Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 3636 defa okundu.
Bu yazi bugun 3 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

BİLİMSEL KİTAP NASIL YAZILMAZ: EĞİTİCİ BİR ÖZET

Kanal 7’de iştirak ettiğim programdan sonra yağan teşekkür ve tebrik mesajlarına müteşekkirim.

Bir de işi hüsnüniyetli tenkitten sövmeye kadar götüren bir grup da türedi! Tabii, bunun arkasında AKP’nin kalesinde, onların himâyesindeki bir bilim adamının tenkit edilmesinin getirdiği öfke de var; iyi de, sunucunun da beni tanıtırken söylediği gibi, lâfını esirgemeyen ve alâka sahası geniş bir adamım, çağırmasaydınız!

Bunun üzerine, mekâncıların anlayacağı lisanla bilimsel bir kitap nedir, olmayandan farkı nedir, anlatacağım.

Akabinde de dinî inançların kanserlilere nasıl iyi geldiğini anlatan makaleleri hüsnüniyetle bana gönderen genç bir meslekdaşıma cevap vereceğim.

***

Eski “Büyük Hocalar” döneminde hoca kitabını kafasına göre yazar, Kaynaklar (Literatür) kısmına da lûtfettiği isimleri koyardı. Meselâ Rahmetli Prof. Dr. Ayhan Songar’ın tamemen kendisinin kaleme aldığı, Çapa’dan Prof. Dr. Selim Özaydın’ın modere ettiği PSİKİYATRİ kitapları öyle idi; Ord. Prof. Rasim Adasal’ınkiler, Ord. Prof. Dr. Mazhar Osman’ınki de…

Ayhan Reyhan Songar

Dr. Ayhan ve Dr. Reyhan Songar

SELIM-OZAYDIN-Ist-Tip-Fak-1984

Dr. Selim Özaydın’ın kitabı

Rasim Adasal

Dr. Rasim Adasal (Girit’liydi)…

Mazhar Osman

Dr. Mazhar Osman

Yurtdışındaki büyük ustaların kitapları da pek farklı değildi: Wilhelm Mayer Gross’un, Wilhelm Griesinger’in, Emil Kraepelin’in, Paul Eugen Bleuler’in eserleri öyleydi (hepsi bende mevcut; çoğu pederden kalma tabii)…

Griesinger

Wilhelm Griesinger

Kraepelin

Emil Kraepelin

Bleuler

Paul Eugen Bleuler

Örnekleri nöropsikiyatriden veriyorum ama diğerleri de aynı idi; Cecil Textbook of Medicine hâlâ dâhiliyenin en güzel temel kitapları arasındadır (şimdi 22. baskısı var, ben talebeyken 10. baskısını kıraat etmiştim.

Psikiyatride de Kaplan Textbook of Psychiatry, Oxford Textbook of Psychiatry gibi devler hâlâ rehberlerimiz. Bunların eski nüshalarında “Tavsiye Edilen Çapraz Referanslar” diye yazılırdı. Kaplan hâlâ öyle…

Bunlara rakip olarak Amerikan Psikiyatri Birliği kendi temel kitaplarını (textbook) neşretmeye başladılar; hepsini alıp okuyorum. Bunlarda ise her edilen lâfın hesabı verilir, orijinal bir iddia varsa da bilhassa vurgulanarak belirtilir.

Stahl gibi çok iddialı bâzı isimler tek başlarına psikofarmakoloji temel kitapları yazıyorlar ama her ettikleri lâfın hesabını da veriyorlar.

Stahl

Dr. S. Stahl

Halka yönelik kitaplarda da büyük isimler bu kurala harfiyen uyuyorlar; epey böyle kitap da alırım her gidişimde.

Yâni, allâme-i cihan olsan bile, artık serbest uçuş yok!

Ettiğin lâfın hesabını vereceksin.

Bu hem etik, hem yasal, hem de pratik açıdan çok önemli: Destursuz salladığın bir kâzip malûmattan dolayı zarar gören bir kişi seni dava ederse, anan ağlar!

***

Şimdi ve imdi, http://www.keremdoksat.com/2009/03/17/allah%e2%80%99i-dilinden-dusurmeyen-hekimler-neden-yalan-soylerler/ makaleme lûtfen bir göz atın.

Prof. Dr. Erkan Topuz’la hiç tanışmadım, (maşallah Sean Connery gibi epey de yakışıklı bir adam, belki bunu kıskanmışımdır :) ) ama yaptıkları buz gibi yanlıştı, ben de bir bilim adamı olarak eleştirdim.

erkan-topuz

Dr. Erkan Topuz

Sean

Sean Connery

Sean Connery (ilk işi süt satmaktı ama kansere şifâ olduğunu söylemezmiş hiç)…

İftira atmadım, Ergenekoncu demedim, cinsel yönelimine sövmedim ve aklınıza gelebilecek diğer sonsuz ayıp şeylerin hiçbirini asla yapmadım.

Zâten, diyelim ki ben ahlâksız bir herifim, böyle bir “çamur atmam” için aynı kulvarda olmamız lâzım; o onkolog, ben psikiyatrım, ne alâkamız var?

Kendisinin refere ettiği iki kitabı satın alıp bir solukta okudum, notlar aldım. Birincisi tercüme idi ve tamamen bilimseldi.

İkincisi ise bilimsellik iddiasındaydı ama bir felâketti.

Hipnozdan akupunktura, manyetik şifâdan taşlarla tedaviye dâir bir alay lâf vardı ama hiç birinin mahreci, literatür bilgisi yoktu!

Aynı şey sayfa sayfa anlattığı nebatat, meyveler ve otlar için de geçerliydi. Arada bir “bilmem nerede yapılan araştırmada” filân deniyordu ama kitabın arkasına pastalanmış yüzlerce kaynakta bunlar yer almıyordu, alan birkaç tânesi olsa da, ben bulamadım (didik didik etmeme rağmen).

Yardımcısı olan profesör, patronunu savunurken üç çok hatalı lâf etti:

1-Böyle kitap yazmak normâldir.

El-cevap: Değildir, siz de farkındasınız. Gerekçeleri de yukarıda anlattım.

2-Bunları uluslararası bir merkezin literatüründen almış, ne var?

El-cevap: Bunu hiç belirtmemiş; bu daha da beter çünkü intihale girer, yâni bilimsel apartma, aşırma!

3-Zâten ekonomik durumu çok iyidir, buna ihtiyacı yoktur.

El-cevap: Hop! Nereden biliyorsunuz, kıstasınız ne ve -akla gelmez mi- ortak mısınız ve bunun hududu nedir?

***

Şimdilik burada duracağım.

Program sırasında yapımcı mı, yönetici mi her kimse, bana “şık konuşmadığımı” ve “özür dilememi” parmaklarını sallayarak tehditkâr şekilde söylediğinde verdiğim cevabı buraya yazmayacağım.

Almakta olduğum bâzı tehditvâri şeyi de zikretmeyeceğim.

Bol bol Kanal 7 seyredin; sürekli olarak farklı kişiler şifâlı bitkilerden bahsediyor ve çocuklara yönelik yoğun dinî propaganda yapılıyor.

Yorumu daha sonra…

***

Evet, benim samimiyetle çok sevdiğim genç, dopdolu ve samimi meslekdaşım.

Son sözüm sana: Dünyada sâdece İbrahimî dinler ve Sünnî İslâm yok (onun da hangi tarikatı).

5000 civarında din var.

Hepsinin ölümcül hastalıklara yaklaşımı farklı…

Demem o ki, “inanç böyle hastalara iyi gelir” konulu makalelerinin tam aksini ortaya koyan çok makale ve kitap da var.

   Anahtar kelimeler: Hangi din, din ne, hangi İslâm.

      Hepsi bu mekânda var…

         Sevgi ve saygı ile…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 28 Ocak 2010 Perşembe

4 Yorum

Burak AykanOcak 29th, 2010 18:58

Bir şey daha sormak istiyorum size ?Bu güne kadar aloe veracılarla,zakkumcu ziyalarla,alabalığı canlı canlı yutturanlarla bu ülkede kim korkusuzca televizyona çıkıp savaştı.Bunlar sizin tabirinizle şarlatan değilmi?
Bu şarlatanlarla tek başına Prof.Dr.Erkan Topuz hoca savaştı,niye bunları tebrik etmiyorsunuz?

MKD: Vallahi 20 senedir bütün şarlatanlarla, olea veracılarla, Uçuranlar’la çok uğraştım; pek çoğunun ipliğini pazara çıkardım. Buna mukabil, bahsettiğiniz profesör sâdece kendi kulvarındaki “rakiplerine” sataştı.

İyi günler!

Ahmet PekinOcak 29th, 2010 20:15

Ya kerem bey nedir bu ak parti düşmanlığınız?yoksa Siz bu ülkeyi ele geçirmeyi planlayan dış güçlerin adamimisiniz?Ya ataistte olsanız Siz yaşadığınız ülkenin basbakanin esine nasıl hakaret edersiniz?sizin gibi doktormu olur!Sizin iliskilerinizi dessek neler çıkacak

MKD: Vallahi, petrol bile fışkırabilir!

Evren İşbilenOcak 29th, 2010 22:04

Değerli Mustafa Bey ve Hüseyin Bey,

“İbrahimî dinler” ifâdesi benim de kafamı karıştırıyor (Bir de İngilizcesi’yle “Abrahamic religions” diyorlar galiba).

Şimdi, Sünnî İslâm’a veya ehl-i sünnete göre 3 dinden bahsetmek abestir. Çünkü bu inanca göre Hz. Âdem’den Hz. Muhammed’e dek gelen nübüvvet silsilesindeki bütün peygamberler İslâm peygamberi ve tebliğ ettikleri din de İslâm dinidir. Dolayısıyla Müslümanlar İsa Peygamber’den bahsettikleri zaman Katolikler’in çarmıha gerilmiş Tanrı/Oğlu değil Müslümanlığı tebliğ etmiş bir İslâm peygamberini anlarlar. Musa Peygamber denildiğinde Firavun’a Hak yolunu göstermiş ve onu alt etmiş bir tarihî/mistik şahsiyet sözkonusudur.

Yahudiler’in Musa anlayışıyla Müslümanlar’ın Musa imgesi de uyuşmaz. Yahudiler kendilerinden sonra gelen ne Hıristiyanlığı, ne de İslâm’ı kabul eder, Hristiyanlar İslâm’ı kabûl etmez, hâttâ Hz. Muhammed’i “sahtekârlıkla” itham ederler. Hâttâ, Hz. Muhammed’in Papa olamadığı için ayrı bir din kurmuş eski bir kardinal olduğunu ciddi ciddi iddia etmiş Hristiyan yazarları da mevcuttur.

Öte yandan İslâmiyet, kendinden önce gelen Tevrat, Zebur ve İncil’i kabûl eder ancak bunların tahrif edilerek bozulduğu için geçerli ve bağlayıcı kitabın Kur’ân-ı Kerîm olduğunu vaaz eder.

Durum böyleyken “dinler arası diyalog” cereyanının İslâmî bir yanı olmadığı açıktır, İbrahimî dinler söylemi de İslâmiyet’e göre geçersizdir çünkü Kur’ân’da (Hüseyin Bey’in de işaret ettiği gibi) “İbrahim ne Hristiyan ne Yahudi idi, o bir hanif’ti” denmektedir. Ancak bu cereyan o kadar güç ve mevzi kazandı ki (malûm nedenlerle) Türk TV’lerinde Kandil geceleri gösterilen Tevrat/İncil orijinli evanjelik yapımlar cirit atıyor. Bu yapımlar da özellikle Kur’ân’da ve Tevrat’ta ismi ve kıssaları ortak zikredilen peygamberler hikâye edilerek bir tür medyatik diyalog yapılıyor.

Ancak, dar bir dinî görüşe saplanmadan akılcı (Kerem Hoca’nın deyişiyle müsbet ilim) düşünürsek Hz. İbrahim adlı bir kişinin gerçekten yaşayıp yaşamadığından bile emin olamayız. Sonuçta 3500 yıl önce Ortadoğu’da yaşayan birinden bahsedilmektedir. Bir kral veya aristokratik bir kişi olmadıkça ve arşivlere kayıtlanmadıkça onun yaşayıp yaşamadığından nasıl emin olabiliriz?

Aynı şey İsa için de sözkonusudur. Onun tamamıyla bir efsâneden ibâret olduğu yolunda görüşler de vardır. Ancak Hz. Muhammed için durum farklıdır. Onun hayatı tarihin ve tarihi kayıtların aydınlığında geçmiştir. Bunun sebebi de çağımıza nisbeten ‘yakın’ olmasıdır.

Selâmlar ve Hürmetler,

Evren İşbilen.

ODTÜ Uluslararası İlişkiler doktora öğrencisi.

MKD: Sevgili Eİ, İbrahim diye bir kişinin yaşadığına kesin gözüyle bakılıyor da, şahsî vasıfları tartışmalı. Bâzı kaynaklarda Ab-raham, yâni Brahma’ya karşı çıkıp Ortadoğu’ya göç eden bir inisiye râhip olduğu da söyleniyor; bâzılarında ise bu inisiyatik öğretisini (mistisizmini) yaymak için özellikle oraya gitttiği söyleniyor. Başka iddialar da var.

Müsbet ilim veya pozitif bilim aynı şeydir (biri daha kadîm Türkçe, öbürü yenisi); akılcı olmak (rasyonalite) da bunun temelini oluşturur. Bilimsel Metodoloji makalemde bunları anlatmıştım.

S………………..

dr atıf gündoğanAralık 31st, 2010 02:44

Sayın Hocam,

Teşekkür ediyorum böylesi bilgilerle bizleri aydınlattığınız için. Efendim ben deniz tıp doktoruyum, amcamın hastalığı yüzünden Sayın Prof. Dr. Erkan Topuz hocayla maalesef yollarımız kesişti. Amcam son evre mide kanseri; şöyle söyleyeyim, uzak organ metastazları (kc, lenf nodları) olan tnm sınıflamasına göre evre 4, yâni son dönem mide kanseri. Yeryüzünde böyle bir tablosu olan bir vak’anın sağkalım süresinin 2 yılı geçtiği bir literatür bilgisi yok. Çok büyük bir mucize olmazsa, 6-12 ay ömür biçilen hastama Erkan Hoca’nın 3 aylık bir bitkisel kürden sonra sapasağlam olacağı, 30 yaş gençleşeceği gibi vaadleri duyduğumda hayretler içerisinde kaldım. Hiç böylesi bir ….anla karşılaşmamıştım doğrusu. Bilimselliğin kıyısından geçmeyen, dayanaksız söylemleri, diğer meslektaşlarına yönelik alaycı tavrı karşısında donakaldım. İşin üzücü yanı, kemoterapiyle semptomlarının yok olacağı, yaşam süresinin bir nebze uzayacağı, amcamın ilâçlarını terk edip bu bitkisel kürlere itibâr edeceğini söylemesi beni derinden yaraladı. Ya bu adam doktor değil ya da bana öğretilen şey tıp değildi. Bu adamın dünya görüşü umrumda değil, hangi partiyle içli dışlı umrumda değil. Dindarmış-lâikmiş bilmem neymiş umrumda değil, amma bu adamın bilim insanı olmadığına, profesyonel bir …..an olduğuna kalıbımı basarım. 3 ay sonra bu hasta dediği gibi olursa diplomamı yakacağım. Ayıpttır, günahtır, yazıktır. Elîm bir hastalığın pençesine düşmüş bir ışık arayanlara umut tâcirciliği yapanların enstitü müdürü olabildiği bir ülke burası.

Yazınızın altına imzamı atarım, tebrik ediyorum.

Saygılar.

Yorum Yapın

Mesajınız