ISLAKLIKLAR
Adl Tıp uzmanı Doç. Dr. Nevzat Alkan 30 Ekim 2009’da, TV 8’de Taraf gazetesinin yeniden ısıttığı Albay Dursun Çiçek’e âit olduğu iddia edilen ıslak imzalı(!) belge ile ilgili çarpıcı açıklamalarda bulundu. Nevzat Alkan, belgenin Adlî Tıp Kurumu’nda incelenmesi sürecinin bugüne kadar görülmemiş biçimde kapalı devre gerçekleştirildiğini, kura usûlü ile uzman belirlenmesi, kritik belgelerde tüm uzmanların ortak incelemesine tâbi tutulması gibi geleneksel uygulamaların ilk kez göz ardı edildiğini, inceleme için görevlendirilen uzmana refakât eden uzmanın da apar topar değiştirildiğini söyledi. Dr. Alkan, “bu kritik rapor nedeniyle Adlî Tıp Kurumu’nun töhmet altında olduğunu, Kurum yöneticilerinin yönelttiği bu savlarla ilgili âcilen açıklama yapması gerektiğini” söyledi.
Türkiye’de psikolojik savaş süreci o kadar hızlı ilerliyor ki, olayları takip etmek bile çok güç hâle geliyor. Psikolojik harekâtın kritik merkezlerinden biri olan Taraf gazetesi daha bir hafta önce Muhsin Yazıcıoğlu’nun helikopterine NTV odaklı bir sabotaj gerçekleştirildiğini iddia etmişti. NTV, kısa sürede iddiaların gerçek dışı olduğunu ispatlayınca da Taraf gazetesi manşetten verdiği özür haberi ile “u dönüşü” yapmıştı. Aynı NTV şimdi Taraf gazetesini kaynak göstererek TSK’yı töhmet altına sokma yarışında yandaş medya organlarıyla birlikte yerini aldı. Cumhuriyet gazetesi yazarı Hikmet Çetinkaya bile NTV’deki programlara katılarak malum koroda saf tuttu. Hürriyet gazetesi de Taraf’ın iddialarını manşetine taşıdı. Yandaş medya ikinci kez TSK’nın “AKP Hükûmeti’ni ve Fethullah Gülen’i Bitirme Plânı” iddialarını ısıtarak yeni bir yargısız infaz sürecini başlattı. Her nasılsa Adlî Tıp Kurumu’ndan jet hızıyla gelen ıslak imzanın gerçek olduğuna dâir raporu da sorgulama gereği duymadı. Oysaki aynı medya Hüseyin Üzmez olayında aynı medya organları Adlî Tıp Kurumu’nun güvenilirliğini yitirdiğini, âcilen soruna neşter atılması gerektiğini, hâttâ Kurum’un tasfiye edilmesi gerektiğini iddia ediyordu. Türk Tabipleri Birliği Başkanı da, SES, ATUD, TİHV, İHD gibi örgütlerle birlikte “Adlî Tıp Kurumu’nun toplum nezdinde güvenilirliğini kaybettiğini ve lâğvedilmesi gerektiğini” iddia ediyordu. Şimdi ne hikmetse birden bire Adlî Tıp Kurumu’na gözü kapalı bir güven tesisi sağlanıverdi, şapkadan tavşan çıkartılırcasına…
Bakalım psikolojik savaşın yeni hamleleri nasıl gerçekleşecek, Atlantik ötesinden yönetilen ve soluk soluğa izlenen bu macera filminin aktörleri ve figüranları hangi atraksiyonlarla karşımıza çıkacak?
Ve… Filmin final sahnesinde neler olacak?
Teşekkürler Sevgili Dr. Ali Rıza Üçer.
Geçen gün de yeni ulusalcı Ümit Zileli bu “belge” ile ilgili olarak malûm tarzıyla fikir yürütürken, TSK’ya adam alırken zekâlarının da ölçülmesi gerektiğini söyledi ve mevhum askerlere “şapşal, salaklıktan dolayı yargılanmalı” diyen Fatih Altaylı’ya hak verdi; yalanım yok, buyurun seyredin, ben ettim: http://videonuz.ensonhaber.com/haber-25343-altayli-ve-zileli-hakaret-yarisina-girdi.html!
Baktım, bu akşam Yiğit Bulut’un sunup yöneteceği Basın Kulübü Programı’na Sevgili Can Ataklı’yı da çağırmış; diğerleri malûm: Kezban Hatemî, Nazlı Ilıcak filân; standart ekip yâni. Islak imzanın gerçek olup olmadığını konuşacaklar.
Can, epeydir bu kanalla flört ediyor, canı da sıkkın… Ne diyeyim, hayırlısı… Dilerim bir kale daha çökmez!
Bu gidişle, herkes Haberkürt’te olacak, herkes… Islak bir vasat, kaygan ve tehlikeli!
Daha da avam olan güruhu diğer yandaşlar uyutuyor.
***
Hürriyet’ten postalanıp Akşam’da genel yönetmen olan, oradan da tenzîl-i rütbeyle köşe yazarlığına doğru irtifa kaybeden Penisçi Serdar Turgut, kalkmış ismi aslında Ermenice olan ama koyu Kürt olarak lânse edilen büyük san’atçı Rojin’i dağa kaldırıp seks kölesi yapmak isteyen makalesi sebebiyle davalı olmuş. Dava eden kim mi? Tabii ki Rojin, tazminat talebi de 100.000 TL!
Üstelik bir de eklemiş: “Bana takıntısı var. Ağzı salyalı, erkek edebiyatının fütursuza cümleleri tüylerimi diken diken ediyor. Bir yazarın, sokaktaki lümpenden farkı olmalı. Serdar Turgut’un ne kadar doxin aşkı varmış. Olmaz olsun”.
Hem “günaydın” diyelim hanım kızımıza, hem de penisin yâhut uçkurun (argoda “…”) Kürtçesi’nin(!) doxin olduğunu bu sâyede öğrenmiş olduk! Toksin gibi bir şey hani; zehirli ve muzır… Görün, günler içerisinde herkes birbirinin orasına doxin demeye başlayacak: “Doxindir git be, ananı avradını doxinirim” filân. Hem Kürtçe(!) bir kelime kazanacağız, hem de X harfi de facto alfabemize duhûl edecek.
Sonra da tıpkı Hülya Avşar gibi değerli olan bu büyük Kürt san’atçısı şöyle buyurmuş: “Eğer ST’a açtığım davayı kazanırsam, doxin özürlülerin tedavisini yapan bir sağlık birimine bağışlayacağım”. Bizim Doğan’a gün doğdu. Kim olduğunu siz tahmin edin (ipucu olarak, gazeteci veya işadamı olmadığını, bu tedavilerle iştigal ettiğini fısıldayabilirim), gereksiz ıslaklıkları ıslah eder.
Şimdi sıkı durun: “Freud’un kuramı bilinçaltı ve cinselliğe dayanır. Eğer ST 19. YY’da yaşasaydı, Freud’un 30 yıl Avrupa’yı dolaşıp seminer vermesine gerek kalmazdı. ST modelini gösterip ne kadar haklı olduğunu gösterirdi”!
Entellektüaliteye bakar mısınız? Neden bu kıza da bir program yaptırmıyorlar? HA’dan aşağı kalmaz. Bilinçaltı saçmalığına gelince, bu memlekette bu kelimeyi hâlâ kullanan psikiyatri ve felsefe profesörleri olduğuna göre, Rojin’e kızmamak lâzım. Hem onun “Kürtçe Fado albümü” çıkacakmış daha…
Peki, ST ne mi yapmış?
Özür dilemiş ve başlığa da “Rojin’in Zeki Olduğuna İnanıyorum” diye yazmış. Megalomaniye dikiz. Tamam da, bir süre sonra kaçınılmaz olarak Akşam’dan da şutlanınca, ST nerede ve ne yazacak? Bâzı tahminlerim ve sezinlemelerim var ama yazmam, ayıp olur. Hâttâ hırsını Rojin’den alamayan SD, internet yoluyla hakaretten beni dava bile edebilir.
Medyamızın hâl-i pür melâline de bakar mısınız?
Ben Fethiye’ye kaçıyorum.
Ulusal Geriyatri Kongresi’ne…
Maâlesef orada da gazete, internet filân var!
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 30 Ekim 2009 Cuma

