Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2108 defa okundu.
Bu yazi bugun 3 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

BİRAZ HAFİF TAKILALIM…

(Teşekkürler TS).

Yurdum insanı alkollü olarak Boğaz sefâsından evine dönerken, Beylerbeyi’nde trafik ekipleri tarafından alkol kontrolü için araç kuyruğuna sokulmuş. Sırasının gelmesini beklemeden motoru stop edip inmiş, arka koltuğa geçmiş… Derken öndeki araç gitmiş. Trafik polisi gelip, arka koltukta oturan bizimkine,

“Beyefendi, şoförünüz nerede? Aracınızı ilerletin” demiş.

Bizimki de şaşkın ve üzgün bir ifâde ile cevap vermiş:

“Memur bey, ben de şaşkınım. Siz bizi alkol kontrolü kuyruğuna sokunca, benim şoför aracı bırakıp kaçtı. Demek alkollüymüş”.

Trafik polisi şaşırmış.

“Siz geçin direksiyona. Aracınız yolu tıkıyor” demiş.

Bizimki:

“Olmaz, ben alkollüyüm. Araç kullanamam” diye direnince, polis “ziyÂnı yok. Bu defâlık görmezden geliriz” diye zorlamış.

Zorla direksiyon başına geçirmişler.

Trafiği açtığı için teşekkür de etmişler.

***

(Teşekkürler ÜY).Fransa’da yaşayan Muhammed sınıfa girdiğinde öğretmen sordu- Adın ne?

- “Muhammed” diye cevapladı çocuk.

- “Fransa’da Muhammed ismini kullanmayız bundan sonra senin adın Jean-Francois” dedi öğretmen.

Akşam eve döndüğünde annesi Muhammed’e sordu:

- Günün nasıl geçti Muhammed?

- Benim adım Muhammed değil, artık Fransa’da yaşıyorum ve artık adım Jean-Francois.

- “Sen isminden, âilenden, kültüründen ve dininden utanıyor ve inkâr ediyorsun, öyle mi” diyen annesi Muhammed’i dövdü.

Sonra olanları Muhammed’in babasına anlattı. Babası Muhammed’i daha da kötü dövdü.

Ertesi gün Muhammed okula gittiğinde, öğretmen Muhammed’in yüzündeki çürükleri gördü ve sordu:

- Benim küçük Jean-Francois’ime ne oldu?

- Hiç sormayın efendim, Fransız olduktan 2 saat sonra iki tâne Arap’ın saldırısına uğradım!

***

Eski ahbabım gazeteci ve programcı Mesut Yar http://www.posta.com.tr/magazin/tele-magazin/YazarHaberDetay/Petek_Dincoz_un_dort_canavari___.htm?ArticleID=15660 adresinde şöyle yazdı:

UNVANI DA BUDAMIŞLAR!

Küçük kanallarda geziyorum. Prof. Dr. Kerem Doksat anlatıyor bir şeyler. Sonra âniden bitirmesi isteniyor programı. O da ayaküstü terapi yapıyor kanal yöneticilerine…

“Kanal T’de her şeye alıştık, artık hiçbir şey şaşırtmıyor bizi” diyerek selâmsız kapatıyor programı. Jenerik geliyor; profesörü kısaltmışlar. “Prf. Dr. Kerem Doksat”. Sâdece programı değil, unvanı da budamışlar anlayacağınız…

***

Efendim, işin aslı şöyle:

Kanal T ile sponsor yardımıyla 13 programlık bir anlaşma yaptık. Süre 1.5 saat olacaktı program başına (reklâmlar dâhil).

Amacımız karıkoca iki psikiyatrın sohbet tarzındaki psikiyatri eğitimlerini seyirciye nakletmekti. Bildiğiniz gibi Neslim Çocuk Ergen ve Genç Psikiyatrisi Uzmanı, ben de Genel Psikiyatri; Gero-psikiyatriden de (ânında sözlük: Yaşlılık Psikiyatrisi) iyi anlarım.

Güzel mi güzel bir DVD hazırladım; Mozart, Chopin gibi sofistike kompozitörlerin seçilmiş eserleri vardı. Bizim sohbetimize fon oluşturacaktı.

Her programa ben papyon ve takım elbiseyle, Neslim de çok şık ama mübalâğasız kıyafetler giyerek gittik.

İlk programda müziği o kadar açtılar ki, seyirci, konuşan ama piyano sesi çıkaran papyonlu bir adamla, çello sedâsı yayan şık bir kadın gördü. Arkada da şerareler hâlinde ışıklar patlıyordu. Muhtemelen sürrealist bir gerilim programı olduğunu sanarak bir süre seyretmişlerdir. Alttan da ne tanıtım geçti ne bir şey, Chopin söylemeye devam ettiğimiz ikinci kısımda ise yanlış telefon ve web adresleri aktı alttan ama ağızlarımızdan piyano sesi çıkıyordu.

Bu arada, tanıtım filmimiz 6. programa kadar yapılamadı! Nihâyet yapılanın da ne olduğu pek anlaşılamıyordu.

İkincisinde ise sesimiz işitiliyordu ama alt yazılar ve bilgiler bir durdu, bir gitti. Ayrıca bilmem ne kablosu koptuğu için yayına 30 dakika geç başladık. Gitti gene bizim yarım saat!

Üçüncüsünde arkadaki şimşekler azaltılmıştı, sesimiz de iyiydi, yönetmen hatırladıkça müziği devreye koyuyordu ama balansı bozuk olduğu için arada bir ben arya söylüyordum, Neslim de ağzıyla keman çalıyordu (o zamandan beri ne zaman şarkı söylese, dünyânın bir yerlerinde deprem oluyor, yemin ederim). Reklâm arası verildiğinde Medyum Tufan Tufan’ın akıllara sezâ programının 10 dakikalık reklâmı yapıldı. Bunun resmen bizimle dalga geçmek olduğunu düşünmemeye çalıştım ama pek beceremedim. Bize kalan 15 dakikada da böyle şarlatanlarla ilgili değerli fikirlerimi sundum; bâzen sözle, bâzen Mozart’ın nağmeleriyle!

Dördüncüsünde ise yayına hiç sebepsiz 30 dakika geç çıkarıldık; Medyum Tufan Tufan’ın reklâmları döndü. “Bu ne yâhu” deyince apar topar programa başladık. Bu sefer fon müziği hiç yoktu ama karşıdaki reji odasında öylesine bir kavga çıktı ki, ses canlı yayına yansıdı. Sanırım bu da bizim bilmediğimiz bir reyting numarasıydı; sürekli olarak Chopin ve Mozart söyleyen psikiyatrların yerini fonu kaplayıp, arada figürleşen bağırtılar almıştı. Sürrealist gerilim hâd safhadaydı! O hâlde, Yaradan’a sığınıp programı bitirebildik. Her program sonrası verilecek olan DVD de bozuk çıktı ama Allah’ları var, sonra telâfi ettiler.

Uzatmayayım, kırk kere söyledik “profesör kelimesinin kısaltılmışı Prof.’dur, Prf. yazılmaz” diye ama Çanakkale geçilemiyordu!

Aksiliksiz geçen tek bir program oldu; hepsinde illâki bir dert çıktı.

On üçüncü ve son programımıza gittiğimizde işi gırgıra vurup bunlardan biraz bahsettim, memleketin hâlinden dem vurdum, Tam Gün Yasası’nın esas amacının hekimleri ırgatlaştırmak olduğunu filân anlattım. Neslim biraz çocuk psikiyatrisi özeti yaptı.

Aaaaa, bir baktık Seyhan Hanım (Sisi) karşımızda “sallama Hoca, sallama” diye tatlı tatlı, şipşirin gülümsüyor; canım… Programı da birinci saatin sonunda kestiler; “istesem daha önce de keserdim” diye bana fırça atarmış gibi yapan yirmili yaşlardaki velet (ânında sözlük: evlâdın tekili) de tabii ki şaka yapıyordu; öldük gülmekten vallahi, sormayın! Üç gün kasıklarımız ağrıdı hatırladıkça…

Ben de bizlere çok şey öğrettikleri için onlara teşekkür edip Mesut Yar’ın dediği gibi, üç dakikalık terapi yaptım vallahi.

Çıkışta bu hatadan dolayı bir fazla program hediyesi teklifi geldi, biz de “almayalım, daha fazla bu hoşluklara tahammül edemeyebiliriz, bir yerimize iner vallahi” dedik.

Sonra da sûlh ve sükûn içerisinde evimize döndük, kâbus bitmişti.

Haaa, neden mi o kanalı seçmiştik?

Hesaplıydı, sponsorumuzun yüzünü kara çıkartmamak istiyorduk ve ilk programdan sonra Digiturk’e, Kablo TV’ye bağlanacağı ve D-Smart’ta çıktığı söylenmişti de ondan.

 Meğer sâdece uydudan yayınlanmış son programa kadar, o da hava biraz bozuldu mu gidiyordu!

    Bir süre, oturduğumuzda “afedersiniz” popomuz da ağrıdı, kasıklara ilâveten…

       Ben hayırlısıyla Cuma’ya gidiyorum.

          Sponsor ise zenci oldu.

             Bakalım yeni darbeler var mı!

                Üstelik de Batman’da Tango Krizi çıkmışken…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 29 Ocak 2010 Cuma

2 Yorum

hüseyin sungurOcak 29th, 2010 19:47

Bu vak’aya yapılacak yorum yok.

Ancak, illâ da bir şey yazılacaksa, saçmalama hakkımızı kullanıp, “manda yuva yapmış söğüt dalına – yavrusunu kanal T kapmış neyleyim” gibi kafadan darbe yemiş bir zihnin duldasına sığınılır.

Sizinki de bir şey mi Hocam!

Ünlü bir mebus, hem de Cehepe’den, iki arkadaşımla beni, yayın yoluyla hakaretten savcılığa şikâyet etti.

Ondan önce de yeni emniyet müdürüm, “halkı, silâhlı isyana mı özendiriyor, nedir BU ADAM” deyu, program kaydımı sorgusuz suâlsiz teveden istedi.

Çok affedersiniz, akşam 10′dan sonra, Mersin’in Batı bölümünün bâzı hareketli caddeleri, MERSİNLİ pahalı motosiklet sürücülerinin yarış pisti oldu da, “o bakımdan şey etmiştim ben” yâni…

İşin trajikomik yanı, bu pistin bizim bölgeden geçen “uzantısının” yeni ilçe olan bölgemizin emniyet âmirliğinin HEMEN ÖNÜNDEN geçiyor olması…

Zannederim bu sürücüler ve emniyet görevlileri ise GÜNEŞ SİSTEMİMİZİN dışından gelmilş olmalılar, değil mi HOCAM!

Selâm ve âfiyet.

MKD: Bilmukabele Sayın HS.

Ceyhun Ç.Mayıs 26th, 2011 00:34

Hocam, tabii ki ilgili kanalın sebebiyet verdiği problemler ve profesyonellikten uzak yayıncılık anlayışı hiç hoş değil. İki değerli psikiyatra ve insana büyük saygısızlık olmuş. Üstelik de sinir bozucu… Ayriyeten bu anlayış içerisinde hem vereceğiniz kıymetli bilgilerle bilinçlenecek halkı, hem de eğer farkındalarsa bir kaç açıdan kendi kanallarını sabote etmişler.

Bu arada Hocam, lûtfen mâzur görün ama okurken çok güldüğüm yerler oldu. Tabii ki size yapılanlara değil. Beni yazının içine ustaca dokuduğunuz ve çok zekice olduğu şüphe götürmez olan mizah anlayışınızdan yansıyanlar güldürdü. Güldürürken olayın vehâmetini de bu kadar çarpıcı bir şekilde ortaya koyan yeteneğinize hayran kalmamak elde değil. Yazanın siz olduğunu bilmesem, inanın bu yazının çok usta bir mizah yazarının elinden çıktığını düşünürdüm. İşte sizi özel yapan yeteneklerden biri daha.
Saygılarımla.
Ceyhun

MKD: Sağ ol Ceyhun, övdün mü dövdün mü anlamadım ama teşekkürler :) .

Yorum Yapın

Mesajınız