Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 997 defa okundu.
Bu yazi bugun 2 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

Gerçek Bu mudur?

02.11.2009 tarihinde Vatan Gazetesi’nde sevgili arkadaşım Can Ataklı aşağıdaki makaleyi yazdı; kendisinin de müsaadesiyle, iktibas ediyorum:

Gerçek Budur

Kanunla Darbe Yapılmaz

Kanunla Darbe Önlenemez

Türkiye’yi dönüştürmeye çalışanlar “son kale” gördükleri TSK’ya saldırarak hedefe ulaşmaya çalışıyor. “Darbe paranoyası” yaratan sözde demokratlar “darbeye karşı çıkış olarak” Cumhuriyet’in kuruluş felsefesini ortadan kaldıracak yeni anayasadan söz ediyorlar.

Oysa Türkiye’de bir darbe olması imkânsızdır. Ayrıca darbeler güçlerini yasadan almadıkları gibi, yasalar da darbeleri önleyemez. Aslolan tüm toplum olarak demokrasinin hazmedilmesi, bunun için sinsice oyunlarla zihin bulandırmadan çabalanmasıdır.

Sevgili okurlar, siyaset kısır tartışmalarla giderek sıkışıyor. Darbe paranoyası arkasına sığınarak kendilerinden olmayan herkesi sindirmeyi, korkutmayı amaçlayanlar, Cumhuriyet’in temel ilkelerine yönelik imha operasyonunu fütursuzca sürdürüyor. Bu arada içte ve dışta atılan pek çok adımın Türkiye’ye bir bedel ödetip ödetmeyeceğini ise irdelemeye vaktimiz kalmıyor.

Darbe paranoyası

Bıkmadan yine yazmak istiyorum: İktidar ve bundan nemâlanan kesimler toplumda bir darbe paranoyası yaratarak siyaset yapıyor. Bu sâyede hem kendilerinden olmayan herkes korkutulup sindiriliyor, hem de toplumun büyük bir kesimi âdeta afyonlanarak uyutulmak isteniyor. Böylelikle iktidar dikensiz gül bahçesine kavuşuyor.

Sözde demokrasi

İktidar partisine yönelik her eleştiriyi “demokrasi karşıtı” olarak göstermeyi çok güzel beceren yandaşlar biliyorlar ki önlerindeki en büyük engel Atatürk ilke ve devrimleri ve Cumhuriyet’in kuruluş felsefesi. Bunun için uzun yıllardır sinsi planlar yaparak halkın kafasını karıştıranlar şimdi “zafere çok yaklaştıkları” düşüncesiyle “son kale” olarak tanımladıkları Türk Silâhlı Kuvvetleri’ni de yerle bir etmek için kampanya yürütüyor.

Darbeye karşı kanun

Sâdece kendilerine demokrat olan yandaş kesim sürekli olarak ordunun darbe hazırlığı yaptığını, cuntaların kurulduğu, her an harekete geçilebileceği yalanını yaymaktan çekinmiyor. Bu tehlikeye karşı “yasal önlemler” alınmasını isteyenler şu sıralar Türk Silâhlı Kuvvetleri İç Hizmet Kanunu’ndaki 35. Madde’yi gösteriyorlar. Bu madde Silâhlı Kuvvetler’e gerektiğinde Cumhuriyet’i koruma ve kollama görevi veriyor.

Olsa da olmasa da

Darbenin temel mantığı mevcut hukukun üstüne çıkmak ve cebren yönetime el koymaktır. Bu nedenle herhangi bir yasaya dayanmak zorunda değildir. Bu nedenle Anayasa ve yasalarınızda hangi madde olursa olsun, darbenin mantığını etkilemez. Çünkü darbe bir cebr işlemidir ve kendi hukukunu uygulamaya başlar.

Yasa var diye mi?

Bir örnek vereyim. 12 Eylül 1980 sabahı dönemin generalleri yönetime el koydu. 35. Madde o zaman da vardı. Peki, darbeye mâruz kalanlar 35. Madde var diye mi hiç karşı çıkamadı? “Ama ortada 35. madde var, o zaman hukuken bir şey diyemeyiz” diye mi düşündüler? Yoksa tankların dehşetine mi boyun eğdiler?

Meşrûiyet aramak

Tartışma şuradan çıkıyor. 12 Eylül darbecileri yaptıkları ilk açıklamada yönetime el koymalarını bu İç Hizmet Kanunu’ndaki 35. Madde’ye dayandırdılar. Çünkü darbe de yapsa ordu bir meşrûiyet arar. Bu madde darbeciler için kolay bir mâzeretti. Kullandılar, ama o madde olmasaydı da bir şey fark etmeyecekti. Darbeciler “eyvah, yasal dayanağımız yok” diyecek değillerdi. Ki zaten o andan itibâren yasa kendileri olmuştu.

Mutlaka kaldırılmalı

Bütün bunları yazdıktan sonra şunu açıklıkla söylemek istiyorum: Amacı ne olursa olsun o 35. maddenin kaldırılmasından yanayım. Çünkü o madde durdukça Türkiye’yi dönüştürmeye çalışan zihniyet güya demokrasi adına darbe paranoyasını sürdürecek. Ayrıca, eğer darbeciler daha önce bu maddeyi bahane ettilerse o bahanenin ortadan kaldırılması en doğrusudur.

Kanun koyalım

Tabii güya demokrasi âşıkları ısrarla Anayasa’ya darbeleri önleyen maddeler konulmasını da istiyor. Koyalım tabii. Kimse darbe yapamasın. Ama bu gerçekçi değil ki. Eğer elinde silâh olan darbe yapacaksa, buna karşı kanun olmasından etkilenmez. Hele darbe başarıya ulaşırsa, buna karşı olan kanunların hiçbir hükmü kalmaz bile. Başarısızlığın sonu ise malûm!

Darbe olması mümkün değil

Şimdi gelelim Türkiye’de artık darbe olup olmayacağına. Kesinlikle söyleyebilirim ki Türkiye’de artık darbe olma ihtimali yok. Darbeler geçmişte kaldı. İkide bir üç darbeyi hatırlatarak tehlikeyi diri tutmaya çalışanlar, aslında bu darbelerin Türkiye’nin iç dinamikleriyle değil, dışarıdan gelen telkin ve baskılarla yapıldığını çok iyi biliyorlar.

Türkiye o an durur

Ama “velev ki” bir darbe oldu. O andan itibâren Türkiye’deki her şey durur. Bir kuruş para gelmez dışarıdan, yabancı şirketlerin hepsi, bankalar dâhil, ânında çekip gider, Türkiye ile ticaret kesilir. Memur maaş alamaz, asker tankına benzin koyamaz. Böyle bir riski göze alacak kadar akılsız ve câhil bir ordumuz olduğunu sanmıyorum.

Eskiler nasıl oldu?

Tabii burada ilk akla gelen soru “Türkiye üç darbeden geçti, o zaman neden bunlar olmadı”? Doğru, işte onun için rahatlıkla o darbeler dış destekliydi diyebiliriz. O zamanlar Sovyet Bloku karşımızdaydı. Batı’nın Türkiye’ye ihtiyacı vardı. Türkiye’nin kapitalist rotadan ve temelleri atılan global dünyadan kopmaması gerekiyordu. Her darbe Türkiye’yi bu anlamda biraz daha hizaya getirdi. Ama bundan sonrasına kimse izin vermez.

Demokrasiyi hazmetmek

Bu durumda sözde demokratlık yaparak halkı darbeyle korkutmak sadece art niyeti gösterir. Türkiye’nin elbette daha demokratik yasalara ihtiyacı vardır ve bunlar mutlaka gerçekleşecektir. Ama bundan önce önemli olan tüm toplum olarak demokrasiyi hazmetmemizdir. Eğer demokrasi bilinci artmazsa, insanlar bunu özümsemezlerse istediğiniz kadar demokratik yasa çıkarın bir işe yaramaz.

Bir yaşam biçimi

Demokrasi bir yaşam biçimidir. Toplumlar demokrasiyi hak ettikleri ölçüde bu yaşam biçiminin kalitesi de artar. Türkiye önemli bir demokrasi mücadelesi geçirdi son 60 yılda ve biliyoruz ki Türk halkı bu yoldan geri dönmek istemiyor. O halde sinsice oyunlarla zihin bulandırmak yerine demokrasinin kalitesini artıracak ve Türk halkını lâyık olduğu düzeye çıkartacak mücadeleyi el birliği ile vermemiz gerekir.

Hepinize iyi haftalar dilerim…

***

Bu satırlara bir şey sorarak iştirak ediyorum:

Bir ülkenin Yasal Silâhlı Kuvvetleri’nin (bizde TSK) sebeb-i mevcudiyetini hangi yasa veya yönetmelik veya her neyse, ne tâyin eder?

Yasalarda suç olarak belirtilmemiş bir eylem suç olamaz.

Aynıı mantıkla, yasalarda sebeb-i mevcudiyeti açıkça tayin ve tesbit edilmemiş bir kurum da yasal olamaz.

İnternette http://tr.wikisource.org/wiki/T%C3%BCrk_Silahl%C4%B1_Kuvvetleri_%C4%B0%C3%A7_Hizmet_Kanunu adresinden bajkarsak, şunu görürüz:

A) ESASLAR

I – Târifler

Madde 1 - Türk Silâhlı Kuvvetleri: Kara (Jandarma dâhil), Deniz ve Hava Kuvvetleri subay, askerî memur, astsubay, erbaş ve erleri ile askerî öğrencilerden teşekkül eden ve seferde ihtiyatlarla ikmâl edilen, kadro ve kuruluşlarla teşkilatı gösterilen silahlı Devlet kuvvetidir.

Madde 2 - Askerlik: Türk vatanını, istiklâl ve Cumhuriyeti’ni korumak için harb san’atını öğrenmek ve yapmak mükellefiyetidir. Bu mükellefiyet özel kanunlarla vaz` olunur.

Asker: Askerlik mükellefiyeti altına giren şahıslarla (Erbaş ve erler) özel kanunlarla Silâhlı Kuvvetler’e intisab eden ve resmî bir kıyafet taşıyan şahsa denir. …

***

Sevgili Can “bütün bunları yazdıktan sonra şunu açıklıkla söylemek istiyorum: Amacı ne olursa olsun o 35. maddenin kaldırılmasından yanayım. Çünkü o madde durdukça Türkiye’yi dönüştürmeye çalışan zihniyet güya demokrasi adına darbe paranoyasını sürdürecek. Ayrıca, eğer darbeciler daha önce bu maddeyi bahane ettilerse o bahanenin ortadan kaldırılması en doğrusudur” diyor.

İşte, orada da benim kafam karışıyor.

Bu madde kaldırılırsa, TSK illegal bir örgüt durumuna düşmez mi?

O zaman da, Hükûmet ve “Sivil Yargı” târikiyle, Genel Kurmay Başkanı’ndan tutun yetkili ve yetkeli bütün askerleri içeri atıp, Mümtaz’er Türköne gibi kişilerin teklif ettikleri “yeni bir ordu kurulmasına” yol açılmaz mı?

Sevgili Can ve herkes, acaba cehâletimden dolayı zırvalıyor muyum?

Yoksa Can Ataklı gibi adam gibi bir adama bile “amacı ne olursa olsun o 35. maddenin kaldırılmasından yanayım” lâflarını ettirecek kadar muazzam bir beyin yıkaması mı mevzuubahistir?

Bilim adamı skeptisizmi (kuşkuculuğu) işte…

O kuşkuculuk ki, şeytanın aklına gelmeyeni yakalar.

Ama bütün bilimsel kanaâtler gibi, bizatihî kendisi de yanlışlanabilir!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 04 Kasım 2009 Çarşamba

Yorum Yapın

Mesajınız

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word