leylâ liseye gitmektedir. Tekrar belirtelim ki, babasına yakın olan Leylâ’dır.

Hani diyor ya, “ben lisede iken babamla ölen teröristlere ağlardık” diye(!)? Hülya’nın lise yılları 1980’e kadar. Sonra zâten evlenip ayrılmış bir kadındır. Hülya’nın lise yılları 12 Eylül öncesine denk gelir. PKK terörü 12 Eylül sonrasındadır. 12 Eylül öncesinde sağ-sol çatışması vardır. PKK o yıllarda sol bir örgüt olarak bilinmektedir. Ne olduklarının ortaya çıkması 12 Eylül 1980-81 sonrasıdır. O yüzdendir ki Özal 3-5 çapulcu demiştir.

Kısacası, liboşlar, devşirme aydınlar gibi moda olan açılım tribününe oynuyor. Leylâ Avşar bu reklâm kokan söylemi anlamış olmalı ki, Hülya’ya “dedemizin Atatürk ile çekilmiş resmini Hülya unuttu gâliba” diye hatırlatıyor ve ekliyor “senin son zamanlarda adının bu konuyla birlikte anılmasından çok rahatsız oluyorum, üzülüyorum”. Şaşırıp kalan Hülya “ay o resmi unutmuş olabilirim” diye kıvırıyor. Ayrıca Hülya İstanbul’a gittikten sonra babası ile hiç yakın olmamış. Bir ara da dargınmışlar. O yüzden ya söylediklerini uyduruyor, ya da hakikaten yaşlanıyor, reklâma ihtiyacı var. Tıpkı Gülben-Hülya atışmasında olduğu gibi…

Hülya ortada savrulan bir kadınken, Karadeniz mafyasından, hâlâ ne iş yaptığını bilemediğimiz Kaya Çilingiroğlu ile evlenip hayatına çeki düzen verdi, sosyeteye girer. Aşağıda tahsil ve terbiye hikâyesini okuyacağınız Hülya’nın dünya görüşü ne olsun, bilgisi ne olsun? Eh, Yiğit Bulut Bey de 180 derece çark eden yiğitliğinden(!) sonra bula bula Hülya’yı bulmuş. Aferin ona… Artık bir dahaki sefere Başbakan’ın yanık sesinden etkilendiğini söylediği Şivan’ı çıkarır da, belli yerlere mesajını da vermiş olur. Hülya o kadar gaza geliyor ki, Devlet’in Savcısı’na nasihat edip fırça çekiyor. Tamer Genç’i “ayağında beyaz çorapları, karısından çay isteyen adam” diye kıro yerine koyup aşağılıyor. O adam ki, fakirlikten dişiyle, tırnağıyla üniversite bitirip TBMM’ye girmiş, feodaliteyi aşmak için tek başına mücadele veren bir mücahit. Bu arada Brave Cloud da iyice saçmalıyor ve “sak üstünde damdağan” yapıyor; “Bir uçağın Umre için en üst masrafla gidip gelmesi taş çatlasa 100.000 Dolar’a mâl olur, hâlbuki TC bir dönem IMF’e günde 1 milyar Dolar fâiz ödüyordu”! Homo economicus ne de olsa…

Hey gidi hey… Bir zamanlar milliyetperver, vatansever yazılarından iktibaslarda bulunduğum Brave Cloud hey! Siz Hülya’nın absürt programı yerine, ikili şov yapsanıza; vallahi reyting patlar. Nasıl olsa Hülya’nın programı yakında şişecek! Murat Bardakçı da saz çalıp şarkı söylerse, vallahi diğer kanallar topu atar!

Avşar Bulut1

Şu kötü günlerin bir faydası oldu: “Türk Halkı bünyesinde sinsi sinsi gelişen, beslenen ne kadar hastalıklı yapı varsa dışarı kusuyor”. Karanlığın en koyu olduğu an aydınlığa en yakın zamandır. Kusulan safralar, dışa vuran yaralar o bünyenin iyileşeceğinin de en önemli işaretidir. 03.10.2009.

***

Daha önce 11 Ağustos 2007’de http://www.keremdoksat.com/index.php/2007/08/15/avsar-kizlari-da%e2%80%a6-nereye-kadar-yahu/ adresinden okuyabileceğiniz gibi, bu hâtun kişi ve kız kardeşi Helin hakkında tenkitlerim olmuştu; bir kısmını nakledeyim:

“Şu aralar günde üç beş şehit veriyoruz, Türkiye Cumhuriyeti rejim ve kimlik depremi yaşamakta, susuzluktan telef olacağız ama bütün büyük medyada bir kızcağız var sürmanşetten. Onunla yatıp onunla kalk(am)ıyoruz: Helin Avşar!

Helin Avşar111

Bir fenomen, bir “femme fatale” mübârek!

Önceleri bunun ablasıyla + ablasının kocasıyla + ablasının kocasından olan kızıyla, sonra ablasıyla + ablasının ex kocasıyla + ablasının ex kocasından olan kızıyla + ablasının ex kocasının sevgilisiyle, sonra ablasıyla + ablasının ex kocasıyla + ablasının ex kocasından olan kızıyla + ablasının ex kocasının sevgilisinden olan oğluyla, sonra ablasıyla + ablasının ex kocasıyla + ablasının ex kocasının yeni sevgilisinden olan oğluyla + yakın arkadaşlarıyla, en son olarak da ablasıyla + ablasının ex kocasıyla + ablasının ex kocasının yeni sevgilisinden olan oğluyla + ablasının yeni sevgilisiyle + yakın arkadaşlarıyla + ablasının ex kocasının araya giren kaçamağıyla bizleri malûmata gark edip de, yatıp kalkarak işi Cuma namazına rahmet okutturacak hâle getirmiş olan mümtaz medyamıza minnetlerimi arz ediyorum.

Hâttâ bir muhabire, bu mümtaz insan grubunun bir kısmı tamamen tesadüfen aynı mütevâzı mekânda tatile çıkınca “grup olarak takılacak mısınız” diye haklı olarak suâl eylediğinde, ablası neredeyse dövecekti kızı. Akabinde sellülitleri, örtülü tesettürü ve en son olarak da kitap guruluğuyla (ablası Bodrum’da kitap okumuş, habere bakar mısınız) gündemden tenzil eden ablanın yerini küçük kız aldı! Belli ki ablası kız kardeşinin arkasında”.

***

Bu kadıncağızın aşk defterini internetten alıp özetledim:

Ünlü olunca aşkları da gündeme geldi Süha Özgermi, Selçuk Aslan, Osman Hattat, Mehmet Aşçıoğlu, Coşkun Sabah ve Tanju Çolak… İşte Avşar Kızı’nın aşk defteri

Dalgalanmalarla dolu bir hayattır onunki. Ancak, hep zirveye doğru bir dalgalanmadır bu… Geçirdiği tâlihsizce evlilik, sonra kraliçelik tâcının kaybı gibi ikinci bir tâlihsizlik. Ancak bu onun için öyle büyük bir reklâma dönüşür ki, şanssızlık bir anda şans oluverir. İki âile arasında söz kesilmesinden sonra Hülya, sözlü bir kız olarak devam eder liseye, Bu arada sözlüsü Mehmet, sık sık evlerine geldi. Görücü usûlü ile hayatları birleştirilecek olan iki gencin böylece birbirlerine yakınlaşmasını sağlamaya çalışırlar büyükleri. Ancak Hülya, çocuklukla genç kızlık arasında geçen o en güzel yılları yaşayamayacaktır. Sanki ondan birden olgunlaşmasını, bir ev hanımı kimliğine bürünmesini isterler. Hülya’nın kişiliği sebebiyle bunun bir anda gerçekleşmesine elbette ihtimâl yoktur. Bir yıl böyle geçirilir.

Bu birinci yılın bitiminde Avşar âilesi Reyhanlı’ya davet edilirler. Burada nişan yapılır. Ardından da yaz biterken her iki âile Ankara’da düğün kararı verirler. Hemen salon tutulur. Tecirli âilesinin yaptığı üç gün üç gece süren düğünün ardından Hülya ile Mehmet evlenirler. Reyhanlı’da oturacaklardır. Herkes huzura kavuşmuştur ama tecrübeli Şaziment Hanım’ın aklını kurtlar kemirip durur. O, Hülya’nın bu evliliği sürdüremeyeceğini hissetmektedir. Nitekim bir gün torunundan evliliği sürdüremeyeceğini bildiren bir mektup alır. Şaziment Hanım olayları şöyle anlatmıştır: “Evliliğin henüz üçüncü ayı falandı ki Hülya, Ankara’ya döndü. Kocası orada kalmıştı. Bana kocasının başka kadınlarla ilişkisi olduğundan bahsetti. Ben şüpheci olduğunu, biraz sabretmesini söyledim fakat yürümedi. Mahkemeye gittiler ve boşandılar. Sonunda öğrendim. Meğer damadımızın bir bayan öğretmenle beraberliği varmış. Araları o yüzden açılmış. Ben her zaman evliliğin bir şans işi olduğu kadar, eşlerin birbirini tanımasına bağlı olduğuna inanmışımdır. Hülya’nın kocası değişik bir memleketin insanıydı. Âilelerin âdetleri birbirinden farklıydı. Bu nedenle baştan beri tedirginlik içindeydim. Ancak çok karışıp da ortalığı fazla bulandırmak istemedim. Sonuç benim tahmin ettiğim gibi çıktı”.

Avşar Kızı ise bu evlilikten “yaşamadığım yıllar” diye bahseder. Yorum getirmez, herhangi bir suçlamada bulunmaz, sâdece, “16 yaşında ve tecrübesizdim. Hâttâ babamın nikâh masasında verdiği muvafakatle evlenmiştim. Buna karşılık ezdiremezdim kendimi, ayrıldık” der.

Ekim ayının ilk günleridir, yağmur çiselemektedir. Ayvalık’ın o günlerdeki en iyi restoranlarından biri olan Çamlık’taki Clup Enver’in bir köşesinde Hülya Avşar, annesi ve iki teyzesi, hemen bitişiğindeki masada çok iyi giyimli orta yaşlı bir çift oturmaktadırlar. Bunlar, Yağmur Ticaret’in sâhibi Sadık Kuran ve eşi Sevim Hanım’dır. O gece tanışırlar. Hülya’nın güzelliğine hayran kalan Sadık Kuran ertesi gün, televizyon için bir reklâm filminde oynamayı teklif eder. Hülya da hemen kabûl eder. Dört gün sonra genç kadın, Blendax Şampuanı’nın reklâm filmi için kamera karşısındadır. Çok başarılı bir çekim olur. Onun rahatlığı hemen ertesi gün diğer film şirketlerinde de konuşulmaya başlanır.

Dahası, bu sıralarda TV çekimi için kararlaştırılan İntibah oyununda Câriye Dilaşup rolünü oynayacak yeni bir yüz bulunamamaktadır.

Bu reklâm filmiyle fiziği ve tipi ile Hülya, ortaya çıkıverir. TV yönetmenleri Hülya’yı görünce hemen, “işte tamam, evet…”  derler ve ona hemen teklifte bulunurlar. Hülya’nın başına konan bir devlet kuşudur bu… Çünkü televizyon milyonlarca insanı çevresine toplamaktadır. Kısacası şöhret kapısının altın anahtarıdır. Televizyon filmlerinin çekimleri aylar sürer ve dizi televizyonda 15 Kasım 1982 gün yayınlanmaya başlanır. Herkes, adı sanı bilinmeyen bu genç kıza hayran kalmıştır. Gazeteler ondan bahsetmeye başlar. Dahası film yapımcılarının da gözünü doldurur. Her zaman olduğu gibi o yıllarda da dar boğazda olan sinema için çıkış yolu aranmaktadır. Üstelik geçmişe göre televizyon, dev bir rakip olarak karşılarındadır şimdi. Seyirci yenilik ve çarpıcılık istemektedir. Krizi aşabilmek için beyazperdenin bu sıkıntıyı aşması şarttır. Televizyoncular gibi film yapımcıları için de yeni bir soluktur Hülya Avşar.

Kapısı daha ertesi gün çalınmaya başlamıştır bile. İlk arayan Osman Seden olur. Ancak annesi Emral Hanım “hayır” der. Çünkü o kızına yarım bıraktığı liseyi tamamlatmak düşüncesindedir. Hülya’ya sınavlara dışarıdan girmesi için özel ders aldırmaktadır. Ancak bu da nasip olmayacaktır çünkü kader onun yolunu bir san’atçı(!) olarak çizmektedir. Aradan henüz bir yıl bile geçmedin Hülya çok başka yeni bir teklif daha alır.

Etap Oteli yöneticileri ile artık iyiden iyiye aile dostu oldukları Sadık Bey, Hülya’yı Bulvar Gazetesi’nin düzenlediği Türkiye Güzellik Yarışması’na girmeye zorlarlar. Hülya önce güler. Fakat sonunda iş ciddiye biner ve yakınları dışında kimsenin evlenip boşanmış olduğunu bilmediği Hülya sonunda “evet” der ve 1983 Türkiye Güzellik Yarışması’na katılır. Her zaman olduğu gibi yine kendinden çok emin olan Hülya, bu yarışmada bütün rakiplerini geride bırakarak Türkiye Güzeli seçilmiştir. Fakat kraliçe olmanın kuralları vardır. İlk şart kraliçenin genç kız olmasıdır. Hülya ise evlenip boşanmıştır. Gazetelerin “1983 Türkiye Güzellik Kraliçesi” Hülya Avşar’ın resimlerini yayınlamasının ertesi günü bomba patlar. Hülya, boşanmıştır…

Boşanmıştır ve kraliçelik tâcı elinden alınacaktır ama Avşar Kızı’nın şans yıldızı tâcı geri vermesiyle birden parlayıverir. Gazeteler yine onunla dolup taşar. Eski ikinci, yeni kraliçe Dilâra Haraççı kısa sürede unutulur. Magazin basını ona hemen bir isim takar, “taçsız kraliçe”. O bundan sonra, perde ve sinemaların taçsız kraliçesi olacaktır.

Daha sonra magazinin dilinden düşmeyen Hülya Avşar, aşklarıyla da çok fazla konuşulur. Anneanne Şaziment Hanım, Hülya’nın aşklarıyla ilgili şunları anlatır: “Hülya başından geçen kötü evlilikten sonra uzun süre erkeklerden kaçar olmuştu. İlk filmi Haram’ın yapımı sırasında Süha Özgermi aracılığıyla Fuar Göl Gazinosu işletmecisi Osman Kavran’dan fuar süresince gazinosunda mankenlik, sunuculuk karışımı sahne alması teklifi geldi. Süha ile Hülya’nın tanışması da Ruhiye Hanım isimli Süha Bey’in bir tanıdığı aracılığıyla olmuştu. Süha Bey, Hülya ile tanıştıktan sonra sık sık onu görmeye ve programlarına çiçek göndermeye, hâttâ mücevherler almağa kalktı. Tüm bunları yaparken de ‘ben Hülya’nın babası, ağabeyiyim, ona yardımcı olacağım’ diyordu. Sonradan gazetelerde dedikodular çıkmaya başlayınca önce Hülya, ‘bu nasıl iştir’ diye Süha Bey’i tersledi. Sonra da babası Celâl münakaşa etti. Böylece Süha Özgermi olayı kapandı. Daha sonra Selçuk Aslan’la nişanlılık dönemi oldu. Kendi aralarında nişanlandılar. O sıralarda Hülya, Ayvalık’ta aldığı dairede kalıyordu. Selçuk, Sarımsaklı’ya gelip, Ankara Oteli’ne yerleşti. Yedi ay sonra bu nişan bozuldu. Selçuk kendini Ankara Oteli’nin balkonundan atmaya kalktı. Bir keresinde de Ataköy’deki eve gelip, hakaret yağdırdı. O gün evde Celâl’in yeğeni vardı. Selçuk’la kavgalar oldu ve sonunda nişanlılık bitti. İkinci nişanlılık dönemini 1984 yılının, Haziran ayında Osman Hattat ile yaşadı. Hema Dişli ve Traktör fabrikalarının ortağı olan Osman Hattat ile Bodrum’da nişanlandılar. Evliliği ciddi olarak düşünüyorlardı. Ayvalık’a geldiler, Osman, Ankara Oteli’ne yerleşti. Bir yaz böyle geçti. Fakat araya Osman’ın askerliği girdi. Hülya’yı çok kıskanıyordu. Hâttâ film çekimlerine bile karşı çıkıyordu. Bu yüzden araları açıldı ve nişan da bozuldu. Bir de Mehmet Aşçıoğlu mes’elesi var. Hülya ile Mehmet Aşçıoğlu, bir müteahhit kanalı ile tanışmıştı. İstanbul’da kuyumcu olan Aşçıoğlu, Hülya’ya resmen dünürcü gönderdi. Kendisi de özel helikopterle Ayvalık’a gelip gidiyordu. Kısacası iş ciddiydi. Hülya, Mehmet’i bekâr sanıyordu. Ancak adam evliymiş. İki de çocuğu varmış. Bundan kimsenin haberi yoktu. Hiç unutmam, bir Ramazan günüydü. Hülya Ayvalık’ta bizimle birlikteydi. İstanbul’dan bir mektup aldı. Zarftan iki çocuk ile bir bayanın fotoğrafları çıktı. Arkasında bu çocuklar senden anlayış ve destek bekliyor yazılıydı. Bu fotoğraf, Mehmet Aşçıoğlu’nun eşine ve çocuklarına âitti ve Hülya, Mehmet olayını bu fotoğrafla kapattı. Mehmet mes’elesinin ardından önce İbrahim Tatlıses, daha sonra Coşkun Sabah dedikoduları çıktı. Hülya ile İbrahim arasında bana göre hiç birşey geçmedi. Coşkun’a gelince İstanbul Ulus Yeniyol’da Emre Apartmanı 6. katta oturuyordu Hülya, Coşkun da ona komşuydu. İkisi arasında san’atçı olmalarından gelin bir dostluk kurulmuştu. Coşkun damadım Celâl’e baba, kızım Emral’e anne diyecek kadar âilenin yakınıydı. Hülya ile de arkadaşlığından bahsediyordu. Bu konuda gazetelerde yayınlanan tüm haberler yalandı”.

Sonra Tanju, bir Galatasaray Gecesi’nde girer Hülya’nın hayatına… Biri sahnelerin ve perdelerin taçsız kraliçesi, diğeri sahaların kralıdır. Birbirlerini beğenirler. Birkaç gün sonra Hülya’nın çalıştığı gazinoya Tanju’nun çiçekleri gelir. Âşıklar aralarındaki ilişkiyi arkadaşlık olarak göstermeye çalışırlar. İlk önceleri bunu başarırlar ancak aşk yuvalarına girip çıkarken gazetecilere yakalanırlar. Anneanne Şaziment Hanım ve Anne Emral Avşar bu ilişkiyi desteklememiş her zaman karşı çıkmışlardır. Tanju Çolak’ın eşi Aysu’nun Hülya ve Tanju’ya zina davası açmasıyla ve aralarında artan tartışmalardan sonra bu aşk da biter (yâni bütün bu aşk süresince Tanju aslında evlidir).

Hülya Avşar ile Kaya Çilingiroğlu 1997 yılında Paris’te nikâh defterine imza atar. Hülya kızları Zehra’ya 3 aylık hâmileyken gerçekleşen bu evlilik tam sekiz yıl sürer. Bu arada Kaya kalkar, Feraye Tanyolaç’tan da bir çocuk sâhibi olur ve Hülya ile Kaya 2005 yılında resmen boşanırlar. Ama aradan geçen dört yıla rağmen bâzı resmi evrakta Avşar’ın soyadı hâlâ Çilingiroğlu olarak geçmektedir. Hülya, Kaya Çilingiroğlu’nun Feraye Tanyolaç ile evlenmesinin ardından “soyadı değişikliği” için harekete geçer. En son Saadetdin Saran ile yaşadığı aşk ile magazin gündeminde tekrar yer edinir ama bu aşk da fazla sürmez. Saadetdin Saran’dan ayrılan Hülya Afşar’ın yeni bir aşka yelken açması beklenmektedir ki, bundan bir hafta kadar önce de Hülya, önceki gün kızı Zehra Çilingiroğlu ile İstinye Park’ta görülür. Keyfi gayet yerinde olan Avşar, çıkışta basın mensuplarıyla karşılaşınca gülerek “Eyvah basıldık” deyip yüzünü gizler. Annesine çok benzeyen Zehra’nın onun boyunu geçmek üzere olduğu da gözlerden kaçmaz.

***

Farkındaysanız Hülya’nın hayatı hep sathî, hep yarım kalmışlıklarla dolu ama kendinde herkesi eleştirecek selâhiyeti buluyor. Liseyi bile bitirip bitirmediği meçhûl ama bu Kürt-Türk konularının herkesten, Başbakan’dan da önce kendisine sorulması gerektiğini söylüyor; “çünkü” diyor, “ben bir san’atçıyım”!

Hop, hele destur! San’atçılık bu kadar mı ucuzladı? İki oktavı bulmayan ve çoğu zaman detone olduğu sesiyle, hiçbir ciddi eseri icra etmeyip, ucuz şarkılarla halkı meşgûl eden, çevirdiği filmlerde tek başarılı sahnesi malûm bir tânesi olan Hülya olsa olsa eğlendiricidir (entertainer), hepsi o! Makyajsız hâliyle Levent Tenis Kulübü’nde epey gördüm, birkaç kere de Papermoon’da yakın masalarda yemek yedik. Eskidi artık, makyajsızken nâkıs ama hâlâ kendini ulaşılmaz sanıyor.

Hülya Avşar

Geçen hafta Pazartesi günündeki ilk programına beni konuk olarak çağırdılar; şaşırdım kaldım ve yapımcıya “emin misiniz” diye iki kere sordum. Esbâb-ı mûcibeyi de söyledim: “Kendisini eleştiren beyanlarım var”. “Yok yok, önemli değil, hâttâ programda bunu da konuşursunuz” dedi.

Gittim.

Konu Tamer Karadağlı’nın aldatarak boşandığı karısıyla yeniden “düzeyli bir birliktelik” yaşaması ve bunu da yanında eski karısıyla televizyonlara çıkarak yeni bir gündemde kalma stratejisi idi. Yâni konu açısından çok hafif bir programdı. Neyse, bâri ilmî seviye katarım diye bekledim.

Tamer Arzu

Tamer Karadağlı malûm bakışları fırlatıyor, Hülya üzerine gittikçe gidiyor. Acayip reklâmı yapılan programın tek mevzûu bacak arası! Muhabbet hep “hadi, sen dayanamazsın onunla yatarsın, olmazsa başkasıyla yatarsın ama o başkasıyla yatarsa ne yaparsın” etrafında dönüyor ve çok sıkıcı. Hülya, Tamer’in göğsünü okşuyor ve “bak, heyecanlandın” filân diyor. Kaçıp gitmeyi düşünürken en son sözü edecek bilim adamı olarak sıra bana geliyor. Program yönetmeninin sinirden tepinmesine rağmen Hülya benim için ayrılan 25 dakikadan 12’sini çalıyor nedense. Sonunda programa alınıyoruz ve -hiç şaşırtıcı olmayarak- Hülya bana “Hocam, hiç sekssiz aşk olur mu” diyor.

Cevabım “evet” oluyor. Önce anlamıyor, nihâyet dank edince şaşırıp kalıyor! Akabinde de bütün lâfımı kesme çabalarına rağmen, insanda felsefe, edebiyat, san’at, din gibi kurum ve uğraşıların da bulunduğunu, bir şekilde seks hayatı biterse, insan gibi insanların cinsel dürtülerini refule (suppression) edebileceğini, her şeyin seks olmadığını, Saygı, Sevgi ve Sadakat gibi insanî değerler de olduğunu hatırlatıyorum. Hülya bana inanamıyor; onun anlaması için de “motor çalışıyor merak etmeyin deyip kendimi kastetmediğimi söyleyince duygulanımı iyice karmakarışık oluyor.

Bu arada, bu ucuz mu ucuz program esnâsında, bir ara Tamer Karadağlı durduk yerde Ayşe Arman’ın memelerinden bahsediyor. Seviyeye bakar mısınız? Esasen Hülya’dan sâdece tahsil farkı olan Ayşe Arman da 02.10.2009’da köşesinden şu cevabı veriyor:

Tamer Karadağlı’nın, Hülya Avşar’ın programında, hakkımda söylediği şeyler (soyunarak gündemde kalmaya çalışıyor/ Mâdem kocası izin veriyor, memelerini de açsın/ Memelerini görmek istiyorum) kalitesizliğin, pespayeleşmenin örneği…

Daha bir sürü ipe sapa gelmez şey…

Başka erkeklerin çapkınlık hikâyeleriyle paralellik kurmalar, günah çıkarmalar, aklınca gazetecilere lâf sokmalar…

Hepsi, “Benimle ilgilenin!” çığlığı…

Çok çâresiz bulduğumu itiraf etmeliyim.

İntikam almak isteyen birinin daha akıllı olması gerekir.

İntikam alma isteyişinin sebebi de, onun hakkında yazdığım olumsuz bir yazı.

Ayrıldıktan sonra karısıyla yaptığım röportaj yüzünden diğer gazeteci arkadaşlarımla birlikte, bana da kafa atmaya çalışıyor.

Hesaba katmadığı bir şey var, ben Arzu Balkan yerine konuşamam, ancak onun konuştuklarını aktarırım. Bunu kavramaya yetecek kadar zeki olması beklenirdi. Can Dündar’ın ve Ali Kırca’nın eşiyle neden röportaj yapmadığımı soruyor. Bu da duyduğum en abuk soru. Hangi gazeteci istemez? İstedim, onlar kabûl etmedi, ama kendi karısı etti…

Yeniden insanların ilgisini yakalamak istiyorsan, ortaya iyi bir şey koy, iyi bir film, iyi bir dizi ya da git karınla birleş ya da kendine yeni bir sevgili bul!

Ama tabii kadınlar da artık akıllandı, senin gibi bir adamla birlikte olmak istemiyorlar. Çünkü sen, kadınları yarı yolda bırakan, güvenilmez bir adamsın.

Senin mes’elen, ortaya çıkarılmış kasetler, karını aldatman filân değil, oturmamış karakterin yüzünden zor durumdaki bir kadını yarı yolda bırakmış olmak…

Affedilmediğin nokta o…

Sen hâlâ hedefi şaşırtmaya uğraşıyorsun…

Yemezler”!

***

Efendim,

Evrimsel skalada ilerledikçe, etrafı tanımayla ilgili algılayıcı organlar belli bir bölgede toplanmaya başlar. Buna kafalaşma (sefalizasyon) ve beyinleşme (ensefalizasyon) süreci denir ve vücudun en ön kısmında cereyan eder. Üreme, boşaltma gibi faâliyetten sorumlu organlar ise vücudun arka kısmında öbeklenir.

Kafalı hayvanlar yeni ortamlara hep kafaları ile girerler çünkü görme, koklama, işitme ve tad alma duyularının en gelişmiş almaçları (receptor) kafada toplanmıştır: Gözler, burun, kulaklar ve ağız-dil. En iptidai işlevlerin (işeme, def-i hâcet etme, üreme vs.) faâliyetinden sorumlu organlar ise genellikle birbirine yakın delikçikler hâlinde arka tarafta öbekleşir: Anüs, penis veya vajina

Maâlesef, bâzı insanlarda bu işlevler tersinden işlemektedir ve bilhassa gözleri ve burunlarının işlevini üreme ve boşaltım organları üstlenmiştir.

   Nereden mi çıktı şimdi bu?

      Söylemeeeem…

         Yemezler!