Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2316 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

VAMIK VOLKAN SERİSİ SÜRMEKTE…

Birleşmiş Milletler (BM) Genel Merkezi’nde yapılan “Atatürk’ün Vasiyeti: Millet Bilinci ve Dönüşümü” konulu sempozyum’da Mustafa filmi tartışması yaşanmış!

Haber kaynağı: http://samanyoluhaber.com/h_336090_ataturk-sempozyumunda-olay-cikti.html (sağ olasın Güler).

İstanbul Üniversitesi Mezunlar Derneği’nin organize ettiği ve Türkiye’nin BM Dâimî Temsilciliği himâyesinde yapılan sempozyuma 1915 Ermeni olaylarında Türkiye’nin tezlerini savunmakla tanınan Prof. Dr. Justin McCarthy bir sunum yapmış ve “Atatürk olmasaydı, bugün Türk olmazdı” başlıklı konuşmasını Kafkaslar’dan, Balkanlar ve Karadeniz’in kuzeyinden Osmanlı’nın yıkılma döneminde Türkler’in Anadolu’ya göç etmek zorunda kaldığına dikkat çekmiş. McCarthy daha sonra Kurtuluş Savaşı’na kadar Anadolu’nun Fransızlar, İtalyanlar, Ruslar, Yunanlar ve İngilizler tarafından paylaşılarak, Türkler’e çok küçük bir toprak bırakıldığına vurgu yapmış.

Louisville Üniversitesi Öğretim Üyesi Justin McCarthy, Osmanlı’nın tebaasını hiçbir zaman Türk, Boşnak, Tatar diye milletine göre ayrım yapmadığına dikkat çekmiş. Ünlü öğretim üyesi Osmanlı’nın yıkılma dönemlerinde Avusturya, Romanya, Yunan, Sırbistan gibi ülkelerde bulunan Türkler’in göçe zorlandığını ve hâttâ öldürüldüklerini anlatmış. Balkanlar’dan, Kafkaslar’dan gelen Müslümanlar’ın Anadolu’nun her bölgesine dağıtıldığına dikkat çeken McCarthy, Balkanlar’da bâzı bölgelerde Müslümanlar’ın çoğunlukta olduğu bölgelerin dahi zamanla orada azınlık hâle dönüştürüldüğüne işaret etmiş. Atatürk’ün yaptıklarının mucize değil, çok zekice ve akıllıca olduğunu aktaran McCarthy, Mustafa Kemâl’in en büyük dayanak noktasının da Türk halkına olan güveninin olduğunu söylemiş ve “eğer Atatürk olmasaydı, bugün Türk de olmazdı” diye ilâve etmiş. Atatürk’ün dinsiz olmadığını ve birçok resminde de dua ederken görülebileceğini aktaran McCarthy, “Atatürk bizler için bugüne kadar yaşamış en önemli insanlardan biridir ancak o da bir insandı, hepimiz gibi” diye sözlerine son vermiş.

Helâl olsun bu dürüst, samimi ve objektif bu bilim adamına. Bu devirde bu kadar cesurca doğruları söyleyen kaç Garplı âlim çıkar ki!

***

Fakat ABG Başkanı Danışmanı, CIA’den onaylı bir başka profesör de illâki konuşmuş, kim mi? Tabii ki Prof. Dr. Vamık Volkan!

Prof. Dr. Vamık Volkan, konuşmasında klâsik görüşlerini anlatmış:

Atatürk’ün dedesinin dağlara çıkmış bir şakî olduğunu dile getirmiş. Atatürk’ün gittiği okulun sâhibinin Mustafa Kemâl için model insan olduğu ve Şemsi Efendi’nin de Yahudilik’ten dönme olduğunu dile getirmiş. Atatürk’ün annesinin oğlunun nasıl eğitim alması konusunda kararsızlık yaşadığını da vurgulayan Prof. Dr. Vamık Volkan, Zübeyde Hanım’ın, Mustafa Kemâl’in seküler mi yoksa dinî eğitim veren okula gitmesi konusunda tereddüt yaşadığına dikkat çekmiş. Nihâyetinde Atatürk’ün Şemsi Efendi Okulu’na yazıldığını ve bu müessesenin sâhibini de kendisine hayatı boyunca model insan olarak aldığını vurgulamış. Atatürk’ün çocukluk döneminden aldığı eğitime kadar birçok farklı yönlerini dile getiren Prof. Dr. Vamık Volkan, Mustafa Kemâl’in, Hitler’in tam zıddı bir lider olduğunu ifâde etmiş. Prof. Dr. Vamık Volkan, annesi öldüğünde Atatürk’ün ağlamadığını ve bunun gerekçesini olarak da, “benim anam vatanımdır. Vatanım hayatta ve öyle de kalacak” dediğini söylemiş.

Diğer konuşmacıların ardından kürsüye kısa bir konuşma için çağrılan Atatürk’ün mânevî kızı Ülkü Adatepe tabii olarak Prof. Dr. Vamık Volkan’ın konuşmalarını şiddetle tenkit etmiş ve “Atatürk’ün anlatılacak o kadar özelliği bulunurken, Volkan Bey’in anlattıkları karşısında kendimi Mustafa adlı filmi seyrediyor gibi hissettim” şeklinde açıkça fikrini söylemiş.

Sempozyum sonrasında New York’taki Türkevi’nde resepsiyonda konuşulan Prof. Dr. Vamık Volkan kendisini savunmuş, hem de nasıl: Sempozyumda dile getirdiklerinin belgeli ve gerçek olduğunu belirterek, “bunları ben kafamdan uydurmadım. Hepsi belgeli ve gerçek. Ben yalnızca bu büyük insanın her yönüyle tanınmasından yanayım” demiş!

***

Şimdi yazacaklarımdan rahatsız olacak epey meslekdaşım ve psikanalist olacaktır. Bilim adamlarının kanaâtleri vardır ve bunu da hürce açıklarlar.

Ben de öyle yapacağım.

Ama önce, eğer önceden kıraat etmediyseniz, http://www.keremdoksat.com/2007/07/25/psikanaliz-din-mi-bilim-mi/ makalemi lûtfen dikkatle okuyunuz. Ayrıca, Vamık Bey hakkında mekânda birden fazla makalem de mevcut…

Bir kere, hem epistemolojik hem de psikiyatrik açıdan şu lâflara muhalifim: “Bunları ben kafamdan uydurmadım. Hepsi belgeli ve gerçek. Ben yalnızca bu büyük insanın her yönüyle tanınmasından yanayım”.

Sayın Prof. Dr. Vamık Volkan, belki istifâde ettiğiniz kaynaklardan bâzı bilgileri istihraç ederken (ânında sözlük: extraction) arzu ettiğiniz şekilde seçici olmuşsunuzdur; bu tamam. Ama yorumlarınızın hepsi tamamen sübjektif, gayrı ilmî ve -bence- hüsnüniyetli de değil!

Çağdaş bir din olarak arzı endâm eden Psikanaliz’in onlarca mezhebinden binlerce kerâmeti kendinden menkûl analist, Atatürk hakkında çok farklı, tamamen zıt istikamette “tefsirlerde” bulunabilir. Yâni siz onu bütün yönleriyle değil, kendi istediğiniz şekilde tanıtıyorsunuz.

Ha, bunu herhangi biri yapsa o kadar mânidar olmazdı; hâttâ güler geçerdik. Ama Kıbrıs’ta başlayan, Kıbrıs İslâm Lisesi’nde devam eden, son sınıftayken çıkan isyanla adı değişen Kıbrıs Türk Lisesi’nde süren,  Ankara Tıp Fakültesi’nden 1956’da mezun olduktan sonra ABG’de devam eden kariyerinize, Başkan Danışmanlığı unvanınıza bakarak, hele önceki faâliyetlerinizi de dikkate alınca, sizin bu konudaki fikirlerinize katılmıyorum.

Bütün kitaplarınızı dikkatle okudum; mucidi olduğunuz pek çok kavrama da iştirak etmediğim gibi, Borderline (Hudutta) Kişilik Bozukluğu’nu tedavi ettiğinizi iddia ettiğiniz yöntemi hayretle karşılıyorum. Ya sizin huduttakileriniz bir farklı, ya da -dilim varmıyor ama- pek doğru söylemiyorsunuz. Zâten bu kadar çok seyahat ve ülke bölünmesi çalışması içerisinde, nasıl zaman bulup da psikanaliz yaptığınıza şaşmamak mümkün değil.

Gerek hem alaylı hem de mektepli bir psikiyatri profesörü ve Atatürk’ü çok seven bir mütefekkir olarak sizden ciddi bir ricam var:

Artık ezberlediğimiz ve bize zarar veren bu konferanslarınıza mümkünse bir son veriniz.

Ortalığı boş buldunuz, tek ciddi tepkiyi de Atatürk’ün mânevî kızı Ülkü Adatepe’den almışsınız. Bizim psikanalistlerin genellikle birbirlerine ilişmemek gibi bir âdetleri vardır.

Ama tatbik etmesem de (çünkü ilimle alâkası yok), ben psikanalizin ne olduğunu, temellerini, ekollerini oldukça iyi bilirim.

   Size itirazım var; hem ilmen, hem de mânen.

     Ve inanın ki, sizinle ilgili gözlemlerim ve bilgilerime istinâden hakkınızda yaptığım psikodinamik tahlili duymak, duyumsamak istemezsiniz.

         Bâki saygılarımla…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 19 Aralık 2009 Cumartesi

7 Yorum

baysungur ozanNisan 14th, 2011 19:00

değerli hocam sizden ricam yazınızda konu ettiğiniz ilim ve irfan insanı müstesna bilim adamı :) vamık bey efendi hakkındaki tahlilinizi bu mekanda paylaşmanız,hüsnüniyetliyi :) insanlara anlatmak gerek ki mahiyeti bilinsin,insanlar buna göre davransın,zaten muhteremin rengini yazılırınız ile gördük,ben tahlilinizi de merak ettim sadece,esenlikler dilerim,iyi akşamlar hocam…

baysungur ozanNisan 14th, 2011 19:19

Bu mekânda büyük bir hizmette bulunuyorsunuz hocam, bu öğretici, geliştirici yazılarınızı paylaştığınız için çok teşekkür ederim; bizi eğitiyorsunuz, bir çeşit açık öğretim gibi.

Ayrıca yazınızda konu olan, medyada cilâlanıp reklâmı yapılan mümtaz şahsın sezdiğim gerçek yüzünü de yazılarınızı okuyarak tamamen görmüş oldum.

Bütün bu hizmetleriniz için çok teşekkür ederim, sizin gibi gerçek münevver insanlar keşke çoğunlukta olsalar, ülkemizde münevver geçinip böyle sunulanlar ne yazık ki gafletin, dalâlet ve hâttâ çoğunluğuda hıyânetın içindeler… Bu neden böyle diye düşünüyorum, sonuçta çıkarlarına tapan insanlar olduklarından diye düşünüyorum, aslında bu kadar da basit… Durum hazin ama siz yola ışık tutanlardansınız, insanlığını muhafaza edenlerdensiniz, samimiyetimle ellerinizden öperim hocam, sağlıcakla kalın…

MustafaEylül 28th, 2011 19:58

Kerem Hoca’m,

Bu adamı kitabınızda övüyorsunuz, bu rûh hâline anlam vermekte zorluk çekiyorum. …

Saygımla…

MKD: Girneli Mustafa Bey, hangi kitapmış acaba?

MustafaEylül 28th, 2011 20:18

Kerem hoca’m

Neden siyaset 82.sayfa” Sonunda “yeter be, haydi bâri ben geçeyim klâvyenin başına” diyordum ki… Vamık D. Volkan yetişti imdadıma! Akşam’dan Gülenay Börekçi’nin röportajı, benim gibi dinin dışındaki(!) ahkâmcıların lâba lûba etmelerine hâcet bırakmamış; antr-parentez (öhö), kendisine hiç sormadım ama Vamık Bey’in Psikanaliz-Diyalektik Materyalizm Sentezcisi olamayacak kadar zekâ dolu beynini tanıyorum gibi.”

Makaleleriniz…

Saygımla…

MKD: Makalenin tamamını okuyun; anlamazsanız tekrar okuyun. Bana özel yolladığınız e-postalardan da farkındayım ki takmışınız kafayı…

Ayrıca, bozuk saat bile günde iki defa doğruyu gösterir ve dünyâ siyah beyaz değildir!

MustafaEylül 28th, 2011 20:37

Kerem Hoca’m,

Ben size özel e-posta göndermedim.İyice kontrol ediniz lütfen!size kafayı takmış falan da değilim,
yakın çevreme”hayatımda bizzat tanıyamadığım için üzüldüğüm insanlardan biri de Kerem Doksat’tır.Bu adam küfür etse dinlenir” demişimdir hep…

Saygımla…

MKD: O takdirde, sizinle aynı e-adresi ve ismi kullanan birisi var.

Yorum Yapın

Mesajınız