Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 11678 defa okundu.
Bu yazi bugun 2 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

HOLOGRAFİK AYŞE, BİYOEKRAN, AYDIN ARITAN, AYLİN, HELEN KELLER ve NELER NELER!

6-7 Aralık arasında Ayşe Arman gene yapacağını yaptı, halkımıza yeni bir ufuk açtı! Mutadımın biraz dışına çıkıp, satır aralarına yorumlarımı (MKD: diye) koyacağım.

(MKD: AA’nın spektaküler başlığı) Beyninde ekran açıyor… Elleriyle okuyor… Kapalı gözle renkleri görüyor…

Ben “Olmaz, olmaz!” dedim ama gerçekten oldu. Gördüm, gözümün önünde yaptı. Olayın gerçekleştiği yer Cities’in en altındaki kafe.

Aylin, 12 yaşında, tatlı, kendi halinde bir kız. Holografik beyin teknikleriyle bir sürü bize çok acayip gelen şey yapabiliyor. Annesi bunun Aylin’e özel olmadığını, herkesin yapabileceğini söylüyor. Neler mi yapıyor? Gözlerine bant takıyor, eline verdiğin her şeyin rengini söylüyor. Görmeden… Sâdece dokunarak… Enerjisini hissederek… Fotoğraflara bakıp kişilerin yaşayıp yaşamadığını söyleyebiliyor… Yine gözleri kapalı, dergilerin üzerinde yazan şeyleri okuyabiliyor. Bunlar benim tanık olduklarım. O gün kafede, Sevda Bakankuş, Arıtan Yayınları’nın sâhibi Aydın Arıtan, Aylin, fotoğraflarımızı çeken Senih ve Sertab Erener’dik. Sertab da tanık oldu bir sürü şeye. Bu röportaj yarın da devam edecek. Aylin başka şeyler de yapabiliyormuş. Neler olduğunu öğrenebilmeniz için bu röportajı okumanız gerekiyor… (MKD: Bunları medyumlar da, cinciler de, üfürükçüler de iddia ediyor).

Hikâyenin en başından başlayalım…

- Adım Sevda Bakankuş. Ben bir iş kadınıydım. Tekstil mümessilliği yaptım, iki sene önce önüme bu proje geldi.

Neydi bu proje?

- “Holografik beyin teknikleri.” Rusya’da bir sürü merkezde uygulanıyor. O merkezlere de “İnsan Gelişim Akademileri” deniyor. Kapalı gözlerle renkleri görebiliyorsunuz, ellerinizle okuyabiliyorsunuz. Amaç, çok azını kullandığımız beynimizin kapasitesini yüzde 80′e kadar çıkarmak… (MKD: Bu lâflar tamamen bilim dışı, safsata. Beynimizin her an tamamını kullanıyoruz; ne kadar bu tür şarlatan varsa da hep Rusya’dan çıkar. Kim bu “hocalar”, nereden gelmişler, belli değil)!

Kim getirdi bunu?

- Yabancı bir hanım.

Ne dedi?

- “Türkiye’de bunu açalım” dedi. Ben tabii heyecanlandım, çünkü önce tamamen yatırım olarak baktım, tutar diye düşündüm. İçeriğiyle ilgili değildim. (MKD: Dananın kuyruğu belli oluyor: Rant var, Uçuran’dan da beter çünkü bâri o, hezeyanlarına inanıyordu).

Sonra?

- Rusya’dan hocalar geldi. İlk önce yakın çevremize eğitim vermeye başladık. Ben yavaş yavaş işin içine girdim. Ve öyle bir nokta geldi ki, teknikleri öğrendim. Eğitimleri kendim verecek düzeye geldim. Daha doğrusu bu teknikleri Türkiye’ye daha uygun bir program haline getirdim. Artık yoluma yalnız devam ediyorum… (MKD: Boynuz kulağı geçiyor. Kim bu “hocalar”, nereden gelmişler, belli değil; yerseniz)!

(Röportajın bu noktasında ne yalan söyleyeyim, karşımdakinin bir “şarlatan” olduğundan neredeyse emindim. Hiç ama hiç inandırıcı gelmedi söyledikleri)… (MKD: Viva Ayşe)!

İnsan, bu teknik sayesinde ne öğreniyor?

- Kendisinin farkına varıyor. Ne kadar güçlü olduğunu kavrıyor. Ama ben bu bilgileri karşımdakine öğretirken ona bir lütufta bulunmuyorum, sadece beyinde kullanmadığı alanları nasıl kullanabileceğini öğretiyorum. İnanın, bu da çok olağanüstü bir şey değil, herkes yapabilir. Önce tabii her insanın beyninde bir bilgisayar bulunduğunu ve onu nasıl açacağını öğretiyoruz…

Pardon? Ne bilgisayarı? Nasıl yâni?

- Beynimizde bir biyoekran var. O açılıyor, her şeyi görüyoruz ve orada her şeyi yapabiliyoruz.

Siz de benim buna inanmamı mı bekliyorsunuz!

(Arıtan Yayınları’nın sahibi Aydın Arıtan söze giriyor…)

- Ben de Sevda Hanım’ın seminerlerine katıldım. O Rus hocalardan teknikleri öğrendim. Hâttâ çocuklarım ve hanım da katıldı. Bu arada, ben bu konuda pek çok kitap yazdım, hâttâ diyebilirim ki “hologram” ve “holistik” konusunda Türkiye’de en çok yazan insan benim. Sevda Hanım “Böyle böyle bir eğitime başlıyoruz” deyince, dâhil olduk. Birkaç aşamalı bir eğitim. Önce bir biyoenerji çalışması yapıldı. Bu çalışma, zihinle beden arasındaki ilişkiyi gevşetmek ve beyne daha geniş kullanım imkânları tanımak için yapılıyor. Bu 10 ders devam etti. (MKD: Uçuran da alternatif tıbbı en iyi bilen adamdı; Aydın Arıtan da holografiyi ve biyoenerjiyi en iyi bilip, yazıp da yazmış, 2 senede allâme-i cihân olmuş maaşallah).

Peki, siz beyninizin âtıl bölümlerini kullanabiliyor musunuz? (MKD: Bu lâflar tamamen bilim dışı, safsata. Beynimizin her an tamamını kullanıyoruz).

- Maâlesef. Hayata analitik baktığım için o süreçler bende iyi işlemedi. Ama eşimde ve çocuklarımda işledi. Çocuklarım, kapalı gözlerle renkleri görüyorlar. Birazdan Sevda Hanım’ın kızı Aylin size birtakım örnekler gösterecek. Benim size anlatmak istediğim şu: Birazdan göreceğiniz şeyler Aylin’e özel değil, bunu kavramanız çok önemli, sâdece Aylin yapabiliyor değil, bir sürü çocuk yapabiliyor. Biz bu teknikleri okullarda uygulamak üzere bir program yaptık, çünkü çocuklar çok hızlı öğreniyor. Biz burada bir çağ dönüşümünden söz ediyoruz. Yeni bir çağ başlıyor. Ve bunlar birtakım evrensel bilgiler. Bugüne kadar beynin daha geniş alanlarını kullanma imkânları tapınaklarda ve tarikatlarda sır olarak saklandı ve sembollerle anlatıldı. Çünkü insanlar bunu anlayabilecek düzeyde değillerdi. Şimdi hazırız. (MKD: Eğer pazarlama içinse üçkâğıt, inanıyorlarsa mistik hezeyan).

Öyle bir söylediniz ki, kendimi Dan Brown’ın kitaplarının içinde hissettim…

- Eskiden bu tür bilgilere ulaşmak için çok uğraş vermek gerekirdi. Yunus mesela, 40 sene eğri olmayan odun taşıdı dergâhına. Bir şeye odaklanarak egolarını indirmeye çalışmışlar. Ama şimdi öyle teknikler söz konusu ki, 6-7 yaşındaki çocuklar bile bunu kolayca öğrenebiliyorlar. (MKD: “Egoları indirmek” lâfı hamal entellektüalitesinde).

(Adam ciddi, kendinden emin, önünde bugüne kadar yazdığı bir sürü kitap duruyor, söylediklerine yüzde 100 inanıyor. Sözü, tekrar Sevda Hanım alıyor…)

- 50 yıl içinde inanılmaz şeyler olacak. İnsanlar birbirlerini çok daha iyi anlayacaklar. Çünkü gizli olan hiçbir şey kalmayacak. Evrende her şeyi birbirine bağlayan iki güç var, sevgi ve enerji. Sevginizi ve enerjinizi verdiğiniz her şeyle bağlantı kurabilir, ona her istediğinizi yaptırabilirsiniz. (MKD: Eğer pazarlama içinse üçkâğıt, inanıyorlarsa mistik hezeyan).

Benim anlayabileceğim gibi anlatır mısınız?

- Hepimiz bir bütünün parçalarıyız. Sizde de, bende de, çiçekte de, taşta da, suda da, yaprakta da evrenin bütün bilgisi var. Yâni aslında sen benim, ben sensin. Ama içinde bulunduğumuz görev alanları itibârıyla bâzı kodlarımız açık, bâzı kodlarımız kapalı. Mes’ele sâhip olduğumuz güçlerin farkına varabilmemiz, kendimize dönerek, enerjimizi belli bir norma getirerek, bu bilgileri bir CD okur gibi okuyabilmemiz… (MKD: Canlı dekoder bunlar, Lig TV bedava).

Hadi beyefendinin bir sürü kitabı var, ama sizin iki sene öncesine kadar bu konuda bilginiz yok, nasıl oluyor da şimdi uzman gibi konuşuyorsunuz…

- Ben de bilmiyorum bu sorunun cevabını… (MKD: Dedim ya, eğer pazarlama içinse üçkâğıt, inanıyorlarsa mistik hezeyan).

(Aydın Bey atlıyor…)

- Ben size Sevda Hanım’la ilgili gözlemimi söyleyeyim, ilk tanıştığımızda bu işlerden gerçekten anlamıyordu. Arkasından da söylüyorum, yüzüne de, resmen zihninde bir açılma oldu. Şimdi bu konuda yıllarca kafa patlatmış, bir sürü kitap okumuş biri gibi konuşuyor, beni de şaşırtıyor, pek çok şey öğreniyorum kendisinden, üst düzey bir bilgiye sâhip.

(Sevda Hanım hafif utanıyor…)

- Bunlar bana bir şekilde geliyor. Bakın, öğrendiklerimi önce kendi yakınlarım üzerinde uygulamaya başladım. Kim mi onlar? Kızlarım. Gece saat 12′de onları arabaya alıyordum ve diyordum ki, “evet kızlar, biriniz sağa oturun, biriniz sola. Şu andan itibâren gözleriniz kızıl ötesi dürbün, hadi bakalım yol boyu yere bakın, yerin altında ne görüyorsanız bana söyleyin…” Size neler gördüklerini söylesem küçük dilinizi yutarsınız… (MKD: Yazık çocuklara, buna “empoze edilmiş delilik” denir psikiyatride).

Bir dakika! Ne gördüklerini bir kenara bırakalım da, gözlerini nasıl kızıl ötesi dürbün yaptılar onu anlatabilir misiniz?

- İnternetten kızıl ötesi dürbün resmi indirdik, beyinlerine yükledik, sistemi çalıştırdık.

Öyle oluyor mu? Ben de Angelina Jolie’nin resmini indireyim o zaman…

- O başka bir şey. Ama meselâ saati de beyninize kurabiliyorsunuz… (MKD: Zırvalık şâhikada, neden “o başka şey”, belli değil)!

Nasıl yâni?

(Aydın Bey cevaplıyor…)

- Bakın, insana tuhaf geliyor ama benim çocuklarım da saat yüklediler beyinlerine. “Şu anda saat kaç?” diyorsun, “18.15 baba” diyor. “Nereden biliyorsun evlâdım?” diyorum, “Beynimdeki ekranda yazıyor” diyor. Dijital olarak görüyormuş. Çocuklarımın yalan söyleyecek hâli yok. Oluyor bunlar. Pek çok insan istediği saatte uyanabilir meselâ, o da bir tür beynin programlanması… (MKD: Yazık çocuklara, buna “âile boyu empoze edilmiş delilik” denir psikiyatride: Folie a famille).

(Sevda Hanım topa giriyor…)

- Zihninizdeki ekranda dijital bir saat kuruyorsunuz ve diyorsunuz ki, “Beni şu saatte uyandır ve Vivaldi çalsın…”

Siz benimle dalga mı geçiyorsunuz?

- Hayır, Ayşe Hanım, bizim beynimiz tüm bunları yapabiliyor. Beyninize bir video kamera kuruyorsunuz ve diyorsunuz ki “şu anda bir doğum günü partisi yapılıyor, hediyeler veriliyor bunu kaydet, yarım saat sonra tekrar bakacağım.” O arada başka işler yapıyorsunuz, yarım saat sonra beyninizdeki o kasedi tekrar seyrediyorsunuz. Biz tüm bunları yapabilecek kadar mükemmel yaratılmışız. Daha bir sürü şey yapabiliyoruz, suyu da ekran gibi kullanabiliyoruz. Çünkü su da bilgi taşıyor. Bir gün bunu fark edince, ateşe dayanıklı cam kaba su koydum, Aylin’i çağırdım, dedim ki, “Tek bir noktaya odaklanıyorsun…” Gerisini Aylin anlatsın…

(Masada bu ana kadar suskun duran 12 yaşındaki tatlı kız çocuğu konuşmaya başlıyor…)

- Önce küçük bir nokta görüyorum, sonra o yavaş yavaş çizgi hâline geliyor ve bir anda genişliyor, ekrana dönüşüyor. Normâlde o ekranı kendi zihnimde görüyorum. Ama suda da görebiliyorum. Normâl bir bilgisayar ekranı gibi, çok farkı yok, sâdece daha hızlı açılıyor. Ve orada istediğim her şeyi görüyorum, istersem film izliyorum, istersem müzik dinliyorum. MP3 gibi de çalışıyor, istediğim şarkıyı kaydediyorum, çalıyorum, beğenmezsem bir ötekine geçiyorum. (MKD: Vah yazık evlâda yâhu)!

Aylincim, bütün bunlar sana tuhaf gelmiyor mu? (MKD: AA Türkçe’yi mahvediyor; “Aylinciğim” denir).

- Yok hayır. Ablam da beyninde ekran açabiliyor. (MKD: Vah yazık bütün evlâda yâhu)!

 

Sizi dinliyorum… Ama bütün bu konuştuklarımızı normal karşılamamı beklemeyin benden…

(Sevda Hanım anlayışlı davranıyor… Anlayayım diye tâne tâne konuşuyor)…

- Evrendeki her şey kayıt altında. Konuştuklarımız, gördüklerimiz, yaşadıklarımız, düşüncelerimiz, her şey. Bunları nasıl okuyabiliriz, nasıl öğrenebiliriz? Belli enerji normlarına gelerek. Ama okumak istediğimiz şeyi, açık ve net belirtmeliyiz ki, o bilgileri istediğimiz kaynak önümüze doğru olarak getirsin. Bu çalışmalar devam ederken, birden- bire depremlerde göçük altında kaybettiğimiz insanlar geldi aklıma. “Nasıl yapabiliriz?” derken, bir deprem programı hazırladım. Aylin gibi biyoekranlarını kullanabilenler, o binaları şeffaflaştırabilirler ve enkaz altında yaşamayı sürdüren insanların nerede olduklarını görebilirler. Kurtarma ekipleri de, vakit kaybetmeden o insanları kurtarabilirler. Bu projeyle AKUT’u (Arama Kurtarma Derneği) aradım. Nasuh Bey (Mahruki), “Buyurun gelin” dedi. Yine aynı ekip gittik, Aydın Bey, Aylin ve ben. Nasuh Bey, Aylin’in yaptıklarını gördü. Ve onlara bir eğitim verdik. (MKD: Akıllıca pazarlama ve PR, kime ve nereye gideceklerini iyi biliyorlar).

Ne kadar sürdü?

- 15 gün. Ama her akşam. İki, üç gruba ayrıldık. AKUT’un Iğdır sorumlusuna suyun altında görmeyi öğrettim.

Öğrendi demeyeceksiniz inşallah!

- Öğrendi, zâten hazırdı. Toprakla ilgili de ufak bir çalışma yaptım. Onlara esas olarak şunu anlatmaya çalıştım: “Siz isterseniz bütün vücudunuzu ve ellerinizi bir ekran gibi kullanabilirsiniz. Enerjinizle bir başkası üzerindeki her şeyi hissedebilirsiniz. Ellerimiz sadece el değil Ayşe Hanım, bunlar aynı zamanda ekran. Bununla okuyabilir, her şeyi hissedebiliriz. Beynimizi da radar gibi kullanabiliriz. Yalova Üniversitesi’nde bir kızımız var, onun da barometresi mükemmel çalışıyor. Biz hepimiz kendimizle yeniden tanıştık. Kaybolan bir insanı bulmamız bile mümkün. Beynimize navigasyon sistemi kuruyoruz. Sonra bir otomotiv şirketine program hazırladım, şöyle düşündüm, yine Aylin’le yaptığımız bir egzersizde, binmediğimiz bir arabanın sâdece resminden kilometresini okudu. Üstelik aynı arabanın fren balatalarının bittiğini de gördü. O zaman dedim ki, “Biz pekâlâ bundan bir aerodinamik program yapabiliriz…” Oturdum o programı hazırladım. Önce o şirketin oralı olmayan çalışanları, sonra biyoekranları açılınca pek bir memnun oldular. Onlar da bir resme bakıp fren balatalarının bitip bitmediğini anlayabilir hâle geldiler. (MKD: Psikoz nâmütenâhi yayılmakta).

Nasıl olabiliyor bu?

- Bütün otomobil parçalarını tek tek elleriyle beyinlerine kaydettirdim. Beyin, eşleştirme yöntemiyle çalışıyor. Siz, beyne bir şey tanıtıyorsunuz, o, onu önceki kayıtla karşılaştırıyor. Gerçek otomobilin resmini ve içini alıyor, diğeriyle eşleştiriyor. Arada oluşan fark, hatayı gösteriyor. Bakın, size anlatamadığım daha bir sürü şey var, yarın bir gün bunlardan dolayı başıma iş gelsin istemiyorum. Mesela Uludağ’da bir helikopter düşüyor, biz evde kendimizi parçalıyoruz. Çünkü Aylin ekranını açıp orada kişinin nerede ve ne hâlde olduğunu görebiliyor.

(Aydın Bey lâfa girmek için derin bir nefes alıyor…)

- Bu işin, şahsî bir beceri olmaktan çıkıp, bir teknoloji haline gelmesi lâzım. Biz bu aşamadayız. Bir sürü insana deli saçması gibi gelebilir ama görecekler, yaşam böyle bir düzene doğru gidiyor. (MKD: Yaaa)!

(Birden Aylin’e dönüyorum ve şöyle diyorum…)

Aylincim, annenin zoruyla mı bu işlere girdin, nedir?

- Yok, hayır, zorla yapılacak bir şey değil ki. Annem bu işe girdiğinde çok meraklandım. Bana da öğretmeye başladı, gittikçe daha çok ilgimi çekti. Sonra annem ortağından ayrıldı, aklına sürekli yeni şeyler geliyordu, onları benim üzerimde uyguluyordu. Daha doğrusu fikirlerini bizimle paylaşıyordu. Onun sayesinde kapalı gözlerle renkleri tanıyorum. Kâğıtlara isim yazıyoruz, kapatıyoruz; yine gözlerim kapalı o isimleri okuyabiliyorum. Diyelim ki ablam mutfağa gidiyor, artık görüş alanımda değil, gözlerimi kapatıyorum, onun mutfakta ne yaptığını görebiliyorum. Elini kaldırıyor mesela, dili çıkarıyor, el sallıyor, hepsi benim ekranımda beliriyor…

Kızma ama ben inanmıyorum!

- Yapalım isterseniz. Meselâ renkleri kapalı gözlerle göreyim.

Tamam.

En sıcak renk sarı, sonra kırmızı geliyor

(Aylin gözlerini kalın, siyah bir bantla kapatıyor. Ve önüne koyduğumuz her şeye bir dokunup rengini söyleyiveriyor. Kırmızı ajanda, mavi kitap, turuncu anahtarlık, bordo cüzdan, pembe çakmak, bir dergi kapağındaki bütün renkler… Acayip şaşırıyorum. Çünkü beklemediğim bir hamleydi. Nasıl oluyor! Bu kızın gözleri kapalı… Resmen elleriyle görüyor…) (MKD: Ayşe burada bilim adamı olup deney de yapıyor)!

Nasıl yapabiliyorsun? Renklerin enerjisini biliyorsun da o yüzden mi?

- Evet. Eğitimin ilk başında renkleri öğrendik. En sıcağı sarı, sonra kırmızı geliyor, öyle gidiyor. Onların enerjisini bilince görmeye gerek kalmıyor, dokununca anlıyorsun. Ve ekranımda o renk beliriyor. Bunu çok kolay yapabiliyorum. Daha zorunu deneyelim. Masaya renkli bir sürü şey koyun, bir iki tânesini çıkarın ben size hangi renkleri çıkardığınızı söyleyeyim…

Yapabilir misin gerçekten?

- Evet.

(Yapıyor. Resmen yapıyor. “Turuncu ve kahve gitti” diyor. Ben dumur oluyorum!) (MKD: AA’ın Türkçesi de insanı dumura uğratıyor).

Bu nasıl oluyor?

- Oluyor işte. Annem öğretti.

Peki, o yapabiliyor mu?

Yok, hayır, o öğretebiliyor.

Sen bize şu beynindeki ekranı bir anlatsana…

- Plâzma televizyon gibi. Önceleri yavaş açılıyordu şimdi pıt diye açılıyor.

Ekran beyaz mı?

- İstediğim renk yapabiliyorum. Her şeyi o ekrana kaydediyorum, bâzen de tekrar geri alıp izliyorum. Fotografik hâfızam da var. Bir şeyi bir saniye görmem yetiyor. Ekranımda beliriyor, ona bakıp uzun uzun anlatabiliyorum. İsterseniz bir kâğıda isimler yazın, ben onların enerjilerini bir hissedeyim, sonra onları karıştırın kapalı olarak önüme koyun, ben size o isimleri söyleyeyim.

(Minik kâğıtlara, Suna (ablam), Ömer (sevgilim), Veronika (annem), Ayşe (ben), Alya (kızım), Mehmet (rahmetli babam) yazıyorum, dokunuyor, karıştırıyorum, ters çevirip önüne koyuyorum, gözleri kapalı elleriyle okuyor, herkesin ismini doğru biliyor. Ama aralarından Mehmet’in soğuk olduğunu söylüyor. Yâni kalbinin durmuş olduğunu, yâni öldüğünü…) (MKD: Ayşe burada bilim adamı olup deney de yapıyor)!

Bu özelliğini okulda kullanmıyor musun? İmtihana girmeden önce filan…

- Yok, hayır istesem yaparım ama yapmıyorum. Annemle, İstanbul MilliîEğitim Müdür Yardımcısı’nın yanına gittik, o zaman bir iki şey yaptım, çok şaşırdı. Ama ben arkadaşlarıma yapmıyorum, söylemiyorum da. Çünkü yanlış anlamalar oluyor.

Kendini bir tür falcı veya geleceği gören biri olarak hissediyor musun?

- Hayır, hiç.

Sen nasıl tanımlıyorsun bu durumu?

- Ben sâdece annemin bana öğrettiklerini uygulayabiliyorum. Benim bir ekranım var, oradaki bilgileri okuyabiliyorum. Ama annemin öğrettiği başka çocuklar da bunu yapabiliyor, bir tânesi daha 6 yaşında. (MKD: Felâkete bakar mısınız)?

Bu egzersizlere ne kadar zaman ayırıyorsun?

- İki günde bir çalışıyoruz.

Peki, hiç küçük intikamlar için kullanmak istemedin mi?

- Ben yapmadım ama ablam yapmış. Beden eğitimi öğretmeni takla attırıyormuş, ablam atmak istememiş, “senin ne ayrıcalığın var, atacaksın” demiş, bizimki de ekranını açmış, “bacağına ağrı girsin” demiş, birazdan öğretmen “bacağım ağrıyor kızlar, siz devam edin” demiş, geçip oturmuş. Benim bâzen canım sıkılıyor binaları şeffaflaştırıyorum, su boruları, elektrik hatları nereden geçiyor ona bakıyorum… (MKD: Düşünün, bunlar gerçek olsa, kim kime neler çektirirdi)!

Bunlar yormuyor mu seni?

- Çok uzun süre yaparsam evet ama sonra tekrar biyoenerji egzersizleri yapıyorum ve geçiyor.

Ona öğrettiklerim evrenin anahtarı.

Tüm bunları yapabilmenin sırrı ne?

İnsanlığın artık bu teknolojiye hazır hâle gelmiş olması… Sır bu. Bunlar artık beynin imkânları dâhilinde. Bir süre sonra da ışınlanabileceğiz ve aynı anda iki yerde birden olabileceğiz…

Sizin amacınız nedir?

- Artık bu holografik beyin teknikleri benim hayatım oldu. Yavaş yavaş herkese yaymak istiyorum, öğretmek istiyorum. Bir tek kural var, bilginin ve olgunun karşısında küçük bir çocuk gibi oturacaksın, seni götüreceği kıyılara soru sormadan gideceksin.

Peki, bir soru daha sorayım: Ergenlik yaşında bir kızınız var, “Arkadaşlarıyla oyun oynayacağı, çocukluğunu yaşayacağı yerde, ona zarar veriyorum” diye düşündüğüz olmuyor mu?

- Yok hayır. Ben kızımı bir şeye zorlamıyorum ki. Tam tersine hayatı boyunca kullanabileceği şeyler öğretiyorum. Üstelik ona öğrettiklerim bir anahtar, evrenin anahtarı…

Benim kızım da elleriyle okuyor.

Huriye Yurt 35 yaşında. 7 yaşında bir kızı var. 14 sene önce İstanbul Üniversitesi Psikoloji Bölümü’nü bitirdi ve psikolog olarak çalışmaya başladı. Parapsikoloji ve metafizik merakı onu bu alanda çalışmalara yönlendirdi. Son 10 yıldır da İstanbul’da özel bir okulun rehberlik servisi koordinatörlüğünü yapıyor. Bir öğretmen arkadaşı vasıtasıyla 2 yıl önce Sevda Bakankuş ve “Holografik Beyin Teknikleri”yle tanışıyor. O günden sonra hayatında karşılaştığı bazı değişiklikleri bakın nasıl anlatıyor:

İlk karşılaştığımızda Sevda Akankuş bana “sizinle bugün tanıştık ama bir gün mutlaka yeniden bir araya geleceğiz ve siz bu projenin tanıtımında bana yardımcı olacaksınız” dedi. Ben öyle bir şey düşünmediğim için kibarca gülümsemekle yetindim.

(MKD: Şimdi sıkı durun, aşağıda şizofrenik paylaşılmış psikoz delili var):

Aradan bir yıl falan geçtikten sonra böbreğimde büyük bir problem çıktı. Doktor alınması gerektiğini söylüyordu. Ortak öğretmen dostumuzdan hastalığımı öğrenen Sevda Bakankuş aradı ve “bir resminizi gönderin de kızım Aylin’le birlikte size yardımcı olmaya çalışalım” dedi. İçimden “haydi canım sen de…” dedim ama benimle ilgilenmeleri de hoşuma gitmedi değil.

İki gün sonra tekrar arayıp “Sakın böbreğinizi aldırmaya kalkmayın çünkü taşlardan birini kırdık” dedi. Sadece teşekkür ederim diyebildim. Ama sintigrafi, röntgen ve ultrason sonuçları aynı sonucu verdi, sol böbreğimde artık kocaman üç taş yerine yalnızca iki taş görünüyordu. Sevgili doktorum olmaz öyle şey dedi ama ameliyatla iki taş alındı. Ben rahatladım. Ve Sevda Bakankuş’a bu işi öğrenmek istediğimi söyledim.

Zihnimde ekran açma çalışmalarına başladık ama ben hâlâ başaramadım. Ama kızım kimse bir şey öğretmeden kapalı gözlerle görmeyi becerdi. Sonra birlikte çalıştılar ve kızım artık eliyle görebiliyor. Hayâlim, bu tekniğin okullarda öğretilmesi. Çocuklar saniyelik bakışlarla bilgileri zihinlerine kaydedebilecek, arta kalan zamanlarını sosyalleşmeye ayırabilecekler. Zihinlerindeki klasörlerde depoladıkları bilgileri istedikleri zaman geri çağırabilecekler. İşlemlerini zihinlerindeki hesap makinelerinde yapabilecekler. Ezberci ve sığ değil, yaratıcı öğrenciler olabilecekler. Ülkemizin böyle bir yeni nesle ihtiyacı var. İnşallah bir gün olacak…

Nasuh Mahruki:

Kızcağız gözü kapalı renkleri görüyor, ben ona kefilim.

Sevda Bakankuş’tan eğitim aldınız mı?

- Tabii. Beni aradı, “Böyle böyle bir teknik var, sizin işinize yarayacağını düşünüyoruz” dedi. Ben üniversitede çok yoğun felsefeyle uğraştım. Doğu kültürleri, Asya kültürleri… Himalâyalar’a çok seyahat ettiğim için, işin metafizik tarafına da kaydım. İlgim vardır yâni. “Neden olmasın? Deneyelim. Ben de öğrenmek isterim” dedim. Sevda Hanım çok tatlı bir hanımefendi, kızı Aylin de acayip sempatik biri. Aylin’de bir yetenek olduğu kesin, ben de kendi gözlerimle gördüm. Ama o yeteneğe ulaşabilmek ne kadar herkesin harcıdır onu bilemem…

Renkleri kapalı gözle görmesinde, birtakım şeyleri elle okuyabilmesinde bir numara, bir hile olabilir mi?

- Yok hayır. Kızcağız gözü kapalı renkleri görüyor. Bu kesin. Ona ben de kefilim. Bizim arkadaşlarımızdan bazıları renklerin enerjisini elleriyle hissetme konusunda aşama kaydettiler. Başka birtakım şeyler de oldu. Bu metodun adı Bronnikov Metodu. Zaten “The Bronnikov Method” diye adamın kendi web sayfası var. Bu konuda dünyada kendini çok geliştirmiş insanlar var. Palavra filan değil…

(MKD: http://www.bronnikovmethod.com  adresine girdim, sabırla okudum. Baştan sona palavra, kâzip ilim! Parlak fikirlerin menşei belli oluyor)!

İtiraf ediyorum. Hayatım biraz kaydı.

Biraz değil çok. Beni gören, arayan, mail atan, “N’aber nasılsın?” diye herkes, Sevda Barankuş’a ulaşmak istiyor, benden onun telefon numarası rica ediyor. Ama arkadaşlar! Ondan izin almadan, “al numarası bu!” diyemem ki. Kadın da haklı olarak istemiyor. Bir iki gün içinde bana bir internet adresi verecek, ben o adresi yayınlayıp aradan çekileceğim, siz eğitim mi alırsınız, onunla tanışır mısınız, artık n’aparsanız yaparsınız, sizin bileceğiniz iş…

Benim bu konudaki hissiyatıma gelince, hem deli saçması diyorum hem de bâzı şeyleri gözlerimle gördüğüm için (Aylin’in kapalı gözlerle renkleri ayırt edebildiği ve okuyabildiği kesin) gelecekte bu tür şeyler olabilecekmiş gibi geliyor. Benim de kafam karıştı. Ama tanık olduğum şeylerde yamuk yoktu. Sanırım ben şuna inanıyorum: Evet, beynimizin çok az bir yüzdesini kullanıyoruz, konsantrasyonla, çalışmayla, belli tekniklerle bu oranı yükseltmek mümkün. Aşağıda, Sevda Barankuş’tan eğitim alan insanların görüşleri yer alıyor. Ben elçiyim, elçiye zeval olmaz, size iletiyorum. Sertap da o kafedeydi onun görüşlerini de aldım, Nasuh Mahruki’ye de arayıp bu konudaki fikirlerini sordum…

Füsun Başak/Müşavir

İlk şaşkınlığım avucumdaki enerjiyi hissetmemdi!

Sevda Bakankuş ile hangi vesileyle tanıştınız?

Eğitimle ilgili tanıtıma geldiğinde tanıştık.

Size birileri kapalı gözlerle renkleri söylemenin mümkün olduğunu söylese ne derdiniz?

Delisiniz derdim!  Kesinlikle inanmazdım. Zaten tanıtım seanslarında, bu konuda eğitimli kişilerin, renkleri kapalı gözlerle bildiği görünce inanmadım. Bir bit yeniği aradım.

Sonra?

Sonra… Ben de bu eğitimi aldım. Ve doğru olduğunu bizzat kendim gözlemledim.

Sizin ekranınız açıldı mı?

Öyle olduğunu söylüyorlar.

Nasıl yâni? Ya açılmıştır ya açılmamıştır…

Açıldı. Her şey, avuçlarımdaki enerji yoğunluğunu hissetmemle başladı.  Ellerimiz de ekran gibi. Yeryüzünde her eşyanın ve herkesin farklı bir enerjisi var, biz bunu bilmeden yaşıyoruz. Daha bir sürü şeyi bilmiyoruz. Egzersizleri sık sık yaparsanız, bu enerji yoğunluğunu, ellerinizle hissediyorsunuz ve gözünüz kapalı bir sürü şeyi zihninizdeki ekranda görebiliyorsunuz.

Sevda Bakankuş’tan öğrendiklerinizi kendi işinizde nasıl kullanıyorsunuz?

Sağlıkla ilgili sıkıntılarım olduğunda kullanıyorum. Rahatsız bölgemdeki enerji farkını hemen hissediyorum. İşte de kullanıyorum.

Nasıl?

Bu eğitimi aldığımdan beri, gözlem yeteneğim gelişti. Artık baktığım herhangi bir karedeki bütün ayrıntıları, farkında olmadan kayda alıyorum.  Eğitimlerde bu tür şeyler öğretiliyor. Eğer o kareyle ilgili yeni bir bilgi gerekiyorsa, bize öğretilen teknikle, o kareye yoğunlaşıyorum, tekrar görüntü olarak gözümün önüne getiriyor ve neye ihtiyacım varsa, okumaya ya da izlemeye başlıyorum. Bunu başarmak müthiş bir şey…

Ezber mi bu yaptığınız?

Hayır. Beyninizle fotoğraf çekmek gibi bir şey. Ekranla kastedilen o…

Bütün bu olan biteni nasıl açıklıyorsunuz?

Enerjinizi ve düşüncelerinizi bir noktaya yoğunlaştırdığınızda,  yeryüzündeki her dataya ve görüntüye ulaşabiliyorsunuz. Biliyorum, mantıkla düşününce bu söylediklerim bilim kurgu filmi ya da bir hayâl gibi geliyor ama teknikleri çalıştığınızda, gerçekten ufak tefek sonuçlarını hemen görüyorsunuz. Ama pratik yapmak gerekiyor. Ekranınız açıldıktan sonra egzersizlerle bir sürü şey yapabilmeniz mümkün. Bâzen şok edici sonuçlara da tanık oluyorsunuz…

Yusuf Gökmen / Honda Çifkurtlar Genel Müdürü

Zihindeki ekranla otomobillerdeki arızaları teşhis edebiliyoruz

Siz nasıl tanıştınız Sevda Bakankuş’la?

Kendisi servis müşterimiz.

Verdiği eğitimi duyunca ne yaptınız?

Güldüm. “Olur mu efendim öyle şey!” dedim, kesinlikle inanmadım. Ama serviste çalışan arkadaşlarımın kendisinden eğitim almasını sağladım.

Neden?

E çünkü Sevda Hanım eğitim vermeye çok istekliydi. Arkadaşlarım da itiraz etmedi. Eğitim esnasında arkadaşlarımın yaşadıklarını duyunca, fikrim yüzde 100 değişti. Artık şuna inanıyorum: Her şey imkân dâhilinde yeter ki kendi enerjimizin farkına varalım.

Arkadaşlarınız size ne anlattılar?

Zihinlerinde ekran açmayı öğrendiklerini. Şimdi daha uzun soluklu bir eğitim almak istediklerini söylüyorlar.

Ne faydasını görmüşler?

Otomobillerdeki ârızaları teşhis edebildiklerini belirtiyorlar.

Siz bütün bu olan biteni nasıl açıklıyorsunuz?

Hepimizin bir enerjisi var. Ama bu enerjiyi adamakıllı kullanmayı bildiğimizi sanmıyorum. Konsantrasyon önemli. Zihnimizin gelişime açık olması gerekiyor. “Olmaz böyle şey!” diye kestirip atmamamız gerekiyor. Çocukken bize cep telefonları da hayâl gibi geliyordu. Gerekli eğitimler verildiğinde, beynimizin farklı kısımlarını kullanabileceğimize inanıyorum.

MKD: AÇIK VE NET OLARAK YAZIYORUM. Honda Çifkurtlar Genel Müdürü Yusuf Gökmen bunlara gerçekten inanıyorsa ve çalışanları da kafalarında ekran açarak ârıza kontrolü yapıyorlarsa, SAKIN GÜVENİP DE HONDA ÇİFTKURTLAR’DAN ARABA VEYA HİZMET ALMAYIN!

Nilgün Erışık/Ev kadını

Kadınlara bakıp hâmile mi, değil mi anlıyorum!

SEVDA Bakankuş’un verdiği eğitimi duyunca, çok da şaşırmadım aslında. Nedense, böyle şeylerin olabileceğine dair hep inancım vardı. Meselâ görme özürlü insanların bir kısmının renkleri ayırabildiğini biliyordum. Hâttâ çamaşır yıkarken renklilerle beyazları karıştırmadıklarını… Ondan eğitim aldım ve bir sürü şey öğrendim, eğlendim de öğrenirken. Ekranımın açılıp açılmadığını bilmiyorum. Ama kadınlara bakıp, hâmile olup olmadıklarını artık anlayabiliyorum. Olumlu düşünceyle, kötülüklerin engellenebileceğini de biliyorum. Enerji diye bir şey var, orası kesin, onu iyiye ya da kötüye çevirmek bizim elimizde. (MKD: Jinekologlar, mahvoldunuz)!

Gülgönül Bozoğlu Üniversitede Eğitmen

Saat, barometre, pusula gibi cihazları beynimde kurduk!

ESKİDEN olsa, bunun bir düzmece olduğunu düşünürdüm. Ama artık renklerin enerjisine inanıyorum. Çünkü ben de gözlerim kapalı renkleri söyleyebiliyorum. Sevda Bakankuş ile hâfıza kullanma ve fotografik hâfıza çalıştık. Saat, barometre, pusula gibi cihazları beynimde kurduk. Yapabildiklerimi görünce hayır şaşırmadım, üzüldüm! Meğer neler yapabiliyormuşuz. Bunca yıl kendimizin farkına varmamış olmamız ne acı. Ben öğrendiklerimi işimde kullanmıyorum. Ama günlük hayatta kullanıyorum. Âilemdeki kişilere, yakın arkadaşlarıma check up yapıyorum. Rahatsızlıkları varsa onlarla ilgili çalışıyorum. Aylin kadar gelişmiş durumda değilim, daha sınırlı benim yapabildiklerim. Bu, evren-yaratan ve yeteneklerimiz ile ilgili. Nâçizâne, kendimce bâzı saptamalarım oldu tabii: Kullanım kılavuzu olmayan bir enerjimiz var. Sevda Bakankuş’ta da bunu kullanmak ile ilgili bazı ipuçları var. Yalnız bu eğitimde “alabilmek” de önemli. Hevesli ama başaramayan arkadaşlarımız da oldu. (MKD: Üniversite eğitmeni beyin ekranıyla check up yapıyor)!

Sertab Erener

Varoluş bütün bu dinamikleriyle var!

Sen ne diyorsun Sertab? Bak sen de tanık oldun her şeye…

Valla ne denir ki? Şu yaşadığımız hayatı bir gerçeklik olarak kabûl ettiğimiz zaman, bu gördüklerimiz mucize gibi oluyor. Ama varoluş aslında bütün bu dinamikleriyle var. Biz çok sınırlı bir şey algılayıp onu da “realite” olarak kabûl ediyoruz. Oysa bu algıyı kırdığın zaman her şey mümkün. Aylin’in yaptıkları gibi… (MKD: SE de âlim ve ehl-i vukûf)!

Nasuh Mahruki

Uydurmasyon değil, bu kızda bir yetenek olduğu kesin. (MKD: “Uydurmasyon” nece?).

Sevda Bakankuş size eğitim vermek istediğini söyleyince ne dediniz?

“Neden olmasın? Buyurun gelin” dedim. Birkaç çalışma yaptık onunla. Ama bende ekran filan açılmadı. (MKD: A benim sevgili kardeşim, herhâlde ârıza vardır).

Ya Akut’taki diğer arkadaşlar…

Onların da ilgisini çekti. Bir kısmı birtakım şeyler yapabildi.

Uydurmasyon değil yani… Aylin gerçekten kapalı gözlerle okuyor ve renkleri ayırt edebiliyor…

Yok, uydurmasyon değil, kızda bir yetenek olduğu kesin. Bronnikov yöntemi diye internete girerseniz bu konuda yazılmış pek çok makale bulursunuz. Zâten eller, enerji alıyor biliyorsunuz, Doğu mistisizminde de var bu. Ama tabii uzun çalışmalar ve meditasyon gerekiyor. (MKD: http://www.bronnikovmethod.com  adresine girdim, sabırla okudum. Baştan sona palavra, kâzip ilim! Parlak fikirlerin menşei belli oluyor)!

Hadi, gözleri kapalı sâdece enerjilerden renkleri bilmek bir derece, ama gözleri kapalı okumak… O nasıl oluyor?

Fotografik hâfıza olabilir. Bir an görüyor, onu bir şekilde beynine alıyor ve sonra ekran gibi izliyor. O da bir eğitim meselesi. Her şeyi açıklayamıyoruz, mesela görme özürlü insanların önüne çeşitli engeller koyuyorlar ve onları teste tabi tutuyorlar. Onlar engellere yaklaşıyor ve duruyorlar. Görmedikleri halde önlerinde bir çukur olduğunu nereden biliyorlar? Bir şekilde biliyorlar. Alexandra David Neel diye çok meşhur bir İngiliz kadın vardır, Tibet’e erkek kılığında kaçak girer ve yıllarca Budist tapınaklarında yaşar, o teknikleri çok ileri seviyede öğrenir. Sonunda öyle bir seviyeye ulaşır ki, üzerine giydiği ıslak kıyafetleri çok kısa sürede iç ısısıyla kurutur. Doğu bilgeliğinde daha bir sürü böyle şey var. Bronikkov, bu teknikleri alıyor, 20. Yüzyıl insanın kullanacağı bir formata getiriyor. Ve bunun kursunu veriyor. Sevda Bakankuş’un öğrencilerine öğrettiği de bu…

Çocuklara daha kolay öğretilebileceği doğru mu?

Neden olmasın? 2012’yle ilgili teoriler var biliyorsunuz, bir dönüşüm olacak, yeni bir çağ başlayacak deniyor. Bu konudaki bir başka yaklaşım da şöyle: Bizler 5 duyumuzu kullanabiliyoruz ama 6. his dediğimiz şey, yani üçüncü gözümüzün açılması ve daha farklı bir algı kapasitesine geçmemiz, bu yeni çağla birlikte mümkün olacak. Hâttâ, İndigo çocuklardan söz ediliyor. Onların çok yüksek bir algıyla dünyaya geldikleri, bu tür teknikleri bizden daha kolay hayata geçirecekleri söyleniyor.

(MKD: Sevgili Nasuh Mahruki Kardeşim, belli ki sen de Bülent Vedia Çorak’ın hezeyanlarına kapılmışsın. Çok üzüldüm; çünkü sen bir sembol ve identifikasyon nesnesisin, arkandan pek çok kişi bu hezeyanları paylaşacaklar… Yazık)!

***

Sevgili Mekâncılar,

Bu yazıyı şimdilik burada kesiyorum.

Helen Adams Keller’den, Eşref Armağan’dan, John Bramblitt’den ayrı bir yazıda söz edeceğim.

AA, sırf gündemde kalmak için mi bu şarlatanları iki gün boyunca Hürriyet’e taşıdı, yoksa reklâm karşılığı bir bonservis mi aldı… Bilemem.

   Ama geçen gün benim de bir şekilde kullanıldığım TRT’deki rezaletle, bu yayının ne farkı var?

      Vah benim halkıma…

         Vah benim büyük medyama…

            Ve vah benim gazeteciliği yerlere düşürenlerime!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 07 Aralık 2009 Pazartesi

4 Yorum

zaferAğustos 28th, 2011 22:39

Sevgili Kerem Bey,

Bu yazılanları tesadüfen okudum ve sizi sâdece bilgilendirmek amacıyla yazıyorum. Sevda Bakankuş’un ve Aylin’in yapabildikleri her şey, Bronnikov metodunun Türkiye temsilcisi Sevil Deribalta’dır. Türkiye’de tek yetkili Sevil Hanım’dır. Size tavsiyem bu konuları ve doğruları ondan dinlemenizdir. Çünkü Bronnikov’la direkt olarak bağlantılı olan kişi Sevil Deribalta’dır.

Saygılarımla.

MKD: Sayın Zafer Bey, Bronnikov tam bir şarlatan, herhangi bir baltayla bu konuda konuşmamın kimseye bir faydası olmayacı kanaâtindeyim. Zâten beni dava etmişler ama nedense aylardır mahkemeye malûmat vermiyorlar.

Saygımla…

BaysungurozanEylül 2nd, 2011 17:39

Değerli Hocam,

Yazınızı okuyunca, bütün bu garip fikirleri anlatan bu insanlara üzülsem mi gülsem mi bilemedim, iki hâl arasında kaldım. Bu işlerin başındakilerin bâzıları da kurnazlık ediyor, üçkâğıt çeviriyorlar diye düşündüm. Onlara da kızıyorum yaptıklarını gördükçe. İster istemez de aklıma son zamanlarda televizyon kanallarına demir atmış Çelakılllar, Marankiler ve benzeri bir yığın türevleri geliyor… İnsanların akıllarını nelerle çeliyorlar, Rtük denilen kurum ne iş yapar, neden bunlarla uğraşmaz, bu başımızdaki cemaât-i Amerikancılar bunları görmezler tabii, onların işine bile geliyor. Her türlü irrasyonel şeyi, uçuk hayâlleri din diye bunlar anlatıp durmuyor mu zaâten, kendi anladıkları ve vaaz ettikleri din anlayışıda buradaki fikirler gibi gerçek dışı uçuk hayâl üfürükleri, bunların iktidarı ile bu işler coştu sel oldu. Bütün bunlar maksatlı, bu durumun oluşmasında Batı’nın, Abd’nin toplum mühendisliğinin ve kurnazca kullandığı sütsüz kansız çıkar tapınıcılarının çok büyük etkisi var diye düşünüyorum. Bu gidişle ülkemiz uyuşmuş, tuhaf şeylere inanarak kendini kandıran, bir yandanda Batı’nın kapı kulu olmuş tam anlamı ile bir sömürge ülke hâline gelecek… Hocam her gün bir sürü kanalda bu tip şeylerin tellallığı yapılıyor televizyonla aramın iyi olmamasına rağmen ne zaman bir şeylere baksam bu tip fikirleri birilerinin anlattığını görüyorum, demek ki sürekli kanallardalar bunlar… Bu gidişat nereye varır demeye insanın dili varmıyor. Üzülüyorum söylemek istemiyorum. Vah bizim ülkemize vah insanımıza, bu yazınızı okuyunca aklıma sizin başka bir yazınız, Amerikan emperyalizminin utanmazca teşhiri adındaki yazınız geldi, Filipinler’deki halkın hâlini, halkın tamamen büyüsel düşüncelere, cin çıkarıcılara, şifâcılara üfürükçülere bırakıldığını anlatıyordunuz. İçim burkulmuştu okuyunca, bu yazıyı da okuduğumda yine içim burkuldu, o ülkenin o durumda debelenmesinde sömürgeciliğin ve Abd emperyalizminin doğrudan etkisi yok mu, galiba bu Abd’nin toplum mühendisleri, kurnaz kafaları (ki gâliba kendi halkları da daâhil, çünkü nerede bir tuhaf din akımı ufocu, Mesihçi, acâyip sapkın tarikat var, bin türlüsü Abd’de her ân faâliyette) hedefledikleri ülkenin halkını böyle büyüsel tuhaf düşüncelerin bilim kılıflı sahtekârların kucağına yönlendiriyorlar ki, insanlar çâresiz ve uyuşmuş kalsın ki, bunlar da hem bu halkları hem de hedef ülkeleri gaddarca sömürsün yesin… Abd’ye bakıyorum, orada da bu kafa, Abd’nin musallat olduğu ülkelere, coğrafyalara bakıyorum oralardada ve bizdede aynı kafa… Bu tesâdüf mü hocam, ülkemizin hâlini görüyorum bütün bu duruma üzülüyorum. Yapabileceğim uyanık olmak, dilimin döndüğünce en azından çevreme bunları güzellikle anlatmaya çalışmak, söylemek. Bende bunu her zaman yapmaya gayret ediyorum. Ve iyi ki sizin gibi hakiki aydın insanlar da var, bizlerin gözümüzü açmamızda büyük payınız oluyor, çok teşekkür ediyorum. Sizi hayır ile anıyorum her zaman, iyiliklerle kalın hocam, iyi akşamlar.

BaysungurozanEylül 2nd, 2011 17:58

Hocam yazıyı yazarken içim daraldı ama yazınızda okuduğum bâzı kısımlara da çok güldüm, bunları da yazmak istedim. Meselaâ Nasuh Mahruki’de ekran açılmamış, zavallı âbim ârıza yapmış, herhâlde hatlarda bir kısa devre var :) ; üniversitede eğitmen(!) olan bir başka muhterem zât da kadınların hâmile olduğunu şıp diye anlıyormuş :) :) . Vallahi ben de pıt diye anlıyorum hocam, üstelikte daha doğuma epey varken şöyle bir görsem hemen anlarım hâmile mi değil mi, üstelik bu işin eğitimini falan da görmedim, benimkisi tamamen ilahi kuvetlerle oldu :) . Daha çocuğun cinsiyetini göremedim ama hamileliği pat diye anlarım :) ! Ne diyeyim hocam, gülüyorum ama aslında durumumuz çok üzücü, insan daralıyor. Ama bu ülkenin uyumayan insanları da var, içerideki ve dışarıdaki kötücülller istediklerini yapsınlar, hesap döner bu papazlar pilâva alışmış, sonsuza kadar pilâv günü olmayacağını keyiflerinden unuttular bunlar, herkes istediğini yapsın o gün tarihe geçecek, müstevlîlerin ve kullarının âkıbeti, zâten anlayana tarih yazıyor… Allah gerçekten büyük… Sevgi ve saygılarımla, iyi akşamlar hocam.

BaysungurozanEylül 2nd, 2011 18:17

Hâmilelik tesbitcisi ev hanımı imiş, eğitmen muhterem de, saat barometre ne varsa beynine kurmuş, bilgisayar maşallah mübârek; ne güzel yüklüyor, ben de Fransızca’yı bir günde öğrenmek istiyorum. Kursa gitmek çok uzun iş masraf da pek fazla, bunlara mı uğrasam acaba. Beyine bir windows son sürümde kurdursam her işi kafadan hallederim :) . Güleyim mi üzüleyim mi, daha ziyâde üzülüyorum, sıkıntıyla okuduğum daraldığım için benim de zihnim karışıyor, karıştırdığım yerler ve yazım hatalarım için özür diliyorum hocam.

Yorum Yapın

Mesajınız