Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2585 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

PASTADAN ÇIKAN ATATÜRK!

Cumhuriyet Bayramı nedeniyle İstanbul Vâliliği tarafından önceki gün Dolmabahçe Sarayı’nda düzenlenen resepsiyonda sahneye gelen 6 metre boyunda, 4 metre enindeki 3 katlı dev pastanın içerisinden Atatürk’ün maketi çıkıyor.

Pasta Atatürk

Resepsiyona İstanbul Vâlisi Muammer Güler, karısı Neval Güler, 1. Ordu Komutanı Orgeneral Hasan Iğsız ve karısı Ayşe Iğsız, İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Kadir Topbaş, Atatürk’ün mânevî kızı Ülkü Adatepe, İl Emniyet Müdürü Hüseyin Çapkın, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin, eski Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt (hani şu Zekeriya Öz’e “beni tutuklamaya mı geldiniz” diye şaka yapan çok şerefli ve mümtaz komutan), eski 1. Ordu Komutanı Emekli Orgeneral Ergin Saygun, Şahin Özer, Murat Aksu, Ali Ağaoğlu, Adnan Şenses, Zuhal Topal’ın yanı sıra çok sayıda bürokrat, iş adamı, san’atçı ve gazeteci katılıyor. Başörtülü davetlilerin de iştirak ettiği törene, Ergenekon soruşturmasını yürüten savcılarından Zekeriya Öz karısı ve kızıyla katılıyor. İstanbul Valisi Muammer Güler ile karısı Neval Güler, konukları Dolmabahçe Sarayı girişinde karşılıyor.

Tıklayıp bakın http://istanbulhareket.com/haber_detay.asp?haberID=350 adresinden; görüntünün ne olduğuna karar verin.

İstanbul’un zeki, karizmatik ve dâhi vâlisi Muhterem Muammer Güler, Cumhuriyet Bayramı kutlamalarında “pastadan Atatürk çıkarıldı” şeklindeki eleştirilere tepki gösteriyor. Atatürk’ün pastadan çıkmadığını ifâde ederek, Ulu Önder’in ayrı bir mekanizma ile plâtforma çıkarak davetlileri selâmladığını söylüyor ve ilâve ediyor: “Kutlamaya katılan davetlilerin bu gösteriyi takdirle karşıladı; bunlar 29 Ekim’in görkemli bir şekilde kutlanması için verilen emeği gölgeleme çalışmasıdır. Orada iki gösteri yapıldı. Bir tânesi, özel bir mekanizmayla hazırlanmış, pastanın hemen gerisindeki platformda Cumhuriyetimiz’in kurucusu Büyük Önder Atatürk’ün birebir orijinal maketi ve orijinal elbiseleriyle bir mekanizma içerinde çıkıp halkı selamlayıp 10. Yıl Nutku’nun bir bölümünü 10. Yıl Marşı eşliğinde söyledi. Hepimiz onu izledik. Daha sonra o plâtformun önündeki pastayı kestik. Geçen sene de hepinizin bulunduğu yerde bu kez Gâzi Mustafa Kemâl’in vals yaparken bir gösterisini yapmıştık. Hiçbir yorum olmamıştı. Ama bu sene maâlesef magazinleştirilen zorlama bir mizahî yorumun getirilmesi üzüntü vericidir. Meclis’e soru önergesi verilecekmiş! Anlaşılan bu önergeyi vereceğini ifâde eden değerli arkadaşımız orada bulunmayan bir kişiydi. Orada bulunan 6 binden fazla kişi bu manzarayı izledi. Tekrar ediyorum, pastanın içinden Atatürk çıkması asla söz konusu olmamıştır. Hepiniz izlediniz. Oradaki düzenek farklı bir düzenek… Önce hazırlanan özel bir mekanizma ve platformda Atatürk çıktı ve 10. Yıl Nutku’nun bir kısmı 1-1,5 dakika dinlendi. Daha sonra biz ön taraftaki küçük pastayı kesmiş olduk. Bunu birbirine karıştırıyorlar. Özellikle görkemli şekilde kutlanan bu kadar emek verilen bir hazırlığın gölgelenmeye çalışılması olarak değerlendiriyorum. Gerçeği de yansıtmadığını açıkça ifâde ediyorum”.

***

Pastadan birisinin çıkması nedir?

Amerikan icadıdır, en azından orada çok tatbik edilir…

Bekârlığa veda partilerinde, sosyete partilerinde, parası olan herkesin verdiği partilerde ortaya gelen kocaman bir pastadan sarışın, güzel ve aptal bir kız çıkar (zihninizde cinsiyeti değiştirin ve size neyi çağrıştırdığını düşünün). Şampanyalar patlatılır, kafalar çekilir. Sonra da işreti muhabbet, onu da şehvet takip eder.

Türk veya İslâm kültüründe hiç mi hiç olmayan böyle bir şeyi plânlayanların hüsnüniyetli olduğuna inanıyor musunuz? İstedikleri kadar düzenekten filân bahsetsinler, akıllarda kalan Atatürk’ün pastadan çıkmasıdır! Bu da onun küçük düşürülmesi demektir.

Peki, bununla ilgili olarak soruyorum, Atatürk’e hakaret edilmesinin yasalarca suç olduğu doğru mudur?

Evet, suçtur.

Peki, bunu soruşturup kovuşturacak makam hangisidir?

Savcılıktır.

Peki, İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı Aykut Cengiz Engin neredeydi?

Oradaydı!

Artık köylere bile giren televizyonlar, McDonaldisation sâyesinde hemen herkes bunu azçok biliyor. Psikolojide buna “devalüasyon” denir: Değersizleştirme, değer düşürülmesi. Tıpkı parada olduğu gibi…

Sonuç: Atatürk’ü, Atatürkçülüğü sistematik olarak devalüe ediyorlar.

***

Devletlû, koskoca Sağlık Bakanı’nı herkesin içerisinde yâni alenen haşlıyor; Bakan Bey’i seversiniz sevmezsiniz ama o bir makamın mümessilidir.

Tıpkı Devletlû’nun olduğu gibi!

Bâzen düşünüyorum da, hani bir zamanlar Fatih Terim’in yaptığı gibi, gözlerden ırak mekânlarda takımdakileri sille tokat dövüyor mu?

Domuz gribi aşısı yaptırmayacağını haykırıyor, kendisine sormadan gıyabında aşı yaptıracağını söylediği için TC Sağlık Bakanı’nı alenen tahkir ediyor.

Bakalım sevgili Bakanımız koltuğunda oturmaya devam edecek mi derseniz, edecektir. Çünkü hâkim olan paradigma “öfke ve bi’at” kültürüdür.

Bu arada TSK’ya taarruz üstüne taarruz sürüyor.

Eski Ülkücü, şimdi AKP’ci Mümtaz’er Türköne alenen suç teşkil eden makaleler döşeniyor. TSK’nın lâğvedilmesinin gerektiğini yazıyor. Hakkında hiçbir işlem yapılıyor mu?

Hayır!

Sonuç: Ordu yıpranıyor da yıpranıyor!

***

Adana’da, Denizli’de, başka yerlerde, Türkiye’de Atatürk’ü, Türk’ü, Türklüğü kutlayanları polis copla seviyor. Şehitler için slogan atanları meydana sokmuyor, yandaş medyada bu eylemler kötü şeyler diye yutturuluyor; neymiş, vatandaşlar “şehitler ölmez, vatan bölünmez” diye slogan atmışlar ve”kahrolsun PKK, kahrolsun Bölücübaşı” demişler.

Çok ayıp, değil mi!

Sonuç: Millî tepkiler cezalandırılıyor ve korku hâkim kılınıyor.

Ama suç işlememiş olup da suç örgütü olan, övüne övüne gelen militanları tamamen yasadışı olarak karşılamaya gelen güruha söz geçirebiliyorlar mı?

Hayır!

Hâttâ alelacele yargılayıp beraat ettiriyorlar.

Silivri mi dediniz?

Burası hukuk devleti, sabredin deniyor!

Diyarbakırspor’un Başkanı “ayrılmaktan” bahsediyor.

Kimse bir şey yapıyor mu?

Hayır!

Sonuç: Hukuk yıpranıyor!

***

“Barış İçin San’at İnisiyatifi” diye açılımı destekleyecek bâzı san’atçılar da yolda: Leman Sam, Derya Alabora, Aynur Doğan, Bejan Matur, Cahit Berkay, Eşber Yağmurdereli, Gülten Kaya, Halûk Bilginer, Hasan Saltık, İclâl Aydın, Mustafa Erdoğan, Servet Kocakaya, Suavi, Tuncer Kurtiz, Vedat Türkali, Zeynep Tanbay.

Bir zamanlar Halûk Bilginer’i tenkit eden bir makale yazmıştım, mekânda var. Beni epey kınayan olmuştu; bakın işte, yanılmış mıyım?

KKTC’deki bir bilimsel toplantının gala yemeğinde sahneye çıkan Leman Sam’dan “Memleketim” şarkısını istediğimde küçümseyen bakışlarla aldığım “hayır” cevabını daha dünmüş gibi hatırlıyorum. Moda Deniz Kulübü’nde de sahnede seyrettiğim bu hâtun kişi Kürt menşeli mi diye merak ettim. Vikipedi’de şöyle yazıyor (http://tr.wikipedia.org/wiki/Leman_Sam): 1951 yılında İstanbul’da doğdu. Rumeli kökenlidir ve çocukluk yılları Anadolu’da geçti. Kendisini “tam bir Anadolulu” olarak nitelendirir. Tiyatro, mim, dans ve şan eğitimi aldı. Operada bir süre korist olarak çalıştı. Azeri türküleri çok iyi yorumladığı bilinir. Bunun yanı sıra Rumca, Fransızca, İspanyolca gibi yirmiye yakın dilde şarkı söyleyebilen bir san’atçı olarak isim yapmıştır. Medyada çok göz önünde olmayan sanatçı, pek çok il ve ülkede konserler verdi. Bunun yanı sıra pekçok Diplomatik konser de verdi. Başlıca diplomatik konserleri Portekiz Cumhurbaşkanı Mario Suarez, Malezya Kralı ve Kraliyet Âilesi’ne verdikleridir. Bunların yanı sıra Sopot Festivali, Abdi İpekçi Barış ve Dostluk Derneği Konseri, Türkmenbaşı Aşkabad konseri, Curaçao Trubdour Festivali gibi etkinliklerde yer aldı. Şevval Sam ve Şehnaz Sam adında iki kızı var. Doğal hayata önem vermekte ve çok sayıda hayvan beslemektedir. Bunların içerisinde ölen kedisi Domi, onun için çok önemlidir. Doğa ve hayvanlar konusunda toplumsal duyarlılığı arttırmak için çalışmalar yapar.

Hele İclâl Aydın’ın, “Kürt olduğum için önümü kesmek istiyorlar” diye üzüldüğü günler aklıma gelince gülesim geliyor. Önü maşallah öyle bir kesildi ki, şimdi yazar, sunucu, oyuncu, büyük medyada köşe yazarı. Soframda yemeğimi yiyen, sâdece dostluğumu gören bu mazlum kızcağız ilk romanının birincisi sayfasında benim verdiğim ilâçlar yüzünden nasıl şişmanladığını yazmıştı. Ayıplayınca da, o zamanlar program yaptığı TGRT’de (Türk İslâm sentezcilerinin o zamanlar kalesi olan, şimdi büyük san’atçı[!] olanlara dört çekerler hediye eden patronu olan TGRT) programına çağırmıştı. Prof. Dr. İbrahim Balcıoğlu ile biz de davete icâbet eylemiştik. Gönlümü almış, “redaktörün işi” demişti. Ben de kanmıştım. Sonra Kanal 6, diziler derken meşhur ve zengin oldu…

Akabinde evlendi, ayrıldı filân. Görüşmez olduk.

Bir seferinde cep telefonuma bir davet mesajı geldi; o zamanlar sonuncusundan bir önceki kocasıyla evliydi ve dediğim gibi, uzun zamandır da görüşmüyorduk. Farklı dünyalardaydık.

   Sekreterime arattırdım, tahmin ettiğim gibi çıktı: “Yanlışlıkla olmuş” demiş özetle.

      Sonuç: Söz ve canlı yayın uçtu, yazı kaldı!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 03 Kasım 2009 Salı

1 Yorum

Selman Harun KıvçakAğustos 23rd, 2010 21:03

Hocam,

Zeynep Tanbay’ı bu akşam CNN’de izledim. Referandumda evet diyeceğim diyor. Çok keyifli bir söyleşi idi. Dr. Mustafa Altıoklar ve Sn. Müjdat Gezen vardı. Aman ne keyif aldım. Bu yazımın sizinki ile alâkası yok ama Zeynep Tanbay deyince yazınızı da okudum.

Sizlere çok ihtiyacımız var.

Selman Harun KIVÇAK-Emekli Öğretmen-Bursa

MKD: Sağ olun, var olun Sayın SHK.

Yorum Yapın

Mesajınız