DOĞAN CANKU DİYE BİR ADAM
İkimiz de birbirimizi tanıyorduk; o televizyondan, ben her kanaldan.
Hep tanışmak istedim ama nasip olmamıştı.
Sonra facebook denen Gâvur(!) icadında ahbap olduk.
Bizi konserine dâvet etti, şeref duyarak kabûl ettik. Kızım başka programı olduğu için katılamadı.
Mekân Bakırköy Cem Karaca Kültür Merkezi idi; adresi Yenimahalle Yanıkses Sok. (Yenimahalle Doğum Evi Yanı) İstanbul-Türkiye, Telefonu: +90 212 6600420 de, hani Rahmetli Cem Karaca’nın nev’i şahsına münhasır şahsiyeti gibi, kolay anlaşılamıyor, yâni yeri bulunamıyor!
Allah’tan bizim şoför İribey (soyadı İri olduğu için böyle takılıyoruz) muhteşem bir rehber de, yeniden millî mücâdele rûhuyla sonunda vâsıl olduk.
Heyecanımızın ve erken gitme telâşımızın sebebi ise, orada bizi bir adam bekliyordu. Defâlarca teyit edip aradı; önce telefonda konuştuk yâni…
Konser öncesi rû be rû hâlvet olabilmeyi çok istemiştik; meğer o da bizimkinden beter bir seyahat yaşayıp, üstelik de birkaç kere kaybolarak çıldırmış.
Büyük Üstâd Andrés Segovia’nın yaşlılık döneminde yönettiği ve gitar da çaldığı bir DVD’yi hediye olarak götürdük; karşılaşır karşılaşmaz sarılıp öpüştük, hem Neslim hem de bendeniz bu adamla ve aşağıdaki fotoğrafı çekti Neslim:

Nihâyet bu adama kavuşmuştum.
Eh, üçümüz bir arada resimsiz olur muydu, onu da hâllettik:

Akabinde bu adamla beraber Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk’ün önünde hâtıra fotoğrafı çektirdik:

Sonra konsere başladı bu adam.
Müzikolojik ve Gitar Çalışı Açısından Tahlil:
Adam, bir buçuk saatlik konserde sâdece üç (3) nota sektirdi, 2 (iki) kere cızırtı oldu, hiç nota hatası yapmadı.
Gitara tam virtüözite seviyesinde hâkim ve tekniği kelimenin tam anlamıyla mükemmel.
Önündeki notalar olmadan çalamadığını ama onlar olunca da hiç bakmadığını söyleyecek kadar dürüst ve işine saygı gösteriyor.
Neyzen de, bas gitarist de, perküsyoncu da işlerinin ehli ve hârikulâde icra ediyorlar müziği.
Bir bulerías (ânında sözlük: şaka ile aldatma tarzı müzik) icra edecekken “Kerem Bey, bir şey bir insanın hem hobisi hem de fobisi olur mu” diyecek kadar sâhici; bir Paco de Lucía (esas ismiyle Francisco Sanchez Gomez) veya Sabicas olmadığının farkında, şuûrunda. Böyle bir niyeti de yok zâten. Daha ne desin…
Ama Türk müziğiyle İspanyol gitarını, seyreltilmiş bir Flâmenko sedâsıyla harmanlayarak, tamamen orijinal ve eşsiz bir stil yaratmış.
Kişilik ve Seyirciyle İlişki Açısından Yorum
Ne gereksiz tevâzu, ne de hava atma… Mükemmel bir diyalogu var herkesle ve esprileri o kadar içten ve güzel ki, hepimizi sâhiden gülümsetiyor.
Benim fahrî kameramanlığım için teşekkür ediyor.
Kaydı da mutlaka istiyor, öyle yağma yok!
Konserden birkaç fotoğraf:

Teknik.

Seyirciyle sohbet edip şakalaşırken…

Neyzen.

Basçı.

Perküsyoncu.

Finale!
***
Pek Sevgili Doğan Canku,
Hayat oyununun her plânında adam gibi adam o kadar az ki, siz onlardan birisiniz.
Cep telefonuma bıraktığınız mesaj da bunun sonsuz delillerinden biri:
“Konser sonra TRT’ye yetişmek için acele çıktım, maâlesef görüşemedik. Tekrar özür dilerim. Konserime gelmeniz beni mutlu etti. Umarım takılmalarımı hoş karşıladınız.
Muhteşem hediyeniz için çok, çok teşekkür ederim, Sevgi ve Dostlukla.
D. Canku”.
***
Adam gibi adam tanımak isteyen,
vakar ve tevâzuu bir arada görmek isteyen,
kaliteli ve çok güzel müzik dinlemek isteyen,
işine ve insana saygıyı görmek isteyen kim varsa…
Gidin, Pek Sevgili Doğan Canku’ya el uzatın…
Asla mukabelesiz kalmayacaksınız.
Ben böyle bir adamı tanımanın saadeti ve gururu içerisindeyim, Neslim de…
Keşke Cânan da orada olabilseydi…
Next time insh’Allah.
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 12 Şubat 2010 Cuma



Sevgili Doksat…. Muhteşem tesbitleriniz için teşekkürler. Doğan Canku müzik kültürümüzün yozlaşmamış, maddî değerler ve tabii ki şöhret uğruna değerlerinden ödün vermemiş bir müzik adamı. Bu tesbitlerinizi Doğan Canku’yu bilmeyen genç nesillere aktarmada gösterdiğiniz hassasiyet ve tesbitleriniz için tekrar tekrar teşekkürler. Siz, Sn. Doğan Canku, iyi ki varsınız. Müziğinizle, kişiliğiniz ile çok yaşayın.
MKD: Çok teşekkürler Sayın OE.
Sultaniyegâh Sirto’yu çaldı mı?
MKD: Evet.