Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 3022 defa okundu.
Bu yazi bugun 2 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

DOMUZ GRİBİ Mİ, ISLAK İMZA MI?

Prof. Dr. Güngör Uras, 27.10.09 tarihinde (bugün) Milliyet’te açık açık yazdı:

Domuz gribi korkusu var. Şu kriz döneminde belli kesimler de kamunun kaynaklarını ve halkın parasını sömürme arayışına girdi. Şimdilik 500 milyon TL’lik aşı ithâl edildi. Bu aşı kampanyasının Sağlık Bakanlığı’na mâliyeti şimdilik 1 milyar TL. Bakanlık bütçesinin yüzde 10’u aşı kampanyalarında harcanacak.

Dezenfektasyon, koruyucu maske, bağışıklık sistemlerini güçlendirmek için yapılan harcamalar yepyeni ve kârlı bir pazar ortaya çıkarıyor (MKD: Hele antibakteriyel el yıkama jeli tam bir âlem; yâhu, adı üzerinde, bu bir grip türü. Yâni virüslerin yol açtığı bir hastalık!).

Bu konuda halkın kafası karıştı. Saf ve bâkir bir Anadolu çocuğu olarak benim de kafam karıştı. Ben işin tıp yönüyle değil, ekonomik yönüyle ilgileniyorum. Geliniz görünüz ki, ekonomik yönü tetikleyen de gribin tıp yönü. Dr. Sualp Tansan, “Bu konuyu en iyi Ankara Üniversitesi Halk Sağlığı Anabilim Dalı öğretim üyesi Prof. Dr. Recep Akdur bilir” dedi.

Prof. Dr. Recep Akdur’un domuz gribi konusunda bugüne kadar yaptığı açıklamaları, yazdıklarını internetten okudum. Sonra Prof. Dr. Recep Akdur’u aradım. Ayşe Hanım Teyze’min merakını giderebilmem için bana anlattıklarını özetliyorum:

- Doktor Bey, “Ayşe Teyze’nize söyleyiniz ki“ dedi, “normâl grip mikrobu, domuz gribi mikrobundan 7-10 kat daha öldürücüdür”.

- Domuz gribi, domuzdan insana bulaştığında öldürücüdür. Fakat şimdilerde ortalıkta dolaşan mikrop, insandan insana bulaşan mikroptur. Gerçek anlamda “domuz gribi  virüsü” değildir, gücü zayıftır. Günümüzde görülen domuz gribi hafif seyreden bir hastalıktır. Kuş gribi, İspanyol gribi, mevsimsel grip gibi öldürücü değildir.

- Gripten korunmak için hijyen şartlarına dikkat etmek, gıdaya dikkat etmek, sağlığa dikkat etmek, vücudu güçlü tutmak önemlidir.

- Grip olmaları hâlinde büyük sarsıntı geçirecek kişiler (risk grubundakiler) normâl grip aşısı olurlarsa iyi yaparlar. Bu aşı eczânelerde 18-20 TL’ye satılmaktadır.

- Bağışıklık sistemini güçlendirici ilâçlar konusunda da dikkatli olmak gerekir. Bunların da satışı insanlar korkutularak yapılıyor.

- Grip mikrobu (virüsü) insan vücudu dışında 2-4 saat yaşayabilir. Bu nedenle okulları dezenfekte etmek, bir hafta kapamak gibi abartılı tedbirlerin domuz gribiyle ilgisi yoktur.

- Okulları kapatmak gribi sona erdiremez. Önemli olan gribe yakalanan çocukların okula gönderilmemesi, okula gönderilenlerin ise sınıfa alınmamasıdır.

Prof. Akdur uyarıyor: “Bu gribin ölümcüllüğü artacak. Ondan dolayı aşı gerekli” diyorlar. Böyle bir şeyin olabilmesi için bilinen virüsün değişikliğe uğraması gerekir. O zaman da ithâl edilen ve eski virüse göre hazırlanan aşı zâten işe yaramayacak. Domuz gribi bahânesiyle aşı pazarlaması yapılıyor. Fırsat bu fırsat, herkes halka bir şeyler satmaya çalışıyor. Bu aşılar milyonlara yapıldığında zararları, beklenen faydadan çok fazla olabilir”.

Öğrendiklerimi Ayşe Hanım Teyze’me aktardım. Başını salladı. “Her zaman olduğu gibi kurtlar piyasaya çıkmış durumda. Koyun can derdinde, kasap mal derdinde” dedi.

***

Önce bir hatırlatma yapayım: http://www.keremdoksat.com/2009/05/01/aids-kus-gribi-ve-simdi-de-domuz-gribi/ makaleme bir göz atıverin, 1 Mayıs 2009’da klâvyeye almışım.

Hâlbuki bu domuz gribi tam bir Deniz Feneri, yeni bir gündem ve birileri de fena hâlde köşeleri dönüyor. Bir yandan da sürekli olarak gündem değişiyor, açılım saçılım hemencecik unutuluyor!

Sevgili dostum Dâhiliye Uzmanı Dr. Gündüz Tezmen konuyu hülâsa etmiş ama biraz fazla ihtiyatlıca: http://www.saglicaklakal.com/KoseYazisi.asp?i=04CE3878-5D53-4BAC-AB64-4247635AAD41. Aşı Guillain Barre sendromu gibi çok tehlikeli yan etkilere hâiz, çünkü içerisine “adjuvan” katılmış. Bu, şu demek: Öldürülmüş veya çok zayıf düşürülmüş virüsten yapılan saf aşıların mâliyeti çok yüksek; diyelim ki 1000 virüsten 10.000 kişilik aşı imâl ediyorsunuz. Ama bu adjuvanı, yâni virüsün antikor yaratıcı etkisini arttıran katkı maddesini eklerseniz, çok ekonomikleşiyor ve 1000 virüsten 1.000.000 kişilik aşı imâl edebiliyorsunuz. Bunun karşılığında da bahsettiğim riskleri göze alıyorsunuz.

Ekonomik deyince bakın aklıma ne geldi… 1915 ilâ 1926 arasında bütün dünyayı mahveden, artık pek nâdir rastlanan Encephalitis Lethargica veya ilk târif eden nörologun ismiyle (Constantin von Economo) von Economo Hastalığı değil bu mübârek. Bir beyin iltihabıydı ve aşırı uykuluk veya uyanılamayan bir uyku, katatoni benzeri nöropsikiyatrik tezahürlerle karakterizeydi. Yüksek ateş, boğaz ağrısı, baş ağrısı, çift görme, psikiyatrik âraz, letarji (aşırı bitkinlik) ve komaya yol açıyordu. Göz kaymaları, Parkinson hastalığı benzeri bulgular ve psikoz da mutattı. Bu hastalığın neden ve nasıl geliştiği, tam sebebi hâlâ tartışmalıdır.

Neyse, dönelim biz domuz gribi aşısı muhabbetine: Almanya’daki elitler için saf aşı imâli gündeme gelince ortalık karışmıştı hatırlarsınız. Bizim yeşillere de özel mamûl çoktan gelmiştir, hiç şüpheniz olmasın!

Zâten Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, virüsle ilgili önemli ve düşündürücü bir açıklamada bulundu ve dedi ki “mevsimsel grip döneminde değiliz, şu anda görülen grip vak’alarının hepsi domuz gribi” .

Vay anasını sayın okuyucular…

Tekrar yazıyorum: Hacettepe Üniversitesi öğretim üyesi ve Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan, “mevsimsel grip dönemi henüz başlamadı. O yüzden şu andaki grip vak’alarının tamamı domuz gribi” dedi. Bu nedenle domuz gribi şüphesiyle numûne alınmasının gereksiz olduğunu ifade eden Ceyhan, grip belirtileri gösteren herkese domuz gribi gözüyle bakıldığını ve doktoru gerek görüyorsa ilâç alıp evlerinde istirahat etmeleri gerektiğini söyledi. Sağlık Bakanlığı’nın verilerine göre Türkiye’de 958 kişi domuz gribine yakalandı ve bu virüse bağlı sâdece bir ölüm yaşandı. Türkiye’de hızla yayılan domuz gribinde “bilinenden bin-iki bin daha fazla domuz gribi vak’amız var” diyen Prof. Dr. Mehmet Ceyhan şunları söyledi: “Ölüm olması insanları sarstı. Bu kadar vak’a içinde ölüm olması anormâl değil. Diğer ülkelerde ölüm oranları çok daha fazla! Önümüzdeki süreçte başka ölümler de yaşanacak; bu süreçte zatürree olanların domuz gribi kaynaklı olduğunun düşünülmesi lâzım. Domuz gribinde en fazla ölüm nedeni zatürree; hem hekimlerin hem insanların bu durumu gözetmeleri gerekiyor”.

Öte yandan İtalya’dan ithâl edilen 490 bin doz domuz gribi aşısı Refik Saydam Hıfzıssıhha Merkezi’nde bir haftadır inceleniyor. Alınan numûnelerin denetlenme aşamasının sonuna gelindi. Prof. Dr. Mehmet Ceyhan “aşılar kullanılmamak üzere merkezlere gönderildi. Sonuçların olumlu çıkması hâlinde kullanılmaya başlanacak. 490 bin dozluk aşının 120 bini hacı adaylarına, geri kalanı da sağlık personeline yapılacak. Bu hafta sonunda 384 bin dozluk yeni parti aşı geliyor. Ondan sonra da 1.5 milyon doz aşı gelecek. Onlar da 3 yaş altı çocuklara ve riskli gruplara yapılacak. Daha sonra gelen aşılar okullardaki öğrencilere yapılacak. Bu da 1 ayı bulur kasım sonu gibi aşılama başlar” dedi.

Zâten bir alay akciğer hastasının arasında çalışan bir kişi de zatürreeden dolayı vefat etti. Bu, normâl mevsimsel griptekinden çok daha küçük bir rakam!

Eh, peki, ben buradan pek muhterem Sağlık Bakanlığı Bilim Kurulu Üyesi Prof. Dr. Mehmet Ceyhan’a sormak istiyorum hem bir tıbbiyeci hem de akademisyen olarak: Bu aşıları niçin ve neden ithâl edip millete yapacaksınız?

Ben yaptırmayacağım, he de risk grubunda olmama rağmen.

Anlaşıldığı üzere, domuz gribi değil, domuz garibiyiz.

***

Bu domuzluk tam da ıslak imzalı yeni belgeye denk düştü.

Lûtfen http://www.signaturemachine.com/ adresine bir uğrayın.

Şaşırdınız mı?

Nedense ben hiiiiç şaşırmadım!

Aynı mekânın http://www.signaturemachine.com/products/products.html kısmındaki Ghostwriter (hayâlet yazıcı/yazar) markalı makinelerden istediğinizi satın alıverin (ben en çok Ghostwriter MAX T Series modelini beğendim, pek estetik). Sonra da azıcık kafayı kullanıp onun bunun şunun, meselâ Devletlû’nun imzasının bir örneğini bulun.

Sonra da “ben her hücreme kadar Atatürkçüyüm ve Ergenekon safsatasına da artık destek vermiyorum; Deniz Feneri’nden de elimi çektim” diye yazıp, altına ıslak imzayı basın! Gönderin Adlî Tıb’ba veya istediğiniz makama. “İmza ıslaktır” diye babalar gibi belgeyi de alın.

Sonra da…

Tabii ki şaka yapıyorum, sakın yapmayın çünkü imza taklidi ağır cezalık suçtur (eğer hâlâ kaldırılmadıysa).

Şimdi iddia etsem ki “Kurmay Albay Dursun Çiçek’in ıslak imzası işte bu makineler kullanılarak Emniyet Müdürlüğü tarafından imâl edildi”…

Buna bilimsel olarak cevap aramak hakkım, hakkımız var mı yok mu?

***

Bakın habere: (http://haber.gazetevatan.com/haberdetay.asp?detay=Israile_bir_sok_daha&tarih=27.10.2009&Newsid=267430&Categoryid=30).

İnsan Hakları Kuruluşu Uluslararası Af Örgütü İsrail’i Filistinliler’in temiz ve güvenli su kaynaklarına asgarî düzeyde ulaşmasına engel olmakla suçladı. Örgüt, işgâl altındaki Batı Şeria’da İsrail’in su kısıtlamalarıyla Filistinliler’e karşı ayrımcılık yaptığını kaydetti.

Gazze’de ise İsrail’in ablukasının su ve kanalizasyon sistemini kriz noktasına getirdiği vurgulandı. Rapordaki bilgilerde maddî hatalar olduğunu savunan İsrail ise, Filistinliler’in 1990’lı yıllarda imzalanan Oslo Barış Anlaşması’nda öngörülenden daha fazla su aldığını iddia etti ve Filistinliler’i su kaynaklarını kötü yönetmekle suçladı. Af Örgütü, 112 sayfalık raporda Filistinliler’in günlük su tüketiminin kişi başına ortalama 70 litre olduğu belirtildi. İsrailliler’in ise günde 300 litre su tükettiği kaydedildi. Raporda, bâzı Filistinlilerin ise sâdece insanî kriz durumlarında tavsiye edilen miktar olan günde 20 litre su aldığı belirtildi. Raporda İsrail’in Batı Şeria’daki Filistinlilerin kuyu kazmasını engellediği, su depolarını tahrip ettiği ve su tankerlerine el koyduğu kaydedildi. Raporda bu sırada Yahudi yerleşimcilerinse yüzme havuzları ve yeşil bahçelerin keyfini çıkardığı iddia edildi. Gazze’deyse İsrail’in kötü durumdaki su sistemi için gereken inşaat mâlzemelerinin girişine izin vermediği vurgulandı.

Çalışmada, Filistin toprakları ve İsrail’in başlıca yeraltı su kaynağı olan Akfer Dağı’ndaki suyun yüzde 80’inden fazlasını İsrail’in kullandığı bildirildi. Uluslararası Af Örgütü’nden Donatella Rovera “su temel bir ihtiyaç ve haktır. Ama çoğu Filistinli için hayatlarını sürdürmeye yetecek derecede, düşük kaliteli su almak bile güçlükle para yetiştirebildikleri bir lüks hâline geldi” dedi. Rovera İsrail’in “ayrımcı politikalarını terk etmesi ve Filistinliler’in suya ulaşımı önündeki tüm engelleri derhâl kaldırması gerektiğini” söyledi. İsrail Hükûmet Sözcüsü Mark Regev ise, raporda maddî hatalar bulunduğunu söyledi ve Filistinliler’i su kaynaklarını kötü yönetmekle suçladı. Regev, İsrail’in Filistinliler’in kuyu kazmasını engellediği suçlamasını da reddetti. Sözcü, ülkesinin şu ana dek 82 kuyu projesini onayladığını, ancak Filistinliler’in sadece 26’sını hayata geçirdiğini iddia etti.

İSRAİL’LE NELER OLUYOR (http://www.keremdoksat.com/2009/10/16/israil%e2%80%99le-neler-oluyor/#more-756) makalemden dolayı beni anti-Semitizm’le suçlayan, meslekten attıracağını(!) söyleyerek tehdit edenlere soruyorum:

İnsan Hakları Kuruluşu Uluslararası Af Örgütü, anti-Semitik hezeyanları olan paranoid şizofrenlerin teşkil ettiği bir tımarhâne midir?

Yâhut da bendeniz bu adamlara telepatik beyin okuyup yönetme teknikleriyle mi bu lâfları ettiriyorum?

   Ne de olsa benden korkulur!

      Eski Taekwondo’cuyum.

         Üstelik de psikiyatri profesörüyüm.

            Aşmışım ilmi de, mânâyı da, ulaşırım her yere!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 27 Ekim 2009 Salı

9 Yorum

mustafaEkim 28th, 2009 06:17

Üstâdım elinize dilinize sağlık, bizim söyleyemediğimizi siz söylemişsiniz.
Saygılar.

MKD: Teşekkürler, bilmukabele…

Muhammer AltaşEkim 28th, 2009 07:02

Çok güzel yazmışsınız,

SigTech firmasının otomatik imzalama makinası ilk defa burada görmüştüm.

Görebileceğimiz güzel günlerin umuduyla esen kalın.

MKD: Bilmukabele Sayın MA.

Nazlı TuranEkim 28th, 2009 11:40

Elinize yüreğinize sağlık, iyi ki varsınız.
Nazlı

MKD: Çok teşekkürler Sayın Nazlı Turan.

Dr. Füsun UzunoğluEkim 28th, 2009 11:41

Sizlerin ve yetiştirdiklerinizin varlığı en büyük umudumuz.

Sevgi ve saygılar.

MKD: Bilmukabele Sayın Dr. Füsun Uzunoğlu.

İbrahim Afif KarakılıçEkim 28th, 2009 12:25

Sevgili Kerem Hocam,

Her zaman olduğu ğibi, kritik analitik düşüncenin doruğundasın. Yazını okuyunca oldukça etkilendim. Geçen hafta astv’de “haberterapi” programında benzer görüşlerimi ifâde etmeye çalışmıştım. Yakın çevremden aldığım tepki “çok konuşuyorsun. Üstüne vazife olmayan şeylere karışıyorsun. Başına bir iş gelecek” oldu. Benim yanıtım, Nâzım’ın bir şiirinden alıntı:

Sen yanmasan,
ben yanmasam,
nasıl çıkar
karanlıklar aydınlığa.

Tekrar eline beynine sağlık

İbrahim Afif Karakılıç

MKD: Sevgili Meslekdaşım, aziz dostum, çok teşekkür ediyorum.

mustafa terziahmetoğluEkim 28th, 2009 12:27

Saygılar Efendim,

Bu mekânda 3–4 ay evvel bir vesîle ile bir konuya temâs etmiştim. Bu konu bugün yine gündeme geldi.
Taha Akyol bugünkü Askerî İdeoloji başlıklı yazısında yine Ordu’yu yıpratma ideolojisinin başka bir örneğini tekrarlamaktadır. 24.06.2008 tarihli “yönetmemek ama hükmetmek” başlıklı yazısında yine aynı ideolojisinden hareketle bir kaynağa atıfta bulunarak Ordu’ya yüklenmişti. Bu kaynak CFR üyesi, Kemalizm düşmanı, The Globe gazetesine 22 Temmuz seçimleri arifesinde “İslâmî bir zaferi alkışlamak” başlığı altında demeç veren Steven A. Cook’un “ruling but not to govern” isimli kitabı idi. O tarihte kendisine cevap vermiş, bu tercümenin yanlış olduğunu beyan etmiştim. Ruling but not to govern tercümesinin yönetme ama hükmetmemek olduğunu ifâde etmiş ve literatürden aldığım birtakım açıklamaları kendisine göndermiştim. Aramızda geçen muhaberattan bâzı kesitler iktibas ediyorum.

Gönderme tarihi: 24 Haziran 2008 Salı 09:34:29
Kime: taha akyol (t.akyol@milliyet.com.tr)
Sn. Akyol,

Selâm ve saygılarımı sunarım.

Özür dilerim ama yine yanlış yaptınız. Herhâlde kafanızın içindekini tercüme ettiniz. Zâten sizden gerçeği tercüme etmek beklenmezdi.

Ruling but not to Govern tercümesi yönetme ama hükmetmemektir. Siz tersini söylemişsiniz. Yâni yönetmemek ama hükmetmek olarak tercüme etmişsiniz. Bu da şunu İSPAT EDİYOR! ki ordu ve yargı hakkında söyledikleriniz ÇİN SEDDİNE çarptı.

Yazınızı yeni baştan kurgulayın. Dervişin fikri neyse zikri de odur.

Saygılarımla

Mustafa Terziahmetoğlu

Mak. Y. Müh.

Bana gönderdiği cevap:
Mustafa Bey,
Turke ile Ingilisce arasindaki yapi varki ile vurgu farki bakiminden benim tercumem dogrudur.Hukukcu olmadiginiz icin yargi bagimsizligi kavramini kavriyamiyorsunuz. YŞazim tamamen dogru yaphilandirilmistir, bugun yuze yakin mail geldi tek sizsiniz sizin gibi dusunen.

Yazısından çok sinirlendiği belli oluyor.

Buna cevabım:

Sn. Akyol,

Cevabınız için teşekkür ederim.
İngilizce ile Türkçe arasındaki yapı ve vurgu farkı açıklamanıza katılıyorum. Fakat doğru tercüme olduğuna katılmıyorum.
İngilizcedeki yapı farkına göz atalım.(Çeşitli kaynaklar)
1- The ruling party – İktidar partisi, yönetimdeki parti anlamındadır.(2007 de AKP 2.kez iktidar partisi(Ruling Party) olarak yönetime geçti. Yani ruling party is a political group that is in power, main party which currently RULES İN A GOVERNMENT.
2- Turkey’s constitution GOVERNS the legal framework of the country.
Veya Turkey’s constitution rules the legal “ “ “ . Bu ikisinden ilk söylenen doğrudur.( Şüpheniz varsa İngiliz Dili Fakültelerine sorabilirsiniz).
3- İn Turkey, executive power is exercised by the Prime Minister and the Council of Ministers which make up THE GOVERNMENT. Veya executive power is exercised by the Prime Minister and the Council of Ministers which make up THE RULİNG…Bu ikisinden ilk söylenen doğrudur.( Şüpheniz varsa İngiliz dili Fakültelerine sorabilirsiniz).
4- The Prime Minister is elected by the parliament through a vote of confidence in his government.Veya ….. a vote of confidence in his ruling. Bu ikisinden ilk söylenen doğrudur.(Şüpheniz varsa İngiliz Dili Fakültelerine sorabilirsiniz)
5- Chance usually governs the outcome of the game.Veya Chance usually rules the outcome of the game.Bu ikisinden ilk söylenen doğrudur.(…..)
6- A valve that governs fuel intake. Veya a valve that rules fuel intake. Bu ikisinden ilk söylenen doğrudur.(…..)
7- A student who could not govern his impulses.Veya a student who could not rule his impulses.Bu ikisinden ilk söylenen doğrudur.(….)
8- To exercise political authority, to run a government = to govern.
9- Work-to rule is an industrial action in which employees do no more than the minimum required by THE RULES of workplace.

İngilizcedeki yapı ve vurgu farkını görebildiğinizi ümit ederim. Bir de diğer bir kaynağa bakalım. Orhan Hançerlioğlu- Felsefe sözlüğü
Yasa, doğasal ve toplumsal bütün olguların doğal gelişmelerini belirleyen temel ilişkilerini dile getirir. Yasa anlayışı, antik çağ düşünürlerinde KADER anlayışıyla karışmıştır ve törebilimsel KURAL( Os. Kaide, Fr. Regle, Alm.Regel, İng.RULE, İtl.Regola) la ilgili kılınmıştır. KANON sözcüğü Yunancadır ve örnek, yöntem anlamlarını dile getirir. İslam düşünürleri bu terimi Yunanlılardan almışlar ve kanun deyişiyle KURAL VE İLKE terimleriyle anlamdaş kılmışlardır. Yani diğer bir anlamda YÖNTEMSEL, YÖNETİMSEL bir ifadedir. Bu bakımdan tercümeniz yanlıştır.
Yargı bağımsızlığı kavramı, sizin TEKELİNİZDE değildir. Her ülkede, eğer o ülke HUKUĞUN ÜSTÜNLÜĞÜ ve İNSAN HAKLARI prensipleriyle yönetiliyorsa, her vatandaş HUKUK VE HAKKINI bilmek zorundadır. Hukuku bilende YARGI BAĞIMSIZLIĞINI bilir. Eğer bilmezse RAİYYE olur. Yargı Bağımsızlığını ben bilirim ifadesi, HUKUĞUN VE İNSAN HAKLARININ TEMEL FELSEFESİNE ters düşen bir ifadedir. İnsanları sürüleştirme çabalarındandır. Dini de ben bilirim. Allahı da ben bilirim. Hep sınıfsal söylemler.

Yukarıda açıkladığım esaslar perspektifinde, tercüme ve buna bağlı kurgu yanlıştır. Farklı olmak sıfatı için teşekkür ederim. 100lerce mesajdan farklı olmak, diğer mesajların doğruluğunu göstermez.
HERKESİN AYNI ŞEYİ DÜŞÜNDÜĞÜ BİR ORTAMDA HİÇ KİMSE BİR ŞEY DÜŞÜNMÜYOR DEMEKTİR. Walter Lipman

BAŞKALARININ YOLUNDA YÜRÜYENLER, AYAK İZİ BIRAKMAZLAR. S.BRAUNDON.

Bu yazıya cevabı:

Muhendis Bey,

Siyaset bilimi ve sosyolojiye meraklanmaniz iyi bir isaret. Buna cok ihtiyaciniz var, aman vazgecmeyin. Isterseniz size Turkce ve Ingilizce literatur tavsiye edebilirim.
Cook’un kitabinin Turkcesi de cikmis, yayinevi bana mail’le bildirdi, onu bulun ve okuyun, hem tercumenizin yanlis oldugunu hem konuya ne kadar yabanci oldugunuzu ogrenirsiniz.
Saygilarimla

Biraz sertleşme belirtileri var. Mustafa B.den Mühendis Bey’e geçildi.

Yayınevine niye sordu?
Çelişkiye düştü.
Yayınevini araştırdım. Hayy yayınevi. Steven A.Cook’un kitabının tercümesi. Kitabın adı: Yönetmeden hükmeden ordular.
Kitabın orijinalinde ordu lâfı geçmiyor ki. Maksat âşikâr. Ordu’yu yıpratmak.
Bugünkü yazısında Atatürk düşmanı CFR üyesi Steven A. Cook’un yine bu kitabını kaynak gösteriyor, fakat bu sefer İngilizce’sinden bahsetmeden yine Yönetmemek ama hükmetmek ifadeleriyle karalama kampanyasına devam ediyor. İngilizce’sinden bahsetmemekle kendine göre provokatif bir yaklaşımla uyanıklık yapıyor.

Efendim, eğer lûtfederseniz sizden ve değerli yorumcularımızdan “ruling but not to govern” ifâdesinin tercümesi için değerlendirme rica ediyorum. T. Akyol’a ve kitapevine gerekli protesto eylemini yapabilmem için şahsım adına gerekli teyit verileriyle zihnimin donatılmasını düşünmekteyim.
Veya ben iddiamda yanılıyor olabilirim.

Ayrıca T. Akyol’un bu yazıyı Cumhuriyet Bayramı’nda kaleme alması Ordu’yu karalama kampanyasına ayrı bir anlam vermektedir. Mücadele her ortamda Cumhuriyet’in korunması adına verilmelidir.

Cumhuriyet Bayramınız kutlu olsun ve Allah TÜRKİYE CUMHURİYETİ’Nİ korusun. Atatürk nur gölünde yatsın.

SSSSS

MKD: Zâten en güzel karşılığı bulmuşsunuz Sevgili MT.
SSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSSS……………. ;-)

TanerEkim 28th, 2009 22:44

Tıpkı Nasrettin Hoca hikayesi gibi.Eğer ki bu grip aşısı gerekli değildir denilip aşılar alınmamış olsaydı para için bu hükümet insanların ölümüne göz yumdu denilecekti.Aşılar alındı ve görünen o ki ölüm oranı bu aşılarla azalacak.Bu sefer de bizler denek miyiz ne gerek var aşı almaya 1 milyar dolar gitti deniliyor.Bence aşı alınarak doğru bir karar verilmiştir.Muhalefet olmak kadar kolay bir şey yok.

mustafa terziahmetoğluEkim 29th, 2009 11:28

Saygılar Efendim,

Günün mânâ ve ehemmiyetine binâen, 10 Kasım 1953′de, Atatürk’ün muvakkat kabirden Anıt Kabir’e nakledildiği muhteşem merâsim sonunda Cumhurreisi Celâl Bayar’ın milletin ve kendisinin gözyaşları arasında irat ettiği hitâbenin bazı bölümlerini iktibas ediyorum:

Yurddaşlarım,
Tarih bize gösteriyor ki, yeni devri açan ileri milletler, evvelâ büyük evlât yetiştirmişlerdir. Kemâl Atatürk de, hiç şüphe yok ki, bu müstesna hârika şahsiyetlerden biridir. Onun yarattığı, milletine hediye ettiği muhteşem eserlere baktıkça şu hükme varılır.
O, büyük bir askerdir. O emsâlsiz bir devlet adamı, müstesna bir inkılâpçı ve mânevî gıdasını, memleketine hizmet aşkını, içinde yetiştiği cemiyetten, bu millî ilham kaynağından alan bir dâhidir.
Büyük devlet adamı Atatürk, saltanatın ve ona bağlı müesseselerin tamamıyla çürüdüğüne kani idi. Onun içindir ki, millî hâkimiyete dayanan, kayıtsız şartsız bir Türk Devleti kurmak kararını verdi.
Bu maksadını tahakkuk ettirme yolunda, karşısına çıkan bütün tehlikeler, memleketin büyük bir kısmını istilâ altında bulunduran yabancı ordular, istibdat ve gerilik adına yer yer korkunç ayaklanmalar, hâttâ ölüm cezasına mahkûm oluşu, bütün bunlar onun çelik iradesini asla sarsmadı.
Tarihî bir hakikattir ki, Millî Mücadele’nin en büyük merhalesini, TBMM’nin, millî hâkimiyetin yegâne ve hakiki mümessili olarak, fevkalâde salâhiyetlerle işe başlaması teşkil eder. BMM için, kendisi, haklı olarak “en büyük eserimdir” derdi.
BMM’nin kurulması ve lâik, demokratik Cumhuriyet rejiminin hukukî mesnedini teşkil eden Anayasa’nın vücude getirilmesiyle yepyeni bir TÜRK DEVLETİ’nin sağlam temelleri atılmış oldu. Bu suretle ATATÜRK, yeni TÜRK DEVLETİ’nin banisi ve dünya çapında devlet adamı olmak şeref ve vasfını kazandı.
O, yüksek kumanda mevkilerinde bulunanların, yalnız askerî değil, siyasî ve iktisadî geniş bir dünya görüşüne sâhip olmalarını isterdi. Çünkü kendisi, bizzat bu hasletleri hâizdi.
Onun idare ettiği ve her defasında kazandığı şan ve şehâmet dolu meydan muharebeleri, millî hayatımız için birer dönüm noktasıdır.

Bu zaferler, millet olarak, varlığımızın devamını sağlamıştır.

Başkumandan Mustafa Kemâl hârikulâde bir irade ile haykırmış: ”Hayır, milletimiz esir olmayacaktır. Müstevlileri behemehâl mağlûp edeceğim, bütün millete, bütün âleme ilân ediyorum” demişti. Netice herkesçe malumdur. Eşsiz bir zaferle İstiklâl Savaşı’nın esas umdesi “Misâkı Millî” tahakkuk ettirilmiş, milletimiz millî hürriyet ve istiklâline kavuşmuştur.
Atatürk’ün en kuvvetli bir tarafı da inkılâpçılığıdır; bilindiği gibi, devrini yaşayıp ikmâl etmiş ”teokratik“ nizâmın hâkim bulunduğu cemiyetler, istenildiği gibi inkişaf edememişlerdir. Memleketimizde, son bir iki asır zarfında, ileri bir idare kurmak gayretlerinin birçok defalar tekrarını görürüz. Fakat yarı teokratik bir temel üzerine muasır medeniyet seviyesinde bir devlet kurmanın mümkün olamayacağı, birçok acı veya kanlı tecrübelerle anlaşılmıştır.
ATATÜRK, îtibar ve mânâsını kaybeden teokratik ve monarşik padişahlık idaresine bir kıymet izâfe etmenin doğru olmadığını anlamıştı. ATATÜRK, İmparatorluğun mütereddit ricâli gibi, iki zıd ucu telif şeklindeki çıkmazda, bocalayıp kalmazdı. Cesur adımlarla ilerledi.
Kendisine rehber olan prensiplere göre,”hakikî mürşit ilimdir”, milletlerin hayatında muasır ve hakikî ilim ve onun yarattığı vâsıtalar ile ancak Garp medeniyetinde bulunabilir. Türkler bu muasır medeniyet câmiası içinde yerlerini almalı, kendi ifâdeleriyle devam ediyorum: ”Türkiye Cumhuriyeti halkı tamamen asrî ve bütün mânâ ve eşkâl ile medenî bir içtimaî hey’et hâline gelmelidir”.

Yurddaşlarım;
ATATÜRK’ün milliyetçilik anlayışı da çok ileri ve geniştir. Vatandaşlar arasında müşterek râbıtanın, birlik ideâlinin, ancak hodbin olmayan bir milliyetçilik anlayışı içinde tahakkuk edeceğine inanırdı. Atatürk’ün milliyetçilik anlayışı çok insanîdir.
“Beşeriyetin tek bir vücut, milletlerin de bunun birer uzvu olduğunu” söylerdi.

“İnsan evvel emirde mensup olduğu milletin varlığı ve saâdeti için çalışmalı, fakat cihan milletlerinin de huzur ve refahını korumalıdır” derdi.

EGOİZM VE TAHAKKÜM zihniyetini, bütün insanlık için felâket ve sefâlet menbaı sayar, beşeriyetin hakikî saâdetinin, cihan sûlhu içinde, ancak milletlerin hak ve hürriyetlerine riayetle temin edileceğini söylerdi.

ATATÜRK,
Sen bizdendin. Seni halife yapmak, padişah yapmak isteyenler oldu, iltifat etmedin. Millî İrade yolunu seçtin. Hayat ve şahsiyetini milletin hizmetine vakfettin. Türk’ün gıpta ettiği, taziz ettiği, övdüğü ve övündüğü vasıflara mâliktin, bütün bu meziyetlerinle Türk’ün ta kendisiydin.
Şimdi seni, kurtardığın vatanın her köşesinden gönderilen mukaddes topraklara veriyoruz.

Bil ki hakikî yerin, dâima inandığın ve bağlandığın Türk Milleti’nin minnet dolu sînesidir.

NUR İÇİNDE YAT.

Kaynak: Atatürk’ten hatıralar-Celâl Bayar, Sel Yayınları 20 Şubat 1955.

Millî beraberlik içinde nice Cumhuriyet Bayramları’na…
SSSSS

[...] Yazı ve yorumların tamamı için: http://www.keremdoksat.com/2009/10/27/domuz-gribi-mi-islak-imza-mi/#more-792 [...]

Yorum Yapın

Mesajınız

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word