Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2194 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

KİM KİME TESLİM OLUYOR?

Hürriyet’ten Yılmaz Özdil’in yazılarını genellikle gülümseyerek okurum. Müstehzî ve keskin bir zekâsı var. Arada “ben ne zaman Türkiye’den sıkılsam İzmir’e giderim” gibi diğer illerden olan vatandaşlarımızın tepkisini çekebilecek lâflar etse de, “bir” yerine sürekli olarak “bi” diye yazsa da, keyiflidir üslûbu ve yaklaşımları.

Bugünkü köşe yazısını iktibas ediyorum:

Teslim’iyet töreni

PKK’lıların memlekete gelişi, tüm yurtta, dış temsilciliklerimizde ve KKTC’de törenlerle kutlandı. Terörist olmadıkları, olsa olsa terörişko oldukları açıklanan PKK’lılar, sınır kapısına serilen kırmızı halı üzerinde, protokol tarafından, çiçeklerle karşılandı.

Yetkililerin, gözyaşlarıyla birbirlerine sarılarak, çak yaptıkları görüldü. Giriş işlemlerini önceden hazırlamayarak, 4 saniye beklemelerine sebep olan memur, görevden alındı, mağdur PKK’lılardan özür dilendi, araya Ahmet Türk girdi, tatsızlığın büyümesini önledi, Ahmet Türk’e teşekkür plâketi verildi. Bando eşliğinde üstü açık arabaya bindirilen PKK’lılar, resmî geçit kortejine katılarak, halkı selâmlaya selâmlaya Silopi’ye girdi. Temsilî karakol baskınının gerçekleştirildiği törenlerde, temsilî bir askerin, tahta tüfekle sağa sola ateş ediyormuş gibi yapması, coşkuya gölge düşürdü. Divan-ı harbe verilen askerin, aklî dengesinin bozuk olduğu ortaya çıktı. 25 atletin İmralı’dan getirilen toprağı PKK’lılara sunmasının ardından, güzergâh üzerindeki devlet dairelerine molotof atıla atıla, Vilâyet Konağı’na geçildi. Makam aracını PKK’lılara tahsis ettiği için yürüye yürüye gelen Vâli’nin kapıda karşılamaya gecikmesi, PKK’lıları tek başına karşılamak zorunda kalan ABD Elçisi tarafından skandal olarak nitelendirildi. Sinirlenen elçi, “Bu memleketin sâhibi yok mu kardeşim, her şeyi biz mi yapacağız” diye bağırdı, araya Emine Ayna girdi, tatsızlığın büyümesini önledi, ona da teşekkür plâketi verildi.

***

Karayoluyla Diyarbakır’a giden PKK heyeti, oradan, havayoluyla Ankara’ya geçti. Ancak, bu seyahat için, Başbakanlığa yeni alınan 18 koltuklu DAP uçağının tahsis edilmesi, krize sebep oldu. PKK’lıların “Sıkış tepiş olacağını bilseydik, gelmezdik” diye yakınması üzerine, derhâl 40 koltuklu Ana uçağı tahsis edildi. Bu bekleme sırasında VIP’te yürekleri ağızlara getiren bir sabotaj girişimi yaşandı ve “Türk” kahvesi ikram edildi… Irkçı muameleye mâruz kaldıklarını söyleyen PKK’lılar, “Kalkın, dönüyoruz Kandil’e” dedi. Allah’tan Sırrı Sakık devreye girdi, “Espresso olmadığında ben bile Türk kahvesi içiyorum” diyerek, tatsızlığın büyümesini önledi. Faşist garson gözaltına alındı.

Sırrı Sakık’a da teşekkür plâketinin yanı sıra Beluga havyarı takdim edildi.

***

Başkent’e inen PKK’lılar, gündüzdü ama havaî fişeklerle karşılandı, deve kesildi, nazar değmesin diye alınlarına sürüldü, TOKİ’nin hediyesi dubleks dairelerin anahtarları hediye edildi. Limuzinlerle TBMM’ye geçen PKK’lılar, önce, Meclis Lokantası’nda AB büyükelçileriyle basına kapalı yemek yedi, sonra, DTP grup toplantısına katıldı; Şeş TV’nin yanı sıra, Roj TV’den de naklen yayınlandı. Ayakaltında dolaşmasınlar diye, CHP ve MHP grup toplantıları iptâl edildi, “Çok istiyorsanız gidin orada yapın” denilerek, ilk meclis tahsis edildi.

***

PKK’lıların yarın İstanbul’a geçmesi, Savarona’yla Boğaz turu atması, akşam da Çırağan Sarayı’nda gazetecilerle yemek yiyip, topluca Reina’ya gitmeleri bekleniyor”.

***

Haberkürt’ten setrediyorum, nasıl da sevinçle veriyorlar olan bitenleri.

Teröristbaşı’nın emriyle Habur’da Devletin(!) yasakladığı alanı dolduran 50.000 Kürt, heyecan ve helecanla PKK’lı kardeşlerini bekliyor. Gelenleri Ayrılıkçı Kürtçü Parti karşılıyor; otobüsler filân hazır. Göstermelik bir soruşturmadan sonra hepsi serbest bırakılıyor.

Saat 15:39, mahşer yeri gibi oralar ve biraz önce de Devletlû’nun, Baykalma’yla alenen dalga geçtiği konuşmasını seyrettik.

Birkaç saat sonra şimdilik Türkiye Cumhuriyeti ismine hâiz olan ülkenin başkenti olan Ankara’ya uçacağız; yarın Ulusal Psikiyatri Kongresinde “Hayat Boyu Bipolar Bozukluk: Klinik Görünümler” panelimiz var. Neslim, ben ve Prof. Dr. Engin Eker konuşacağız; sırayla çocukluk, yetişkinlik ve yaşlılıktaki manik depresif hastalık tezahürlerini anlatacağız gençlere, meslekdaşlara. Öbür gün de Evrimsel Psikiyatri konusundaki bir panelin başkanlığını yapacağım; üç genç psikiyatr sunacaklar. Ülkemizde ilk defa benim telâffuz ettiğim bir yeni disiplinin hızla tekâmül etmesinin memnuniyeti içindeyim.

Ama nedense içim sevinç dolu değil!

Azerbaycan bayrağının açtırılmadığı ama Hrant’ın Ülkesi’ne Hoş geldiniz” pankartının açıldığı, sıkıyönetim şartları altında oynanan sözüm ona millî maç mı desem, Cumhurbaşkanımız’ı sakız çiğneyerek karşılayan Fransız Cumhurbaşkanı’nın istiskali mi desem, neler neler desem… Kafam o kadar bunlarla dolu ki, sevinç hissedebilme kaabiliyetimi kaybettim.

Bir ülkenin alenen istilâya uğramasını seyrederken…

Bunun arkasının da daha çok geleceğinin haberini dinlerken…

ABG’den alınan tâlimatın tatbikinin neticelerini canlı yayından seyrederken…

Gırtlağıma bir yumru çöküyor!

Buna klinik psikiyatride “globus hystericus” denir; mide hizasında olanına ise “globus epigastricus”.

   Histeriklerde görülür.

      Bir de vatanının elden gidişini nâçar seyredenlerde…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 20 Ekim 2009 Salı

Yorum Yapın

Mesajınız