Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1383 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

SEBLÂ’DAN: AZ(G)INLIK

Bu akşam da karanlık çöküverdi İstanbul’uma. Gönlümün biriciğini, şehrimin denizini özledim. Kıyıda bir banka tüneyip, kaşkolümü burnuma dek çekip, soğuktan katılaşan kollarımı kavuşturup, önümden akıp giden suyu öylece seyretmeyeli ne çok zaman oldu.

İlk gençliğim geldi aklıma, Ortaköy’de geçen okul yılları… Deniz aynı denizdi ama sanki daha berrak, daha mavi görünürdü gözüme. Hayatlarımızın kenar çizgileri edebin hâddini aşmamıştı, sabrımız taşmamıştı henüz. Ot isek de, toprağından koparılmamış ot idik; bedenimiz dik, kökümüz nisbeten de olsa pek…

Meyve püresi gibiyiz şimdi ey mübârek şehir! Ey evlâtlarını bir bir reddeden insafsız vatan! Bebelerin ağzına mama olduk; ya yutup kusarlar, ya da kursaklarına vardırmadan tükürürler işte, görüyorsun… Oysa yollarındaki dört köşe taşlara tutunmuş yosun da bizimdi, dağlarda dumanı tütemeyen köy de; kenar mahâlledeki toy delikanlının yeni terleyen bıyıklarındaki cesaret de gururumuzdu, gözyaşlarına değdikçe yumuşayan nasırlı eller de…

Bu akşam da karanlık çöktü sokaklara; olacağın önüne geçilemezmiş. Zâlimlerin en fenâsı, mazlumlardan yetişirmiş… Bugünün azınlığı biziz; “Vatanım” demeye, kıymetlinin kıymetini bilmeye, çelme takılanın koluna girmeye korkar olduk. “Ne mutlu”sundan geçtik “Türk’üm” demek yasak! Çocuklara “güzel, güneşli günler” göreceklerini söylemek yasak! “Ben” olmak yasak, çınlarken kulaklarımda Neo-Osmanlıcı bir ne idüğü belirsizin alaycı nâraları; “Ben” olup hiddetlenmek, densizi tutup yakasından, bakıp gözlerinin içine, dişlerini canımdan çekmesini istemek yasak!

Hava beş derece dışarıda… Haydi, Boğaz’a vuralım virâne takalarımızı. Soğuktan imâna gelir, sarılır kardeş oluruz belki yeniden. Kim bilir bir çay bile ısmarlayabiliriz birbirimize… Hayır, imkânsız biliyorum. Günahının keçisini bir kez kıskıvrak yakalamışsan; onun kılını yolmaktan, etini ditmekten tatlı şey yoktur şu hayatta; uslanmayacaksın! Uluyacaksın yine tüm gece kapımda, bil ki korkmayacağım sadece üzüleceğim, hâttâ kırılacağım yürekten.

Kırgınlığım baba evinde azınlık olmaya… Kızgınlığım? Kızgın değilim ki, içine çöktü tüm harcım, bina edilemeden zemine yığıldım. Şimdi takâtsizce koparıyorum takvim yapraklarını… Onlar birikip tarih olacak. Tarih; uçsuz bucaksız siyasî bir süreç, denizin gelgitleri gibi; bugün kabaran yarın durulacak…

Sabır! Azınlık kalsak da, azgınlık bize yakışmaz. Sükûnete teslim ederiz küskünlüğümüzü, isyânımızı… Her şeyi unutur gideriz denize. Çocuk değiliz artık, vurulduğumuz yerlerden yaşlandık; kâğıttan gemilerimiz yok ceplerimizde.

Öyleyse, yaralarımızın kabuklarını bırakır suya, arkalarından üfleriz kıyıdan açılsınlar, acımızın yükünü bizden uzaklaştırsınlar diye…

Seblâ Kutsal – İstanbul – 16.01.2010

Yorum Yapın

Mesajınız