Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 462 defa okundu.
Bu yazi bugun 4 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

TEŞHİR, ŞİDDET, HİDDET ve TELEVOLE MEDYASI – 1 Eylül 2006’da Yazdığım Makalem

Şimdiki nesiller ne âşina ne de haberdar yakın tarihimizden. Daha önce iki kere direkten döndükten sonra, Ecevit’e rağmen neden Kıbrıs’a çıkmıştık? 12 Eylül neye yaradı, neler getirdi, neler götürdü?

Enosis (Yunanistan’a ilhak) peşinden ihtirasla koşan Makarios isimli bir sözüm ona din adamının provokasyonları sonucunda gemi azıya alan EOKA militanı Rumlar Kıbrıs’ta bir darbe yaptılar. Akabinde oradaki Türkler’i öldürmeye, kadınların memelerini kesip ırzlarına geçmeye, bebekleri şişlemeye başladılar. Erkeklerin hemen hepsi bir stadyuma toplandı ve âkıbetlerini bekler oldular. Hâdise o kadar sür’atle gelişiyordu ki, her geçen saat katliamı bir soykırıma dönüştürüyordu. Âcilen, tereddüt etmeden, derhâl bir şeyler yapılmalıydı. Yoksa bir zamanlar 200 bir Türk’e 50 bin Rum’un düştüğü Girit’te yaşanan katliamın sonunda olduğu gibi, ada Türkler’den “arındırılacaktı”. TSK harekete geçti ve müdahale etti. Nice şehitler verildi ve oradaki soydaşlarımızın canı kurtarıldı; Limasol doğumlu olan, şimdilerde âilesi Girne’de ikamet eden eski eşim yerdeki cesetlerin üzerinden atlayarak yürüdüğü günleri hâlâ hatırlar. Kendi firkateynimizi batırmak gibi gafletlerimiz de oldu. Akabinde, vazifeyi Fâzıl Küçük’ten alarak sürdüren Rauf Denktaş’ın liderliğinde Kuzey Kıbrıs’ta Türk Devleti kuruldu. O zamandan beri bizden başka ne sözüm ona din kardeşlerimiz, ne de sonradan bağımsızlığa kavuşan soydaşlarımız bu devleti tanıdı.

Orada olanları bitenleri yeni nesillere anlatamadık, anlattırılmadık. 30 sene içerisinde “Ben Kıbrıslıyım, Türk değil” diyen, Türkiye’den nefret eden, Rum’a perestiş eden ve AB havucunun bize yedirileceğini zannederek kanla, gözyaşıyla kazanılan özgürlüğü elden çıkarmaya hazır bir nesil yetişti. Küreselleşme ve Yeni Dünya Düzeni, Büyük Ortadoğu Projesi dalgaları estirilerek Türkiye’deki Türkler’in de beyni yıkandı. Uzaktan kumandalı operasyonlarla Türkiye’de çok partili demokrasi fiilen yok edildi. Merkez sağ ve sol milletin gözünden düşürüldü ve bütün dünyanın desteğini arkasına almış bir “Light Islam” kavramı uydurularak (Diet Cola gibi bir şey herhâlde), geçenlerde ağızlardan kaçan “Türk İslâm Cumhuriyeti’ne” yelken açıldı. Bu arada da, “delikanlı” Başbakanımız biraz da vermeden kurtulunamayacağını her zamanki zarif ve nâzikâne üslûbuyla anlatır oldu. Denktaş’ın açık ve net ikazlarına istiskâl ve dışlama ile karşılık verilmekte.

12 Eylül Darbesi de bir başka ilginç hikâyeydi. Memleket 70 küsur sol, 10 küsur sağ, bilmem kaç tâne dinci, bir o kadar da bölücü grubun hepsinin birbirini öldürdüğü, trajikomik bir durum almıştı. Bu gruplardan birine girmek bir dertti, girmemek de ayrı bir dert. Her hâlükârda başınız belâdaydı. Meselâ bu “no man’s land” adamlarından birisi olan bendeniz, hiçbir olaya karışmamanın ve kliğin adamı olmamamın bedelini tıb tahsilimi 3 sene geç bitirerek ödedim. Bütün bunların çok uzun vâdeli ve adım adım ilerletilen bir plânın parçaları olduğunu o zamandan görebilen az sayıda gençten biriydim. Ortalık iyice kaosa döndükten sonra nihâyet TSK müdahale etti, sağın da solun da canına okundu. İşkence, kim vurduya gidenler, arada kaynayanlar gırla gitti. Şimdilerde Picasso’nunkilerden daha muhteşem tablolar çizen paşamız, çok iyi ilâhiyat bildiğinden olacak, Kur’ân müfessirliğine soyundu ve il il, kasaba kasaba dolaşarak milletimize din dersleri verdi. Bu yaptığının bir “olumsuz pekiştirme” olduğunu, geri tepeceğini kimseler anlatamadı hazrete.

Ölenler, “fâil-i meçhûlle” güme gidenlerin yanı sıra, her cenahtan pek çok kafası çalışan adam senelerce ya hapislerde yattı, ya da yurt dışına kaçtı. İnsanlarımız gâyet sistematik bir şekilde misenformasyona, dezenformasyona, apolitizasyona ve asimilasyona mâruz bırakıldı. Bu arada, devletin âlî menfaatlerinin muciplerini yerine getirmek üzere görevlendirilen gruplar çeteler, hâttâ mafya hâline geldiler.

Yasaları ihlâlden pek hoşlanan, hâttâ “Anayasa’yı bir kere ihlâl etmekten bir şey olmaz” diyen, “benim memurum işini bilir” lâflarını ağzından çıkarabilen Cumhurbaşkanı sâyesinde bütün moral kodlarımız da yerinden oynadı. Memleket, tek taraflı gümrük anlaşması yoluyla, Batı’nın kucağına oturtuldu. Hazretin “orta direk” diye sözüm ona hizmet ettiğini söylediği gerçek Cumhuriyet aydınlarını oluşturan dürüst, dinine bağlı ama lâik, milliyetperver ama ırkçı olmayan, inkılâpları muhafaza eden ama statükoculukla ilişkisi bulunmayan, gerçek elit orta sınıf sür’atle fakirleştirildi.

Mâzisinden bîhaber, sonradan görme, özüne tamamen yabancılaşmış, servetlerinin menşei meçhûl lümpen bir yeni zenginler, sözüm ona yeni burjuvazi yaratıldı. Zâten hazret de sonunda baklayı ağzından çıkardı: “Ben zengini severim”.

Bu arada medyada muazzam bir tekelleşme (inhisarlaşma) başladı. Belli kişiler veya gruplar birkaç gazetenin, televizyonun birden sâhibi hâline geldiler. Çok önceden yapılmış, uzun vâdeli plânın diğer kısmı bu arada devreye sokuldu. Büyük medyadaki seviye gâyet sür’atle aşağıya çekildi. PKK eylemleriyle paralel olarak Türk kültürü Kürtleştirilmeye başlandı; “san’atçı” diye ortaya çıkarılan, meşhur olan figürlere bir bakın! Buna karşılık, bizim ulusal kültürümüzde pek hoşlaşmadığımız cinsel yönelimler ve böyle yönelimleri olan Orta Asya Türkü çağrışımlı müstear isimli megastarlar türetildi.

Bir zamanlar kültürlü elitin gittiği gazinolarda Klâsik Türk Musıkîsi icrâ edilirken servis durur, çatal bıçak bırakılırdı. Önce gazinolar kapandı, çünkü o elitin değil gazinoya, ücretli umumî helâya gidecek maddî durumu kalmamıştı. Şimdilerde gazinolar tekrar açılmakta ama tam bir yozluk ve züppe-lümpen kültürü (daha doğrusu kültürsüzlüğü) içerisinde.

Büyük medyanın etkili ve yetkili köşe yazarları “start” almış vaziyette Denktaş’ın üzerine gitmeye başladılar. Gerekirse yeniden yüz binler şehit verip bu vatanı kurtarırız diyen İstanbul Üniversitesi Rektörü ile “dalga geçtiler” (bu kişinin diğer uygulamaları tabii ki tartışılabilir, o ayrı mes’ele). Ulusalcı, vatansever sol ve sağ bütün mahfiller susturuldu. Pek çok üniversite senatosunda alınan Denktaş’ı destekleyici kararlar haber olarak yer almıyor. Meselâ, benim de üyesi olduğum, “kökü dışarıda” diye bilinen LIONS’un bu konudaki alenî deklarasyonlarına, düzenlediğimiz toplantılara büyük medyada hiç yer verilmiyor. Buna karşılık, sâdece zenginlerin menfaatlerini kollayan bâzı meslek teşkilâtlarının en ufak deklarasyonları bile sür manşetten duyurulmakta.

Bir yandan karı kocaların kavga ettirildiği, mahremiyetin ayaklar altına alındığı, hiddet ve şiddetin sergilendiği yayınlar rating rekorları kırıyor. Başta futbol olmak üzere, gerçek felsefesiyle değil ama şov ve afyonlama moduyla sporla yatıp sporla kalkıyoruz. Her şeyden çok iyi anlayan, her şeyi bilen birtakım adamlar bize ne zaman adam olacağımızı, her şeyin doğrusunun ne olduğunu anlatıyorlar sürekli.

Çok küçük bir azınlığın yaşadığı sefih, rezilce hayat televole ve benzeri programlarda beyinlerimize itekleniyor. Aynı eve sokulan gencecik insanların bütün mahremiyetleri şöhret ve para için canlı yayınlanıyor. Bu arada Kıbrıs gidiyor, 20 ilimiz Kuzey Kürdistan olarak koparılmak üzere.

Ve… Cici mi cici bir genç kızımız geçen gün “biz barış istiyoruz” diye inci gibi dişleriyle gülümsüyor.

Ben de, ama ne pahasına? Ona ve onlara ne bırakacağız; şimdiki nesiller bu oyunları maâlesef hiç farkında değil.

   Heyhat!

***

Ne dersiniz?

   Yanılmış mıyım?

      Keşke öyle olsaydı…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 20 Kasım 2009 Cuma

3 Yorum

mustafa terziahmetoğluKasım 21st, 2009 00:14

Saygılar Efendim,

Makaleleriniz karşısında söylenecek söz kalmadığından, makalenin sonunda YORUM YAPIN ifâdesini görür görmez gevezelik yapma zamanı geldi diyorum. Bana sâdece gevezelik yapmak düşüyor. Sabrınız için sağ olun.

Cumhuriyet tarihimizin yarım asırlık çınarı, temeline blokaj ve hasır betonu atılmış, duayen Cumhurbaşkanımız Sayın Demirel, Allah uzun ömürler versin, bu aralar fıkralara rağbet eder oldu ve çözümleri fıkralar da aramaya başladı. Onlarla teskin olmaya, avunmaya ve avutmaya çalışıyor. Bir tânesini iktibas ediyorum.

Geçtiğimiz günlerde bir toplantıda eski Cumhurbaşkanlarından Demirel’e ülkenin durumu hakkında ne düşündüğü sorulmuş.

Demirel de soruyu yönelten kişiye:

“Bak sana bunu bir fıkrayla anlatayım da pazar neşesi olsun” demiş.

Demirel’in anlattığı fıkra:

Osmanlı döneminde yolsuzlukları ile ünlü Karakuşi adında bir kadı varmış. Bir gün Karakuşi Kadı, bir fırının önünden geçerken burnuna güzel bir koku gelmiş.

Vitrinde güveç içinde nar gibi kızarmış sâhibini bekleyen nefis bir ördek var… Karakuşi Kadı, fırıncıya ‘Ben bunu aldım’ demiş. Kadıya itiraz edilir mi? Fırıncı hemen ördeği paket yapıp vermiş.

Az sonra ördeğin sâhibi gelmiş: ‘Hani bizim ördek?’

Fırıncı boynunu büküp ‘uçtu’ deyince iş kavgaya dönüşmüş.

Kavga sırasında fırıncı, araya giren bir gayrimüslim müşterinin gözünü çıkarınca korkup kaçmaya başlamış… Gayrimüslim de peşinde kovalıyor…

Bir duvardan atlarken, bilmeden öteki taraftaki hâmile bir kadının üstüne düşmüş. Kadın, çocuğunu düşürdüğü için, kadının kocası da fırıncının peşine düşmüş. Can havliyle kaçan fırıncının çarpıp devirdiği Yahudi bir vatandaş da kızıp peşlerine takılmış…

Sonunda duruma müdahale eden zaptiyeler hepsini yakalayarak Karakuşi Kadı’nın karşısına çıkarmışlar.

Kadı sırayla sormuş…

Ördeğin sâhibi, ‘bu adam ördeğimi hiç etti’ diye şikâyet etmiş.

Karakuşi Kadı, fırıncıya sormuş: ‘Ne yaptın bu adamın ördeğini?’

Fırıncı ‘uçtu’ demiş. Kadı, kara kaplı defterini açmış:

‘Ördeğin karşısında tayyar yazılı. Tayyar ‘uçar’ anlamına gelir. O hâlde ördeğin uçması suç değil’ diyerek fırıncının beraatına karar vermiş.

Gözü çıkan gayrimüslim vatandaşa sormuş… Onun şikâyetine de kara kaplı defterden bir madde bulmuş: ‘Her kim, gayrimüslimin iki gözünü çıkara, o müslimin tek gözü çıkarıla…’

Davacı ‘ne olacak?’ diye sorunca Karakuşi Kadı, ‘Şimdi’ demiş, ‘fırıncı senin öbür gözünü de çıkaracak, biz de onun tek gözünü çıkaracağız.’

Tabii gayrimüslim şikâyetinden hemen vazgeçmiş, fırıncı bu davadan da beraat etmiş.

Çocuğunu kaybeden kadının kocasına da Karakuşi Kadı, ‘tamam’ demiş, ‘karını vereceksin, bu adam yerine yeni çocuk Koyacak’! Böyle olunca adam da şikâyetini ânında geri almış, fırıncı bu davadan da kurtulmuş.

Kadı dönmüş Yahudi’ye: ‘Senin şikâyetin ne bre’… Yahudi ellerini açmış, ‘ne diyeyim kadı efendi’ demiş, ‘adaletinle bin yaşa sen e mi!’

Demirel bu fıkrayı anlattıktan sonra kendisini dinleyen topluluğa dönerek,
kıssadan hisse: Ananı “öpen” kadı ise, kime şikâyet edeceksin? Bugün ülkedeki durum bu! Anladın mı?
————————————————————————————————
Buna ilave olarak sabahleyin bir mail aldım. Arkadaş şaka yapıyor zannettim. Araştırayım dedim. Vallahi doğru çıktı. İstanbul Kent orkestrasından bahsediyorum. Bu kuruluş BŞBelediyesi’ne âit. Aşağıda bu kuruluşun görevleri ve Müdürü’nün CV’sini iktibas ediyorum.

Kuruluşu ve Görevleri
1989 yılında kurulan Kent Orkestrası Müdürlüğü, İstanbul Büyükşehir Belediyesi Kültürel ve Sosyal İşler Daire Başkanlığı”na bağlı olarak görev yapıyor. Müdürlük, temel olarak bünyesindeki iki sanat topluluğunun san’at faâliyetlerinin organizasyonuyla san’atçı ve idarî personelin özlük işlemlerini yürütmek, genel idareyi sağlamakla görevlidir. Hâlen, fiilî olarak 2 müdür yardımcısı 41 kişilik Kent Orkestrası san’atçı kadrosu, 35 kişilik Belediye Bandosu, bir şef, üç memur ve üç hizmetli ile çalışmalarını sürdürmektedir.

Görevleri

-Müdürlük, müzik san’atının toplumsal işlevine uygun olarak halkın kültürel üretiminin, eğitiminin, san’at seviyesinin ve bilincinin yükseltilmesine katkıda bulunmak,
-Ulusal ve evrensel müzik kültürünü yerleştirmek gâyesi ile kapalı salon ve açık hava veya park konserleri ve belirli programlar ve toplantılar sırasında periyodik konserler vermek,
-Ayrıca Müdürlük bünyesindeki bando birimi ile açılış, kapanış, karşılama, uğurlama çeşitli kutlama günlerinde seremoni görevleri ile özel kuruluşların talebi üzerine ücretli görevleri yerine getirmek.

Müdürü:
Celal Sevencan, 1954 yılında Trabzon’un Of ilçesinde doğdu. 1975 yılında tamamladığı orta öğreniminin ardından, 1976 yılında Samsun Yüksek İslâm Enstitüsü’ne girdi ve 1981 yılında mezun oldu. Meslek hayatına 1982 yılında Bitlis Merkez Atatürk Ortaokulu’nda öğretmen olarak başladı. Bitlis ve Samsun’da çeşitli okullarda öğretmen, müdür yardımcısı ve müdürlük görevlerinde bulundu. 1994 yerel seçimlerinde Refah Partisi Samsun Tekkeköy İlçe Belediye başkan adayı olarak seçimlere girdi. Seçimlerin ardından aynı yıl içinde İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yazı İşleri Müdürü olarak göreve başladı. 1995 yılında atandığı Mezarlıklar Müdürlüğü’ndeki 5 yıllık hizmetinin ardından 1999 yılında İtfaiye Daire Başkanlığı’na programcı olarak atandı.

01.05.2001 tarihinde Sosyal ve İdari İşler Müdürlüğü’ne getirilen Sevencan, 17.11.2004 tarihinde Katı Atık Yönetimi Şûbe Müdürlüğü’ne Asaleten Müdür olarak atanmıştır. 04.08.2006 tarihinden itibâren Kent Orkestrası Müdürlüğü’ne asaleten atanmış olan Sevencan, evli ve 5 çocuk babasıdır.

Efendim, müsaade ederseniz uykum geldi. Gerçekten uyumak istiyorum.
Çok yorgunum çok…

İyi geceler.

SSSSS

MKD: Lâhavle velâkuvve! Siz ne kadar câhilsiniz, hiç katı atıkların musıkîsini işitmediniz mi ;-)

S……………….

calimeloKasım 21st, 2009 03:12

Keşke hocam, keşke…

http://www.sam.gov.tr/perceptions/Volume7/September-November2002/Perception_AslanGunduz.pdf

MKD: Keşke de keşke :(

Emrah ŞELİMANKasım 25th, 2009 22:39

Saygıdeğer Hocam,

İzniniz olursa ben de Peder’in bir hatırasını paylaşmak isterim.

12 Eylül öncesi. Bir gösteri sırasında nezarete alıyorlar; yakasında Atatürk rozeti var. Memur soruyor “bu kim” diye. Peder de alay ederek: “Bu senin baban, tanımadın mı?” diye cevaplıyor.

Sonrasını hatırlamadığını söylüyor. Saçını o kadar çekmişler ki haftalarca kafasını yıkayamamış.

“İnsanlarımız gâyet sistematik bir şekilde misenformasyona, dezenformasyona, apolitizasyona ve asimilasyona mâruz bırakıldı” tespitiniz her şeyi açıklıyor.

Zâten başımızdaki güruh o faşizmin neticesi değil mi?

Kocaman saygılar, sevgiler.

MKD: Bilmukabele Sevgili Emrah.

Yorum Yapın

Mesajınız

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word