GUGUK DEVLETİ ve AKİNETON SUÇ ÖRGÜTÜ ile İLGİLİ SON ve OLMAYASI GELİŞMELER
Ben akliye mütehassısıyım, hukukçu değil.
Ama gözümüze sokula sokula memlekette tarikatlar kollanıyor, onları sorgulayan Başsavcı, “Özel Yetkili Savcı” târikiyle içeri atılıyor (bu özel yetkiyi kim veriyor), Akineton Suç Örgütü üyesi olduğu gerekçesiyle sorgulanıyor…
Bu olup bitenler DDD destekli bir sivil darbe değil de nedir?
Hâdiseleri gözden geçirelim…
***
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, dün arama sırasında oldukça bitkin bir ses tonuyla “moralim bozuk, konuşulacak ortamda değilim, sonra konuşuruz” diyebildi. Kızının oyun CD’leri bile alındı, evi didik didik edildi, sonra da gözaltına alınırken, iki yıldır görev yaptığı adliyeden ayrılırken, nöbetçi polis memuru “hazır olda” durarak selâmladı.
Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner, Erzurum’da çıkarıldığı mahkemece tutuklandı. Erzurum Adliyesi’nde Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal tarafından sorgulanan Cihaner, yaklaşık 7 saat süren sorgulamanın ardından, saat 06.00’da tutuklanma talebiyle mahkemeye sevk edildi ve Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’nce tutuklandı.
Cihaner, Erzurum Emniyet Müdürlüğü’ne âit araca, beraberinde polislerle birlikte binerek Erzurum Kapalı Cezaevi’ne götürüldü. İlhan Cihaner’in avukatı Hamit Sekman, müvekkilinin tutuklandığını ifâde ederek, “bu tarz gözaltına alınmalarda böyle kararlar çıkabilir. Sürpriz de değildi. Sorguya alınan birisini tutuklama ihtimâli her zaman vardır” dedi. Cihaner’in durumunun iyi olduğunu söyleyen Sekman, 18 Şubat Perşembe günü Erzurum 2. Ağır Ceza Mahkemesi’ne itiraz edeceklerini kaydetti. Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Savcısı Osman Şanal ile birlikte 3 savcı dün Erzincan Başsavcısı İlhan Cihaner’in makam odası ve adliye lojmanlarındaki evindeki aramaların ardından Cihaner’i gözaltına almıştı. Cihaner’in avukatı Hamit Sekman, müvekkilinin “Akineton terör örgütü üyesi olmak”, “görevi kötüye kullanmak”, “tehdit ve iftira” suçlamalarıyla gözaltına alındığını bildirmişti.
Konuyla ilgili olarak Ankara Barosu’ndan yapılan açıklamada da süreç açık bir yetki gaspı olarak nitelendirildi. Hâkimler ve Savcılar Yüksek Kurulu (HSYK), Erzincan Cumhuriyet Başsavcısı İlhan Cihaner’in gözaltına alınmasının ardından tutuklanması üzerine konuyu mercek altına almıştı. HSYK Başkanvekili Kadir Özbek, konunun ayrıntısıyla ele alınacağını, özellikle dosyanın içeriğine girmeden yetki ve göreve ilişkin hususların değerlendirileceğini söylemişti. Yapılan toplantının ardından HSYK, Erzurum Özel Yetkili Başsavcı Vekili Tarık Gür, Cumhuriyet Savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal’ın, CMK’nın 250. maddesi kapsamındaki yetkilerinin kaldırılmasına ve Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Tarık Gür, Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı ve Osman Şanal ile diğer ilgililer hakkında suç duyurusunda bulunulmasına oy çokluğu ile karar verdi:
“16/2/2010 tarihinde HSYK gündemine oy birliği ile alınarak, incelenmesine karar verilen Erzincan Cumhuriyet Başsavcılığı’nda, Erzurum Özel Yetkili Cumhuriyet Başsavcılığı’nca yapılan uygulamalar, 17/2/2010 tarihinde değerlendirilerek aşağıdaki kararlar alınmıştır: CMK’nın 250/3’üncü maddesindeki âmir hükmün ihlâl edilerek, görev ve yetki aşımında bulunulduğunun tesbitine, Özel yetkili Cumhuriyet Başsavcısı Vekili Tarık Gür, Cumhuriyet Savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı, Osman Şanal’ın CMK 250. maddesi kapsamındaki yetkilerinin kaldırılmasına, Erzurum Cumhuriyet Başsavcısı Sinan Kuş, Cumhuriyet Başsavcı vekili Tarık Gür, Cumhuriyet Savcıları Rasim Karakullukçu, Mehmet Yazıcı, Osman Şanal ile diğer ilgililer hakkında yasal gereğinin yapılması için suç duyurusunda bulunulmasına oy çokluğu ile karar verilmiştir”.
HSKY’nın yetki kaldırma kararından sonra Erzurum’da görevli savcı ve savcılar kalmadı. Ne olacağı ise henüz bilinmiyor. Ya yetkileri kaldırılan savcıların yerine yeni atama yapılacak ya da Adalet Bakanlığı devreye girecek. Mutlaka bu sefer de Çok Özel ve Süper Yetkili Özel Savcılar yollayacaklardır.
Bu arada, Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı, “Habur, Erzincan ve Erzurum adlî yargı çevrelerinde yargıyı yıpratan tahkikatların incelemeye alındığını” açıkladı. Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’ndan yapılan yazılı açıklamada, demokrasi ve hukuk devletinin korunmasının, kuvvetler ayrılığı, hukuk devleti ve temel insan hak ve özgürlüklerinin güvencesi olan yargı bağımsızlığına bağlı olduğunun altı çizilerek, şunlar kaydedildi: “Yargının siyasî güçlerin etkisi altında bulunup bulunmadığının, bireyi kamu gücünden koruyan hukuk kurallarının uygulanıp uygulanmadığının tesbiti, dolayısıyla demokrasi ve hukuk devletinin korunup yerine getirilmesi için Yargıtay Cumhuriyet Başsavcılığı’nca Habur, Erzincan ve Erzurum adlî yargı çevrelerinde yargıyı yıpratan, yargıya olan güveni sarsan adlî tahkikatlar incelemeye alınmıştır. Yüce Atatürk’ün gerçekleştirdiği lâik, demokratik ve hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’nin kazanımlarını ve kuruluş felsefesini, Cumhuriyet savcılarının hiçbir etki altında kalmadan, suç ayrımı yapılmadan ve suçlunun siyasî görüşleri gözetilmeden etkin bir biçimde korumaya devam edeceği, kamu düzeni ve güvenliğini sağlayacağı Türk halkına saygı ile duyurulur”.
***
Hürriyet gazetesinin temkinli ve ihtiyatlı kalemi Oktay Ekşi dahi isyan edip şöyle yazdı:
YİNE birileri, hepimizi aptal yerine koymanın mümkün olduğunu düşünmüş olmalı… Nitekim o birileri, 15 Ekim 2009 günü, 8’i PKK militanı kıyafetli 34 kişinin zafer işaretleri vererek coşku ile Habur’dan Türkiye’ye girmeleriyle başlayan süreçte “her şeyin gayet makûl ve mantıklı” yaşandığını söylüyor.
Bu defaki görevi Diyarbakır Cumhuriyet Başsavcısı Durdu Kavak üstlenmiş olmalı.
Niçin bunları söylediğimizi anlatabilmek için önce hâlen tutuklu bulunan eski DEP Milletvekili Hatip Dicle’nin meşhur “Habur girişi” öncesinde İçişleri Bakanı Beşir Atalay’dan, “hâkim ve savcılar ayarlandı, geldikleri gibi geçecekler” sözü aldıklarına ilişkin açıklamasından başlamak lâzım:
Gerçi o kesimin etkili ismi Ahmet Türk ile Dicle’nin sözünü ettiği görüşmeye katılan Sırrı Sakık, “Bakan böyle bir şey söylemedi” dedi ama Dicle de sözlerini geri almadı.
Önemlisi öyle bir “ayarlama” oldu mu olmadı mı?
Diyarbakır Başsavcısı elbet “olmadığını” söylüyor. Hem Silopi’deki mahkemenin bu iş için Habur’a gitmesinin yâni orada bir “seyyar mahkeme” kurulmasının o koşullarda “doğru” olduğunu söylüyor, hem de PKK’lıların Ceza Yasası’ndaki “etkin pişmanlıkla” ilgili 221’inci maddeden yararlandırılarak serbest bırakılmalarını savunuyor, “çünkü bu hükümden yararlandırılan kişinin ben pişmanım diye bir söz söylemesine gerek yok. Örgütten kendi isteğiyle ayrılıp gelmesi yeterli” diyor.
Diyor ama olay öyle değil ki:
Bir defa bunlar “Biz kendi isteğimizle örgütten ayrılıp geldik” anlamında tek kelime söylemediler. “Abdullah Öcalan tâlimat verdi, biz de geldik. Üstelik örgütten bir de mektup getirdik” dediler.
Dahası, siz hiç yaptıkları nedeniyle pişman olan bir insanın zafer işareti yaptığını gördünüz mü?
Tamam, 221’inci maddede “pişmanım” deme koşulu yok ama “örgütün faâliyeti çerçevesinde herhangi bir suçun işlenişine iştirak etmemiş olma” koşulu var.
Sınırdan giren üniformalı 8 kişinin “PKK’nın hiçbir eylemine katılmamış ve suç işlememiş olduklarını” bizim seyyar mahkeme, bunların gözlerine bakarak mı anladı da, “hadi serbestsiniz” dedi?
İçişleri Bakanı ister “ayarladık” demiş olsun, ister böyle bir söz söylememiş sayılsın. Ne fark eder?
Olayın baştan sona “düzmece” olduğunu, yaşanan bu hokkabazlığı da kimsenin yutmadığını ve yutmayacağını ortaya koymak için başka neye gerek var?
Orada hükûmetin bağrına bastığı terör örgütü üyesine bunlar yapılırken, Diyarbakır’dan “Başbakan Erdoğan’ın gelişinde taş atan çocuklara, örgüte destek oldukları gerekçesiyle 11 yıl hapis cezası verildiği” haberleri geliyor.
Bunun neresinde hukuk var, neresinde adalet ve neresinde ciddiyet var. Bir bilen söylesin de öğrenelim.
***
Bu arada, iyice trajikomik gelişmeler de oldu!
3. Ordu Komutanı Org. Berk’i şüpheli sıfatıyla ifâde vermeye çağıran özel yetkili savcı görevden alındı. Peki, şimdi ne olacak?
Erzurum Özel Yetkili Başsavcıvekili Tarık Gür ve yardımcılarının HSYK tarafından görevden alınmasının ardından bu kez gözler 3. Ordu Komutanı Org. Saldıray Berk’le ilgili soruşturmaya çevrildi.
Görevden alınan Savcı Osman Şanal, önceki gün Akineton soruşturması kapsamında ifâde vermeye gelmeyen 3. Ordu Komutanı Berk’e 26 Şubat’a kadar süre vermişti. Ancak şimdi görevden alındı. HSYK eğer 26 Şubat’a kadar özel yetkili savcı atamazsa Berk’in ifâde vermesi de ertelenecek.
***
Artık, Devletlû’nun “Benim Genel Kurmay Başkanım” dediği Orgeneral İlker Başbuğ’un Akineton Suç Örgütü üyeliği ile suçlanarak, Ultra Mega Özel ve Tüzel Yetkili Başsavcılar tarafından içeri tıkılması an mes’elesidir.
Buna gerekçe olarak da Türkiye’den Muz Cumhuriyeti’ne giden, orada din değiştirip Musevî ve üstelik de haham olan bir panseksüelin itirafları ve isnatları gösterilir.
Eh, Hollywood teknolojisiyle yaratılmış, İlker Başbuğ’un 19 yaşındayken küçük bir kıza horoz şekeri verdiği çok gizli bir film internete düşer (ama bittabi, inandırıcı olması için, hafif soluk ve flûdur); Adlî Tıp Kurumu’ndan da 7′ye karşı 4 rey ile bunun ona âit olduğu kararı çıkar…
Bir Taraf da özenle muhafaza edilmiş şöyle bir belgeyi ânında servis eder: “Bu PKK’lıları, Kürt ayrımcılığını ve şeriat düzeni hasretiyle yatıp kalkanları bir gecede imha etmek için bahçelerinize gömdüğünüz içi boş gibi yutturduğumuz lav silâhlarını ve beylik tabancalarınızı alarak 12 Mart 2009’da Allah Allah diyerek saldıracaksınız. Islak imzayla: Org. İlker Başbuğ”.
Zâten morali çok bozuk olan Org. İlker Başbuğ bu yapılanları hazmedemez, beylik Kaleşnikofu’yla kendini sırtından tarayarak intihar eder (nasıl olur yâhu demeyin). Diğer Kuvvet Komutanları da emir komuta zinciri içerisinde olmaksızın, kollektif şuûrla aynı âkıbete uğrarlar! Bu durum vaziyetinde zâten TSK’nın hukukî ve fiilî varlığı ortadan kalkar, bütün erat da evlerine dönerken yolda PKK’lılar tarafından infaz edilir. Politik Psikiyatri Uzmanı Prof. Dr. Mehmet Bekâroğlu da merhumları ve duyduklarına inanamayıp intihar eden çoluk çocuklarını profilleyerek “hepsi deliydi zâten” der.
Bu arada, İspanyol Büyükelçiliği himâyesinde hizmet veren Cervantes Kültür Merkezi’ni işgâl eden Sosyalist Demokrasi Partisi (SDP) üyeler merkezin üst kat balkonuna çıkıp “Her yer Tekel, her yer direniş” şeklinde slogan atar.
Haberkrüt tamamen bîtaraf ve dürüst yorumcuları ekrana taşıyarak bütün bunların hâdlerini aşan “AK Parti” düşmanlarının işi olduğu hususunda milleti ikna eder. Prof. Mehmet Altan da “Allah kolaylık versin, keh keh keh” diye derin yorumlar yapar. Spiker de “hah hah hah” şeklinde mukabele eder.
Ve…
Perde!
… mi?
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 17 Şubat 2010 Çarşamba

