Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2931 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

BEKİR COŞKUN: BİR PROTOTİP

Önce hazretin hayatının bir özetini http://tr.wikipedia.org/wiki/Bekir_Co%C5%9Fkun adresinden hülâsa edelim.

1945 yılında Şanlıurfa’da, memur bir babanın çocuğu olarak dünyaya gelmiş. Ankara’da Yüksek Gazetecilik Okulu’ndan mezun olduktan sonra 1974’te foto muhabiri olarak işe başlamış. Daha sonra polis muhabirliği, parlamento muhabirliği yapmış. 1978’de Günaydın Gazetesi’ne geçmiş. Köşesinin adı Dokuzuncu Köy’müş. 1987’de Sabah Gazetesi’nde Onuncu Köy başlıklı köşesini yazmaya başlamış. Şu ana kadar neşredilmiş 4 adet kitabı bulunmaymış: Dövlet, Avukatımı İstiyorum, Pako’ya Mektuplar ve Ben Pako. Köpeği Pako’nun adıyla kaleme aldığı yazılar yayımlanmış ve büyük ilgi görmüş. TRT’de yayımlanan “Pako’ya Mektuplar” adlı dizi başta BBC olmak üzere altı AB ülkesi televizyonu tarafından satın alınmış. Hayvan sever kişiliğiyle de bilinen yazar, keman çalabilmekteymiş, bir tabiat ve deniz tutkunuymuş. Yaz ayları Ayvalık’ın Cunda Adası’nda ikamet edermiş.

3 Mayıs 2007 tarihindeki “Göbeğini Kaşıyan Adam” yazısından ötürü pek çok yazar tarafından demokrasi karşıtı olmakla eleştirilmiş. 15 Ağustos 2007’de Emin Çölaşan’ın yazılarına son verilmesi üzerine Hürriyet’ten istifa ettiği iddia edilmiş, fakat 16 Ağustos 2007 tarihli yazısında istifa etmeyeceği mesajını vermiş. Sonra da, 25 Eylül 2009 tarihi itibârıyla Habertrük gazetesinde yazılarına başlamış.

***

Şimdi http://www.gazeteciler.com/bekir-coskun-cinerden-kac-lira-aldi-news5866.html adresindeki haberi aktarayım:

Bekir Coşkun, Hürriyet’ten kovuldu mu? Kendi isteğiyle mi ayrıldı?

Kovulduysa; tazminatını alacaktır…

Peki, tazminat falan dinlemeyip istifa ettiyse? İş hukukuna göre tazminat talebinde bulunamaz… Bekir Coşkun’un birikmiş tazminatının 500 bin Lira’yı bulduğu ileri sürülüyor…

Bizce öyle bir rakam olmaz, olamaz… Neden olamaz? Çünkü Aydın Doğan hiçbir köşe yazarının maaşını tam göstermez… Küçük bir bölümünü maaş, kalan aslan payını ise “Telif” olarak öder… Telif ücreti ise tazminata tâbi olmadığına göre Bekir Coşkun kovulsa da öyle iddia edildiği gibi 500 bin Lira tazminat alamaz…

Peki…

İstifa ettiyse bu durumu Habertürk yönetimine söyler mi?

Fatih Altaylı da Doğan grubunun eski çalışanı olduğuna göre maaş + telif durumunu bilir… O hâlde Bekir Coşkun doğruyu söyler herhâlde… Peki, buna rağmen Ciner, Coşkun’a 500 bin Lira (sözde tazminatının karşılığı) ve bir o kadar da transfer parası verir mi? Ciner’in gözü karadır… Verebilir ama bunun karşılığını da mutlaka alır…

Nasıl mı alır?

Bekir Coşkun’u (BC) “ıslah”(!) ederek alır

BC da bugüne kadar yazarlıktan doğru dürüst para kazanamadı… Emin Çölaşan gibi yapıp bir tek gün maaşına zam isteyemedi. Ne verirlerse onunla yetindi… Keşke iddialar doğru olsa da BC hayatının bundan sonrasında, para ve gelecek korkusu olmadan yazsa… Eminiz o zaman yazıları şimdikilerden çok daha tatlı olur…

***

Peki, BC Hürriyet’ten ayrılışını nasıl izah etmiş?

Cevabı http://www.nethaber.com/Toplum/114950/Bekir-Coskun-neden-Hurriyetten-ayrildigini-anlatti-AKP adresinde:

BC, Akşam gazetesi yazarı Deniz Güçer’in sorularını cevapladı…

Hürriyet Gazetesi Yazarı Bekir Coşkun, tam 16 yıl yazdığı Hürriyet’ten ayrıldı. Her yıl bir kaç defa, ‘Bekir Coşkun Hürriyet’ten ayrılıyor‘ dedikoduları çıktığı için ilk sorum, ‘Geri dönüş söz konusu olabilir mi?‘ oldu. Coşkun, ‘Hayır, o noktayı çoktan geçtik. Benim de canım yanıyor, Aydın Doğan’ın da canı yanıyor aslında‘ diye konuştu.

Eşi Andree ile Cunda Adası’nda AKŞAM’ı konuk eden Coşkun’un sürpriz ayrılığını ilk defa biz duyduk. Coşkun, Ertuğrul Özkök’ün umre gezisiyle ilgili espriler yapmayı ihmâl etmedi. Ama ‘özel bir dönemden geçiyoruz’ diyerek ‘dikkatli’ olduğunu da imâ etti.

“Baskıyı hissediyordum. Muhalif yazılarımın bedelini biri ödeyecekti. Ben, patron… Ama en ağır bedeli okuyucu ödeyecek. Gerekçe sormayın, yorum yapmayacağım.

Gerçek tasfiye listesi geçtiğimiz günlerde yapıldı ve İktidar tarafından Aydın Doğan’a gönderildi. ‘Bunlar bizi haksız yere eleştiriyorlar’ diye. Bir siyasî iktidar patrona niye liste gönderir? Bu bilgi kesinlikle doğru! Baştan ‘böyle bir rezillik olamaz’ dedim ama birinci ağızdan doğrulattım. Bu kadarını açıklayabilirim. Liste bütün Doğan Grubu’nu kapsıyor. Muhalif yazarların listesi yapılmış. İşte biri yüzde 85 eleştiriyor, diğeri yüzde 60 gibi…

Böyle bir şeye kimse imza atamaz. Ama şuna eminim Tayyip Erdoğan’ın, siyasî iktidarın bilgisi dışında liste gitmez.

Artık oynamak istemiyorum. Canımı yakmaya başladı. Gazeteciler toplumdan koptu. Arabalarının camları füme, Boğaz’da oturuyorlar. Ben öyle değilim. Büfecimle sohbet eder, balıkçı kahvesine giderim. Onlarla konuşunca utanıyor insan. Sonra kalkıp oyun oynayalım falan. Günahtır! Umre’ye gitmek yerine ibâdet gibi gazetecilik yapmalı. Bunu kaybeden gazeteci bitmiştir.

Şaşkınım. Bu kadar büyük sermaye birikimi olan medya nasıl az güvenilir kurum olur? Bunu nasıl becerdik? İnsanlardan canlarını istemiyoruz, çocuklarını dağa göndermiyoruz, vergi istemiyoruz. Güzel bir şey dağıtıyoruz. Ama itibârsızız. Bunun cevabı bulunmalı. Dinci medyada da inançlı insanlar var. Anadolu kahvelerinde bir Peygamber’e bir de Atatürk’e laf söyletmezler. Türk insanı bu motifi yüreğine işlemişken biz nasıl ikiye bölündük? O kesimdeki gazeteciler de bunu düşünmeli.

Kim ne derse desin Türkiye’de artık medya vardır. Sakattır, kokuşmuştur, itibârı yoktur ama medyadır. Eskiden gazeteciler yoksuldu, çalışma koşulları kötüydü. İtibâr var mıydı? O şartlarda ne kadar olursa o kadar. Asıl soru şu: Makineler büyüdü de saygınlık niye büyümedi. Daha beter oldu, eridi. Güvenilirlikle ilgili kamuoyu yoklamalarında Türk medyası diptedir. Bu kadar paramız pulumuz varken itibâr kazanamadığımız için biz kötü gazetecileriz. AKP döneminde toplumumuza ihânet ettiğimizi de kanıtladık. Günahkâr bir mesleğin mensuplarıyız (MKD: Lâfa bakar mısınız?). Bugün bu vebâli ödüyoruz. Bir gün bir patron elinde kelepçe götürülüyor. Bir gün bir yazar haksız yere içeride. Biz yıllardır Türkiye’nin başına çorap örüldüğünü toplumdan gizledik. ‘İyi gidiyor’ dedik. Evlere nohutlar, mercimekler gitti, yoksullar onlara oy verdi ve medya bunu sorun yapmadı. Karabaşlıklarla çıkmadı. Gelişmiş bir ülkede olabilir mi bu? Kötülük asla zincire vurulmaz gelip ısırır insanı. Bir şekilde üzerine sıçrar. Medyada olan da budur.

Ben değilim onu biliyorum. Çok sevdiğim bir yazar. Türkiye’nin en namuslu, en düzgün yazarlarından biri! Tahmin ediyorum ki, başını sokacak bir evi vardır. O bir numara.

Kovulacağım zamanı hissedip kendim giderim. Ama buradan kovulduğum anlamı falan çıkmasın. Patronun günahı yok. Öyle bir liste geldiğinde kim bilir ne kadar canı yanmıştır.

Bana yalan söylemediyse bir tâne gördüm. Okuyorum dedi yemin et dedim, etti gerçekten. İsim vermeyeceğim ama eskiden bakandı. Yüzündeki ifâdeden okuduğunu anladım.

***

Aynı BC, bir zamanlar şöyle makaleler yazabiliyordu (MUSAHHİHLİK YAPMIYORUM):

Atatürk Mustafa’yı görse…

DİYELİM ki Atatürk beyaz atının üzerinde çıkageldi, yanında İsmet Paşa, komutanları, yaverler…

Aşağıda Cumhuriyet Bayramı ve herkes “Mustafa”yı seyretmek için kuyruklarda.

Atatürk, İsmet Paşanın kulağına eğilerek: “Şu arkada, elinde bazuka gibi boru olan, topçu neferi midir?..”

İsmet Paşa: “Hayır Gazi Hazretleri, o Can Dündar, muharrir… Elindeki kamera aleti, hususiyeti sinema çeker…”

“Niye atlarımızın kıçını çekiyor?..”

“Buna ‘insani boyut belgesel’ diyorlar…”

Ata: “İlke ve inkılaplar yönü ile de belgesel imal ederler mi bu fikriyatta olanlar?..”

“Sponsor lazım…”

“Sponsor bir nevi milli şuur gibi bir şey midir?..”

İsmet Paşa: “Hayır Gazi Hazretleri, parayı veren… Parayı kim veriyorsa, şuur o cihette nüks etmektedir…”

Atatürk: “Pekiiii… Aziz milletimiz sinemaya girip, aziz askerlerimizin cephelerde elde ettikleri muazzam zaferleri vefa hissiyatları içinde mi seyretmekte?..”

İsmet Paşa: “İnsani yön belgeseli hesabıyla bakmaktadırlar, gece karanlıkta önderimiz ne yapmakta…”

Ata: “O karanlık gecelerde uykusuz kalıp bir hür vatan yaratma sancılarımın acısını anlamışlar demek ki…”

İsmet Paşa fısıldayarak: “Hayır, bir oturuşta büyük rakı içtiğiniz, gece karanlıktan korktuğunuz ima edilmekte…”

Atatürk hüzünle: “Buna asıl aydınlıktan korkan hilafetçiler sevinecekler… Onlar hálá dergáhlarında oturuyorlar mı İsmet?…”

İsmet Paşa: “Hayır Gazi Hazretleri, devletin tepesinde oturuyorlar…”

“Peki, Cumhuriyet Bayramı diye neyi kutlamaktadır bu millet…”

İsmet Paşa: “Cumhuriyetten geri kalanını…”

Atatürk, atını çevirir: “Gidelim Paşa…”

BEKİR COŞKUN

***

Bakın, Ciner nasıl da Mr. BC’u “ıslah” etti; sonunda o da TSK’ya çattı.

Buyurun okuyun son makalesini:

***

DOĞRU mu paşam?

Câmileri havaya uçurmayı, kendi uçağımızı düşürmeyi plânladığınızı söylüyorlar…

Doğru mu?

Ben buna asla inanmam…

İnansaydım her rütbeli-rütbesiz askere “komutanım” demez, bando çaldığında burnumu çekmez, askerlerimiz geçtiğinde gözlerim dolmazdı…

Ama bu insanların kafasındaki şüphelere ve sorulara engel olmuyor.

Bizler yazılarımızı okurlarımız adına da yazarız. Okurlarımın kafasında da o soru, bir habis sancı gibi dolanıp duruyor:

“Doğru mu”?

“Hukuk tecelli edecek” diyorsun paşaların paşası…

Hangi hukuk?

Dev-Sol davasında, sanıkları emekli olup öldüler de kırk yıldır tecelli etmemiş hukuk mu?

Ya da: Adam yaralamaktan İtalya’da 20 yıl hapis cezası alan Ağca’yı, Türkiye’de adam öldürmekten 10 yılda salan hukuk mu?

Asıl dert şu:

Bizler askerin müdahale etmemesini, sivil bilincin gerekeni yapmasını isteriz…

Ama siz koli bandı gibi ağzımızı kapatıyorsunuz…

Ne zaman ağzımızı açacak olsak, sizin şu saçma sapan plânlarınızı önümüze koyuyorlar.

Yâni âciz ve yetersiz kaldığınız yetmiyormuş gibi, sivil tepkinin de canına okudunuz…

Kolunu-kanadını kırdınız Cumhuriyet’e sâhip çıkmak isteyenlerin…

Bakın meydanlar bomboş…

Ağızlarını bıçak açmıyor Atatürk çocuklarının…

Bir bakıma lâik cumhuriyete karşı sürdürülen yıkımın parçası, gerekçesi ve kalkanı olduğunuzun farkında mısınız?

Farkındaysanız; niçin çıkıp olup biteni millete daha net, daha açık, daha kararlı anlatmıyorsunuz paşaların paşası?

***

Günahkâr bir mesleğin mensuplarıyızdiyebilen bir köşe yazarı!

Bir kere Türkçe olarak felâket; mesleğin günahkârı olur mu! Ancak günahkâr gazeteci olabilir; kendini değerlendirişini bütün meslekdaşlarına teşmil ederek sözüm ona egosunu rahatlatıyor!

Mr. BC “Anadolu kahvelerinde bir Peygamber’e bir de Atatürk’e laf söyletmezler. Türk insanı bu motifi yüreğine işlemişken biz nasıl ikiye bölündük? O kesimdeki gazeteciler de bunu düşünmeli. Kim ne derse desin Türkiye’de artık medya vardır. Sakattır, kokuşmuştur, itibârı yoktur ama medyadır. Eskiden gazeteciler yoksuldu, çalışma koşulları kötüydü. İtibâr var mıydı? O şartlarda ne kadar olursa o kadar. Asıl soru şu: Makineler büyüdü de saygınlık niye büyümedi. Daha beter oldu, eridi. Güvenilirlikle ilgili kamuoyu yoklamalarında Türk medyası diptedir. Bu kadar paramız pulumuz varken itibâr kazanamadığımız için biz kötü gazetecileriz. AKP döneminde toplumumuza ihânet ettiğimizi de kanıtladık” diyor…

Mr. BC, bu halk bir de TSK’ya ve komutanlara sövdürtmez. Kendi sözlerinizle en azından kendinizi ele veriyorsunuz.

TSK’yı dezenformasyon ve misenformasyonla iyice yıpratıp “bitirmek” isteyenler kervanına yukarıdaki “makalenizle” katıldınız.

Yazınız orta zekâlı bir insanın rahatlıkla fark edebileceği mantık hatalarıyla ve noktalama işareti yanlışlıklarıyla dolu. Ağca’nın veya Dev-Sol’un davasıyla bunların ne alâkası var?

Sak üstünde damdağan, kaz beline vurmayı!

Zâten Habertrük’teki aşçılı tanıtım filminde yerinizde rahat duramıyorsunuz; suratınızda mahcup bir gülümsemeyle kaçıp gitmek istiyorsunuz.

Bkz.: http://www.sivilmedya.com/ozel_haber/3489-Bekir-Cokun-hangi-kadn-yazar-yannda-grmek-istemedi.html.

Paşaların paşası neyi eksik veya yanlış anlatıyormuş?

Bal gibi anlatıyor, daha ne diyecek. Galâktik servisle her gün Taraf’tan pompalanan iftiralar, hârp senaryolarını oraya acaba kim servis etti, ahmaklar bile anlar!

Peki, neden ona çatıyorsunuz?

Ne demişlerdi:

Bekir Coşkun

Ciner’in gözü karadır… Verebilir ama bunun karşılığını da mutlaka alır… Nasıl mı alır? Bekir Coşkun’u (BC) “ıslah”(!) ederek alır

 

 

 

 

 

 

 

Sevgili Mr. BC, hoş geldiniz TSK’ya ve komutanlarına saldıranlar kervanına

Siz bir prototipsiniz, sizin gibilerin tipik bir numûnesi. 

Hayatınız boyunca popülist (ânında sözlük: halka yaranan) ve sıradan ama kitleleri heyecanlandıran yazılar kaleme aldınız; hiç olmazsa o zamanlar doğrudan, haklıdan yanaydınız ve sıradan insanlara iyi şeyler söylüyordunuz.

Artık saf değiştirdiniz ve maâlesef o sıradan insanlar bunun farkında değiller; hâlâ yazılarınızı “forward”lıyorlar. Doğru şeyler yazdığınızı sanıyorlar ve zâten misyonunuz da burada başlamış durumda!

Hani diyorum, The Altan Brothers, her yerdeki şişman çirkin adamlar ve benzerleriyle Habertrük’te bir canlı yayına da katılsanız, bir zamanların Türk milliyetçisi(!) Brave Cloud da modere etse…

   Ne güleriz…

      Hadi!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 23 Ocak 2010 Cumartesi

1 Yorum

Meral GuventurkTemmuz 17th, 2010 13:23

Çok yazık, bu tespitinize epeydir şüphelenerek katılıyorum…
Atillâ İlhan’ın sözüne ne dersiniz:
“Türkiye’yi aydınlar batırır, halk kurtarır.”

Saygılarımla.

Yorum Yapın

Mesajınız