ADLÎ TIP KURUMU’NUN RAPORU NE KADAR DOĞRU?
Elime ulaşan çok mânidar bir değerlendirmeyi sizlerle paylaşmak istiyorum.
Hani yediye karşı dört imzayla “güçlü kanaât” olarak verilen rapor var ya, onun hakkında… Hani psikiyatrik hastalıklarda dâima bir miktar sübjektivite olur teşhis hususunda ama ıslak imza birine âit mi, değil mi hususu bu kadar sübjektif olabilir mi?
Bir TSK mensubunu üçüncü defa “içeriye atmak” için, bu kadar şâibeli bir rapora nasıl güvenirsiniz?
Hele bu ahvâl ve şerâit içerisindeyken!
***
Adlî Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dairesi (FİD) kamuoyunda “ISLAK İMZA” olarak bilinen belge ile ilgili olarak yeniden kendi içerisinde tartışmalı bir rapora imza atmıştır. FİD’inde oluşturulan kurulun bileşimi ile ilgili tartışmalar bir yana bırakılarak rapora dayanak teşkil edecek ATK uygulamalarında da temel yanlışlıklar bulunmaktadır. ATK FİD’sinin konu ile ilgili bir önceki raporunun sonucu kamuoyuna yansıdığına göre bu kez genişletilmiş kurul çoğunluğunun sonucundan farklı olmadığı medyada yapılan yayınlardan anlaşılmaktadır.
Adlî tıp Kurumu Kanunu ve bu kanuna dayanılarak çıkartılan yönetmelikler ile Adalet Bakanlığı’nın tebliğleri Adlî Tıp Kurumu’nda genel kurul işlemleri veya buna benzer kurulların oluşumunu belirlemektedir. Bu tesbit ATK’nun standart bir uygulama yapması için gerekçeler oluşturmaktadır. Çünkü “Adlî Tıp Genel Kurulu’nun Çalışma Usûlüne Âit Genel Hükümler, Adlî Tıp Kurumu Kanunu Uygulama Yönetmeliği 2659 sayılı Adlî Tıp Kurumu Kanunu’nun 4810 sayılı Kanun ile değişik 23 maddesine dayanılarak hazırlanmış olup (Madde 23), Adlî Tıp Genel Kurulu’nun çalışma usûllerine âit genel hükümlerinde yer alan “Fizik İhtisas Dairesi Adlî Belge İnceleme Şûbesi ve Trafik İhtisas Dairesi’nin işleri Adlî Tıp Genel Kurulu’nda incelemeye alınmaz.
“Bu dairelerden birinin raporu ile diğer bir bilirkişi raporu arasında çelişki varsa, mahkeme veya Cumhuriyet savcılıklarınca gerekçesi belirtilmek sûretiyle ihtisas dairesi en az yedi uzmanın katılımıyla rapor hazırlar” hükmü gereğince (Fizik ihtisas dairesi içinde genel kurul kabûl edilen) genişletilmiş uzmanlar kurulunca inceleme yapıldığı, Mahkeme veya Cumhuriyet savcılıkları hâricinde herhangi bir kurum ve şahısların talebi üzerine Fizik ihtisas dairesi içinde (genel kurul kabul edilen) genişletilmiş uzmanlar kurulunca inceleme yapılmadığı” biçiminde belirtilmiş olup ATK’unca hazırlanan her raporunda bir bilirkişi raporu olduğu gerçekliğine dayanmaktadır. Hukuk devletinin temel dayanaklarından birini oluşturması beklenen “USÛL KANUNLARI”na göre mahkeme bilirkişi görüşü ile bağlı olmayıp bir uyuşmazlık durumunda sonucu kendi bağımsız kanaâtine göre belirlemelidir.
Bu durum yukarıda da açıklandığı üzere ATK Fizik İhtisas Dairesi’nin genişletilmiş uzmanlar kurulunun “ISLAK İMZA” ile ilgili kararında açıkça çiğnenmiş görünmektedir.
Bu durumun sebepleri:
-Söz konusu raporla ilgili olarak iki farklı raporun varlığını veya raporun yetersizliğini öngörmektedir.
-Eğer 1. raporun sonuçları yetersiz bulunmuş ise, ATK-FİD uygulamaları söz konusu hususta ikinci bir uzmanlar kurulunun raporunu oluşturmaktır.
-ATK FİD’nin uygulamalarında da bu durum aykırılık teşkil etmektedir. Çünkü 1. Rapor, raporu talep edenlerce eğer doyurucu bulunmamış ise, 2. bir uzmanlar kurulunca bir incelme yapılması FİD’nin standart bir uygulaması iken, bu yol kullanılmayarak üzerinde herhangi bir tartışma olmayan rapor sanki genel bir kurulmuş gibi genişletilmiş uzmanlar kuruluna onaylatılmaya çalışılmıştır.
-Söz konusu raporlarda belirtilen her şeye rağmen bir bilirkişi görüşü olup kendi sonuçları itibârıyla kanaât bildirmekten öteye bir sonuç bildirmemektedir. Yoksa sonuç bildiren uzmanlar söz konusu belgenin hazırlanmasına mı(!) şâhit olmuşlardır.
“USÛL KANUNLARI” raporları düzenleyenlerin raporlarını mahkeme huzurunda savunulması için uygun maddeler de içerdiğinden, gerekçeleri doyurucu olmayan ve kendi raporunda sebepleri açıklanamayan ve denetlenemeyen tüm raporların mahkeme huzurunda savunulması gerektiğine ilişkin maddeleri de içermektedir.
Bu durum, raporu hazırlayanları hangi gerekçelere dayandığını mahkeme heyeti huzurunda da açıklamalarını gerektirmektedir.
Yoksa “ben sâdece teknik olarak görüşümü ileri sürdüm” gerekçesi bu tür tartışmalı raporların geçersizliğini baştan kabûl etmiş olmaktan öteye bir anlam taşımayacaktır.
Dr. Mustafa Uzun
***
Adlî Tıp Kurumu’nun işlevi ve amacı zâten çok tartışmalıdır. Burada teferruata girmeyeceğim çünkü konu sapması olur.
Ama şimdi, bu kadar alenî bir hatalı(!) tatbikat mevcutken, göreceğiz bakalım ne olacak.
Malûm, “hukuk” haklar demektir ve hiçbirini tanımadığım bu yedi uzmanın da bir gün hukuka ihtiyaçları doğabilir.
O zaman, onların yaş mı kuru mu imzalarının âkıbeti acep ne olacaktır, meraktayım…
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 10 Şubat 2010 Çarşamba


Sayın Hocam,
Kendinizi neden bu kadar yordunuz?
Kim anlayacak bütün bunları?
Deseydiniz ki; ulemâ böyle diyor….
Herkes anlardı.
Masallara son derece ihtiyaç duyduğumuz bu günlerde bir de gerçeklerle kafaları karıştırısak, kim çıkacak bu işin içinden?
Ah Hocam ah,
Ne vardı sanki, ulemâya danışsaydınız, cevaz alsaydınız, bir de ıslak imza… da biz de yorulmasak, siz de yorulmasınız olmaz mıydı?
Gören gözleriniz, anlatan beyninize sağlık.
Ahmet Dursun
NOT: Merak ediyorum bunu kaç sıradan insan anlayacak? %98′in saf (temiz anlamında) olduğu ülkemizde?
MKD: İşte, göle maya çalıyoruz
Sevgiyle…
Milletimiz bu gibi şeylere kafa yorsaydı bu hâllerde mi olurduk?
Acaba okuyan, yorum yapabilen,araştıran ve bunların sonucunda millî hâfızasını hiçbir art niyetlinin bozamayacağı biçimde muhafaza edebilen bir toplum olsaydık bu şekilde mi veya bu idareciler tarafından mı yönetiliyor olurduk?
Bilerek câhil bırakılmış bir toplumuz ve düşmanlarımız tarafından tavuk olarak görülüyoruz. Atılan her yemin peşinden koşan, sâdece kendisini düşünen, sâdece bu günü yaşayan, gelecek kaygısı olmayan acınası bir hâldeyiz!
Yine de anlayanlar ve muhakeme yeteneğini kaybetmemiş olanlar adına elinize ve yüreğinize sağlık…
MKD: Sağ olun Sayın YS.
Efendim,
Bir hikâye iktibas etmek istiyorum. Bir net geyiği olabilir. Bilimsel bir deney olup olmadığını bilmiyorum. Fakat ben çok beğendim.
Beş Maymun Hikâyesi…
Kafese beş maymunu koyarlar… Ortaya da bir merdiven ve tepesine de iple muzları asarlar.
Her bir maymun merdivenleri çıkarak muzlara ulaşmak istediğinde dışarıdan üzerine soğuk su sıkarlar.
Her bir maymun aynı denemeye giriştiğinde çok soğuk suyla ıslatılır. Bütün maymunlar bu denemeler sonunda sırılsıklam ıslanırlar. Bir süre sonra muzlara hareketlenen maymunlar diğerleri tarafından engellenmeye başlanır.
Suyu kapatıp maymunlardan biri dışarı alınıp yerine yeni bir maymun koyulur.
İlk yaptığı iş muzlara ulaşmak için merdivene tırmanmak olur fakat diğer dört maymun buna izin vermez ve yeni maymunu döverler.
Daha sonra ıslanmış maymunlardan biri daha yeni bir maymunla değiştirilir. Bu ikinci maymunda merdivene ilk yaptığı atakta dayak yer. Bu ikinci yeni maymunu en şiddetli ve istekli döven ilk yeni maymundur. Islak maymunlardan üçüncüsü de değiştirilir.
En yeni gelen maymun da ilk atağında cezalandırılır. Diğer dört maymundan yeni gelen ikisinin en yeni gelen maymunu niye dövdükleri konusunda hiç bir fikirleri yoktur.
Son olarak en baştaki ıslanan maymunların dördüncüsü ve beşincisi de yenileriyle değiştirilir. Tepelerinde bir salkım muz asılı olduğu hâlde artık hiçbiri merdivene yaklaşmamaktadır. Neden mi? Çünkü burada isler böyle gelmiş ve böyle gitmelidir.
Ülkemizde olduğu gibi kötü yönetilmeyi ve maymun davranışını kabûl edersek yâni umursamazsak, önemsemezsek, göz ardı edersek, sonuçta hayatımızdan memnun olmaya başlar, kurulu düzenin savunucusu olur karşı çıkana da en çok ve en şiddetli biz engel oluruz. Zâten görüntü bu. Hukukun üstünlüğü ilkesini benimsemiş bir Cumhuriyet’te adalet uygulayıcılarının il parti yönetiminden tâyin desteği almak için müracaat haberleri bu görüntülerin sâdece küçük bir bölümü.
Efendim, ben muzu çok severim. Sonra muzun kanser tehlikesine karşı koruyucu özelliği varmış.
Kanser olmamak için yenmeli…
SSSSS
MKD: Sevgili MT, Bu maymun deneyini ben de internetten okudum. İlmî kaynağını bulamadım ama evrim-bilim açısından ve bilhassa da maynun davranış portföyü dikkate alındığında, rasyonel ve en azından gerçekçi görünüyor.
Yorumlarınıza zâten imzamı atıyorum ve hemen bir muz yiyorum
S……………
Nâçizâne bir eklentiyi sunuyorum:
http://www.aksam.com.tr/2010/02/10/haber/siyaset/4777/uzmanlar_3_aylik_cikti.html
Sevgi ve Selâmlarımla,
Dr. Burak Berber
MKD: Sevgili Burak, eğer bu haber doğruysa (ki doğru olduğu belli), bu korkunç bir şey, belki de bugüne kadar olan en büyük skandal demektir!
Efendim,
Konuyla alâkası yok ama içime ukde oldu, yemeğimi yarıda kestim, aklımdayken yazayım dedim.
Markete alışverişe gitmiştim. Soğan alıyordum. Bir genç yanıma geldi. O da soğan seçmeye başladı. “Âbi, yakında 1 Kg soğan, 1 Kg patatese 5 lira verip öyle çıkarız buradan” dedi. “Nasıl hesap yapıyorsun” dedim. “Âbi, etiketi görmüyor musun? 1.5 Lira” dedi. Ben inanmadım, görevliye sordum. Evet, soğan 1.5 Lira olmuş.
Yanıma gelen gence dedim ki: “Osmanlı, Türkler’e etrak-ı bî-idrak yâni idraksiz Türkler diyormuş. Pek de haksız sayılmazlar hani”. Yakında bu ülke soğan ithâl etmeye başlarsa hiç şaşırmamak lazım. Bu arada birileri de köşe olur tabii.
Yakında Devletlû halka soğan, patates yardım kampanyasına başlar ve TV’lerde reklâmını yapar. Sonra işçilere asgarî ücret nasıl yetmiyor diye fırça atar. Gidin bahçenizde, balkonunuzda soğan yetiştirin tembel herifler der ve alkış alır.
Herhâlde Devletlûlar soğanın cücüğünü kullanıyorlardır. Geri kalanları biriktirseler de halka dağıtsalar bâri.
Nasıl olsa onların cukka sağlam. Yâni Ankara’da herkesin cukka sağlam. Zâten bankalarda en yüksek mevduat Ankara’da imiş. Allah, Allah! Bu iş nasıl oluyor acaba?
İstanbul’un taşı toprağı altındır demişler. Halt etmişler.
Ankara’nın taşı toprağı altındır.
Ankara’da parlamento sağlamda, partiler sağlamda, bürokrasi sağlamda, herkes sağlamda.
Bunlar milletle kafa yapıyorlar.
Attılar bir türban kemiği ve demokratikleşme kemiği, yiyin bakalım diyorlar.
Bu malûm halk soğanın kilosu 5 olsa bile, Allah’ın işine karışılmaz. Allah’ın dediği olur der ve oyunu atar.
SSSSSS