ANKARA ÜNİVERSİTESİ NÜKLEER BİLİMLER ENSTİTÜSÜ’NÜN “BİLGİSAYARLI TOMOGRAFİDE HASTALARIN ALDIKLARI RADYASYONLA” İLGİLİ OLARAK GÖRÜŞLERİ HAKKINDA…
Bilgisayarlı Tomografi (BT) incelemelerinde hastalara uygulanan radyasyon dozları ile ilgili olarak uluslararası kamuoyunun gündeminde olan bâzı hususlar son zamanlarda ülkemizde de tartışılmaya başlamıştır. Ankara Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü, bu konuda eğitim ve araştırma yapan bir kuruluş olarak, gerek bu sahada çalışanları gerekse toplumumuzu bilgilendirmek amacıyla aşağıdaki açıklamayı yapmayı uygun bulmuştur.
Radyasyonun insan sağlığında kullanılması gittikçe artmakta ve bilgisayarlı tomografi incelemeleri hastaların en fazla radyasyondan etkilendikleri incelemelerin başında gelmektedir. Ancak hastalığın tanısı için hekim tarafından gerekli görülmesi durumunda yapılacak bir BT incelemesinde alınacak radyasyonun olası riski diğer riskler yanında ihmâl edilecek kadar azdır.
Tanısal incelemelerde alınan radyasyon dozlarının insan sağlığına etkisi, kanser ihtimâlinin artışı olarak ifâde edilmektedir, örnek vermek gerekirse:
Tek bir akciğer film çekiminde, hasta dozlarındaki değişimi dikkate alarak, bu tetkiki yaptıran yaklaşık 1 milyon kişiden bir veya 2’sinin, diğer nedenlerden oluşan kanser riskine ilâve olarak, bu incelemede alınan radyasyon nedeni ile kanser olma ihtimâli vardır. İncelemede kullanılan radyasyon miktarının artışına bağlı olarak bu ihtimâl tomografik incelemelerde 2000 kişiden bir kişiye yükselmektedir (10 mSv etkili doz durumunda). Ancak bu noktada kanser ile ilgili olarak aşağıdaki hususları belirtmekte yarar vardır:
-Hâlen kişilerin hayatları boyunca çeşitli nedenlerle kansere yakalanma oranları yaklaşık %40’dır (yâni 100 kişide 40 kişi).
-Kansere yakalananların da yaklaşık yarısı (20 kişi) bu hastalık sebebiyle hayatlarını kaybetmektedirler.
Görüldüğü gibi radyasyon sebebi ile ortaya çıkabilecek ölümcül kanser riski, diğer nedenlere bağlı olarak meydana gelen risklere göre çok küçüktür. Nitekim 250 mSv altındaki radyasyon dozlarında insan sağlığına zararlı etkilerini kanıtlayacak hiçbir bilimsel veri yoktur. Ayrıca, yukarıda verilen risk değerleri yüksek radyasyon dozlarında elde edilen sonuçlardan hesaplama yoluyla çıkarılan rakamlardır. Radyasyonun bu küçük riski belirtilirken, doğal nedenlerin katkılarının da ifâde edilmesi gerekmektedir. Örneğin 100.000 kişinin tomografik bir incelemeyi (her incelemede 10 mSv etkili doz aldığı kabûlü ile) her yıl, 40 yaşından 70 yaşına kadar yaptırdığını varsayalım; radyasyona bağlı kanser sonucunda 1300 kişinin ölme ihtimâli vardır. Ancak, bu toplumda diğer nedenlerden ortaya çıkan kanser nedeniyle yaklaşık 20.000 kişinin hayatını kaybetmesi beklenmektedir.
Son zamanlarda bâzı yayınlar, BT’de alınan dozlara karşılık gelen kanser risklerini geniş bir popülasyona uyarlayarak büyük rakamlarla vermektedirler. Örneğin ABD’de gerçekleştirilen bir araştırmada, 2007 yılında yapılan 72 milyon BT incelemesinin sonucunda ileri yıllarda 29.000 ilâve kanser vak’asının ortaya çıkacağı ve yaklaşık 21 000 kişinin hayatını kayıp edeceği (doğal kanser ölümlerine ilave olarak) öne sürülmüştür. Rakamların büyüklükleri ilk bakışta BT’yi korkulur bir teknik olarak ortaya çıkarmaktadır. Unutulmamalıdır ki, bu 72 milyon kişiden zâten yaklaşık 30 milyonu bir başka nedenle kansere yakalanacak ve yaklaşık 15 milyonu hayatını kayıp edecektir. Aynı mantıktan hareket ederek, ülkemizde önümüzdeki yıllarda, her gün iç içe yaşadığımız doğal radyasyon nedeni ile (yöreye bağlı olarak yılda 2-3 mSv) 5000-6000 kişinin öleceği söylenebilir (BT incelemesi yaptırmamış nüfus kabaca dikkate alınarak) ancak, 70 milyon nüfustan yaklaşık 15 milyon vatandaşımızın tüm hayatları boyunca başka sebeplerden kansere yakalanıp öleceklerini de ifâde etmemiz gerekir. Başta sigara olmak üzere günlük hayatın diğer riskleri ile kıyaslandığında, tanısal incelemelerden alınan radyasyon dozlarının risklerinin son derece küçük olduğunu belirtmekte yarar vardır. Diğer taraftan radyasyon nedeni ile oluşan kanserin klinik süreci diğer kanserlerle aynıdır ve bir kişinin ölüm nedeninin radyasyondan mı yoksa diğer doğal nedenlerden mi kaynaklandığının bilinmesi mümkün değildir.
Ancak, birçok hastanın tomografi sisteminin hatalı kullanılması ve/veya kalibrasyon problemi sebebi ile gereğinden çok daha fazla radyasyona mâruz kaldığına da dikkati çekmek gerekir. Gene ABD’de 200’den fazla hastanın beyin tomografi incelemesinde, cihazların yüksek radyasyon dozu vermesi nedeni ile normâlden 8 kat daha fazla radyasyon aldıkları ve bâzı hastalarda saç dökülmelerinin ortaya çıktığı geçen haftalarda rapor edilmiştir. Güncel literatürde farklı merkezlerde bulunan tomografi sistemlerinde yapılan aynı klinik incelemelerde (örneğin beyin tetkikleri) 13 kat, farklı incelemelerde ise 6-22 kat doz farklılıklarının olduğu belirtilmektedir. Diğer taraftan kardiyak amaçlı ve çok fazlı batın incelemelerinde yüksek hasta dozları ortaya çıkabilmektedir; beyin incelemesi yaptıran 40 yaş hanımlarda kanser riski 1:8100’ken, bu oran BT koroner anjiyoda 1:270’e kadar yükselebilmektedir.
BT’nin birçok hastalığın tanısında vazgeçilemez bir teknik olduğunun unutulmaması gerekir. Radyasyon korkusu nedeni ile radyasyonun zorunlu olarak kullanılacağı bir incelemenin yapılmaması sonucu hastalık teşhisinin engellenmesinin çok daha vahim problemleri ortaya çıkaracağı şüphesizdir.
Ancak hasta dozlarının azaltılmasında aşağıdaki hususların göz önüne alınması gereklidir.
-İncelemenin yapılmasında medikal gerekliliğin olması, iyonlaştırıcı radyasyonun kullanılmadığı alternatif tekniklerin (Manyetik Rezonans, Ultrason görüntüleme gibi) katkılarının yeterli olmaması.
-İncelemenin yapılacağı tomografi sisteminin gerekli eğitimi almış radyolog ve teknisyenler tarafından kullanılması.
-Kuruluşun Türkiye Atom Enerjisi Kurumu tarafından lisanslanmış olması.
-Sistemde “optimum görüntü kalitesinin minimum radyasyon dozunda” elde edilmesini sağlayacak kalite kontrolü, kalibrasyon ve dozimetrik ölçümlerin bu konunun uzmanı olan medikal fizikçiler tarafından yapılması.
-Çocuk hastalar için ilâvî korunma ve ışınlama protokollerinin kullanılması.
-Taramanın yapılacağı vücut bölgelerinin minimumda tutulması.
-Peş peşe taramalardan sakınılması.
-Sistem tarafından verilen doz optimizasyon tekniklerinin kullanılması.
Ankara Üniversitesi Nükleer Bilimler Enstitüsü, radyasyonun sağlıkta kullanılmasında çağdaş eğitim ve bilimsel araştırma etkinliklerini sürdürürken, halkımızı bilgilendirme hizmetini de bir vizyon olarak benimsemiştir.
Saygılarımızla.
Nükleer Bilimler Enstitüsü
Prof. Dr. Doğan Bor, Nükleer Bilimler Enstitüsü Müdürü
***
Şimdi durdum durdum da neden buraya bu bildiriyi koydum:
1) Kendi içerisinde çelişkiler barındırdığı için;
2) Her BT’de Hiroşima’nın kenar mahâllelerindekilerin mâruz kaldığı kadar radyasyonun söz konusu olduğunu anladığım için;
3) Bilhassa hücrelerin çoğalma kaabiliyetlerinin çok yüksek olduğu çocuklarda BT tetkiki isterken en az üç kere düşünülmesinin icap ettiği için.
İhvanla…
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 24 Aralık 2009 Perşembe

