SIRA GELDİ ATATÜRK’E!
AB Komisyonu, İlerleme Raporu taslağında Atatürk’ü Koruma Kanunu’nda değişiklik istiyor.
13 Ekim 2009 12:25 Anadolu Ajansı
Avrupa Birliği (AB) Komisyonu, yarın açıklayacağı İlerleme Raporu’nda Türkiye’de ifâde özgürlüğünü kısıtlayan birçok yasal düzenleme bulunduğunu bildirecek.
İlerleme Raporu taslağında, “Türkiye’deki yasaların ifâde özgürlüğü için yeterli güvence sağlayamadığı ve bunun sonucunda, savcı ve yargıçların genelde kısıtlayıcı yorumları tercih ettikleri” dile getiriliyor. Taslak metinde, ifâde özgürlüğünü kısıtlayan yasalar arasında Atatürk’ü Koruma Kanunu da anılıyor.
Yapılan değişikliğe rağmen, Türk Ceza Kanunu’nun (TCK) 301’inci maddesine dayanılarak hâlâ soruşturma ve yargılamaların devam ettiği aktarılan raporda, TCK’da ifâde özgürlüğünü kısıtlayan diğer maddeler arasında namus suçları, (125′ten 131′e kadar) kamu düzeni, (214, 216, 217, 218, 220) devletin güvenliği (312, 314) ve müstehcenlik (226) sayılıyor.
Taslak AB belgesinde, “bunlara ilâveten, halkı askerlikten soğutmayı düzenleyen TCK’nin 318’nci maddesi yanında Atatürk aleyhine işlenen suçlar hakkında kanun ve Türk harflerinin kabûl ve tatbiki hakkında kanuna dayanılarak yargılamalar ve mahkûmiyetler devam etmektedir. Bu yasal belirsizlik nedeniyle gazeteciler, yazarlar, yayıncılar, siyasetçiler, akademisyenler ve diğerleri soruşturulma, kovuşturulma, yargılanma, mahkûmiyet ve hapsedilme riski altındadırlar ve bu nedenle otosansür yapmak zorunda kalabilirler” deniliyor.
Raporda, yasal kısıtlamalara rağmen basında “Kürt sorunu, azınlık hakları, Ordu’nun rolü ve Atatürk’ün mirası gibi Türk kamuoyunda hassas kabûl edilen birçok konuda yoğun tartışmalar yaşandığı” ve “200 Türk aydını” tarafından 1915 olaylarıyla ilgili özür için başlatılan sanal imza kampanyasına 30 bine yakın katılım olduğu ve devamında geniş bir tartışma başladığı hatırlatılıyor.
***
Bu sözüm ona “aydınlarımızın” rollerinin ve misyonlarının ne olduğunu iyice görüyor musunuz? Fransa’da, Belçika’da “Ermeniler’in soyunu kırmadık arkadaş” derseniz hapse atılıyorsunuz ama Türkiye’de sözüm ona aydınlar “rahat olmadıkları” için, Atatürk’e veya Türklüğe cân-ı yürekten sövemedikleri için yasaları onları mutlu edecek tarzda ayarlayacağız.
Âlâ değil mi? Yaşasın demokrat, iyi yürekli ve sıcakkanlı Avrupalılar.
***
Beyoğlu’nda her türlü iş döner ama alkol içmek yasak değildir. Hâttâ her yer meyhâne doludur. İnsanlar oraya kafa çekmeye giderler.
Televizyon dizilerinde oynayan bir delikanlı, Beyoğlu’nda kafayı çekmiş, ayakta zor duruyor. Star Televizyonu muhabirleri olduğu söylenen paparazziler tarafından tâciz ediliyor. Adamın önüne geçip gözüne kamera ışıklarını sokup yolunu görmesine mâni oluyorlar. O gene de yürümeye çalışıyor, itişip kakışıyorlar. Delikanlı yere düşüyor, bir dövmedikleri kalıyor. O arbedede (ben göremedim) kameralarına zarar veriyor(!). Ayakta zor duran adamın burnuna sokarsan eliyle iter, hâttâ ana avrat düz de gider filân denemez bittabi.
Neyse, devam edelim… Neredeyse burnunun içine mikrofon sokup “neden böyle içtiniz” filân diyorlar. Hâdise büyüyor, kameralarına zarar verdiği gerekçesiyle polise şikâyet ediyorlar. Polis de geliyor, nihâyette delikanlıyı yaka paça gözaltına alıyor. İddiaya göre “bu kadar içtiği için” fırçaya devam ediyor, hâttâ nöbetçi hekim de aynı şeyi yapıyor.
Yâni kimse “yâhu, adam canı çekip dut olmuş. Kimselere zararı yok, düşe kalka evine gitmeye çalışıyor. Buna müdahale edip onu tâciz etmek esas suçun ta kendisidir” demiyor…
Bence AB buna da el atmalı ve Beyoğlu’nda bundan sonra ancak limonata ve şıra içilmesi konusunda özgürlükleri açıcı yasalar çıkarılması için İlerleme Raporu’nda tavsiyede bulunmalıdır. Siz hiç içip de zor yürüyen Avrupalı gördünüz mü?
***
Hacivat Karagöz Oyunu demiştik hani…
TBMM kaç metre karelik bir yerdir bilmiyorum ama İktidar Partisi Başkanı ile Ana Muhalefet Partisi Başkanı mektuplaşıyorlar! Mektubun pembe ve kokulu kâğıda mı yazılı olduğunu merak etmiyoruz çünkü Devletlû daha önceden Devlet’e (bahçeli olan) “ben öyle Platonik aşktan anlamam” demiş. Meşhur horoz fıkrasını tedai ettiriyor insana; hani horoza sormuşlar “tavuk mu yumurtadan çıkar, yumurta mı tavuktan” diye, o da “ben polemiğe girmem, ……m” cevabını vermiş.
Elektronik posta sâlisesinde ulaşıyor hedefe, 3G ile de çok sür’atle muhatabınıza görüntülü olarak ulaşabiliyorsunuz.
Yok, illâki mektuplaşıyorlar.
Mektuplaştıkları için de ayrıca polemiğe girip kendi parti gruplarında haykırmaya, ötekini tenkit etmeye devam ediyorlar ama bir türlü televizyon çekimli mi yoksa gizli mi görüşecekleri üzerinde anlaşamıyorlar.
Benim çok ciddi bir teklifim var.
Beyoğlu’ndaki Star TV muhabirleri bu çok mühim görüşmeyi kameraya çeksinler.
F-tipi polisler kapıda beklesinler.
Biz de oralarda olalım, ne olur bilinmez…
Çok hafif bir yazı mı oldu?
Türkiye’de olan bitenleri anlattım.
Demokrasiniz bol olsun…
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 13 Ekim 2009 Salı

