ŞUNDAN BUNDAN…
Elimde Ferit Devellioğlu’nun Osmanlıca-Türkçe Ansiklopedik Lûgat’i var (20. Baskı, 2003, Aydın Yayınevi, Ankara). Sayfa 487:
“Kanıt (ka uzun okunur. Arapça kunût’dan): ümîdi tamâmen sönmüş, ümitsiz, kederli. (bkz: me’yûs, nevmîd)”.
Türkçe kanmaktan “kanı: kanaât” (İng: opinion), sonra da “delil” karşılığı olarak “kanıt” uyduruldu (İng: evidence), herkes de aynı şeyi kullanır oldu.
Hele “kanıtlamak” lâfı “ispatlamak (İng: to prove)” için kullanılır hâle geldi ki, tam anlamıyla köksüz ve kısır, hâttâ piç bir kelime.
Semantik (anlam bilimi) ve linguistik (lisan bilimi) açılarından ne kadar mânidar ve düşündürücü değil mi?
Sözler, kelimeler endofazinin (iç konuşmanın) ekzofaziye (dışa konuşma) tahvilidir. Bunların teşekkülü de binlerce senelik tekâmül sonucunda ortaya çıkan ortaklaşa sembolik ifâdelerdir ve memetik mutasyonlarla lisanlara tahvil olur. Esasında ümîdi tamâmen sönmüş, ümitsiz, kederli mânâsına gelen bir kelimeyi delil anlamında kullanmaya başlamanın kültürel açıdan ortaklaşa şuûrdaki ve şuûrdışındaki (filogenetik ve ontogenetik psişedeki) tesirlerini düşünmek icap eder.
Türkiye’nin bu kaotik hâle gelmesinde lisanıyla çok fazla oynanmasının tesirini de düşünmek gerekmez mi?
Tamam, lisanı Arap ve Acem istilâsından kurtaracaktık da, bu kadarı da fazla değil miydi?
Mekânda bu konuda yazılarım var; Atatürk’ün Güneş Dil Teorisi arayışları, ifrattan tefrite geçtikten sonra aklı selîme dönüp, “yaşayan Türkçe” ile hâlveti…
Bu aklı selîm tamlaması “sağduyu” demek: Akıl ve Arapça selâmetten sağlam, kusursuz, doğru anlamındaki selîm’in izdivacı. Halkımız bunu Selim diye isim de yapmıştır. Başta Haberkürt’tekiler olmak üzere, hemen bütün medyadaki sunucular “aklı selîm insanlar” filân diyorlar, saçımı başımı yolasım geliyor. “Aklı selîm sâhibi (olan) insanlar” denmesi gerek.
Aynı şey “vak’a” için de geçerli. “Vakaa” diye telâffuz ediyorlar; “koordineli”den beter yâhu! Hele bir de “olgu” kelimesi var ki, tam bir çanta kelime: Vâkıa, fenomen (bunun bir de “görüngü” diye uydurukçası var), hâdise, olay, vak’a… Hepsi için kullanılıyor.
***
İnternette bir mekân adresi: www.mahmure.com. Böyle yazıp girdiniz mi, ânında http://www.ekolay.net/kadin/ olarak değişiyor ve burçlara göre aldatma “nedenleri”, hüsranla biten aşkların teker teker mercek altına alınması… Bol astroloji, fallar, dedikodu filân…
Uzmanlar ve yazarlar arasında bol “koç” var. “Uzman psikolog hipnolog” var. Var da var…
Aralık Derneği kurulduğunda, sırf zor zamanlarımda bana sıcaklık ve sevgi gösterdikleri için, mukabelesi olarak değil de, sevgiden dolayı elimden gelen desteği gösterdim. Konuşmacı olarak, fikir vererek, düşünerek…
Hâttâ benzeri kötü günlerde destek olmak için de elimden geleni yaptım.
Ama bâzı gözlerdeki tereddüt hep dikkatimi çekiyordu.
Koskocaman gövdemi, asansörü bozuk olmasına rağmen, altıncı kata “taşıyarak” tanıtım davetine icabet ettik karımla. Fotoğraflar filân çekildi. Hiç mi hiç merakım olmayan ALEM (ÂLEM yazmayı dahi akıl edemiyorlar ki, derginin adı zımnen BAYRAK oluyor) namlı “sosyete” dergisinde de poz poz çıktık. Ama bir baktık, yapılacaklar, edilecekler ve kimlerin ne yapacağı listesinde esâmimiz dahi geçmiyor. Kırgınlığımızı bildirdiğimizde “PR’cılarımız hata yapmış” dendi ve özür dahi dilenmedi.
Buradan da dünkü Hürriyet’in ekindeki bir röportaj vesilesiyle haberdar oldum: http://arama.hurriyet.com.tr/arsivnews.aspx?id=11305895.
Bu bulmacayı da çözmüş oldum. Eğer benimle işbirliği sürseydi, hiçbir gayrı ilmî şeye iştirak etmeyeceğim gibi, itiraz da ederdim.
Hayatımda ilk defa bir bahçe partisine “neden çağırıldığımın izah edildiğinin” sebebini de kafamda oturttum ve aklıma kendi Homo economicus yazım geliverdi (http://www.keremdoksat.com/2009/10/04/homo-economicus-dostlugun-olmadigi-yerin-insanlari%e2%80%a6/).
Entellektüalizasyon çok yorucu, enerji harcatıcı, yıpratıcı bir Ego savunma mekanizmasıdır.
Hele insanın sâhici arkadaşlarının harcanmasıyla beraber giderse, çok da yıpratıcı bir süreç başlar ve bu böyle sürer.
***
Az önce Sarı Kanarya son dakikalarda yediği gollerle iki bir mağlûp oldu.
İnşallah bu onlar için bir motivasyon olur da…
Hangi kadro ile?
Demiştim ya bu kadar baskı ile bu takım ne yapar diye…
***
Piyasadaki “büyük” gazetelerden içerisinde astroloji ve fal olmayan sâdece Cumhuriyet var. Bakalım daha ne kadar dayanacaklar…
Palavra atılmayan yâni…
BİRGÜN mü dediniz?
Onlar da pabuç atıyorlar!
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 18 Ekim 2009 Pazar

