Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1649 defa okundu.
Bu yazi bugun 3 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

DEVLETLÛ’NUN MUHTEŞEM ABG ZİYÂRETİ

Bugün kolaycılığa kaçıp, iktibaslarımı arz ediyorum.

Birincisi Savaş Süzal’ın yazısı:

***

Erdoğan’ın ABD jübilesi Savaş Süzal savassuzal@habergazete.com 10/Aralık/2009

Tayyip Erdoğan’ın ABD gezisi son 30 yılda gördüğüm ötekilerden hiç de farklı olmayan bilmem kaçıncı gezi.  Çoğu bu seferki gibi turistik olmaktan öte geçmedi. Bu ziyâret bizim boyalı basının yalaka alkışlarının aksine, Erdoğan’ın jübilesi gibiydi.  Biliyorsunuz futbolcuların sporu bırakmak için düzenlenen jübileleri de anlı şanlı olmasına rağmen genelde içi ve bir sonu işaret eder. Bu ziyârete tecrübeli büyükelçimiz Nabi Şensoy’un istifası da eklenince her şey tam oldu.

Dilerseniz sondan başa gidip önce Büyükelçi’nin istifasından başlayalım. Nabi Şensoy, Türk Dışişleri’nde önemli bir dizi görevde bulunmuş deneyimli bir diplomat. Kendisini 1980’li yıllarda Şükrü Elekdağ’ın Büyükelçiliği döneminden tanırım. Turgut Özal ile Dünya Bankası’ndayken tanışmış, sonraki yıllarda Dışişleri danışmanı olarak yanında çalışmıştı. 19 yıl önce Beyaz Saray’daki benzeri krizde Özal’ın Dışişleri Bakanı Ali Bozer toplantıya girememiş ve istifa etmişti. Şensoy o olay sırasında Özal’ın özel kalem müdürüydü.

Büyükelçi Şensoy’un sıkıntısı günlük bir olay, günlük bir vak’a değil. Daha önce aynı sıkıntıları bir önceki büyükelçi Loğolu da yaşamıştı. Sorun, Erdoğan Hükûmeti’nin devleti devlet gibi değil, aşiret gibi yönetmesinden kaynaklanıyor. Devlette görüşmeler kayıt altına alınır.  Kişiler kafalarına göre takılamaz, söz veremez.  Verdikleri söz belki kendilerini değil ama ulusu bağlar. Bu durum devlet görevlilerini sık sık zor durumlarda bıraktı ve bırakıyor. Ankara’da Başbakan’ın dış politikada deneyimsiz çeşitli bağlantılı yardımcılarının Washington’daki Büyükelçiliği atlayarak Amerikalı yetkililerle temas kurup bir dizi olay plânlaması uzun süredir rahatsızlık yaratıyordu. Büyükelçi, Başbakan’ın ziyâreti öncesinde burada görevli gazetecilere düzenlediği bilgilendirme toplantısında dahi birçok olaydan haberleri olmadığını imâ etmişti.

Şensoy’un istifasını Beyaz Saray’da vermesi de dikkat çekici. Şensoy bir program aksaklığı yüzünden istifa etmedi. Belki adı bu olabilir ama gerçek neden bu değil.  Bu olay ziyâretle ilgili bardağı taşıran bence son damla. Birçok konuyu sonradan öğrenen Şensoy, bir anlamda kendi Bakanlığı ile Başbakanlık arasında sıkışıp kaldı.

Bir anlamda Hükûmet içindeki çatlağı da temsil eden bu durumda kabak gene bir bürokratın başına patladı. AKP’lilerin bürokratları kapıkulu gibi görmeleri de ayrı bir sorun. Başbakan’ın yanında çalışanlara hitabı ve davranışını en son Sağlık Bakanı ile Meclis Başkanı’nda gördük. Ayrıca kendine hâkim olamayıp yaptığı her türlü devlet adamlığından yoksun konuşmalarını düzeltmek de bürokratlara kalıyor. O yıktı, diplomatlar düzeltti. Şensoy ile görüştüm, bu işin ayrıntıları da önümüzdeki günlerde açıklanacak. Ama size şu kadarını söyleyebilirim, istifa bir format gibi basit bir gerekçeden kaynaklanmıyor.

Gelelim Erdoğan’ın Washington ziyâretine. Tam bir fiyasko! İçeriği boş parlak yaldızlı sözler, tam bir kandırmaca.

Neden?

Bir kere bu ziyâret hiçbir Amerikan gazetesi ve televizyonunda yer almadı.

Bu ziyârette iki lider ortak basın toplantısı düzenlemedi.

Bu ziyâret sırasında Erdoğan değil Obama istediklerini aldı.

Bu ziyâret sırasında Erdoğan’a eksen kayması konusunda uyarıda bulunuldu.

Bu ziyâret sırasında İsrail düşmanlığı, İran konusunda uyarıda bulunuldu.

Bu ziyâret sırasında, insan hakları (özellikle Ergenekon), telekulak, duruşmalar için uyarıda bulunuldu.

Amerikalılar, Ermeni soykırımı için güvence vermedi, Kıbrıs için güvence vermedi, Kandil için güvence vermedi, Ermeni protokolü için güvence vermedi, açılım-saçılım için, İran için arabuluculuk için destek olmadı.

Ama çok güzel lâflar ettiler. Boş lâflar. Karnınız doymuştur.

Başta da söylediğim gibi Erdoğan’ın siyasî hayatını noktalayacak bir jübileydi bu ziyâret.

Bu tarihi unutmayın ve 2010 yılı başından itibâren Türkiye’deki gelişmeleri yazarak izleyin, göreceksiniz sizi çok şaşırtacak.

***

Şimdi de Yılmaz Özdil’in 13 Aralık 2009 tarihli yazısını hizmetinize sunayım (bu gazetecinin İzmir Milliyetçiliği :) merakını hissettiren imlâ ve Türkçe hatalarını -son iki kelime hâriç- düzelterek):

Yunan açılımı yaptık. Bankalar gitti.

Kıbrıs açılımı yaptık. Rum AB’ye girdi.

Irak açılımı yaptık. Çuval geçirdiler.

Arap açılımı yaptık. İETT garajı gitti.

Lübnan açılımı yaptık. Telekom gitti.

İngiliz açılımı yaptık. Telsim gitti.

Gürcistan açılımı yaptık. Rusya işgâl etti.

Rus açılımı yaptık. Boru döşediler.

İran açılımı yaptık. Bir boru da oradan döşediler.

İtalyan açılımı yaptık. Boruları onlar döşedi.

Çin açılımı yaptık. Hızlı treni döşüyorlar.

Filistin açılımı yaptık. Gazze’yi yerle bir ettiler.

İsrail açılımı yaptık. Limanlar gitti.

Hindistan açılımı yaptık. Bomba’y patladı.

Fransız açılımı yaptık. Çimento fabrikaları gitti. Soykırım kanunu geldi.

Afrika açılımı yaptık. Sudanlı soykırımcı geldi.

Afganistan açılımı yaptık. Eli verdik, kolu istiyorlar.

Almanya açılımı yaptık. Çifte vatandaşlık gitti.

AB açılımı yaptık. Giremeyeceğimiz kesinleşti.

Obama açılımı yaptık. Ermeni kapısı gitti.

Ermeni açılımı yaptık. Azeriler’le papaz olduk.

İsviçre açılımı yaptık. Adamlar minâreyi yasakladı.

Meksika açılımı yaptık. Hepimiz gribiz.

Kürt açılımı yaptık. Kürt partisi kapatıldı.

VatandaÅŸ olarak rica ediyorum…

Gözünüzü seveyim açılım maçılım yapmayın artık, kurban olam yâni.

***

Geceyi Akademik Forum’da (http://www.akademikforum.org/) irşâd olarak bitireceğiz Neslim’le. Web adresine girerseniz, pek çok konferansı (benimki de dâhil) PDF olarak indirebilirsiniz.

21 Ocak 2001’de fakirin Evrim konferansını, 3 Mart’ta Prof. Dr. Celâl Şengör’ün ve Prof. Dr. Beyazıt Çırakoğlu’nun konferansları takip etti. Yazları ara verip, akademik yılda her ay devam ettik buluşmaya.

8 senedir, Sevgili Dostum Prof. Dr. Aksel Siva’nın moderatörlüğünde, seviyeli ve ilmî tartışmalar, hoşsohbetler, güzel yemekler idrak edip gidiyoruz.

Kürt mes’elesi için yazacağım da, daha birkaç gün lâzım.

Siz de bu arada Soner Yalçın’ın son yazısını bir kıraat edin derim: http://www.hurriyet.com.tr/yazarlar/13185606.asp.

Bu derli toplu makalede, bâzılarının sandığı gibi, Atatürk’ün Mu Kıt’ası’na filân inanmadığını da göreceksiniz.

   Yarın iş güç çok.

      Görüşmek üzere…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 13 Aralık 2009

Yorum Yapın

Mesajınız