Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 659 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

ALPER’DEN: YAŞAM SENFONİSİ

Müziği, notaların arasındaki sessizlik oluşturur”.

Bu cümleyi ilk kez okuduğumda vurulmuştum. Hâttâ uzun süre iletilerimde imza olarak kullandım. Sanırım bu cümle, o zamanlar beni çok iyi tanımlıyordu. Yaşadığım incinmelerden sonra, ben de notaların arasındaki sessizlik, sus olmayı seçmiştim. Çünkü ALS(*) denilen yavuz hırsız, gözlerimin, hâttâ herkesin gözleri önünde hayatımı elimden alıyordu ve yakınmanın, bağırıp çağırmanın hiçbir faydası olmadığını anlamış bulunuyordum. Giderek çığlıklarım sessizliğe dönüşüyor, kaderimi kabûllendikçe içime kapanıyor, susuyordum.

Oysa yaşamın metronomu, İlâhî Maestro’nun çubuğunda, Büyük Patlama’dan beri salınıyordu. Evrensel müzik durmaksızın yankılanıyordu evrenin her yerinde. Milyarlarca galâksi, kâlb atımlarıyla bu senfoniye katılıyor, güneş sistemimiz dokuz çalgısıyla dönerek yoluna devam ediyordu. Güneşimiz yanarak devinirken mavi gezegendeki yaşam, kendi ezgisiyle dönmeye devam ediyordu. Bu küçük mavi gezegende her gün milyarlarca yeni kâlb atışı senfoniye katılıyordu. Bâzen bir yanardağ yeri göğü titreten kükremesiyle sesini duyuruyor, gezegenin mavi okyanuslarında bir balina, aşk şarkıları söylüyordu. Bu küçük gezegendeki Büyük Senfoni Orkestrası, İlâhî Maestro’nun çubuğunda verilen vuruşlara kulak kesilmişti. Bu büyük orkestrada küçücük bir çalgı olduğumu fark ettiğimde, İlâhi Senfoni’ye katılmaya karar vermiştim.

Evrenin bir nokta kadar yer kaplayan yeryüzünde yaşayan insanoğlunun, İlâhî Senfoni’de kendi âit olduğu yeri keşfetme tutkusu, onu evrimsel açıdan da geliştirmiştir. Homo sapiens sapiens, yani düşündüğünü düşünen insan, işittiğini düşünen insan olarak da yücelmiştir. Müzik tarihine baktığımızda, bugün dehâ sâhibi olarak kabûl ettiğimiz klâsik besteciler bu gelişimin en iyi örneğidir.

Özellikle Barok dönemi bestecilerinden JS Bach, ömrünü tanrının müziğindeki sırrı çözmeye adamıştır. Yaşamın matematiğini çözmek için müziği kullanmış, ortaya çıkardığı eserlerde akıl almaz mesajlar vermiştir. Beethoven, “Pastoral Senfoni”sini “fa” sesi üzerine kurmuş, küçük mavi gezenin ezgisindeki armonikleri çözmüş, kulakları sağır olmasına karşın tanrının senfonisindeki ipuçlarını bu eserinde vermiştir.

Ludwig Van Beethoven, şöyle diyor: “Daha üstünü olamaz. Müzik yoluyla Tanrı’ya yaklaşmak ve oradan insanlığa seslenmek”.

Mevlânâ’nın müziği ise bir kamış parçasının çağrısından yola çıkıyor.

“Dinle, bu ney nasıl şikâyet ediyor, ayrılıkları nasıl anlatıyor:

Beni kamışlıktan kestiklerinden beri feryâdımdan erkek, kadın herkes ağlayıp inledi. Ayrılıktan parça parça olmuş, kâlb isterim ki, iştiyak derdini açayım. Aslından uzak düşen kişi, yine vuslat zamanını arar (Mesnevî, 1. Cilt, Mevlânâ).

Bizler, bu küçük mavi gezegende yaşayan canlılar, varlıklar; bir yandan büyük patlamanın ritmiyle sonsuza yol alırken, fısıltılarımızla, coşkulu ezgilerimizle bu büyük senfoniye eşlik etmekteyiz. Çünkü bu müzikte her yaratılana yer var. Bâzen bir susku, bâzen coşkulu bir tam nota olarak kendi çalgımızda tınlamaktayız.

Bu kozmik senfonide hangi değerde bir notayız ve ne zaman tınlamalıyız? Belki de o bildik sorunun cevabı buradadır.

“Ben kimim”?

Dr. Alper Kaya – Narlıdere – 25.12.2009

*ALS (Amiyotrofik Lateral Skleroz – Motor Nöron Hastalığı)

Yorum Yapın

Mesajınız

*
To prove you're a person (not a spam script), type the security word shown in the picture. Click on the picture to hear an audio file of the word.
Click to hear an audio file of the anti-spam word