ELÂLEM NELERLE UĞRAŞIYOR, BİZ NELERLE!
Anadolu Ajansı’nın bildirdiğine göre, Amerikalı bilim adamları evrenin kütlesinin yüzde 90’ını oluşturan ve bilim dünyası için hâlâ bir bilmece olan karanlık maddenin varlığını ortaya koyabilecek işaretleri ilk kez tesbit ettiklerini bildirmişler.
Amerikalı fizikçiler, Minnesota’da yerin 800 metre altındaki bir demir madeninde yapılan deneyde, ilk kez karanlık madde parçacıklarının varlığını gösterdiği düşünülen sinyalleri tesbit etmeyi başardıklarını açıklamışlar. Deneyde, karanlık maddeyi yaptığı düşünülen “zayıf etkileşimli büyük parçacıklara” (Weakly Interacting Massive Particles-WIMPs) odaklanan bilim adamları, araştırmalarında Dünya’yı her gün bombardıman eden kozmik ışınlardan çok uzakta, mutlak sıfıra yakın bir sıcaklıkta (-273,15 santigrat derece) soğutulmuş germanium ve silikon kristâller kullanmışlar. Deney sırasında, kristâllerin bu zayıf etkileşimli büyük parçacıkların çarpmasıyla titremesi ve detektörün sıcaklığını çok zayıfça arttırması bekleniyormuş.
The Cryogenic Dark Matter Search (CDMS) adı verilen projenin başında yer alan Dan Bauer, karanlık madde özelliklerinden beklenenlerin tümüne uygun iki parçacık tesbit ettiklerini belirtmiş.
Chicago Üniversitesi’nden teorisyen Craig Hogan da deneyin sonuçlarının heyecan verici olduğunu söyleyerek, birkaç yıl sürecek bu deneyler sırasında 3 veya 4 kez daha benzer etkileşim kaydedilirse, bunun karanlık maddenin varlığını ispat edebileceğini belirtmiş.
Avrupalı bilim adamları, yüzyılın deneyi olarak adlandırılan ve araştırmayı yürüten Avrupa Nükleer Araştırma Merkezi’ne (ANAM-European Organization for Nuclear Research (CERN) âit Büyük Hadron Çarpıştırıcısı’nda gelecek yıl yapılacak deneyde, yüksek enerjili protonları çarpıştırarak, Büyük Patlama ânındaki şartları oluşturulmaya çalışacak.
Bilim adamları, çarpışma sırasında özellikle teorik fizikteki kütle mantığının temelini oluşturan veya karanlık maddenin neden yapıldığını anlamaya yarayacak Higgs Parçacığı (Tanrı Parçacığı) diye adlandırılan parçacıkların varlığının delillerini görmeyi umuyorlar.
Dün gece yorgun argın eve gelip bir süre Tarihin Arka Orası’na “takıldık” Neslim’le. En fazla bir saatte güzelce işlenebilecek, vasat entellektüalite seviyesinin dahi altındaki malûmat için saatler harcadılar belli ki. Programda zâten Yahudilik konusunda uzman bir İlâhiyatçı var; bıraksalar o kadar efendice ve mantık silsilesi içerisinde ne olup olmadığını anlatacak. Ama şov sürmeli! Ağzından öfke köpürmeleri fışkıran, her şeyi bilen, edeb ve ilim şâheseri Evrenin Ulu Mimarının Mütevâzi Çocuğu, kendine mesajlar yollayan bir “psikopat, ahlâksız, hasta, hayvan” kişinin e-posta adresini verip infaz ettiriyor; sırf bunun için bir saat geçiyor. Şehlâ Kız’la da dalga geçiyorlar, o da tam bir zihinsel mazokizmle buna bayılıyor. Tarih doktoru da gerçek bir tahammül ve çile âbidesi; teessüriyetini (ânında sözlük: duygulanımını, affect’ini) ve efendiliğini hiç bozmadan imkân buldukça anlatıyor… Tarih Doçenti kırk yılda bir Türkler’in uğradığı mezâlimden bahsederek doğru iki çift lâf edecek, Evrenin Ulu Mimarının Mütevâzi Çocuğu lâfı ağzına tıkıyor.
Seviyesizlik, terbiyesizlik ve öfke dolu boşa geçen saatlere epey âşina olduğum için bir saat tahammül edebildim, akabinde de National Geographic Wild kanalını açıp huzura kavuştum.
Cüppeli Bilmemne Hoca’yı, Mehdi olup da olmayan ama olduğunu söylemez gibi yapıp da söylemeyen hilkat garibesini ikide bir ekrana çıkarıp dalga geçenler bunlar…
Bir zamanların sıkı Atatürkçüsü ve milliyetçisi(!) Yiğidim’in “evrim var mı yok mu” diye yaptığı ve cehâleti, saçmalığın saçmalığının saçmalığını bu zâten eğitime muhtaç millete yutturduğu programları yayınlayanlar bunlar…
Elâlem ilimle, fenle Hakikat’i keşfetmek için çalışırken, burada safsatalar ve bölücü kışkırtıcılıklarla meşgûl ediliyoruz.
***
Bu gece Dadaşlar diyârına, Erzurum’a uçacağız inşallah (eğer kardan uçuşlar iptâl edilmezse); yârın da oradaki bütün akademisyenlerin dâvetli olduğu bir panelde Din ve Beyin konusunu tartışacağız.
Program şöyle:
Din ve Beyin
Prof. Dr. M. Kerem DOKSAT
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı
Doç. Dr. Cengiz GÜNDOĞDU
Atatürk Üniversitesi İlâhiyat Fakültesi Tasavvuf Anabilim Dalı
Prof. Dr. Nazan AYDIN
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı
Yönetici:
Prof. Dr. İsmet KIRPINAR
Atatürk Üniversitesi Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı
Saat 14:00
Atatürk Üniversitesi
Auditoryum
Akşam:
1. Oturum: Yaşlılarda Depresyon
2. Oturum: Dissosiyatif Bozukluklar
Konuşmacı:
Prof. Dr. M. Kerem DOKSAT
İstanbul Üniversitesi Cerrahpaşa Tıp Fakültesi Psikiyatri Anabilim Dalı
Saat 18:00
Polat Otel
Bunun benim için ne büyük şeref olduğunu anlatmama gerek var mı? Türk(iye) Psikiyatri Derneği (TPD) Erzurum Şûbesi bu faâliyetten hiçbir maddî rant sağlamayacak.
Elâlem Psikonöroteolojiyle de uğraşıyor çünkü. Bu panelin bir benzerini, Türk Psikiyatrisi’nde bir ilk olarak, daha önce bir Anadolu Psikiyatri Günleri kongresinde de yapmıştık. Hem de TPD Nörobilim Çalışma Grubu faâliyeti olarak… Ama oradaki kadroda bir fizyolog vardı, ilâhiyatçı yoktu.
Bu sefer iki psikiyatr ve bir ilâhiyatçı, konuyu Atatürk’ümüzün işaret ettiği gibi, en hakiki mürşit olan ilim ve fen zâviyesinden ele alacağız.
Ayrıca da akşam iki psikiyatrik ders konusunu meslekdaşlarla paylaşacağım.
Ertesi sabah da, gene inşallah kar izin verirse, iki kıt’anın ortasındaki korkunç ama âşık olduğum devâsâ-kente geri döneceğiz.
Sonra…
Alan F. Schatzberg ve Charles B. Nemeroff’un editörlüğünü yaptığı Textbook of Psychopharmacology (2009) kitabına dalacağım; bu seferkinde çevrimiçi internet üyeliği de var. Bilgilerimizi güncelleştireceğiz.
Sırada yazılmakta olan iki ilmî, bir de daha popüler üslûplu bir kitap var, şimdilik ne olduklarını ifşâ edemiyorum.
Ne zamana kadar mı?
Higgs Parçacığı’nın (Tanrı parçacığı) olduğu yere, Peder’le, Mustafa Kemâl’le, Bobby’le, Tanju’yla, Mozart’la… tavla oynamaya gidinceye kadar.
Ki, biz orada da rahat durmayız gibime geliyor.
Bu arada, İstanbul Millî Eğitim Müdürlüğü’nce tertiplenen İstiklâl Marşı Okuma Yarışması’nda Rum asıllı 11 yaşındaki Marina Sözde ağlayarak sergilediği performansla birinci olmuş; kendi arzusuyla katılmış, kimse onu zorlamamış.
Gözümün kenarında biraz yaş, “işte, olması gereken Türkiye bu” diyorum.
İhvanla…
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 20 Aralık 2009 Pazar


Süper. TEBRİK EDERİM.