Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1747 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

PSİKİYATRİK TEŞHİS KOYMAK ve TEDAVİ ETMEK KİMİN HAKKIDIR?

Türkiye Cumhuriyeti yasalarına göre, tıbbî teşhisleri koymak ve tedavileri tatbik etmek sâdece tıb fakültelerini bitirmiş ve tabip unvanını hak etmiş kişilerin hakkıdır.

Buradaki “hak” kelimesini gerekli tahsili görüp, sınavlardan geçip, eline diploması verilen kişilerin hakkından bahsediyorum. Yâni serbest piyasa rekabeti ile elde edilebilecek bir hak mevzûubahis değil.

Maâlesef ülkemizde bu hususta müthiş sınır ihlâlleri ve hem etik hem de yasadışı uygulamalar mevcut. Kişisel Gelişim Uzmanlığı diye bir şey uyduruldu, ağzı lâf yapan ve kerameti kendinden menkûl birtakım insanlar teşhis koyuyor, tedavi ediyor ve şifa dağıtıyor! Kitapları yok satıyor…

Bunlar alenen suç ve gayrı ilmî; peki, siyasete atılmış bir psikiyatri profesörü bunu yaparsa yakışır mı? Bunun cevabını http://www.keremdoksat.com/2008/08/09/cok-ayip-oldu-mehmet-bekaroglu-hocam/ makalemde görebilirsiniz.

O makaleyi şu sözlerle bitirmiştim:

Sevgili Mehmet Bekâroğlu Ağabeyim, Hocam, Büyüğüm (benden 3 yaş büyüktür ve bizim adabımızda bir gün kıdemli olana dahi Hoca deriz). İster gündeme çıkmak için, ister birlerine mesaj yollamak için, isterse de başka amaçla, bu yaptığın hiç doğru olmadı.

Hâttâ etik ve yasal yaptırım bile lüzum ve dahi icap eder. Yoksa, yol olur.

Haydi, lûtfen bir açıklama yap…

Haydi!

Prof. Dr. Mehmet Bekâroğlu’ndan gelebilecek cevabı ümitle bekledim ama maâlesef tık çıkmadı, muhtemelen çıkmayacaktır da. Üstelik Psikiyatrinin Kötüye Kullanımı konusunda konferans vermeye dahi kalktı. Gidip bu yazdıklarımı yüzüne okuyup, suratımda suâl duygulanımı (ânında sözlük: affect, teessüriyet) ile bakabilirdim.

Yapmadım çünkü ortam çirkinleşebilirdi, ne de olsa politikaya fiilen bulaşınca, insanlar transformasyona (ânında sözlük: istihâle, kabuk-şekil-biçim değiştirme) uğruyor ve politika kelimesinin neş’et ettiği “çok yüzlülük” hâline geçebiliyorlar. Politikacı önünde sonunda yalan söylemek, demagoji (ânında sözlük: lâfebeliği, lâfazanlık) yapmak mecburiyetinde kalan adam oluyor.

Peki, bunun istisnası yok mu?

Bilebildiğim kadarıyla var: Prof. Dr. Cengiz Güleç milletvekilliği süresince ilmiyle politikasını hiç çorba etmedi. Kimselere teşhis koymadı, kimseyi psikiyatrlık unvanını kullanarak tahkir etmedi, damgalamadı. Muhtemelen bunda Alevîliğin verdiği edep de rol oynadı çünkü Prof. Dr. Cengiz Güleç kültürel psikiyatriyle epey iştigal etmiş, sıra dışı bir entellektüeldir; her şeye eleştirel (kendi beyanıyla muhalif) bakar ama amacı yıkmak değil, yapmaktır. Şimdilerde mütekait ve Ankara’daki bir psikiyatri merkezinin başında, işini yapıyor.

Son birkaç haftadır psikiyatrik teşhis koyma merakı psikiyatr olmayan politikacılara da sirâyet etti.

TC Başbakanı, Milliyetçi Hareketsizlik Partisi Genel Başkanı’nınbundan böyle bizim sıralara bir metreden fazla yaklaşanları döveriz” anlamına gelen trajikomik beyanını eleştirirken, kendisini psikiyatri ilmine havâle etti. Bu yaptığı bir “ilk” oldu ama şirâzesi kolay kaçtığı için, bu tür yaklaşımların sonunun çok kötü yönlere gidebileceğinin hesabında değildi.

Çoğu kimse bilmez, SSCB (Sovyet Sosyalist Cumhuriyetler Birliği) Dünya Psikiyatri Birliği’nce kara listede idi. Çünkü Marksizm’e inanmayanları akıl hastası olarak kabûl ediyor, tımarhâneye tıkıp, EKT (halk arasındaki bilinen ismiyle elektroşok), hortumdan fışkırtılan buz gibi suyla yıkama gibi tedavi(!) usûlleri kullanıyorlardı. Naziler de eugenics (merak edenler http://en.wikipedia.org/wiki/Eugenics mekânından tetkik edebilirler) uğruna sakatları, akıl hastalarını, Çingeneler’i (pardon, Romanlar’ı), homoseksüelleri, Yahudiler’i ve kendilerine muhalif olan herkese aynı şeyleri yapıyor, hâttâ bir kısmından sabun imâl ediyorlardı!

Şimdi ne SSCB var, ne de böyle tedaviler; yerlerini Marksizm’e inanmayanları ellerinden geldiği takdirde telef edecek “solculara” bıraktılar. Burada, tıpkı samimi dindarları tenzih ettiğim gibi, samimi solcuları da tenzih ederim; sekter, dayatmacı ve dinbaz Diyalektik Materyalistleri kastediyorum.

Bugün haberleri seyrederken dehşetle bakakaldım.

Aynı TC Başbakanı, Ana Muhalefet Partisi Başkanı’na psikanaliz yapıyor!

“Psikolojide projeksiyon diye bir şey vardır, yansıtma yâni. Bu ilerlerse hallüsinasyona gider” filân diyor.

Belli ki politik psikiyatrik danışman(lar)ı kulağına bir şeyler fısıldamışlar ama ne de olsa mesleği değil, kavramları ve anlamlarını da karıştırıyor. Vahim olan o ki, muhatabını eleştirmek değil, aşağılamak için ona “psikotik” yâni deli demeye getiriyor.

    Yarın öbür gün dengeler değişir, hasımları da ona aynı şeyi ziyâdesiyle yaparlarsa neler olur?

         SSCB ve Nazi Almanyası dönemlerini bir hatırlayın, bilmiyorsanız da araştırın.

             Ergenekon Örgütü diye Silivri’ye atılanları bir düşünün; orası hapishâne mi yoksa bir nev’î tımarhâne mi, takdir edin.

                  Bu gidişin nerelere varabileceğini varın sağduyuyla tekrar tekrar düşünün.

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 16 Şubat 2010 Salı

Yorum Yapın

Mesajınız