Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2669 defa okundu.
Bu yazi bugun 2 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

SEBLÂ’DAN: Dokunduğum Zaman Değebildiklerime İthâfen…

Bir dostumun arkadaşı olması sebebiyle sıkça görüşmediğim; ama bir araya gelişlerimizin ilginç bir biçimde hep rakı sofrasına denk geldiğini tesbit ettiğim bir tanışım dün gece, yine beyaz bir sofra üstünde beyaz içeceklerimizi yudumluyorken şöyle dedi: İçince ölümden söz ediyorsun, fark ettin mi Seblâ? Bu soruyu yönelttip ağzını kapadığı o an dondu kare; şimdi yüzü gözümün önüne gelip gelip duruyor, sorusunu sormuş, dudaklarını büzmüş bana bakıyor ve yanıtını bekliyor…

İnsanların dostları sevdiği yazarlar gibidir… İnsan, kendisini bulduğu eserleri sever, kendi dilinden konuşan yazarları dost edinir ve her ikisinin, yeri ve vakti önceden kestirilemeyen soruları sâyesinde, kendini kendine sorar, kendini tanır… Ama daha da önemlisi, kişi böylece paylaşır; kara safrasını damla damla bulaştırarak kendi melankolisini dağıtır, feraha erer. Huzur…

Huzur buluyorum dostların kahkahalarında, omzuma koydukları avuçlarında, her seferinde bir isyan gibi kulağımda çınlayan “sağlığa… aşka… mutluluğa…”  deyişlerinde. Bencilce zevk alıyorum kırgınlıklarımı onlarınkilerle değiş tokuş etmekten, yaralarımı anne kedi gibi yalayıp iyileştirmelerinden… Keyif alıyorum sevgilerinden, beni sevgiye değer görmelerinden, kucaklarında yıllanan gözyaşlarımın küflü kokusuna aldırış etmeden beni her seferinde daha sıkı, daha kararlı sarma istençlerinden… Şu hayatta gurur duyuyorsam varlığımdan, onların sevgisine nâil olmaktan gayrı sebebi yoktur.

Bu gece de dostlarla olacağım; bu sefer evimde ağırlayacağım onları… Selim Ağabeyim gelecek – tam bir beyefendidir, bir kez olsun ses tonunun yükseldiğine, sözlerinin bilendiğine şahit olmamışımdır. Bana benzer Selim ağabey; kırılgan, hassas, sevgi doludur – Cesare geldi bile – yatağıma uzanmış, tavanı izliyor… Kadınları hiç sevmez; ama bana, sen bir başkasın; aldanmışlığın çoktur lakin hiç aldatmazsın, paranın, şöhretin, gücün değil insan olmanın takibindesin, nasıl bir dişisin? der durur, akıl erdiremez – Gece yarısına yakın Pablo’yu da bekliyoruz, Nikolay Vasilyeviç’i de getirse keşke, kırıntılarıyla idare ettiğimiz gerçek duyguların butlarından tutup iştahla yesek, doyursak kendi kendini öğüten ruh dünyalarımızı… Öpsem Nikolay Amcam’ı ellerinden, toprağa karışmış insan ellerinden, güzel ellerini bassam bağrıma.

Bu geceki dostlarımı toplayınca yamacıma, soracağım hepsine bir bir; İçince ölümden söz ediyormuşum ben, fark ettiniz mi?

Yanıtlarını tahmin ediyorum, aslında yanıt değil “hak” vereceklerini biliyorum… Ölüme duyduğum saygının, onun adını minnetle anmamın âcizlikten değil; yaşamın kötü sürprizlerine, adaletsizliğine, insansızlığına kazan kaldıran var oluş şeklimden kaynaklandığı onlardan daha iyi kim anlayabilir!

Yine de uyaracaklardır beni:

Kancık hayatın günahkâr teninde gül mü kokar, yoksa ekşimiş yalan birikintileri mi! Bu leş kokusuna direniyorsun amma velâkin dilenemiyorsun sevgileri… Oku Seblâ; insanı, aşkı, hissetmeyi bizden oku! Biliyoruz gün geçtikçe zorlaşıyor uzağı yakından ayırt etmesi, kâlbini birkaç saatliğine bile olsa “ben dönene kadar sende kalsın” diyerek bir beşere emanet etmesi… Bizi oku, dostlarını yaşa ki, irâdene kuvvet, kendi kendine ettiğin zûlme insaf gelsin. Çocuk, çocuksun henüz, belki de hiç büyümeyeceksin… Ne kadar güçlü olsan da savaşma artık, incineceksin!

   Nice dostluklara…

      Dostlarıma hörmetle, selâmla…

Seblâ Kutsal – İstanbul – 29 Kasım 2009

9 Yorum

T. TepecikAralık 10th, 2009 20:48

Sayın Mehmet Öztürk,

Ben de aynı yazıyı okudum ama hiç sizin anladığınız şekilde bir siyasî mânâ çıkaramadım yazıdan. Nasıl oldu da bu yazı size memleket mes’elelerini, Kürtler’i ve Barzani’yi hatırlattı pes doğrusu.

Ama yine izin verirseniz şöyle bir kapı aralayabilirim size; 80′li yıllarda da birileri Zartan dediğiniz kardeşler kadar cesur olsaydı, Netekim Paşa’nın isimleri okullara ve sokaklara verilmezdi.

Saygılar.

Yorum Yapın

Mesajınız