Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 4178 defa okundu.
Bu yazi bugun 20 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

TSK ve HAMİDİYE ALAYLARI – YENİDEN!

Sevgili Mekâncılar,

Gâliba dikkatinizden kaçtı, dünkü makalemin son kısmını ayrıca tekrar mekâna koyuyorum.

Geçici(!) Köy Korucuları, “parolayı bilmedikleri” için Mehmetçik katlettiler.

Bakın http://tr.wikipedia.org/wiki/Hamidiye_Alaylar%C4%B1 adresinden özetleyerek iktibas ediyorum.

Hamidiye Alayları ya da Hamidiye Hafif Süvâri Alayları, Osmanlı padişahı II. Abdülhamit’in Doğu Anadolu’da oluşturduğu çalışmalarına 1890 yılında başlanılmış, 1891 yılında fiilen kurulmuş Osmanlı birlikleridir.

Ermeniler’in 13 Haziran 1878’de Berlin Konferansı’na “Ermenistan’a ilişkin Proje” sunması ve bu projenin olumlu karşılanmasından sonra Osmanlı Devleti sınırları içindeki terör ve katliam eylemleri hızlandı. Ermeni Hınçak ve Taşnak örgütleri düzenli ordu hâline dönüştü. Rusya “Şark Vilâyetleri’ne” yönelik emellerini açıkça ifâde etmekteydi ve işgâl hazırlıklarına başlamıştı. II. Abdülhamit, Doğu Mes’elesi adı altında, Avrupalı devletler tarafından istenilen reformların, Hristiyan tebaa için önce özerklik sonra bağımsızlık, Osmanlı Devleti için de zayıflama ve parçalanma anlamına geldiğini düşünüyordu. Bölgede “asâyişin temini, Ermeni şakî ve kaatillerin tedip edilmesi ve Rus işgâline karşı” halktan silâhlı güçler oluşturmayı kararlaştırdı. Bu sebeple, 1890 yılı sonrasında Doğu Anadolu’da bir Ermenistan devletinin kuruluşunu engellemek amacıyla Hamidiye Alayları’nın kurulmasını sağladı.

hAMİDİYE aLAYLARI

Alayların kuruluş sebepleri

Resmî kaynakların dışında, Hamidiye Alayları’nın kuruluş gerekçeleri farklılık arz etmektedir. Meselâ Lazarev, Hayâl Olan Kürdistan ve Kürt Sorunu isimli kitabının 151. sayfasında alayların kuruluş gerekçesini şöyle açıklamaktadır: “Hamidiye Alayları ile Kürtler’i Rusya karşısında güçlü bir askerî siper, İran’a karşı saldırı aracı durumuna getirme amacı yanında önemli amaçlarından biri de, Kürt ‘başıbozuklarının’ önünü almak, Kürtler’i Türk idârî makamlarının sıkı gözetimi altında durmaya alıştırmaktı. Bununla birlikte, Hristiyan millî azınlıkların, özellikle de Ermeniler’in yükselen özgürlük hareketlerine karşı kullanmak amacıyla kuruldu” [1]

Nihat Gültepe, alayların kuruluş amacını şöyle açıklıyor: “Hamidiye Alayları’nın kurulması ile şunlar amaçlanmıştır: Askerî disiplin içine alına aşiretlerden Doğu Anadolu için kolluk kuvveti olarak faydalanmak, düzenli süvari birlikleri oluşturarak, muhtemel bir Rus işgâline karşı elde hazır kuvvet oluşturmak, dış tahriklere kapılan ve isyana kalkışacakları açık olan unsurları yola getirme, aşiretleri iskân ettirmek ve bunları medenîleştirmek; onları disiplin altına alarak eğitmek, aşiret kavgalarına son vererek bu yöndeki bütün potansiyeli devlet lehine kullanmak, bu vesile ile yol, köprü, okul binâları vs. yaparak Doğu Anadolu’nun imarına çalışmak.”[2] [3]

Dördüncü Ordu Kumandanı Müşir Zeki Paşa’nın da desteklediği bu projeye, paşaların büyük bir kısmı karşı çıktı. Buna rağmen Abdülhamid, Zeki Paşa’yı bu işle görevlendirdi. Kendisine Erzincan’ı merkez seçen Müşir Zeki Paşa, 1891 ilkbaharında faâliyete geçti. İlk iş olarak Mirlivâ Mahmûd Paşa’yı Van, Malazgirt, Hınıs taraflarına gönderip aşiretlerden Hamidiye Alayları’nın kurulumunu başlattı. Bu faâliyet beş yıl sürdü. 1896’da Erzincan, Dersim, Erzurum, Diyarbakır, Van, Malazgirt, Urfa ve Doğu’da daha birçok yerde Hamidiye Süvâri Alayı meydana getirildi. Bu dönemde sâdece Erzurum vilâyeti dâhilinde 8 alay kuruldu.

hAMİDİYE aLAYLARI KATLİAM

II. Abdülhamit’in emri ile alaylar, İbrahim ve Kerim Paşalar tarafından kurulmaya, alt yapıları oluşturulmaya başlandı. Böylece, Türk tarihinde ilk gayrinizamî hârp usullerini uygulayanlar İbrahim ve Kerim Paşalar olmuşlardır.[4]. Daha sonra resmi statüde yapılan ilk düzenleme 1891 yılında olmuştur. 1896 ve 1910 yılında da bu yasa düzenlemelerden geçmiştir. İlk başta alay sayısı 50 civarında iken, zaman içinde alay sayısı artarak 1908 yılında 65 olmuştur. Teşkilât büyük ölçüde Vilâyat-ı Sitte’nin Erzurum, Van, Bitlis, Diyarbakır ve Erzurum vilâyetlerinde görülür. Sivas vilâyetinde ise bir alay kurulmuştur. Kurulan alaylardan sadece 4 tânesi 5. Ordu, diğerleri ise 4. Ordu mıntıkasındadır. Ancak Anadolu dışında Trablusgarp’ta da bu teşkilâtın kurulduğu görülmektedir. İsim olarak ise ilk kez 1880 yılında biraz farklı olmakla beraber Yemen’de görülür. II. Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra teşkilâtın mâhiyeti ve adı değişmiştir. Hamidiye ismi 1910 yılında İttihat ve Terakki Partisi tarafından 1910 yılında son yapılan düzenleme ile Aşiret Hafif Süvâri Alayları Nizannâmesi ile ortadan kaldırılmıştır. Bu alayların ismi Aşiret Süvâri Alayları olarak değiştirilmiştir.

Kaynakları ve Altyapısı

Hamidiye Alayları ile ilgili kanunun 19. maddesinde alayların yapısı ve kimliği hakkında şu bilgilere yer verilmiştir:

1891′de ilk olarak çıkarılan elli üç maddelik nizamnâmede Hamidiye Süvâri Alayları’nın nasıl kurulacağı ve özelliklerinin nasıl olacağı açıklanmıştır. Bu alaylar, dört bölükten az, altı bölükten fazla olmayacaktır. Her bölük dört takımdan, her takım da 32 neferden az, kırk sekiz neferden fazla olmayacaktır. Her alay en az 512, en fazla 1152 kişiden meydana gelecektir. Her dört alay bir liva sayılacaktır. Büyük aşiretlere bir veya birden fazla alay, küçük aşiretlere ise bir kaç bölük kurma hakkı verilecektir. Ancak alay kurulması ve eğitim maksadıyla aşiretlerin birleştirilmesi önlenecek, merkezî otoritenin veya ordu kumandanlarının emri ile sadece savaş zamanında birleştirilecekti. Her alaydan iki çavuş Orduyu Hümâyun merkezine gönderilip mektep alayında eğitime tâbi tutulacaktı. Ayrıca her alaydan bir çocuk seçilerek İstanbul’a gönderilecek, orada süvâri mektebinde tahsil gördükten sonra mülazımlık (teğmen) rütbesiyle memleketine ve alayına dönecekti.

Asâkir-i Hamidiye Süvâri Alayları Kürt ve Arab aşairinden mürettep olduğundan bu akvama mensup olanlardan her birinin mensup olduğu kabail ve eşairin iktiza edegeldikleri şekil ve kıyafette bulunması münasip ve muvafık olacağından şimdilik üç nümune intihab olunmak… şarttır. Üzerlerindeki ahâli-yi sâireden fark olunacak sûrette alayın isim ve numarası yazılı bir alâmet-i farika bulunacaktır.”[5]

HA KOMUTANI MİRLİVA

Hamidiye Alayı Komutanı Mirliva

Alayların subayları ise İstanbul’da askerî eğitim görmüş aşiret çocuklarından oluşacaktı. Bu ihtiyacı karşılamak için İstanbul’da Aşiret Mektebi adıyla askerî okullar kuruldu. Bu subaylar gösterdikleri başarılar ile üst mertebelere çıkabileceklerdi. Ruslar’a yönelik olarak Şafii Kürtler’den oluşturulan Hamidiye Alayları amacına uygun faâliyette bulunmaz, daha çok eşkıyâlık yapar. Ermeni ve Alevî köylerine baskınlar düzenleyip çapulculuk yaparlar. 23 Temmuz 1908 ‘de İkinci Meşrutiyet’in ilanından hemen sonra Eylül 1908 ayında Kürt Hamidiye Alayları’nın silâhlarını ellerinden almak isteyen İttihatçılar bunu başaramazlar.

Şafii Kürtler’in ağa ve aşiret reislerinin çocuklarının eğitildiği İstanbul’daki “Aşiret Mektebi”nde ve Hamidiye Alayları’nda ise Kürt milliyetçiliği filizlenmiş ve örgütlenmeye başlamıştır. Bu durum Doğu Anadolu’da Alevi-Şafii çatışmasını beraberinde getirir. Sonuçta, Okul Müdürü Kolağası Kâmil Beybunlar aşiret değil haşerat!” der…

40. Alay Sivas’ta olup, Mihrali Bey tarafından Kars’tan Sivas’a yerleşen Karapapak Türkleri’nden teşkil edilmiştir. 1892 yılında kurulmuştur. Diğer alaylar civariyet itibârıyla birbirine yakın olmasına karşılık, 40. Alay onlardan ayrı, bağımsız ve müstakil görülmektedir. Bu yüzden diğer alaylar livalar şeklinde örgütlenmişken, 40. Alay diğerlerinden uzak olduğu için herhangi bir livaya bağlanmamıştır. Doğrudan doğruya Sivas Fırkası’na bağlı olarak kalmıştır. Bu alayın en önemli özelliklerinden birisi, mensuplarının çoğunun Mihrali Bey ile birlikte 1877-1878 Rus savaşında Kafkas cephesindeki savaşlarda görev yapan kahramanlardan meydana gelmiş olmasıdır. Diğer yandan 40. Alay, tarihimize Komutanı Mihrali Bey ile birlikte 1905 yılında Yemen’e gitmesi ile geçmiştir. Mihrali Bey başta olmak üzere alayın büyük kısmı Yemen’den gelememiş, yâni şehit olmuştur.

Sultan Abdülhamid’in tahttan indirilmesinden sonra iktidara geçen İttihat ve Terakki partisi, Hamidiye Alayları’nın teşkilâtını lâğvetti. Aşiret hafif süvâri alayları adıyla yeniden düzenlendi ve sayıları da azaltılarak 24’e indirildi. Doğuda meydana gelen Ermeni isyanlarında önemli faydası görülen bu alaylar, Balkan Savaşı’nda yerinden oynatılmadı. 1913 yılında, alaylar yeni bir teşkilâtlanma içerisine sokularak İhtiyat Süvâri Alayları adı altında, iki fırka halinde, merkezi Erzurum olan Dokuzuncu Kolordu’ya bağlandılar. I. Dünya Savaşı’nda Doğu’da dinç ve zinde olarak Ruslar’a karşı çarpışan bu alaylar, Rus birliklerini geri çekilmeye zorladılar. Ermeniler’in tehcir edilmesinde faâl oldular.

Referanslar:

  1. MS Lazarev, Kürdistan ve Kürt Sorunu sy. 151
  2. Nihat Gültepe, Hayat Tarih Mecmuası, Temmuz 1976 sy. 48
  3. Türkiye’de İstihbaratçılık ve Mit, Erdal Şimşek, sy 56
  4. Türkiye’de İstihbaratçılık ve Mit, Erdal Şimşek, sy 57
  5. Türkiye’de İstihbaratçılık ve Mit, Erdal Şimşek, sy 59

***

Haydi, biraz beyin fırtınası yapalım.

-Bu Hamidiye Alayları ile Kürt Koruculuk Sistemi arasındaki farklar ve benzerlikler nedir?

-Israrla TSK her anlamda küçültülmekte, polis ikamesine gidilmektedir. Yetki kısıtlaması, silâh için özel izin hikâyeleri, en son olarak da TBMM’nin gece korunmasının ellerinden alınması… Polisin en son hesaba göre %65 oranında Fethullahçı olması acep niçindir?

-Emniyet’in uçak ithâl edebilecek hâle getirilmesinin amacı nedir?

-Güneydoğumuz fiilen Kürdistan hâlini aldığına göre, Kürt Korucular ile PKK arasındaki “mücadele” samimi midir yoksa şovun bir kısmı mıdır?

-TSK’yı un ufak ederken bunlara maaş veren anlayış neyi hedeflemektedir?

-Son olarak, tekrardan, Hamidiye Alayları ile Kürt Koruculuk Sistemi arasındaki farklar ve benzerlikler nedir; 2010 itibârıyla Türkiye’ye ne getirir, Türkiye’den ne götürür?

-Devletlû’nun ve AKP’nin müthiş heyecanlı ve aceleci hâli dikkatinizi çekmiyor mu (o derece ki, hızlı hızlı ve önceden hiç rastlamadığım kadar ağzı kuruyarak, bu sebeple de sık sık dudaklarını yalayarak konuşuyor)?

   -Anayasa’yı bir an önce değiştirerek, ABG’den gelen tâlimata uygun hâle getirmek için neden bu kadar çok aceleciler?

      -Bir şeylerden mi korkuyorlar, yoksa bir an önce işi bitirmenin heyecanını mı yaşıyorlar, yoksa ikisi birden mi?

         -İsrail’in Devletlû’yu anti-Semitizm’le suçlarken samimi olduğunu düşünüyor musunuz?

            -İran’a saldırılacaksa, bu hangi târikle olacak?

               -Bu son yazdığımla üsttekilerin bir râbıtası var mı?

                  Hayırlı Pazarlar…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 31 Ocak 2010 Pazar

Yorum Yapın

Mesajınız