UĞUR ALKAN’DAN: SENARYO ve FİLM 2
Mekâncılardan Sevgili Uğur Alkan ve karısı İstanbul’a geldiler ve geçen gün onları Set Balık’ta ağırladık. Söz verdiğim gibi, Senaryo ve Film konulu ikinci makalesini de mekâna koyuyorum.
Umarım ilgilenenlerin ilgisini çeker…
***
İlk senaryosunu yazanların daha çok yeni oldukları hemen belli olur. Çok fazla diyalog veya çok az aksiyon içerir. Aksiyon derken illâki dövüş sahnesi gibi şiddet içerikli şeyler kastetmiyorum. Örneğin, “Ahmet merdivenlerden çıkarken cep telefonunu düşürür” aksiyon içerir. “Masanın üstünde kül tablası var” aksiyon içermez. Eğer masanın üstündeki kül tablası senaryonun konusuyla alâkasız, lüzumsuz bir şey ise, senaryoyu okuyan profesyonel bir kişi bu durumdan hiç hoşlanmaz. Film endüstrisindeki uzmanlar bize sayfaları heyecanlı bir şekilde çevirmemizi sağlayan aksiyon ve diyaloglar yazın derler. David Freedman işi gereği sürekli yeni senaryolar okur. Bir eğitim seminerinde senaryolarda aksiyon problemine değindi. Yeni yazarlar büyük heyecanla senaryolarını bitirir bitirmez ajanslara yollarlar. Hemen hepsi de büyük hayâl kırıklığına uğrarlar. Amatör senarist çok hârika bir eser ortaya koyduğunu, okuyucuyu hayran bırakacak diyaloglar yazdığını zanneder. David Freedman ise benim sayfada tek gördüğüm şey iki tâne konuşan kafa ve hiç aksiyon yok diyor.
İngilizce yazılan senaryolarda yazdığınız konudan belki de daha önemli şey ne kadar etkili yazı üslûbunuz olduğudur. Kelime hazineniz çok geniş olmalı. Örneğin, durum zarfları iyi bir senaryoda çok az kullanılmalıdır. “He walks slowly” yâni “yavaşça yürür” diye yazmak yerine “He strolls” yazılmalıdır çünkü stroll kelimesi bu anlamı ihtiva eder ve durum zarfı yazmanıza gerek kalmaz. Güzel senaryo örnekleri okumak isteyen İngilizce bilen arkadaşlar www.simplyscripts.com adresini ziyâret edebilirler.
Michael Hauge senaryo yazımı konusunda uzun yıllar eğitim vermiştir. Senaryoda iyi ve kötü diyaloga örnek veriyor. Diyelim senaryoda bayan öğleden sonra Microsoft’la üst düzey yönetici pozisyonu için iş görüşmesine gitmiş. İş görüşmesi sahnesi de senaryoda yer alıyor. Eve dönünce oturma odasına giriyor ve kocası koltukta gazete okuyor. Adam gazeteyi indirip “bugün öğleden sonra Microsoft’la üst düzey yönetici pozisyonu için gittiğin iş görüşmesi nasıl geçti” derse o senaryo hemen çöpe gider. Bu durumda iyi bir diyalog şu olmalıdır. Bayan oturma odasına girer. Kocası gazeteyi indirir ve “eee” der. Doğrusu budur. Zâten karı koca evde günlerdir bu önemli iş görüşmesinin heyecanını yaşıyorlar. Görüşmenin hangi şirketle saat kaçta ve hangi pozisyon için olduğunu biliyorlar. Senaryoda da iş görüşmesi sahnesi de yazılmış. Seyirci de bunu filmde görüp öğrenecek. Bundan dolayı “bugün öğleden sonra Microsoft’la üst düzey yönetici pozisyonu için gittiğin iş görüşmesi nasıl geçti” demenin hiçbir anlamı yok. Onun yerine “eee” veya “evet, anlat işte, heyecandan çatlatma adamı” şeklindeki diyalog daha mantıklıdır.
Kötü bir senaryoya örnek olarak Engin Ayça’nın yazdığı ve yönettiği Suna filmini göstermek istiyorum. 120 dakikalık sıkıcı bir film. Çok az aksiyon ve uzun diyaloglar var. Diyalogların bir kısmı filme hiçbir katkı vermeyen fuzulî sözler. Filmi seyredeli iki seneyi geçti ve maâlesef sıkıntıdan zor bitirmiştim. Onun için çok iyi hatırlayamıyorum detayları ama gereksiz diyaloglar ve çok az aksiyon içerdiğini iyi biliyorum. Hatırladığım kadarıyla bir sahnesinde Türkân Şoray misafirlere size şu kanalı açayım, şöyle de aranıza oturayım şeklinde bir yığın sıkıcı lâf etmişti. Birbirini kahve içmek için ziyâret eden kapı komşuları bile daha ilginç konuşmalar yapar. Gene hatırladığım kadarıyla bir diğer sahnesinde oyuncu işkence gördüğünü anlatıyordu. Aksiyonla gösterilecek bir şey kesinlikle diyalogda anlatılmamalı, diyalogla anlatılmasının filme değer veren çok özel bir durumu olmadığı sürece…
İyi bir senaryo yazmak uzun seneler gerektirir. Çok iyi bir senaryo üzerinde uğraşan yazar her bir sahnenin unutulmayan sahne olması için çaba gösterir. Butterfly Effect filmi çok farklı ve anlamlı bir filmdi. Fantezi tarzı olmasının ötesinde çok derin mesajlar içeriyordu. Bildiğim kadarıyla J. Mackye Gruber ve Eric Bress dokuz sene senaryo üstünde çalıştılar. Ben yazarlıkla hobi olarak ilgileniyorum. Yazdığım bir senaryo var ki daha ilk taslak. Senaryo yazımında final müsvedde aşamasına yâni ajanslara, yönetmenlere verilen son taslağa kadar beş, altı kez değişiklikler yapılır ve hâttâ bâzı bölümleri tamamen değiştirilir. Aynı üniversiteden mezun olduğum Hezekiah James adında bir arkadaşım var. O da benim gibi hobi olarak yazarlıkla ilgileniyor. Bana bir senaryoyu bitirdiği zaman bir sene boyunca o senaryoya bakmadığını söyledi. Bir sene sonra yeniden gözden geçirip değiştirmeler yapıyor. Bu çok uzun zaman gibi gözükebilir ama gerçektende gerekli bir süre. Bir sene içinde yaptığı araştırmalar, gözlemler ve yeni hayat tecrübeleriyle yazdığı senaryoya farklı gözle bakar. Hâttâ bâzı kısımlarını komik bile bulabilir. Ben bunu nasıl yazmışım diyebilir. Belki bir kaç sene sonra yazdığım senaryoyu Independent Film Endüstrisi’ndeki şirketlere gönderebilirim. Büyük Hollywood stüdyolarına amatör bir yazarın bir senaryo satması neredeyse imkânsız denilebilir.
Zâten büyük stüdyolar daha çok görsel efektleri olan ve çok genç nüfusa hitap eden Godzilla, Spider Man, Batman gibi projeleri değerlendirir. Biraz buna tepki olarak Independent Film Industry doğdu ve adı duyulmamış farklı mesajları olan senaristlere de imkân tanıdı. Tabii küçük film şirketlerinin finans problemi vardır ve bâzen en düşük bütçeli projeler için bile büyük şirketlerden destek ararlar.
SSS
Uğur Alkan

