Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1712 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

TÜRKÇE ve RTÜK HAKKINDA

Politika Dergisi’nde güzel bir makale yayınlanmış; yazarı Tülin Talay (bu isme de âşinâyım, nereden acep): http://www.politikadergisi.com/makale/turk-egitim-sistemi-ve-turkce-uzerine-yapilan-hesaplar#comment-1891. Tashihatla iktibas ediyorum.

Sağlıklı toplumların oluşmasına, çağdaş medeniyetler seviyelerine yükselmesine, kendini ifade (MKD: ifâde)  edebilen, sorgulayabilen, toplumun kültürünü ve bilgi birikimini algılayabilen bireylerin yetişmesine imkân veren olmazsa olmaz bir sistem; eğitim. (MKD: algı (reception) yerine idrak (perception) olmalı).

Her ulusun kendi ulusal dili olduğu gibi, kendi özümüzü en iyi anlatan anadilimiz Türkçe. Türkçe; (MKD: Bu “;” gereksiz) Türk ulusunun kendini ifade edişinin ortak dilidir. (MKD: ifâde).

Son yıllarda eğitim sistemimizi ve Türkçe kontrolünü yitirmiş bir vaziyetteyiz. Batıda uygulanan eğitim sisteminin ölçülerimize uyup uymadığı incelenmeden zorla giydirilmesi söz konusu. Batı modelli eğitim veya batıya yönelik hevesler, bizi kendi özümüzden uzaklaştırmakla kalmıyor, ölçülerimize uymayan, dar veya bol gelen bu sistem ile öğrenciler mücadele etmekten, bilgiyi, kültürü ve tarihi öğrenmekte başarı sağlayamıyor. Öğrencilerin, bu toplumu oluşturan bireyler olduğu çoğu zaman unutuluyor.

Milli (MKD: millî) eğitim sistemimize dahil (MKD: dâhil) okullar yerine tercih edilen birçok yabancı okullar da ailelere daha cazip geliyor. (MKD: âilelere, câzip). Bunun nedeni; yabancı okullarda öğretilen dil eğitiminin etkili olması ve ‘benim çocuğum şu kolejde, bu yabancı okulda okuyor’ gibi gösteriş düşkünlüğüdür. (MKD: buradaki “;” yanlış, ‘…’ değil, “…” doğru).

Toplumda yabancı dil eğitiminin, ileriki yaşamında ve bilimsel çalışmalarda daha etkin (geçerli) olduğu düşüncesi egemen. (MKD: etkin ne demek, muğlâk ve bir çanta kelime). Yabancı dil ile eğitim alan (MKD: eğitim alınmaz, görülür) çocukların daha başarılı veya daha çok tercih edileceği düşüncesi de kuvvetle muhtemel. Batı özentili yetişen, yabancı dili “tarzanca” (MKD: Tarzan özel isim, Tarzanca olmalı) dahi konuşsa gözde olan, bunu büyüklük olarak benimseyenler, birbirine yabancı dil eğitimi ile üstünlük taslayanlar kendi kültürünü, tarihini öğrenmediği gibi, kendi “anadilini” de “küçümsüyor, küçümsetiyor”.

Anadilini bilmeyen, cümle yapısını “yüklemi, özneyi, zamiri, filli” öğrenmemiş bir kişinin yabancı dil ile eğitimde başarılı olacağını düşünmek, yürüyen merdivende ters yöne çıkmasını istemek ile eşdeğer. Esasında bu durumu bir başka örnekle daha net açıklamak mümkün. Şöyle ki; (MKD: “;” yerine “,” kullanılmalı) bir bebeğin anne, baba (MKD: anne baba) tarafından değil de (MKD: burada “,” lâzım) yabancı bir bakıcı tarafından doğumundan itibaren yetiştirilmesi ile edindiği “bilgi birikim ve kültürün” ailenin kültüründen farklı olacağı gerçekliğidir. Dolayısı ile Türkçe yazamayan, okuyamayan, dil yapısını çözememiş bir bireyden yabancı dili özümsemesi, yapısını algılaması beklenemez.

Anaokulu ve okulöncesi döneminde verilmeye başlayan yabancı dil eğitimi, anadilini gerektiği gibi öğrenilmediğinden kendini ifade etmekte güçlük çeken, derdini anlatamayan aciz bireylerin oluşmasına sebep olmaktadır. (MKD: ifâde, âciz).

Yabancı dili öğrenmek çağımızda iletişim, teknoloji açısından gerekli. Bunun için özel kurslar bir hayli çoğunlukta.

Ancak söz konusu yabancı dil ile eğitim olduğunda detaylı değerlendirmek gerekir.

Yabancı dil eğitimi ile “Türk tarihini”, “Türk kültürünü”, “Türk dilini” öğrenmek ne kadar mümkün olabilir veya ne kadar tarafsız olabilir ki?

Neyzen Tevfik’i,

Nazım Hikmet’i (MKD: Nâzım)

Yabancı dil eğitimi ile öğrenmek ne kadar gerçekçidir?

Bize sunulan kadarını bilmek, tarihimizi başkalarının dilinden öğrenmek gerçek tarihten eksik kalmamıza neden olmaktadır.

Önceliğimiz kendi özümüzü, ulusal kavramlarımızı anlamak olmalı.

Milli Eğitim Bakanlığı; eğitim sistemine gençliğin geleceği, halkın refahı için önem vermeli özünde “milli” olmayı korumalıdır. (MKD: ilk “;” hatalı, milli değil millî olmalı; Shop & Miles’tan mil kazanmıyoruz).

Devlet okullarında verilen eğitim, öğrencilerin SBS ve üniversite sınavı gibi eğitim hayatında çok önemli dönüm noktalarında başarılı olmalarına yeterli gelemiyor. Birçok anne-baba (MKD: anne baba) çocuklarını ya özel dershaneye gönderiyor, ya da özel ders aldırıyor. (MKD: dershâne). Elbette bunu imkânı olanlar yapabiliyor. Yine Milli Eğitim Bakanlığı (MKD: Millî) okullarının yetersizliğinden dolayı aileler çocuklarını özel okullara göndermeyi tercih ediyor.

Eğitim-öğretim her bireyin hakkıyken; (MKD: “;” gereksiz) sistem, parası olanın, gücü olanın lehine eşitsizliğe neden oluyor.

Bir de eğitim-öğretim kavramından uzak, ticari (MKD: ticarî) hesapların yapıldığı, hatta (MKD: tren hatta değil, hâttâ olacak) ciddi miktarların döndüğü bir sistem haline dönüşmüş olması durumu var ki bu da çok acı.

Çocuk, kadın, erkek…

İşçisi, memuru, doktoru, bilim adamı, gazetecisi, yazarı, vekili, çöpçüsü, madencisi, öğrencisi ile her biri toplumu oluşturan bireyler. Her birinin ayrı becerisi, ayrı düşüncesi, ayrı mücadelesi, ayrı hayali var. (MKD: hayâl) Bu ayrılıkları birbirine bağlayan ise ortak dilimiz Türkçe.

Üzüntüyü, sevinci, karşılaşılan güçlüklerde kendini en iyi ifade etmenin, anlatmanın ve en rahat şekilde paylaşmanın yolu anadil ile mümkün. (MKD: ifâde).

Yetişecek çocukların ve gençlerin görecekleri eğitim ve öğretimin şartları ne olursa olsun, köyde, şehirde her nerede okuyorsa olsun; (MKD: bu “;” yanlış ve gereksiz) Türkiye Cumhuriyeti değerlerinden, milli (MKD: millî) benlik ve Türk kültüründen uzak bırakılmamalıdır.

Bir milletin bağımsız ve özgür toplum halinde yaşaması bireylerin aldığı eğitim ile ilgilidir. Yarının geleceğini oluşturacak çocuklara, gençlere hiçbir güçlük karşısında boyun eğmeyen güçlü birey olmasını öğreten verdiği eğitim ile bilgiyi hayatlarının her alanında kullanabilmesini sağlayan öğretmenler de unutulmamalı. Medeni (MKD: Medenî) ve çağdaş bir toplumun oluşması, ancak ve ancak kendi değerleri, kültürü ve dili ile yetişmiş bireyler ile mümkün olur. Öğretmenlerin yeni nesillerin mimarı olması, kültür ordularını ve ülkenin bütünlüğünü koruyan orduları oluşturan ve karşılaştığımız bireyleri yetiştirmesindendir.

Ülkesine, değerlerine sahip çıkmak milli (MKD: millî) ruh bilincinin yüksek olması ile mümkündür.

Milli (MKD: millî) duygulardan yoksun bırakılmış,

Kültürünü, tarihini, tarihin her döneminde ulusuna karşı olmuş milletlerden öğrenmiş,

Dilini erozyona uğratarak anadili yerine Türkche konuşmayı tercih etmiş,

Ülkesini çağdaş medeniyetler seviyesine yükseltmek yerine dini eğitim ile köleleştiren bir zihniyetle yetiştirilmiş,

Kendi özünden arındırılarak farklı kültür ve dil ile sindirilmiş,

Özetle; (MKD: sâdece “,” yeterli) sömürgeleştirilmiş beyinler ne kendine ne de kendi toplumuna bir fayda sağlayabilir.

Milli (MKD: millî) benliğini yitirmiş ve dilini kaybetmiş bir milletin varlığından söz edilmez. Dış güçlerin Türkiye Cumhuriyeti’ni görmek istediği nokta da tam da budur.

Nuran.Talay@PolitikaDergisi.com

***

Alınan bilgiye göre, RTÜK, 6 Ekim 2009 tarihinde “Aman Adanalı” adlı belgeselde sigaralı sahneleri herhangi bir kapatma uygulamadan yayınlayan TRT 2’ye, 4207 sayılı yasanın 3. maddesinde yer alan, “Televizyonlarda yayınlanan programlarda, filmlerde, dizilerde, müzik kliplerinde reklâm ve tanıtım filmlerinde tütün ürünleri kullanılamaz, görüntülerine yer verilemez” hükmünü ihlâl ettiği gerekçesiyle idarî para cezası uygulanmasını kararlaştırdı. 4207 Sayılı Yasanın 5. maddesi, Üst Kurul’a, yasa hükümlerini ihlâl eden ulusal yayın kuruluşlarına, 50-100 bin TL’ye kadar idârî para cezası uygulama yetkisi veriyor. 3984 Sayılı Radyo ve Televizyonların Kuruluş ve Yayınları Hakkında Kanun’da 2002 yılında yapılan değişiklikle TRT yayınlarını denetleme yetkisi elinden alınan RTÜK, 8 yıl aradan sonra ilk kez 4207 Sayılı Yasa’daki yetkisine dayanarak TRT’ye ceza uygulanmasını kararlaştırdı. TRT’nin, kararın iptâli için idarî yargıya başvurma hakkı bulunuyor. Bununla birlikte, 5326 Sayılı Kanun’un 17. maddesi gereğince, TRT, para cezasını kanun yoluna başvurmadan önce peşin öderse ceza tutarında dörtte bir oranında indirimden yararlanabilecek.

ATV’YE “İSTİSMAR” UYARISI

RTÜK, çocukların yarışmacı olarak yer aldığı “Bir Şarkısın Sen” adlı programda, çocuk istismarı yapıldığı gerekçesiyle ATV ile ATV Avrupa’ya uyarı cezası verdi. Üst Kurul, Türkiye’nin de taraf olduğu BM Çocuk Hakları Sözleşmesi’nin ilgili hükmü ile ilgili yasadaki, “Gençlerin ve çocukların fiziksel, zihinsel ve ahlâkî gelişimini zedeleyecek türden programların, bunların seyredebileceği zaman ve saatlerde yayınlanmaması” yayın ilkesinin ihlâl edildiği gerekçesiyle bu kararı verdi.

RTÜK, 23 Aralık 2009 tarihinde yayınladığı “Zuhal Topal’la İzdivaç” programında, kendine uygun eş arayan bir kadının imam nikâhlı kocasının stüdyoya gelerek özel ilişkilerini uygunsuz bir üslûpla ve tüm ayrıntılarıyla ortaya sermesi nedeniyle, Star TV’nin uyarılmasını kararlaştırdı. Aynı tarihte yayınlanan “Mesut Yar’la Uyan Türkiye” programında da şarkıcı Niran Ünsal hakkında yapılan yorumları, mânevî şahsiyete yönelik eleştiri sınırları ötesinde saldırı niteliğinde bulan Üst Kurul, Star TV’nin bu program nedeniyle de uyarılmasına karar verdi. Aynı şekilde, 17 Aralık 2009 tarihinde yayınlanan “Birimiz Hepimiz İçin” adlı programda bir konuk tarafından sarf edilen küfür nedeniyle de Star TV uyarıldı.

ŞEHİT HABERLERİ İÇİN SAVUNMA İSTENDİ

RTÜK, haber bültenlerinin verilişi sırasında, “Arşiv ve canlandırma görüntülerini, ekranda herhangi bir yazılı uyarı yapmaksızın, gerçekmiş gibi yayınladığı” gerekçesiyle bazı kanallara da müeyyide uygulanmasını kararlaştırdı.

Bu kapsamda, Tokat’ta pusu kurularak şehit edilen askerlerle ilgili haberler nedeniyle Star TV’den savunma istenirken, aynı olayla ilgili haberi verirken 3713 Sayılı Terörle Mücadele Kanunu’nun açık hükümlerine rağmen, PKK terör örgütünün bildirisini yayınlayan Show TV ve Show Türk’ün de “Radyo, televizyon ve veri yayınlarının hukukun üstünlüğüne uygun olarak kamu hizmeti anlayışı çerçevesinde yapılacağı” yönündeki yayın ilkesini ihlâl ettiği gerekçesiyle savunmaları istendi. Ayrıca Mersin, Hakkâri, Şırnak, Urfa, Adana ve İstanbul’da yaşanan olaylarla ilgili haberlerde, “Şiddet görüntülerini, etkisini artıracak efektler eşliğinde, tekrar ve bir kısmını polis kamerası kayıtlarından yayınladığı” ve “Suç örgütlerinin korkutucu ve yıldırıcı özelliklerinin yansıtılmaması ilkesini ihlâl ettiği” gerekçesiyle, Show TV ve Kanal D’nin savunmalarının istenmesine, Show Türk ve Kanaltürk’ün de uyarılmasına karar verildi.

CEMİL İPEKÇİ’NİN GÖRÜNTÜLERİ

Üst Kurul, “Evlilikte aldatma” ve “Vajina estetiği” gibi konuların tartışıldığı “Hülya Avşar Soruyor” programında, ‘”Gençlerin ve çocukların fiziksel zihinsel ve ahlâkî gelişimini zedeleyecek türden programların, bunların seyredebileceği zaman ve saatlerde yayınlanmaması” ilkesinin ihlâl edildiği gerekçesiyle, Habertürk’e uyarı müeyyidesi uygulanmasını kararlaştırdı. “Teke Tek” adlı programda Fatih Altaylı’nın kullandığı bâzı ifâdeler nedeniyle Habertürk’ten savunma istenmesi kararlaştırıldı.

Üst Kurul, internetteki bir sosyal paylaşım sitesinde, 13 yaşında bir çocuğun kedi kesme görüntülerinin bulunduğuna ilişkin haberi yayınlayan Flash TV ve yürümeye çalışan, bacakları kesilmiş bir boğanın görüntülerini yayınlayan Kanal Türk’ün savunmalarının istenmesine de karar verdi. “Süper Kulüp” adlı magazin programında, Cemil İpekçi ve sevgilisinin görüntülerini yayınlayan Fox TV’nin, “Yayınların toplumun millî ve mânevî değerlerine ve Türk âile yapısına aykırı olmaması” ilkesini ihlâli gerekçesiyle savunması istendi.

***

Bu sonuncudan başlayalım:

Hani Diyanet Din Şûrası’nda iki psikiyatri profesörü homoseksüaliteyi hastalık olarak tasnif etmiş ve gayrı ahlâkî olarak lânetlemişti! Hele Amerikanca isimli merkezler işleten, uçana kaçana deneysel seviyedeki birtakım tedavi yöntemlerini ücret alarak tatbik edip köşeleri dönen bir tânesi hızını alamayıp “bunlar telef edilmezse 50 sene içerisinde insanlığın sonu gelecek” meâlinde, evlere şenlik bir de fetvâ yayınlamıştı ya!

Gülme tuttu yâhu!

Muhafazakâr ve liberal bir eşcinsel” olarak Haberkrüt’e filân ikide bir çıkan, bu hususiyetini hep söyleyen, THY çalışanlarını maymuna çeviren kıyâfetler tasarlayarak köşeleri dönen Cemil İpekçi bunları söylerken sorun olmuyor da, erkek sevgilisiyle çekilen görüntüleri neşredilince neden suç oluyor? Ne yâni, kadın sevgilisiyle mi takılacaktı? Fotoğraflarda ve görüntülerde cima’ hâli veya öpüşüp koklaşma yoksa, bunu söylemesi neden ayıp da, efendi efendi görüntülerinin yayınlanması suç?

Bir de, muhafazakâr ve liberal ve homoseksüel münevverimiz Cemil İpekçi diyelim ki ağır bir depresyona girse (Allah korusun bittabî) ve bahsettiğim psikiyatri profesörünün(!) merkezine veya hastânesine yatırılsa acaba ona ne yaparlar?

   Sabun mu?

      Kastrasyon (ânında sözlük: iğdiş etme) mu?

         Temerküz kampına sevk mi?

***

Ey RTÜK Efendileri,

Eğer feneriniz aydınlandıysa, fakire bir kulak kabartın…

Siz esas sabah-öğle kuşağındaki detektiflik (msl. Müge Anlı’nın uzun süre önce yolumu ayırdığım, kadrolu bir psikiyatri profesörünün arada parmak kaldırıp azarlandığı, aynı şeyi koca bir avukatın da yaşadığı program), evlenecek partner bulma ve boşanma programlarına neden bakmıyorsunuz?

Bunlarda sürekli olarak antisosyallik, hakaret, küfür, hâttâ şiddet var.

Zâten perişan olmuş halkımız da sosyal psikolojinin hazin kuralına uyarak, daha rafine ve nitelikli olanları değil, bu programları seyrediyor.

Oradaki figürlerle özdeşleşip benimsiyor.

Âile içi şiddetin artmasında bunların doğrudan etkisi ve rolü var!

Avam kendisine verilenin en düşük seviyeli olanını tercih eder; en basit sosyal psikoloji realitesidir bu. National Geographic Wild’ı filân açmaz (orada da hâlâ fok balıkları demiyorlar mı, tepemin tası atıyor: Foklar memelidir yâhu, balık değil)!

Aynı şey akşam-gece kuşağındaki “Kurtlar Vâdisi”, “Adanalı” gibi diziler için de geçerli. Bu arada, bu sevimli ama çelimsiz kabadayı polise(!), yâni Sayın Oktay Kaynarca’ya birileri azıcık dövüş tekniği öğretse iyi olur çünkü performansı kötü ötesi. Hani, komik olmaya çalışırken komik oluyor. Kendisiyle hiç tanışmadım, televizyonda bir hanımla beraber sunduğu programdan edindiğim intiba, yumuşak huylu ve asla dövüşmeyi sevmeyecek biri olduğu (CV’si için bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/Oktay_Kaynarca).

   Bir de, şu uydurukça “uyarı” kelimesi aynı zamanda ”tembih” ve “tahrik” anlamındadır.

      Kanalları tahrik etmeyip, nasihati, ikazı, tekdiri… filân tercih etseniz âlâ olur…

         Hadi, şimdi dua edelim ki üç harfliler çarpmasın bizi!

Mehmet Kerem Doksat – Girne – 28 Şubat 2010 Pazar

Güncelleme (06 Mart 2010 Cumartesi): Dün Sayın Nuran Talay samimiyet kokan bir e-mesaj yallayarak yazımı keyifle okuduğunu ifâde etti ve teşekkür etti. Yazarın Tülin Talay değil de kendisi, yâni Nuran Talay olduğunu da ifâde etti. Yapıcı tenkitten hoşlanabilen nice kâmil insanlara daha kavuşmak ümidiyle kendisine teşekkür ediyor, hürmetlerimi sunuyorum.

Yorum Yapın

Mesajınız