Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2001 defa okundu.
Bu yazi bugun 2 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

İSRAİL’LE NELER OLUYOR!

Önce ortaklaşa askerî tatbikattan vazgeçtik.

Devletlû bunu halkımızın hassasiyetiyle izah etti. Az önce de TRT’de İsrail askerinin bir kenç kadını öldürüşü bir dizi filmde yer aldığı için kriz doğmuştu. Bakanlık seviyesinde TRT’nin tamamen “bağımsız bir yayın organı olduğu ve sansürün söz konusu olamayacağı” ifâde edildi. Şöylde ki, Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, İsrail ile krize neden olan “tatbikat vetosu” ve  TRT’deki “Ayrılık” dizisiyle ilgili olarak açıklamalarda bulundu ve “Gazze’deki insanî trajedi bu şekilde sürerken, bizim askerî bir görüntü vermemizi kimse bizden bekleyemez” dedi. İsrail’i kızdıran diziyle ilgili olarak da, “Dışişleri Bakanlığı TV dizilerine danışma mercii değildir” açıklamasında bulundu. Güldük tabii de…

BM, Gazze operasyonuyla ilgili olarak İsrail’i suçlayan bir raporu kabûl etti! Medyaya bu haber şöyle düştü:

***

Gazze operasyonu nedeniyle, Türkiye ile gerilimli günler geçiren İsrail’e bir kötü haber(!) de Birleşmiş Milletler’den geldi. BM İnsan Hakları Konseyi, hem İsrail hem de Filistinli Hamas örgütünü, Aralık-Ocak aylarındaki çatışmalarda savaş suçu işlemekle suçlayan Goldstone raporunu onayladı.

Türkiye ile İsrail arasında Davos’ta “one minute” çıkışıyla başlayan krizin son halkasına BM eklendi. İsrail’in Gazze operasyonunda sivillere karşı orantısız güç kullanması ve yaklaşık 1500 kişinin hayatını kaybetmesi, dünya kamuoyunun tepkisini çekmişti. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan da, İsviçre’nin Davos kentindeki panelde İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres’e sert çıkmıştı. İki ülke arasında sular durulmaya başladı derken, yine Gazze gerekçesiyle “Anadolu Kartalı” tatbikatında “İsrail’e veto” tansiyonu bir kez daha yükseltti. TRT’de yayınlanan “Ayrılık” dizisindeki sahneler ise İsrail’i çok kızdırdı. Tel Aviv’deki Türkiye’nin Geçici Maslahatgüzarı’nı çağırıp veto verdi. Türkiye-İsrail hattında bunlar yaşanırken, Tel Aviv’e bir kötü haber de BM’den geldi. BM İnsan Hakları Konseyi, İsrail’i, Aralık-Ocak aylarındaki çatışmalarda savaş suçu işlemekle suçlayan Goldstone raporunu onayladı.

47 ülkenin üye olduğu Konsey’in özel oturumunda 25 üye, Güney Afrikalı hukukçu Richard Goldstone yönetimindeki BM heyetiyle işbirliği yapmayan İsrail’i eleştiren karar lehine oy verdi. Oylamada 6 üye karar aleyhine oy verirken, 11 üye ise çekimser kaldı.

Hem İsrail hem de Hamas, Goldstone raporundaki suçlamaları reddetmişti. Raporda, İsrail ve Filistin’in suçlamalarla ilgili soruşturma açmaya yanaşmaması durumunda, BM Güvenlik Konseyi’nin konuyu Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne göndermesi için çağrıda bulunuluyor.

Rapor, İsrail’in Gazze’ye geçen yıl Aralık ayında düzenlediği operasyon sebebiyle hem İsrail devletini, hem de Hamas’ı “savaş suçu” işlemekle itham ediliyor.

İnsan Hakları grupları raporun ciddi ve dengeli olduğunu belirtirken, İsrail ve ABD metni “taraflı” diye nitelemişti.

İsrail’in Cenevre’deki BM büyükelçisi Aharon Leshno Yaar, Güney Afrikalı Yargıç Richard Goldstone’un hazırladığı rapora destek verilmesinin barış umutlarını suya düşüreceği yorumunu yapmıştı.Goldstone ise, hem İsrail’e hem de Hamas’a güvenilir soruşturma yürütmeleri çağrısı yapmıştı. Aksi taktirde dosyayı Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne sevk etme ikazında bulunuyor.

İki hafta önceki ilk tartışma oturumunda BM Konseyi, rapora ilişkin cevabını altı ay geciktirmeyi kararlaştırmıştı.

Filistin Lideri Mahmud Abbas ise, başta Güvenlik Konseyi’nin raporun görüşülmesinin altı ay ertelenmesi yönündeki “ara çözüme” ABD’nin baskısıyla onay vermiş ama daha sonra Filistin kamuoyunda oluşan tepki nedeniyle “U dönüşü” yaparak tartışmanın yeniden açılmasını istemişti.

***

Buraya kadar here şey âlâ, iyi hoş da…

Bir sene önce, ABG’deki Demokrat Parti’nin Başkan Adayı iken, Barack Obama’nın Yunan-Amerikan Cemaâti’ne bir mektup gönderip, Kıbrıs sorunundan bahsederken, Türkiye’den “işgâlci” diye söz ettiğini biz unutmadık.

Aynı Obama, ortaklaşa askerî tatbikattan vazgeçmemiz üzerine “Türkiye Ortaçağ karanlığına geri dönüyor” diye bir şeyler de söyledi!

Daha önce Devletlû oraya gidip Siyonist teşkilâtların gönlünü almıştı, bu arada da Obama’nın sıcak, kaynak TBMM konuşmasında tam bir müstemleke ülkesine nasihat eder gibi ettiği lâflara “alışmıştık”! Gülümüz de “bu işleri biz hâlletmezsek, başkaları çözer” dedi, sonra da “demedim” dedi mi?

Aynı Fransa ziyareti için güller kokan haberler verirken ve Eyfel Kulesi, Şanlı Bayrağımız’ın Gülümüz renkleriyle gösteriş icâbı aydınlatılırken, aslında neler oldu? Haber Le Monde Gazetesi’nden geldi: Türkiye’de medyanın yine bir dış politika başarısı gibi yansıttığı Abdullah Gül’ün Fransa ziyareti, Fransa medyası tarafından Sarkozy’nin ziyaretten duyduğu rahatsızlık üzerinden ele alınıyor. Fransa’nın Abdullah Gül’ün ziyareti ile ilgili faâliyetleri minimumda tutmaya çalıştığını yazdı. Buna göre Abdullah Gül, Sarkozy ile birlikte katılacakları “Bizans’tan İstanbul’a: İki Kıt’anın Limanı” sergisinin açılışı için “şâşaalı” bir tören isterken, Sarkozy açılışın mübalâğa edilmeden, yarım saat gibi kısa bir sürede gerçekleşmesini talep etti. Aynı akşam Fransız Uluslararası İlişkiler Enstitüsü (IFRI) tarafından düzenlenen ve Abdullah Gül’ün katıldığı, Türkiye basınında “önde gelen Fransız siyasetçi, akademisyen ve kanaât önderlerinin katılacağı” şeklinde duyurulan soru-cevaplı akşam yemeğine hiçbir Fransız bakan katılmadı.

Zâten bizlerden nefret ettiğini alenen söyleyen ve Ermeni Soykırımı Yasası’nı kabûl eden Fransa daha başka ne yapacaktı? Gülümüz’ün karizması sâyesinde 180 derece çark edip, Paris Kürt Enstitüsü’nü kapatmak da dâhil, her şeyi bir tabula rasa hâline mi dönüştürecekti! Komik ötesi…

Bu arada bütün Hükûmet ve işadamları Irak’a (yâni fiilen Kürdistan’a) cicilik ziyareti yaptılar mı?

Şimdi Şalom Gazetesi’nin http://www.salom.com.tr/news/detail/2003-Avrupada-antisemitizm-ve-alinan-onlemler.aspx adresindeki habere bakalım:

***

Son yıllarda dünyada ve özellikle Avrupa’da sıkça baş gösteren antisemit olaylara karşı bâzı hükûmetler özel kanunlar koyarken, bâzılarında ise henüz hiç bir önlem alınmıyor. Dünyanın birçok ülkesinde antisemit eylemlerin devam ettiğine şahit oluyoruz. Peki, özellikle Avrupa’da baş gösteren bu tür olay!

Özellikle Batı dünyasında Yahudiler’e karşı gelişen en büyük tehdit antisemitizm, tarihin belirli dönemlerinde yükselişe geçmiş, milyonlarca insanın hayatına mâl olmuş ve bir o kadarının da yaşamını altüst etmiştir.

Yakın tarihimizde de tanık olduğumuz üzere halen dünyanın birçok ülkesinde antisemit eylemler devam ediyor. Peki, özellikle Avrupa’da baş gösteren bu tür olaylara karşı dünya ve Avrupa ülkeleri ne gibi önlemler alıyor?

Dünyada antisemitizm

İnsan Hakları’nın 2002 yılında yayınladığı “Fire And Broken Glass” adlı bildirgeden sonra, yönetimler antisemitizme karşı alınacak önlemler konusunda çalışmaya başladılar

Avrupalı kurumlar, öncelikli konu olarak antisemitizmi seçip, dikkatlerini bu yöne çevirdiler. Özellikle Fransa, Almanya ve Belçika, Yahudi kurumlarını ve vatandaşlarını korumak için sıkı önlemler aldılar. Bâzı ülkelerde ise polislerin antisemit olaylara karşı tavırları belirsiz. Çoğu ülkeler, ırkçılık veya antisemitizm kaynaklı olaylara karşı hâlâ özel bir yasa çıkarmadılar.

Günümüzde eğitim, hâlâ antisemitizmin güçlü bir silâhı olarak kalıcılığını koruyor. Holokost’un gençler arasında yeterince bilinmemesi konusunu görüşmek üzere 1998’de gerçekleştirilen Stockholm Konferansı’ndan sonra, İsveç, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere işbirliği yaparak bu konuyla ilgili çalışmalar yapmaya karar verdi. Holokost’un Eğitimi, Anılması ve Araştırılması üzerine Uluslararası İşbirliği Çalışma Kolu (ITF) ilk adımı attı.

Gayri resmî, uluslararası kurum olan ITF 20 üyeye sâhip ITF’nin şimdiki üyeleri arasında Arjantin, Avusturya, Çek Cumhuriyeti, Danimarka, Fransa, Almanya, Macaristan, İsrail, İtalya, Letonya, Litvanya, Lüksemburg, Hollanda, Norveç, Polonya, Romanya, İsveç, İsviçre, İngiltere ve Amerika bulunuyor. Bu ülkelere ek olarak dört ülkenin de (Hırvatistan, Estonya, Yunanistan, Slovakya) ITF ile ilişkileri bulunuyor.

Avrupa’da ne gibi önlemler alınıyor?

55 ülkenin üyesi olduğu Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Kurumu (OSCE) Haziran 2003’te Viyana’da ve Nisan 2004’te Berlin’de antisemitizm üzerine konferanslar düzenledi. Bunlar antisemitizm sorununa yönelik ilk uluslararası konferanslardı. Viyana’da düzenlenen toplantı, antisemitizmi bir İnsan Hakları sorunu olarak ele aldı.

Avrupa Komisyonu, Şubat 2004’te Avrupa Yahudi Meclisi ve Avrupalı Hahamlar Meclisi işbirliğiyle antisemitizm üzerine iki seminer düzenledi. Avrupa Komisyonu Başkanı Romano Prodi’nin seminerde yaptığı şu değinmeler aklımızda kaldı: “Tarihteki antisemitizmin izleri en çok Avrupa’da yaygındır”, “bir başka anlamda antisemitizm gelişecek ve Ortadoğu’daki çözülmek bilmeyen anlaşmazlığı daha çok besleyecek”. Prodi sözlerine, “antisemitizm ne şekil alırsa alsın sâbit tutumumuz, bütün bu gösterileri Birlik’ten uzaklaştırmaktır” diyerek devam etmişti.

Irkçılık karşıtı Avrupa komisyonları, sürekli Avrupa Komisyonu’nun 45 üyesindeki (dolayısıyla AB’nin çoğu üyesi) düzenli bir kontrol mekanizmasının ve rapor verme sisteminin eksikliğini vurguluyorlar. Irkçılık ve Hoşgörüsüzlük Karşıtı Avrupa Komisyonu (Ecri)*, ülke bazında yayınladığı bildirgelerinde Avrupa ülkelerine, azınlıklara yapılan saldırıları kontrol edip, rapor vermeleri için kapsamlı ve tutarlı bir sistem kurmaları yönünde çağrılarda bulunmuştu; fakat komisyon üyeleri ecri’nin ülkelere özel sunduğu önerileri uygulamakta başarılı olamadı.

Avrupa Irkçılık ve Yabancı Düşmanlığını İzleme Merkezi (Eumc)** 31 Mart 2004’te “2002’te Avrupa’da antisemitizm Göstergesi” adlı bildirgeyi yayınladı. Bildirge, AB’nin 15 üyesindeki kontrol ve rapor verme mekanizmasını analiz ederek, ülkeler arasındaki büyük farklılıkları ortaya koydu.

Hükûmetin sistemli bir kontrol mekanizması olmadığı ülkelerde, hükûmete âit olmayan kurumlar veya Yahudi organizasyonları suçların raporunu ve istatistiklerini tutuyor. Eumc yayınladığı raporda ülke bazlı alınan önlemleri bir tabloda birleştirdi. Batı Avrupa ülkelerinin antisemitizme karşı nasıl bir duruş sergiledikleri aşağıdaki tabloda görülüyor.

Aralık 2002’de Irkçılık ve Hoşgörüsüzlük Karşıtı Avrupa Komisyonu (Ecri), Avrupa Komisyonu üyelerine antisemitizm dâhil ırkçılığı kontrol etmek adına bir çatı altında toplanma çağrısında bulundu. Şimdiye dek komisyonun üyesi olan sâdece16 ülkenin bu konuda özelleştirilmiş bir birimi var. Bu ülkelerin arasında ise yalnızca İngiltere, Hollanda ve İsveç’in Ecri tarafından kurulmuş kapsamlı işlevleri var.

Batı Avrupa ülkelerinde son yıllarda alınan önlemleri inceleyecek olursak:

Belçika: Kasım 2004’te Irkçılık Karşıtı Merkez son yıllardaki antisemitizm olaylarını yansıtan bir rapor yayınladı. Merkez 2000–2003 yıllarında olayların arttığını ve yaklaşık 30 olayın rapor edildiğini belirtti. Antisemit olaylardan en ciddisi  Antwerp’deki bir gencin katledilmesiydi. Belçika’da antisemitizme en çok internette, medyada ve duvar yazılarında rastlanırken, sözlü tâcizler de sık sık yaşanıyor. Belçika’da hâlâ düzenli bir kontrol ve rapor sistemi bulunmuyor. 2003 yılında ırkçılığa karşı 2 kanun konarak, sivil çâreler üretildi. Antisemit hareketlerin ve konuşmaların yasak olduğu ülkede, suçlulara karşı sıkı önlemler alındı. Hükûmet’in aldığı önlemlerden biri muhtemel bir saldırıya karşı Yahudi okuluna kapsamlı bir güvenlik ordusu göndermesiydi.

Fransa: Fransa’da ağırlıklı olarak 2002 yılında başlayan antisemit hareketler 2003 ve 2004 yıllarında da devam etti. Nisan 2002’de hükûmetin başına geçen Jacques Chirac antisemitizme karşı ciddi bir duruş sergiledi. Yahudi kuruluşlarında güvenlik arttırılırken, Fransa İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy Şubat 2004 itibariyle sinagog, Yahudi okulları ve binalarının güvenliği için 18.61 milyon dolar bütçe ayrıldığını ifâde etti. Sarkozy aynı zamanda ‘antisemitizmi ülkesinden yok edeceğine’ karar verdiğini açıkladı. Kasım 2003’te Gagny’deki Yahudi okuluna yönelik saldırı sonrası Chirac konuşma yapmış ve hiç unutulmayacak şu sözleri sarf etmişti: “Fransa’da bir Yahudi’ye saldırıldığında, bu bütün Fransa’ya saldırmak sayılır”. Chirac bu sözlerin ardından Fransa’da meydana gelen olayları kontrol etmek amacıyla Başbakan Jean-Pierre Raffarin önderliğinde bakanlığa âit bir komite kurdu. Komite kurulduğundan bu yana yeni yasalar koymaya devam ediyor. Fransa Eğitim Bakanı Luc Ferry, Şubat 2003’te okullarda meydana gelen antisemitizm ve diğer ırkçı olaylara karşı bir program yayınladı. Program olayları teşhis etmek ve izlemek, ırkçı davranışlara karşı para cezası uygulamak ve öğretmenlere el kitabı dağıtmak için bir okul takımının oluşturulmasını kapsıyordu. 2004 yılında yayınlanan bir bildirgeye göre, 2002 yılından 2003’e rapor edilen antisemit olayların 1313’ten 817’ye düştüğü belirtildi. Fakat 2003–2004 yıllarında yeniden artan olaylara karşı Hahambaşı Joseph Sitruk radyodan yayın yaparak Yahudi halkına şu sözlerle seslendi: “Saldırılardan korunmak için içinize beysbol kasketi giyinin”! Hükûmet antisemitizmle savaşmak adına farklı adımlar da attı. Polisler ırkçı olayları kontrol etmek amacıyla eğitildi ve Haziran 2004’te halkın antisemitizm ve ırkçılık konusunda bilgilendirilmesi amacıyla yeni bir bölümün kurulacağını bildirildi.

Almanya: Irkçılık ve Hoşgörüsüzlük Karşıtı Avrupa Komisyonu (Ecri) 2001 yılında yayınladığını bildirgesinde artan antisemit olayların 14–21 yaşlarındaki neo-Naziler veya sağcı gruplar tarafından yapıldığını belirttikten sonra, Almanya Hükûmeti daha sıkı önlemler alınacağını ve suçlulara karşı daha sert olunacağını belirtmişti.”Stephen Roth Enstitüsü 2002 yılında meydana gelen olayların 255’i bulduğunu ve Yahudi toplumunun korkusunu şu sözlerle dile getirmişti: “Başkentteki Yahudi öğrenciler Davud’un Yıldızı’nın olduğu kolyelerini saklıyorlar ve saldırı korkusuyla İbranice konuşmaktan kaçınıyorlar”. Nisan 2004’te Almanya, Avrupa’da Güvenlik ve İşbirliği Kurumu’nun (OSCE) antisemitizmle ilgili konferansına ev sâhipliği yaptı. Hükûmetin de destek verdiği konferansta antisemitizmle savaşmak için daha somut önlemler alınması gerektiği vurgulandı. Konferansın ardından yönetimler antisemitizme yönelik eğitim programları hazırlamaya başladılar. Hükûmet, sivil toplum kuruluşlarıyla işbirliği yaparak eğitim programlarının hazırlanmasında etkin rol oynadı. Hazırlanan eğitim programları yalnızca antisemitizmle savaşma değil, aynı zamanda insanlara Holokost’u unutturmama amacını da taşıyordu. Aktif Müslüman kurumlarının da katıldığı program, Hamburg’daki okullarda ‘Hamburg Modeli’ adı altında verildi.

Hollanda: Parlamento Haziran 2003’te hükümetin antisemitizmle savaşmak için var olan projelerinin olduğunu duyurdu. Fakat hükümetin Ekim 2003’te açıkladığı önlem tüm ırkçı eylemleri kapsıyordu ve özellikle antisemitizmi önlemek adına yeni bir kanun konmadı. Een Ander Joods Geluid gibi bâzı sivil toplum kuruluşları projeler yayınlayarak, eşitliğin sağlanması için çalıştı. Alman Koalisyonu Yahudiler’e, Filistinliler’e ve diğer Müslüman ülkelere Ortadoğu’daki barış için çağrılarda bulundu. Polisler Nisan 2003’te dikkatleri ayrımcılık olaylarına çekmeye çalıştı. Aynı zamanda internetteki yazılı saldırılarla savaşmak için de önlemler alındı. Eğitim Bakanı okullarda eğitim vermeyi amaçlayarak, değişik din ve ırktan insanların yaşamlarının, özellikle 2. Dünya Savaşı sırasında Yahudiler’in başına gelenlerin vurgulandığı bir program hazırladı.

İngiltere: Polisler antisemit olayları araştırarak, muhtemel saldırılara karşı Yahudi kuruluşlarda güvenliği arttırdı. Ülkede 2001 yılında antisemit davranışlarda bulunmak, tâcizde bulunmak ve saldırmak suç olarak kabûl edildi. Yasak daha sonra genişletilerek ülke dışında bulunan ve bu olaylara karşı kışkırtan grupları da kapsamına aldı. Yetkililer hükümetin antisemitizmle savaşmak ve Yahudi vatandaşların güvenliğini yasalar ve eğitimle korumak adına üstlendikleri sorumluluğu yineledi. Şubat 2004’te Kraliçe 2. Elizabeth, hayatını Naziler’in yaptıklarını araştırmaya adayan Simon Wiesenthal’ın çabalarının unutulmaması adına Wiesenthal’ı ödüllendirdi. 28 Ekim 2004 itibâriyle İngiliz Eğitim ve Beceri Sekreteri Charles Clarke, uluslararası bir çatı oluşturarak diğer dinlerin inançları konusunda halkı bilgilendirmeyi ve okullarda eğitim vermeyi amaçladı.

İrlanda: Ülke Avrupa Birliği’nin kanunlarına ve denetimlerine uyarak ayrımcılığa karşı savaşmaya devam ediyor. AB Başkanlığı boyunca İrlanda bütün üye ülkelerini antisemitizmle savaşmaları için cesaretlendirerek, düzenli bir eğitim ve eğitim sürecinin nasıl olması gerektiğini açıkladı. Uluslararası düzeyde ise Birleşmiş Milletler Dinsel Hoşgörü Çözümü’ne 20 yıl boyunca destek oldu. İsrail’in 2003 yılındaki antisemitizmle ilgili çözüm talebine karşılık İrlanda bütün AB üyelerinin de desteklediği Genel Toplantı’yı önerdi.

Bütün bu bilgiler ışığında çoğu Avrupa hükûmetleri antisemit olaylara karşı sıkı önlemler alırken, bâzı üst düzey yetkililer antisemitizmi destekleyen konuşmalar yapıp, Yahudiler’e karşı halkı kışkırtıyor. Çoğu Avrupa liderleri antisemitizm dâhil ırkçı olayları kınarken, bâzıları Avrupa Konseyi’nin Holokost’u Anma Günü’nü ilân etmesine destek oldu. Antisemitizmin çok sık görüldüğü ülkelerde, emniyet güçlerinin bu konuda eğitilmesi ve hükûmetlerin daha fazla kanun koyarak, suçlulara karşı daha sıkı yaptırım uygulaması gerekiyor. Çoğu ulusun şu an ırkçılık, ayrımcılık gibi suçlara yönelik hiçbir kanunu bulunmuyor, bulunanların ise suçlulara karşı daha katı yaptırım uygulaması şart.

Kaynakça:

http://www.humanrightsfirst.org

http://www.state.gov

http://www.jewishvirtuallibrary.org

30 Kasım 2005, Yazan Sezin Eskinazi

***

Toparlarsak, bu bulmacanın parçaları şöyle birleşiyor kafamda; tabii ki yanılıyor olabilirim:

-Başta Avrupa ve Arap ülkeleri dâhil, dünyada antisemitizm yükselmekte.

-İsrail’in dünyayı takmayan devlet terörünü kimse inkâr edemiyor.

-Bunun için bir şeyler yapmak ve birilerinin gazını almak, Yahudiler’in itibârını iâde etmek gerekiyor.

-Bunun için göstermelik bir ceza tehdidi ve Kürtçülüğün oynandığı Vaât Edilmiş Topraklar’da başka birilerini devreye sokmak, dikkati çelmek lâzım.

-Bir “one minute” çeken, bir ABG’ye gidip hizmet madalyası alan birileri tam güzel oturuyor buna. Arap ve Filistin Âlemi’nde kahraman ilân edilen, Kürt Saçılımı sâyesinde oralara şimdilik rahat girip çıkabilen, partisinde muazzam sayıda Kürt olan ve onların serbestçe Kürtçe de konuşmasına izin veren, Kürtçe TV yayınını devlet eliyle yapan bir lider! Karısı da Siirtli, oralarda seviliyor ve Jet Fâdıl’dan kalma bir borcu da olan…

-Peki, o şimdi nerede?

-Tam orada! Irak Başbakanı Nuri El Maliki’yle Bağdat’ta anlaşmalar imzalıyor.

-Güney Afrikalı hukukçu Richard Goldstone hem İsrail’e hem de Hamas’a güvenilir soruşturma yürütmeleri çağrısı yapıyor veeee… Aksi taktirde dosyayı Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi’ne sevk etme ikazında bulunuyor.

-Bakın nasıl da parçalar oturuyor; taşeronunu bulan ABG bir süre için geri çekilecek, Avrupa’daki gazlar da alınacak, Büyük Kürdistan (yâni Büyük İsrail) için ise ikide bir çifte açmaz atarak insanları şaşkına çeviren bir lider sâyesinde oyun oynanmaya devam ediliyor.

-Bizi de Baykalma’nın “kamera olmazsa dünyada olmaz” filân demeleriyle oyalayarak misenforme ediyorlar.

Çok değil, birkaç ay zarfında çok şey değişecek ve ne İsrail’in suçu kalacak, ne başka bir şey. Gündemde zâten şimdiden paket program hâlinde kakalanan bir Domuz Gribi hikâyesi var. Yaparlar bir haber, hâfızalar körelir.

   İsrail’le gene barışırız, beraber kanat açarız semâlara…

      “Demedi” demeyin…

         Allah ömür verirse, hep beraber göreceğiz.

            Hayırlı Cumalar…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 16 Ekim 2009 Cuma

Yorum Yapın

Mesajınız

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word