BİR DUYURU: TERAPİ PROGRAMIMIZ HAKKINDA…
Sevgili Dostlar,
İlgilenenler için: www.kanalt.com.tr adresinden “canlı yayın için tıklayınız” işlemini saat 22:22 sularında gerçekleştirirseniz, internet üzerinden “TERAPİ” programımızı her Perşembe seyredebileceklerdir.
Ayrıca D Smart’ta ve uyduda da bu kanal var.
Yakında kablolu TV’ye de geçecekmiş.
Sevgiler, saygılar.
Uz. Dr. Neslim Güvendeğer Doksat ve Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat
05 Kasım 2009 Perşembe
Kasım 5th, 2009
Kerem DOKSAT


Kerem Hocam,
Bu sayfayla alâkası yok ama, bir şey sormak istiyorum:
Son yıllarda haber bültenlerinde, kelimeleri bilerek değişik vurguluyorlar. Sitede daha önce de birden fazla kere yazmıştım. Bu beni fıtık ediyor. Haber bültenlerini seyretmeye tahammül edemememin başlıca sebeplerinden biri!
Meselâ “zamlar yapıldı” diyecek, “ZAM-lar YA-pıldı” diye vurguluyor. Doğrusu ise “zam-LAR yapıl-DI”. “Ahmet Yardımcı” diye bir adam söz konusu diyelim. Soyadını “yardım-CI” diye değil de “YAR-dımcı” diye vurguluyor. Hâttâ birçoğu daha da ileri gidip “AH-met” diyor. “MAY-kıl, ED-vırd, CEY-sın, ÇÖR-çil, SUU-zın, E-dım” der gibi. “ara-BA tak-LA attı” diyecek, “A-raba TAK-la attı” diyor. Türkçe kelimeleri İngilizce gibi vurguluyorlar.
Bunu hepsi yapıyor. Birisi, birileri bunlara topluca tâlîmat vermiş. “Böyle vurgulayın” demiş.
Kerem Hocam, bu rezillik ötesi uygulamanın nereden çıktığına, bunu düşünüp başlatma hâinliğini gösterenin kim olduğuna dâir bir bilginiz var mı?
MKD: Sevgili Hüsamettin Küçük, bu “ihanet” yetersiz ve câhil tercümanların (çevirmenlerin) Amerikan dizilerine ışık hızında yaptıkları felâketlerle başladı ve hatalı telâffuz da memetik bir mutasyonla sür’atle yayıldı. Kanaâtim bu. Dostlukla…
Dün gece programınızı seyrettim. Güzeldi, tebrîk ederim. Uzun ömürlü olmasını dilerim. Yalnız, pek hüzünlü bir jenerik müziği bulmuşlar. Müziği duyunca bunun memleket mes’elelerinin de konuşulduğu bir program olduğunu zannettim
.
Bana göre bir programın jenerik müziği, programın bir nev’î dâvetiyesidir. Sizi tanımasam ve acele karar veren bir insan olsam, öyle bir jenerik müziğine rastladığımda kanalı değiştirebilirim. Abartıyor ve kendi psikolojik özelliklerime göre konuşuyor da olabilirim. Kanal T çocuk bir kanal. Para kazandıkça kalitesi yükselecektir. O kaliteden sizin programınız da müziğiyle, görüntüsüyle nasîbini alacaktır.
Bir de fon müziğiniz var; önemli müzikler götürmüşsünüz ama, birincisi, bir tabloya loş ışıkta bakmak onun güzellik ve derinliğini yeterince idrâk etmeyi engellediği gibi, bir Klâsik Müzik eserini de gerekenden alçak sesle dinlemek iyi değildir. İkincisi, programda temâs ettiğiniz sosyal IQ düşüklüğü sebebiyle, müzik türleri arasında beyni en fazla çalışmaya zorlayan Klâsik Müzik, birçok seyirciye itici gelebilir. Onun yerine, daha kolay idrâk edilebilen ve avâma daha tanıdık gelebilecek, meselâ gitar müziği gibi (HCÖ hâriç
) müzikler, çoğu seyircinin kendini daha rahat hissetmesini sağlayabilir.
Bende de amma narsisizm var, değil mi? Psikiyatri profesörüne psikoloji dersi verir gibi mesaj yazdım
Sevgilerle…
MKD: Estağfurullah, ilginize müteşekkirim. O fon müziğini seçen ve oraya götüren kim biliyor musunuz? Fakirin ve karısının ta kendileri! 15 sene kadar önce fonda FADO kullandığım aynı isimdeki programım (KENT TV) 2.5 sene seyredillmişti. Daha açıkçası, tıpkı o zamanki gibi, hedef kitlemiz A ve B. Tamamen bizim tercihimiz. Sabah ve öğle kuşağı kadın programlarına iştirak etmeme kararımı verdiğimden beri böyle bir program plânlıyordum. Zâten 11 bölüm daha yayınlanıp bitecek. Kanaldan kaynaklanan beceriksizlikler ise bizi üzüyor. Meselâ bir kabloyu kopartıp programa 21 dakika geç başladılar, Mozart’ın kardeşlik şarkısıyla programı açacaktık; Allah râzı olsun(!), DVD’yi çalmayı 10 dakika sonra akıl ettiler.
Sevgiler…
Ben de seyrettim ben de!
Herşey güzeldi. Bi öyle bi böyle deyip karışmak istemıyorum, müziğe taktım sanmasınlar bu sefer de ama, evet bana da bu sefer sesi fazla alçak gibi geldi. Hâttâ kalkıp sesini biraz açabilir miyim diye düşündüm. Konsantrem bozulmadığı için sorun yoktu. Herşey relaks, yumuşak ve şıktı. O mum alevi de hoştu. Sanki bir fotoğraf yanıyordu, yalnız? Neyi sembolize ediyordu anlamadım.
Müzikle ilgili kısa bilgiler vermeniz de hoştu. Daha çok bilgi verseniz diye düşündüm. İçerik mi değişirdi bu sefer de. Hâttâ san’atla karışık bir program olsaydı. Program çok kısa sürdü, değil mi?
Depresyon halk arasında çok fazla sözü edilen bir kavram oldu. Hâttâ üzücü sıkıntılı olaylara olan normâl tepkileri, bâzılarımız ya kendilerinin ya da başkalarının depresyonda oldukları şeklinde yorumlayabiliyorlar. Uyum sağlamak gereken durumlarda tabii ki herkes depresyon yaşamıyor, bir hastalık geçirmiyor; buna rağmen zor durumlarda elbet pek çok kimse nasıl grip olunca başı ağrıyınca bazen doktora gitme ihtiyacı duyuyorsa, daha bilinçli bir yaşam daha kaliteli bir yaşam için de psikolojik danışmanlık hizmeti almak veya psikiyatrik destek almak bu kadar doğal karşılanabilse, çekinilmeseydi. Yine de, yanlış doğru yorumlarla panik atak oldum veya depresyondayım, depresyondasın, depresyonda diye halkın bir yandan da uzman kesilmesi, bu tür kelimeleri diline dolaması, bir anlamda da bu tür hizmetleri almayı eski zamana oranla yadırgamadığını utanılacak bir durum gibi görmediklerini gösteriyor. Fakat herkesin zorlanabileceği önemli travmalarda veya uyum gerektiren süreçlerde,bununla nasıl başa çıkabilirim, nasıl başa çıkabilir, en uygun davranış ne olmalı, ben nasıl davranmayı seçebilirim yerine depresyondayım depresyondasın, depresyonda gibi alan dışı kişilerin uzmanlık etiketlemeleri de bir enteresan yâni. Bu yönde halkın bir eksikliği var. İletişim yönünden bir gelişmemişliğimiz var. Böyle teşhisler yerine sağlıklı iletişim kurmayı öğrensek bu konuda eğitim görsek, dinlemeyi öğrensek, kendimizi ifâde etmeyi öğrensek de, teşhis yönünden uzmanlığa kalkmasak. Demem odur ki, uyumda zorlanan bir kişiye veya zor bir durum yaşayan kişiye, neler yaşadığını sormak ve anlıyorum böyle hissediyorsun demek ve daha sonrasında yönlendirme yapmak gerekirken, çok kişi evet sen böylesin diyor. Herkes elbet psikolog veya psikolojik danışman gibi konuşacak değil ama, nedense psikiyatr gibi konuşmayı çoktan öğrendiler! Kişi stres yaşıyorsa heyecanlı ise ”ben panik atakım” diyor. Çok hareketli kıpır kıpırsa yapısı buysa ”ben hiperaktifim” diyor. Güzel sözler eden, sevimli bir çocuksa acaba ”üstün zekâlı mı, bir test yaptırsak mı, siz test yapıyor musunuz?” (neyse yine de zekâ geriliği mi var demekten daha iyidir). Bir duygu ve düşüncesini dile getirdiyse ”ha senin de bu takıntın var”. Olaki biraz titiz elmayı soyup armudu sayıp da yiyor, eh hastânede enfeksiyonda çalışmış alışkanlık kazanmış ellerini yıkıyor, ha bunun da temizlik takıntısı var. Yakında domuz gribi yüzünden herkeste de maske takıntısı olacak. Bâzen de takmamak iyi olmuyor gerçi. Ama şuna eminim daha önce de değinmiştim. Kesinlikle herkeste bir kilo takıntısı var. Yalnız benim kiloma değil de kendi kilolarına taksalar daha memnun olacağım. Bu gün yine taktılar.
Bu arada ben de de yazma takıntısı mı var diyeceğim ama, bu takıntı değil bence, çünkü neden yazsam da olur yazmasam da, ama yazsam iyi olur gibi bir duyguyla yazıyorum. Biraz da ”kendimden” yazıyorum.
Akşam oldu yine…
İyi geceler.
MKD: Sevgili LA, Dekordan ben sorumlu değilim; kanaldakiler kendileri “ayarlıyorlar”. Maâlesef o kadar çok teknik sorun yaşanıyor ki, artık herhangi bir şeye takılmayıp, süresi dolduğunda ne yapacağımıza karar vereceğiz. Dostlukla…
Bu mekânı çok beğendim.
Burada konuşuyorlar.
Kanal T ilginç profili olan bir televizyon
Oraya iş görüşmesi için gitmiş, görmüştüm.
Kerem DOKSAT’ın orada program yaptığını duyunca da düşünmeye başlamıştım.
Ben hemen düşünürüm Kerem DOKSAT’ın profilini ve Kanal T’nin profilini…
Arada fark bulurum ama bilirim Kerem DOKSAT ne yaptığını bilir, kendisi için mantıklı sebebi vardır.
Kerem DOKSAT’ı çok şeker buldum.
Şunlara bayılıyorum.
Hayırlısı…
Selâmetle…
Endişelerinize katılmamak imkânsız…
SBizi anlıyorum…
Ve ben de sizi anlıyorum Kerem Bey çok şekersiniz
imlâ konusunda daha özenli olma isteği duymaya başladım, yüzlerce okuyucu ve onların yorumlarını değil de sizi incelemek sizi anlamak sizi tanımlamak daha kıymetli olacağa benziyor.
Umarım yazdıklarım temel alınarak kötü niyet akla getirilmez, çünkü burayı okudum ve ilginç buldum.
Temâsı kaybetmeyi istemem.
İzninizle
connect
Burnum ikiye ayrıldı. Bir deliğinden düşünce hürriyeti ve anlayış kokusu alıyorum.
Yanındaki delikten ise risk kokusu geliyor. Sakıncalı piyadeler, 9. köyler…
Dengenin bozulmamasına özen göstereceğim.
Risk kokusu aldım ve ona göre önlem alacağım. Edepli olacağım umuma açık şekilde sınır ve sinir düşüncelerimi buraya yazmayacağım.
Çünkü, gerçeğe ve nitelikli bilgiye yakınlık hissettim ve gerçekten uzaklaşmayı istemiyorum.
“Az önce Araf’da bekleyen HCÖ yazısını ve sonrasında gelişmiş karmaşık savaşı okudum. Elbette hemen aklıma kendi ismim olan Hasan geldi. HCÖ’in farklı isimler ile yorumlar yazdığını belirten notlarınızı da okudum ve endişlendim. Umarım karışıklık olmaz diye kendi kendime söylendim. O savaşı okudum ve anladım, dersimi aldım. Orada yazan herşey benim için öğreticiydi”.
Saygımı sunuyorum.
MKD: Hoş geldiniz Sayın HÇ.
Hoş buldum Sayın DOKSAT,
Bulmak,bilmek ve anlaşmak çok hoş.
Paradan daha hoş.
Aslında para onların hasadı.
Bulanların, bilenlerin ve anlaşanların tarlalarında bollaşan altın başaklar gibi.
Ne hoş hisler…
Karanlıkta yürüyen ışıklar…
Sevgiler, saygılar buradan oraya.
Sayın DOKSAT.
MKD: Bilmukabele Sayın HÇ.