UZMANLAR ÜÇ (3) AYLIK ÇIKTI ve DENİZ KURMAY ALBAY BERK ERDEN TOPRAĞA VERİLDİ!
Sayın Dr. Burak Berber link verdi ve haberdar olmamı sağladı; uzun süredir Akşam gazetesi almıyorum, belki de atlayacaktım. Kendisine müteşekkirim.
Bakın skandalın boyutuna:
AKŞAM GAZETESİ | SİYASET | 10 ŞUBAT 2010, ÇARŞAMBA
“İrtica Plânı” belgesindeki imzanın Albay Çiçek’e âit olduğunu belirten Adlî Tıp üst kurulundaki 7 kişiden 3′ü, üç ay önce “uzmanlık” sertifikası alıp kurula girmiş.
Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek’e âit olduğu öne sürülen “İrtica ile Mücadele Eylem plânı” isimli belgeyle ilgili tartışmalar bitmiyor. Adlî Tıp Kurumu Fizik İhtisas Dâiresi Adlî Belge İnceleme Genel Kurulu, 4′e karşı 7 oyla, belgedeki ıslak imzanın Çiçek’e âit olduğu görüşüne vardı. “İmza Çiçek’in el ürünüdür” diyen 7 kişiden üçü ilk raporda da imzaları bulunan Fizik İhtisas Dâiresi Başkanı Prof. Dr. H. Bülent Üner, Dr. Lokman Başer ve Uzm. Dr. Hacı Mehmet Akın. Bu 7 kişi arasında bulunan diğer üç kişiyle ilgili de Fizik İhtisas Dâiresi’nde daha önce 3 yıl başkanlık yapan Yrd. Doç. Dr. Ömer Kurtaş iddialarda bulundu.
SERTİFİKA VERİLDİ
Yrd. Doç. Dr. Kurtaş’ın iddiasına göre “İmza Çiçek’in” diyen Dr. Gürol Berber, Dr. Eyüp Kandemir ve Dr. Ahmet Bülent Özata, 15 Ekim’deki belgeyle ilgili hazırlanan ilk raporun ardından Adlî Belge İnceleme Birimi’nde görevlendirildi. Kurtaş, bu üç ismin bir haftalık kursla “Adlî Belge Uzmanlığı” sertifikası aldığını öne sürerek, “kimse bu kadar kısa bir sürede uzman olamaz. Asıl uzman arkadaşlar dâvet edilmeliydi” dedi.
Dr. Berber, 2006′da Gaziosmanpaşa Adlî Tabipliği’nde görev yaptı. O dönem 8 yaşındaki bir kıza verdiği “bekâret” testi raporu tartışma yarattı. Adlî Tıp Kurumu ses inceleme uzmanlarından Dr. Özata ise telefon dinlemelerde konuşmacı tanıma üzerine çalıştı. Uzm. Dr. Kandemir de Adlî Tıp Kurumu’nda 2003’te göreve başladı. Ses ve Görüntüleme Merkezi’nde görev yaptı.
Yrd. Doç. Dr. Kurtaş, imzanın kime âit olduğunun tespit edilemeyeceğini söyleyen 4 uzmanla ilgili olarak “bu arkadaşlar 8 ilâ 15 yıl arasında bu işin uzmanı olarak görev yapıyorlar. İşin profesyonelleri tesbit edemiyor ama bir-iki ay önce sertifika alan kişiler tesbit etmişler” şeklinde konuştu.
KANUN NE DİYOR?
Adlî Tıp Kurumu Kanunu’na göre İhtisas Dâiresi’ndeki uzman sayısı 7’den fazla olunca görüş bildirecek uzmanlar, her ay Dâire Başkanı huzurunda kurayla belirlenir.
BELGE TUTUKLAMA GETİRİR Mİ?
“İrtica ile Mücadele Plânı” belgesiyle ilgili son Adlî Tıp raporu, Albay Dursun Çiçek’in yeniden tutuklanmasına sebep olacak mı? Marmara Üniversitesi Hukuk Fakültesi Prof. Dr. Ahmet Gökçen, “tek delile dayanarak hüküm konulmaz. Hâkim bilirkişilerin de bilirkişisidir, dolayısıyla tarafları, tanıkları da dinleyecek” derken, emekli askerî yargıç Ümit Kardaş, “tutuklanması zayıf bir ihtimâl” şeklinde konuştu.
Albay Çiçek’in avukatı Mustafa Çevik de “konuyla ilgili askerî savcılığın da yaptığı soruşturma var. Askerî Savcılık, belgeyi defâlarca talep etti, şimdiye kadar intikâl ettirilmedi. Müvekkilimin yeniden tutuklanması zayıf bir ihtimâl” dedi.
Ercan ÖZTÜRK / İSTANBUL-Süleyman ARIOĞLU
***
Rezâletin boyutuna bakar mısınız?
Adlî Tıp Kurumu aslında demokratik ülkelerde eşi benzeri olmayan bir kurum. Devletin veya devleti ele geçire(bile)n iktidarın kendi ayıplarını kapatmak veya istediklerini aklamak için kullanabileceği bir merkez.
Daha önce çocuk tâcizcisi Hüseyin Üzmez’e verdikleri rapordaki üzücü skandalı, akabinde Münevver Karabulut’un cesedine morgda başka bir hastadan sperm bulaşmasına sebep olup, hatalı rapor verilmesi rezâleti ve şimdi de Albay Dursun Çiçek’e âit olduğu sürülen “özgün belge” konusunda rapor verirken, adlî tıp kurallarının ve geleneklerinin hiçe sayılması…
Kim bilir bilmediğimiz daha neler de neler…
Askerî Savcılık, belgeyi defâlarca talep ediyor, şimdiye kadar intikâl ettirilmiyor ve 1 haftalık kursla uzman oluveren tabiplerin oyları sâyesinde(!) “oy çoğunluğuyla” karar veriliyor ki “ıslak imza yüksek ihtimâlle Albay Dursun Çiçek’e âittir”.
Anayasa Mahkemesi’nin “ele geçirilmesi” sürecini müteâkip, şimdi de bu kurumun istilâ edilmesi!
Soran, sormuş bile: http://www.biroybil.com/showthread.php?12390-Adli-Tp-Kurumu-%E2%80%98adli-tplk%E2%80%99-m-oldu.
1) Albay Dursun Çiçek dosyasında, neden Grafoloji (Yazıbilim) Bölümü’nün Genel Kurulu’nu oluşturmadan rapor yazıldı? Bu, yasalara, kurum yönetmeliğine ve bugüne kadarki uygulamalara aykırı değil mi?
2) Albay Çiçek’le ilgili inceleme raporunun altında imzası olan ve görevlendirmeyle Fizik İhtisas Dâiresi Başkanlığı yapan Bülent Üner’in uzmanlık alanı nedir? Grafoloji konusundaki deneyimi ve bilgisi yeterli midir?
3) Grafoloji bölümünün bağlı olduğu Fizik İhtisas Dâiresi’nde “uzman olarak” görev yapan 7 kişinin tamamının da “hekim” olmasının açıklaması nedir? Batılı ülkelerdeki benzer birimlerde neden ressamlar, grafik eğitimi almış uzmanlar ve fizik mühendisleri görevlendirilmektedir?
4) Benzer durum, aynı dâirenin Ses ve Görüntü İnceleme Laboratuarı için de geçerli mi? Buradaki 8 personelin 7’sinin hekim olmasının gerekçesi nedir? Bilim alanları insan vücudu olan bu uzmanların bilgisayar, elektrik ve elektronik mühendislerinin görevlendirilmesi gereken bir laboratuarda çoğunlukta olması, size de garip gelmiyor mu?
5) Yasalara göre Kurum’un başkan ve iki başkan yardımcısı, Adalet Bakanı, Başbakan ve Cumhurbaşkanı’nın üçlü kararnâmesiyle görevlendirildiği hâlde… Şu anda Kurum’da, yönetmeliğe aykırı olarak üçüncü bir Başkan Yardımcısı’nın (Biyolog Nezir Mazi) idârî ve mâlî işlerden sorumlu olarak görev yaptığı doğru mudur? Öyleyse, yasalara aykırı bu atamayı, adalete hizmet eden bir kurumun başkanı olarak nasıl izah edebilirsiniz?
6) Adlî Tıp Kurumu Başkanı Doç. Dr. Halûk İnce’ye de suâl ediliyor: Görevde olduğunuz dokuz aylık sürede kurumunuzun kaç uzmanı emekli edildi? Kaçı başka illere gönderildi? Kaçının sorumlulukları daraltıldı? Kaç kişi işe başlatıldı? Bu görev değişikliklerinde siyaset ve tarikat kardeşliği rol oynamış olabilir mi?
Bunlar müthiş suâllerdir…
***
İki gün önce İzmir’de intihar eden Güney Deniz Saha Komutanlığı’nda görevli Deniz Kurmay Kıdemli Albay Berk Erden, İstanbul’da son yolculuğuna uğurlandı. Hakkında çıkarılan dedikodular ve yıpratmalara dayanamayan bu neferimiz, kendini vurarak bu âlemden göç etmişti…
İstanbul Levent Câmii’nde düzenlenen tören öncesinde rahmetli Erden’in karısı Özgül, oğlu Canberk(yaşı 15), babası Nedim Erden ve kız kardeşi Altuğ Erden tâziyeleri kabûl etti.
Törene katılan Deniz Kuvvetleri Komutanı Eşref Uğur Yiğit, Donanma Komutanı Oramiral Murat Birgel, Kuzey Deniz Saha Komutanı Koramiral Mehmet Otuzbiroğlu, Güney Deniz Saha Komutanı Koramiral Kadir Sağdıç, Erden’in âilesine başsağlığı diledi.
İkindi namazının ardından kılınan cenâze namazından sonra Erden’in Türk Bayrağı’na sarılı tabutu, tören mangası tarafından omuzlara alınarak top arabasına konuldu, Zincirlikuyu Mezarlığı’nda toprağa verildi.
Deniz Kuvvetleri Komutanı Oramiral Eşref Yiğit, bir gazetecinin “geçtiğimiz günlerde amirâllere suikast girişimi iddianamesi açıklandı. Burada sizin ve Metin Ataç’ın ismi de geçiyor. Bununla ilgili görüşünüz nedir” suâli üzerine, şunları söyledi: “Ben üst düzey bir komutanım. Üst düzey komutanlara, devlet görevlilerine her zaman bir suikast ihbârı olabilir. Bana, birileri, belirli gruplar bir operasyon da yapabilirler. Fakat beni en fazla üzen, esas bana suikast olacak olan şey, böyle bir operasyonun mâsum subaylarımın üzerine yıkılmasıdır. İsmi geçen iki albay, benim kendi görüşümü söylüyorum, bunu söylemek durumundayım, bana bir hücum olursa, bana bir mermi sıkılırsa bana göğsünü siper edecek arkadaşlardır” dedi.
Genelkurmay Başbakanı İlker Başbuğ ise, amirallere suikast iddianamesiyle ilgili olarak sert çıkışta bulunarak “böyle rezillik olur mu, yeter yâhu” dedi ve ekledi: “Suikast girişimiyle ilgili tek satır var mı? Hani suikast yapacaklardı komutanlarına? Bunun hesabını kim verecek? Eee, ne oldu? Hani kendi komutanlarına suikast yapacaklardı? Nerede? Aylarca suikast, suikast… Ne oldu? Hesâbını kim verecek? Böyle rezillik olur mu? Yeter yâhu! Sabrımız taştı diyoruz. İşte bunlar sabrı taşırıyor. Bakın burası Türk Silâhlı Kuvvetleri. Muz Cumhuriyeti Ordusu değil. Burada disiplin yüzde bin tamdır. Genç subaylar sorunu yoktur. Olmaz da. Geçen ay tüm generalleri topladım. Konuştum. Benden duysunlar. Biz gerekeni yapıyoruz ve yapacağız. Ama bunlar askerimin moralini bozuyor. Askerimin moralini bozan herkesle savaşırım. Yarın Gölcük’e gidiyorum. Moral bozukluğuyla mücadele için”.
İyi de, bakın sistematik demoralizasyon nasıl sürdürülüyor:
Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’ın yürüttüğü soruşturma kapsamında geçen hafta tutuklanan Eskişehir İl Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu’nun, Erzincan Alay Komutanı’yken Kemah’ta dokuz askerin şehit edildiği mayınlı saldırıyı organize ettiği gerekçesiyle de sorgulandığı ortaya çıktı. Albay Gençoğlu, kendisine yöneltilen suçlamaları kabûl etmedi. Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’ın tâlimatıyla Eskişehir’den Erzurum’a getirilen Albay Recep Gençoğlu, 14 saat ifâde verdikten sonra, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakılmıştı. Ancak Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal’ın bir üst mahkemeye itirazı kabûl edilince, Eskişehir İl Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu’nun yeniden hapse tıkılmıştı!
Albay Recep Gençoğlu’nun sorgusunda, Erzincan İl Jandarma Alay Komutanlığı görevini yürüttüğü sırada, 11 Ağustos 2008’de, Kemah’ın Olukpınar Köyü yakınlarında yola yerleştirilen mayınların uzaktan kumanda ile patlatılması sonucu, biri yarbay 9 askerin şehit edildiği saldırıyı organize ettiği yolundaki iddia gündeme getirildi. Savcılık makamı, Albay Gençoğlu’na yöneltilen suçlamayı, saldırıyla Ergenekon örgütünün hedefleri doğrultusunda ülkede kaos yaratmanın amaçlandığı iddiasına dayandırdı. Kıdemli Albay Recep Gençoğlu, saldırıyı PKK’nın düzenlediğini belirterek, iddiaları kabûl etmedi ve Savcı Osman Şanal ile tartıştı. Kıdemli Albay Recep Gençoğlu’na yöneltilen diğer suçlama ise, Erzincan Gönye Gölü’nde ortaya çıkan 14 el bombası ve mühimmatın buraya atılması emrini verdiğine yönelik iddialarla ilgili oldu. Gençoğlu’na, Kıdemli Deniz Kurmay Albay Dursun Çiçek’in hazırlandığı iddia edilen, “İrtica ile Mücadele Eylem Plânı’nı” Erzincan’da uygulamaya koyduğu ve Ergenekon örgütü üyesi olduğuna yönelik iddialarla ilgili de soru yöneltildi.
Eli kulağındadır; dilerim Mevlâ’mdan dilerim ki Eskişehir İl Jandarma Alay Komutanı Kıdemli Albay Recep Gençoğlu’nun bu baskıya dayanamayıp silâhını başına dayamaz!
***
Türkiye’yi müthiş geriyorlar, kaosa doğru düşen bir tayyare gibi yuvarlanıyoruz!
Düşen tayyare derken, memleketimdeki kadrolaşmanın ne hâle geldiğinin (hani deve kurban etmişti birileri ya) trajikomik bir numûnesini http://www.superonline.com/haber/alay-konusu-oldu-77886 adresini tıklayınca göreceksiniz. Ne şekilde cereyan etmiş olursa olsun, fecaât!
Habertruk’teki bir komiklik de http://webtv.hurriyet.com.tr/category.aspx?cid=3&vid=4044&bid=1 adresinde… Allah bilir kimin torpiliyle bu kızcağızı spiker(!) yapmışlar…
ATV’deki http://webtv.hurriyet.com.tr/category.aspx?cid=3&vid=4051&bid=1&hid=13751800 komikliğinde, bana esas komik gelen sunucunun cinsellik uzmanlığı yapmaya başlanması.
Bu “evlilik programları” rezâletine acaba hangi kurum bir son verecek?
Adlî Tıp yapabilir mi örneğin meselâ farzımuhâl?
Kahkahanız garanti!
Bir yandan da ağlayarak…
Ha, bu arada, AB, Türkiye’ye, Kıbrıs’tan “kışkış” dedi, TEKEL işçileri yakında “telef”(!) olacaklar, ne önemi var canım; bize Cem Garipoğlu duruşması yeter. Memleketin en önemli mes’elesi bu kaatilin yargılanması ve gittikçe bir kahraman hâline getirilmesi!
Yeni bir Ağca fenomeni yolda…
Habertruk’te de 1 saattir bunu gösteriyorlar.
Müge Anlı’nın bu sabahki programıyla ilgili kanaâtlerimi ayrıca yazacağım.
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 11 Şubat 2010 Perşembe

