Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2279 defa okundu.
Bu yazi bugun 2 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

BİR “BEN DEMEMİŞ MİYDİM” YAZISI

Diğerlerinin yanı sıra,  http://www.keremdoksat.com/2009/05/01/aids-kus-gribi-ve-simdi-de-domuz-gribi/ yazıma bir göz atın lûtfen.

Anadolu Ajansı mahreçli aşağıdaki haberi ister istemez iktibas ediyorum:

Ankara Üniversitesi Tıp Fakültesi Halk Sağlığı Ana Bilim Dalı Öğretim Üyesi Prof. Dr. Recep Akdur, “gerçekçi olmayan salgın paniklerinin dünyaya ve insanlığa çok pahalıya mâl olduğunu” ifâde ederek, “kuş gribi dünyaya 2.2 trilyon Dolar’a mâl oldu, domuz gribinin ise 4.4 trilyon Dolar’a mâl olacağı hesaplanıyor” dedi.

Prof. Dr. Recep Akdur, Dünya Sağlık Örgütü’nün (DSÖ) 2010 kışı boyunca güney yarım kürede kullanılacak aşı için tavsiye ettiği iki seçenekten birinin, “domuz gribi” (H1N1) ve mevsimsel (H3N2) virüsleri ile influenza B virüsünden oluşan üçlü aşı, diğerinin de mevsimsel (H3N2) virüsü ile influenza B virüsünden oluşan ikili aşı olduğunu söyledi.

Firmaların 2010 için üçlü aşı üretmeleri hâlinde, hâlen piyasadaki “domuz gribi” aşısının yapılmasına gerek kalmayacağını anlatan Prof. Dr. Recep Akdur, ikili aşı üretilmesi durumunda ise bu aşının yanında “domuz gribi” aşısının da uygulanması gerektiğini bildirdi.

DSÖ’nün son yıllarda olayları ve grip pandemilerini iyi sevk ve idâre edemediğini savunan Prof. Dr. Recep Akdur, örgütün “domuz gribi” ve aşısı ile ilgili uygulamalarının yalnızca Türkiye’de değil, bütün dünyada tartışıldığını, bunun da ötesinde şiddetle eleştirildiğini söyledi. Prof. Dr. Recep Akdur, “başka bir ifâdeyle, bütün dünyada gerek DSÖ’ye gerekse aşı firmalarına karşı büyük bir güven bunalımı yaşanmaktadır. Bu yaşananların dünya ölçeğinde veya insanlığa en önemli faturası da DSÖ’ye olan güvenin yitirilmesidir” dedi ve ilâve etti: “Gerçekçi olmayan salgın panikleri dünyaya ve insanlığa çok pahalıya mâl oluyor, kuş gribi dünyaya 2.2 trilyon Dolar’a mâl oldu, domuz gribinin ise 4.4 trilyon Dolar’a mâl olacağı hesaplanıyor. Bu paniklerden bâzı ülke ve firmalar büyük rantlar elde ederken, diğer bir kısmı da büyük zarar görüyor”.

Yandaş medyada birtakım “uzmanlar” iddia ediyorlar ki her şeye rağmen çok iyi yapılmışmış; kimse önceden bilemezmiş ki domuz gribi ülkemize “teğet geçer” diye, iyi ki tedbir almışmışız.

Yâhu, hâlâ utanmadan sıkılmadan yalan söylüyorlar.

Bâri sükût eyleyin de, bizim balık hâfızalı halkımız unutsun gitsin…

Kuş gribi geyiğiyle gariban köylünün kümes hayvancılığı bitirildi, domuz olanıyla da bütçe Hakk’ın rahmetine kavuştu!

***

Manisa’da Romanlar’a saldırıldı ve Vâli’nin “kendi rızâmla buradan göç ediyorum” meâlinde imzalattığı kâğıtlarla mecburî göçe tâbi tutuldular. Bu vesika, pek yakında,” Türkiye’de insan haklarına yapılan saldırıların yeni bir delili” olarak kullanılacaktır.

“Ben dememiş miydim” diyeceğim, hüzünle…

Mersin’in merkez Akdeniz İlçesi’nde iki lise öğrencisi arasında henüz bilinmeyen bir sebeple kavga çıktı. Kavgaya öğrencilerin âilelerinin de karışmasıyla gerginlik kısa sürede Kürt-Türk tartışmasına döndü. Biri Mersinli, diğeri Güneydoğulu 2 öğrenci arasında bilinmeyen nedenle tartışma çıktı. Kısa süren tartışma bir anda kavgaya dönüştü. Çocuklarının kavga ettiğini haber alan âileler ve yakınları da okula akın etti. Çevrede “Kürt çocuklar Türk çocukları dövmüş” dedikodusu da kulaktan kulağa yayıldı. Bunun üzerine okula gelen âileler arasında yaşanan gerginlik meydan kavgasına dönüştü. Yaklaşık 200 kişinin karıştığı kavgada, karakol ekipleri yetersiz kalınca takviye kuvvet istendi. Bunun üzerine Özel Harekât, Çevik Kuvvet ve Asâyiş Şûbe’de görevli polis ekipleri bölgeye kaydırıldı. Olay yerine gelen panzerli polis ekipleri, tarafları güçlükle ayırırken çevrede yoğun güvenlik tedbiri aldı. Taş ve sopaların kullanıldığı kavgada altı kişi çeşitli yerlerinden yaralandı. Yaralılardan durumları ağır olan dört kişi ambulanslarla Mersin ve Toros Devlet Hastâneleri’ne kaldırılarak tedavi altına alındı. Kavganın çıktığı okulda mahsur kalan çok sayıdaki Doğu kökenli öğrenci polis araçlarına bindirilerek bölgeden uzaklaştırıldı. Panzer desteğinde çok sayıda polisin müdahalede bulunduğu 200 kişinin birbirine girdiği kavgada, 6 kişi yaralandı, 15 kişi gözaltına alındı.

Çanakkale’nin Biga ilçesinde, dün gece bir düğünde Kürtçe müzik çalınması yüzünden çıkan kavganın ardından eski Tekel binâsının camları kimliği belirsiz kişilerce taşlanarak kırıldı.

Edinilen bilgiye göre, Biga Belediyesi tarafından restore edilen ve Kültür Evi olarak hizmete açılması planlanan eski Tekel binâsı ile civarda bulunan bir fırına âit simit arabasının camları gece 03.30 sıralarında kimliği belirsiz kişilerce kırıldı. Polis, camların kırılmasının düğünde çıkan kavga ile alâkalı olup olmadığını araştırıyor. Öte yandan, polis ilçede herhangi bir gerginlik yaşanmasını engellemek maksadıyla tedbir aldı.

***

Sevgili Mekâncılar,

Bunlar medyadan duyup gördükleriniz… Yâni gözden kaçırılamayanlar.

İşin esasında bütün Batı yerleşim birimlerinde itişme kakışma başladı. Senelerdir ağalık ve feodaliteyi “muhafaza” eden geçmiş hükûmetler ve şimdiki muktedir olmayan Hükûmet bu işin altından kalkamaz… Dememiş miydim?

Zâten böyle bir niyetleri olduğunu da söylemek iyice saflık olur.

Açılım filân derken, memleketi yedi senede bu hâle getiren onlar.

Hepsi ABG emriyle, sevk ve idâresiyle oluyor.

Gidin, ilk yarısında çok sıkılsanız da, ikinci yarısında ibret alarak çıkacağınız Avatar filmini seyredin (ama mutlaka üç boyutlusu olsun, yoksa ilk yarı bitmek bilmiyor; bâri üç boyutun keyfini çıkarın ki, tahammülünüz artsın).

Titanic gibi dev filmler yapan yönetmen James Cameron 250 milyon Dolar harcayarak bu eseri ortaya çıkarmış.

2154 yılında Dünyalılar (tabii ki Üstün Hristiyan Beyaz Adamlar ve işbirlikçileri), Pandora adlı bir gezegenden değerli bir madene göz koyuyor (bu gezegenin ismi de size bir “kutuyu” hatırlatıyordur).

Avatar’lar, ortalama üç metre uzunluğundaki Pandora halkına tıpa-tıp benzeyen ve genetik mühendisliği kullanılarak üretilen canlılar… Amerikan kuvvetlerinin amacı Pandora’yı ele geçirip, kontrol altına almak. Emekli Albay Quatrich, Pandora’nın yerli halkı Na’vi’lere rağmen kontrolü ele geçiriyor.

Yönetmen James Cameron, filmiyle bir anlamda haksız savaşlara, soykırımlara ve sömürüye karşı çıkıyor. Eleştirmenler, Titanik filminden 12 yıl sonra Cameron’un Avatar’la yeniden doğduğunu söylerken, yönetmen filmi, insanlık için bir ruhânî bir uyanış çağrısı olarak niteliyor.

Neslim’le ben ise, ahlâksız müstevlîlerin toprağın altındaki değersiz ama kıymetli madeni ele geçirebilmek için ne kadar korkunç şeyler yapabildiklerini düşünüyoruz.

Bakın Irak’ta yaptıklarına, bir de Türkiye’de yapılanlara.

Bulmacayı iyice çözeceksiniz.

Avatar’lar zâten burada ve benim güzel, yalnız memleketim perişan!

      “Dememiş miydim” diyeceğim.

            de… Ne işe yarayacak?

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 09 Ocak 2010 Cumartesi

Yorum Yapın

Mesajınız