Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2282 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

DİYARBAKIRSPOR, TAŞ ATAN ÇOCUKLAR ve ROMAN AÇILIMI

Bilindiği gibi, Diyarbakırspor, Turkcell Süper Lig’in son iki haftasında taraftarının neden olduğu olaylar sebebiyle küme düşme tehlikesiyle karşı karşıya kaldı. Tribün olayları nedeniyle tatil edilen Bursaspor maçıyla ilgili Futbol Federasyonu Yönetim Kurulu kararını bekleyen kırmızı-yeşilli ekip, İstanbul Büyükşehir Belediyespor maçında da taraftarının sahaya girmesi ve karşılaşmanın tatil edilmesiyle büyük bir tehlikeyle küme düşme tehlikesiyle karşılaştı.

Eğer tatil edilen iki maç nedeniyle Federasyon Yönetim Kurulu kırmızı-yeşilli ekibe hükmen mağlûbiyet kararı verirse, Diyarbakırspor Futbol Müsâbaka Tâlimatı’nın 20. maddesi gereği bir alt lige düşürülebilir:

“(1) Müsâbaka hakemi; a) Müsâbakanın, kulübün futbolcusu, yöneticisi, teknik adamları ile diğer kişilerin ayrı ayrı veya birlikte hakeme veya rakip takım futbolcu ve mensuplarına fiilî eylemde bulunmaları, kavgaya sebebiyet vermeleri ve bu eylemleri dolayısıyla müsâbakaya devam edilmesi imkânının kalmaması,

b) Seyircilerin taşkın ve edebe aykırı hareketleri ile birlikte müsabakaya müdahaleleri sonucunda müsâbakaya devam edilmesi imkânının kalmaması hâllerinde müsabakayı tatil ettiğini ilân eder. Bu hallerde TFF Yönetim Kurulu, ihlâli gerçekleştiren takımlardan birinin veya her ikisinin hükmen yenik sayılmasına ve ayrıca olayın durumuna göre gâlibiyet hâlinde verilen puan kadar puan tenziline karar verebilir. Eğer müsâbaka eleme usûlüne göre düzenlenmişse, takım bu müsâbakalardan ihraç edilir ve ertesi yıl aynı mâhiyetteki müsâbakalara katılamaz. Play-Off sisteminde oynanan müsâbakalarda ertesi yıl aynı mâhiyetteki müsâbakalara katılamama kararı verilemez.

(2) TFF Yönetim Kurulu, 1. fıkrada öngörülen tüm durumlarla ilgili olarak karar verirken, müsâbakanın hakemlerinin, gözlemcilerinin, temsilcilerinin, Merkez Hakem Kurulu ve Temsilciler Kurulu Üyeleri’nin, Disiplin Müfettişleri’nin ve ilgililerin raporlarını ve her türlü delili göz önünde bulundurur.

(3) TFF Yönetim Kurulu, yaptığı değerlendirmede, maçın tatil kararlarını uygun görmediği takdirde, maçın tekrarlanmasını veya yarıda kaldığı anki sonucu ile tescil olunmasına karar verebilir.

(4) Bu maddede belirtilen sebeplerle aynı sezonda ikinci kez müsâbakanın tamamlanamamasına sebebiyet veren takımlar, bulunduğu sezonda müsâbakalardan çıkarılarak, bir alt lige düşürülür ve bu takımla müsabakası olan takımlar müsâbaka yapmaksızın hükmen gâlip sayılırlar. Bu durumda olan takımların takip eden sezonda müsâbakalara alınıp, alınmaması konusunda TFF Yönetim Kurulu karar verir. Alt lig bulunmaması hâlinde kulüpler bir yıl (sezon) müsâbakalara alınmazlar”.

DB1

DB2

DB3

DB6

DB9

1949 Yılında Mardin’de doğup bugünlere gelen Dâhi İstanbul Vâlisi Muammer Güler, Hakem Hüseyin Göçek’in son dakikalarını oynatmayarak maçı tatil etmesi hakkında, “hakemin bu katı yorumu, provokasyonların önünü açacak bir yorumdur. Provokasyon yapmak isteyenlerin ekmeğine yağ sürmüştür, maçta Türk futbolu adına üzüntü verici olaylar yaşandıdedi. Meğer normâlde bu tip maçlara 300 kişilik polis ekibi verilirken, bu sayının 925’e çıkarılmış, ayrıca içeride de 200 kişilik özel güvenlik ekibi mevcutmuş. Maçı seyretmek için 2 bin 925 Diyarbakırspor, 150 de İstanbul Büyükşehir Belediyespor taraftarı Atatürk Olimpiyat Stadı’na gelmiş, 87. dakikada atılan golün ardından da, bâzı kendini bilmez provokatörler sahaya girmiş. 5-6 dakika içinde sahaya giren kişilerin 1125 kişilik güvenlik ordusunca kontrol altına alınmasına karşın, Hakem Hüseyin Göçek ise bütün girişimlerine rağmen tâlimatları öne sürerek sahaya çıkmamış.

Yaşananlarda özel güvenlik elemanlarının da bir anlık gafleti olmuş olabilirmiş, Dâhi İstanbul Vâlisi Muammer Güler maçın kalan 3 dakikalık bölümünün oynanabileceğine olan inancına dikkat çekerek, “hem Türkiye Futbol Federasyonu temsilcisi, hem güvenlik âmiri, hem iki kulübün başkanı, hem il emniyet müdürü, hem de ben can güvenliği açısından teminat vermiş olmama rağmen, karşılaşma devam ettirilmedi. Olmaması lâzımdı. Ben üzüntümü belirtiyorum. Kurumsal bağnazlık içinde bir korumacılık yapmıyorum. Özel güvenliğin bir eksiği varsa, onu da soruşturacağız. Soyunma odasına giren hakem çıkmaz diye bir yazılı kural varsa, bunu da bilmek istiyoruz” diye de ilâve etmiş. İstanbul’un Dâhi Vâlisi Muammer Güler hızını alamayıp, İstanbul’da daha önce güvenlik sebebiyle ertelenmiş bir Süper Lig maçı olmadığını da dile getirmiş ve “hakem, çok katı bir yorumla, yazılı olmayan kuralları da maâlesef çiğneyerek, böyle bir değerlendirmede bulundu. Keşke tâlimatlara itibâr edileceğine, teminatlara itibâr edilseydi” diye bir vecize de dile getirmiş.

Vâli Muammer Güler

Bunlara en güzel cevabı Erman Toroğlu verdi: Sevgili İstanbul Vâlim Muammer Güler demiş ki “hakem maçı tatil etmekte acele etti”. Ben aynı fikirde değilim. Böyle bir statta, bu konumdaki bir Diyarbakırspor maç yapıyorsa polisiye önlemlerin çok ciddi ve etkili olması gerekirdi. Bu seyircilerin bulunduğu bölüm, diğer taraftarlardan ayrılmalı ve sahaya bakan yüzüne bol miktarda emniyet gücü konulmalı, ayrıca yan kısımlarına da emniyet güçleri konularak bu kişilerin koca stada dağılması ve sahaya atlaması engellenmeliydi. Bunu yapmak da çok zor değildi. Böyle bir şey yapılmamış; seyircinin elinde bıçak mı var, ustura mı var, ne olduğu belli değil. Herkes kaçarak canını zor kurtarmış; Sevgili Vâlim hâlâ, “hakem erken davrandı” diyor… O zaman, eğer emniyet güçleri gerekli tedbirleri almayacaksa hakemlere sarı kart, kırmızı kart ve düdükten başka büyükçe birer biber gazı, birer tâne şarjlı elektro şok âleti ve o da kâfi gelmezse, birer el bombası vermek lâzım. Hani, sırayla kullansınlar diye

Yâni hakemler ve futbolcular beş on dakika azıcık telefat verip de dişlerini sıkabilseler, hayatta ve ayakta kalanlarla maç bitirilebilirmiş. Dâhi Vâli şaka da etmiyor bermutat!

Herkes Diyarbakırspor küme düşmesin diye uğraşıyor, onlar ise düşmek için.

Amaç belli: Zâten fiilen kurulmuş olan Güneydoğu Kürdistanı’nın “faşist Türkler” tarafından nasıl mağdur edildiğini dünyaya haykıracaklar. Bundan sonra da hiçbir takım Diyarbakır’a gidip de maç filân oynayamayacaktır. Türkiye’nin her yerinde olaylar sür’atle artacaktır; Nevruz geliyor. Bu Hükûmet de bunlarla mücadele etmek yerine, ABG’den verilen emirlere tâbi olacaktır.

Devletlû’nun çıkışlarına, restlerine filân bakmayın, hepsi şov! İlk gazâbı geçtikten sonra gittikçe yumuşuyor. Gene de ABG’nin kendisine olan güveni ciddi olarak azaldı çünkü mâni olamadığı öfkesi ve fevrîliği, kendisinin güvenilirliğini çok düşürdü ve alternatifleri çoktan hazırlandı.

Bana sorarsanız, Diyarbakırspor en ağır şekilde yâni müstahak olduğu şekilde cezalandırılarak, küme düşürülmelidir. Nihâî fikirlerimi taş atan çocuklarla beraber arz edeceğim.

***

Taş Atan Çocuklar

Yüzlerce, binlerce çocuk. Babalarının 5-10 karısından olma onlarca kardeşlerinin hepsinin ismini bile doğru dürüst bilmezler.

Dünyanın her yerinde cehâletin ve feodalitenin hüküm sürdüğü yörelerde onlara rastlarsınız.

Bizde ise büyük çoğunluğu Kürtler arasından çıkar.

Taş çocuk1

Düzgün eğitim ve öğretim gören, yeterince ana baba şefkati ve ilgisi gören bir çocuğun sosyal farkındalığının (awareness) artması ve sosyal ilişkilerde akomodasyon yapabilmesi için en az 9 yaşına gelmesi icap eder. Yâni iyi yetişmiş, 6 veya 7 yaşında ilkokula başlamış ve her türlü gıdâsı (maddî mânevî) karşılanmış bir çocuk için bu anlattığım muteberdir.

Vakti zamanında büyük kentlere göçüp kent-soylu olmayı başarabilmiş epey Kürt tanıyorum. Hemen hiçbiri antisosyal veya hudutta kişilik sâhibi olmadığı gibi, arı gibi de çalışkan ve vatanına milletine sâdık, “özüm Kürt’tür ama ben Türk’üm” diyen insanlardır.

Ama Güneydoğu…

Oradaki Kürtler gâyet bilinçli bir şekilde “çoğalmaktadırlar” ve feodalite azalarak değil, artarak sürmektedir.

İstiklâl Hârbi sonrasında vatandaşların sâdece %3-4′ünün okuma yazması vardı. Cehâlet ve şeyh şıh hâkimiyeti korkunç seviyedeydi. Halkın  %80′i köylerde yaşıyordu.

Atatürk ilk defa Köy Enstitüleri kuruluş yasalarını çıkardı. İlkönce askerliğini çavuş olarak yapmış erlerden köy öğretmeni yetiştirilip köylerine öğretmen olarak gönderilmesi projesini tavsiye etti ve bunu uygulattı.

Amaç açıktı: Cehâlet ve majik (büyüsel) düşünceden kültürlü ve rasyonel (akılcı) düşünceye istihâle (transformasyon); bu sâyede de muasır medeniyet seviyesinin üstüne çıkabilmek!

Komünist şâir Can Yücel’in “ben hayatta en çok onu sevdim” dediği, o zamanın Millî Eğitim Bakanı Hasan Âli Yücel Üstâdımız’ın da büyük emeği geçti; bu ülkü uğruna âilesini, her şeyini ikinci plâna attı.

Hasan Âli Yücel

Ürkek huylu İsmet İnönü ise başlarda destek vermişken, 1946 seçimlerinde CHP’ye oy kaybettireceği endişesi ile Köy Enstitüleri’nin kapatılmasına karar verdi, sonra da Bülent Ecevit tarafından daha ölmeden TBMM’de duası okunarak terk-i siyaset ve terk-i dünya eyledi. Tıpkı aynı şekilde, ödlek oğlu da ODTÜ’yü terörist yuvası hâline getirip siyâsete “atıldıktan” sonra Leylâ Zana’ları TBMM’ye sokup, akabinde “tüydüğü” gibi…

Eğer bu müthiş proje ödlek ve menfaâtperest İnönü tarafından engellenmeseydi, bugün ne feodalite mes’elesi vardı, ne de Kürt Sorunsalı!

Bunları çok daha müeddep bir şekilde Terör Okulu konferansımda söylediğimde internette adım “darbeci profosör [aynen böyle yazılarak]” ve “Kürtler’e ağır hakaret” diye düştü (bkz. http://www.tumgazeteler.com/?a=1820151)! Atatürk düşmanlarının kalesi olan Bilgi Üniversitesi’nde(!) de benzeri şeyleri söylediğimde, az daha linç edilecektim: http://www.tumgazeteler.com/?a=1735422. Ayrıca http://www.keremdoksat.com/2006/10/17/fasomani/ makaleme de göz atabilirsiniz. Prof. Celâl Şengör neredeyse ipten döndü. Şimdilerde bununla suçlanan epey kişi (en son olarak da Prof. İlber Ortaylı) oldu ki, işin de cılkı çıktı.

Celâl1

Celâl

İlber Ortaylı

Taş atan çocuklar muazzam bir antisosyal kültür(!) içerisinde, her şeye ve bütün “ötekilere” düşman, bir de bunların doğacak çocuklarını düşünün! Kimseyi bulamazlarsa, birbirlerini taşlıyor, bıçaklıyor veya öldürüyorlar. Üstelik kanser gibi büyük şehirlere, megapollere de metastaz yapıyorlar ve asla demokrasiye entegre ol(a)muyorlar. “Hemşerim gettolarında” iyice antisosyalleşiyorlar.

Bütün iç ve dış şer odaklarının maşası hâlindeler.

Gâzi Mustafa Kemâl Atatürk’ün ifâdesiyle “gaflet, dalâlet, hâttâ hıyânet” içerisindeki dâhilî ve hâricî bedhahlarca kollanıp kullanılıyorlar.

Maçta taş atıp adam dövenler de bunlardır, dükkânlara ve polislere taş, bombalaştırılmış havaî fişek atanlar da…

Bu mekânda defalarca yazdığım gibi, bu iş “zavallı çocuklar” edebiyatıyla hâlledilemez.

En kısa zamanda bir Millî Mutâbakat Hükûmeti kurulmalı, Türkiye çapında Olağanüstü Hâl ilân edilmeli ve herkes ne gerekiyorsa, onu yapmalıdır.

***

Roman Açılımı!

Devletlû haykırdı, büyük şâşaa ile Çingeneler’i (bu Roman lâfı da nereden çıktı bilmiyorum) coşturdu. Onlar da göbek atıp oynadılar, bütün yandaş medya bunları saatlerce gösterdi.

Benim sevgili Devletlûm onların câhil ve kolay gaza gelen tarafını çok iyi biliyor ama aptal zannederek büyük bir hata yapıyor.

“Sizleri rahat apartman dâirelerinde, köşklerde, konaklarda oturtacağım” diyor (biraz mübalâğa etmiş olabilirim). Büyük bir ihtimâlle kökleri Hint’e dayanan, Kürtler gibi antisosyal özellikleri de yoğun olan ama hayatla dalga geçip, gönüllerince de eğlenmeyi, şarkı söylemeyi âlâsıyla bilen bu “quasi-ethnical” grup çok kurnazdır.

Çingene1

Çingene2

Aralarında pek meşhur ve zengin olanları mevcuttur.

Adnan Şenses

Türkân Şoray

Kibariye

Açılım maçılım derken, aslında İstanbul’un en paha biçilmez bölgelerinden şutlanıp, bilmem kaç kilometre ötede inşâ edilecek bir yerlere tıkıştırılmak istendiklerinin bal gibi farkındalar. Kolay kolay yedirmezler; yarın öbür gün görün çıkacak hâdiseleri

İşin içinde rant var, büyük vurgun plânı var.

Genel Af diyorlar ya…

Hapishâneler istiap hâdlerinin çok fevkinde dolu. Eğer karınızı doğrayıp, memesinden kebap yapmak gibi ağır bir suçtan değil de, sıradan bir şeyden dolayı hapse düşerseniz ve Kürt yâhut Çingene değilseniz, vay hâlinize! Çünkü “içeride” bu iki “quasi-ethnical” grup öyle çeteleşmiş vaziyette ki, -en iyimser ihtimâlle- başınıza gelmeyen kalmaz!

***

Pelin Batu ile ilgili bir habeği de paylaşarak, bu yazıya son veğeceğim; malûm, Habeğkğüt’te sürekli olağak kendisiyle dalga geçen MB ve tağih doçenti gene aynı şeyi yapınca, o da isyan etti: http://webtv.hurriyet.com.tr/category.aspx?cid=3&vid=4861&bid=1. Sonğa da, gene dalga geçilmeyi sineye çekeğek, yeğine kös kös otuğdu! Kolay mı, o kadağ pağa alıyoğ kız. Biğ gideğse, Yaşar Nuği Öztüğk gibi oğtada kalıveğiğ vallahi!

   Yâhu, hakikaten, neğede, neleğ yapmakta bizim YNÖ?

yasar-nuri-ozturk3

      Bilen vağ mı?

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 16 Mart 2010 Salı

Yorum Yapın

Mesajınız