Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2224 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

KAÇIRANLARA: İclâl ne yazdı, Tuna neden İstifa Etti

Nasıl olsa bugün Pazar, hafif “light” takılalım,

   OK mi?

      Yep!

         Let’s go than boys…

***

Hassas San’atçılar makalemde mevzûubahis ettiğim (bkz. http://www.keremdoksat.com/2010/03/23/hassas-san%e2%80%99atcilar/#more-1531) değerli ve kıymetli san’atçımız, yazarımız ve aydınımız İclâl Aydın sol gelenekten gelen bir âilenin çocuğuyum, iyi ve inandığım aydınlık Türkiye için elimi taşın altına koymaya geldim” filân demişti ya…

Mel’ûn musahhihlik takıntımı hoş görmeniz temennisiyle değerli ve kıymetli yazarımız Tuna Kiremitçi’nin makalesini ve kendilerinin eski karıları olan değerli ve kıymetli san’atçımız, yazarımız ve aydınımız İclâl Aydın’ın cevabî makalelerini mekâna bir koyayım.

Kiremitçi, eski eşi İclâl Aydın’ın yazısı üzerine gazeteden ayrıldığını açıkladı…

Vatan Gazetesi köşe yazarı Tuna Kiremitçi, yazılarına son verdiğini açıkladı. Kiremitçi, medyatava.com’a gönderdiği metinde isim belirtmese de bu kararına aynı gazetenin yazarlarından eski eşi İclâl Aydın’ın dünkü yazısının neden olduğunu belirtti.

İclâlTuna

Those were the days my friend, what a “double dimple”…

Eski eşinin yazısını okuduktan sonra yazılarına son veren Kiremitçi, kararını şöyle duyurdu:

“Efsânevî çello san’atçısı Jacqueline du Pré (1945-1987) hakkında kaleme aldığım (ve Çarşamba günü yayımlanan) metne, gazetemizin bir yazarından yanıt geldi. Yanıtın içeriği ve düzeyi, kabûl edemeyeceğim bir iftirayı sergiliyor. Üç yıldır kendimi evimde hissetmemi sağlayan Vatan âilesine bu nedenle teşekkür ediyor ve izninizi istiyorum.

Sevgi ve saygılarımla”.

Tuna Kiremitçi’nin “Jacqueline ve ben” başlıklı yazısı:

Jacqueline ve ben, sâkin bir hayatı seçtik: Akşamları o çellosunu çalıyor, ben romanıma çalışıyorum. Kendisi, hayatımda gördüğüm en uyumlu hayat arkadaşı.

Müzisyenlerin vecizesi: “Bir gün çalışmazsam ben anlarım, iki gün çalışmazsam maestro, üç gün çalışmazsam dinleyici anlar”. Canıma minnet doğrusu; öteden beri en sevdiğim çalgı çello olagelmiştir. Bir de onu Jacqueline’in büyülü parmaklarından dinlemek insanı esine boğuyor.

Evdeki çalışmamız süreç içinde ilginç koşutluklar göstermeye başladı: O Ludwig’in “Arşidük Üçlüsü”nü çalarken ben diyalogları yazıyorum mesela. Elgar yorumlamaya başladığındaysa metnin ana gövdesine yoğunlaşıyorum. Sıra Schubert’in “Alabalık Beşlisi”ne geldiğinde, hiçbir şey yapmadan, müziği dinliyorum yalnızca. Bu arada, Jacqueline’i romanımın kahramanlarından birine dönüştürmeye karar verdim. Nasıl yapacağımı henüz bilmiyorum ama anlatının odak noktasında, kilit rol oynayacağı besbelli.

***

Bu sabah apartmandan çıkarken, karşı komşuya biraz da mahcup bir şekilde “kusura bakmayın lûtfen” dedim: “Çello, akustik nedenlerle sesi çok çıkan bir enstrüman. İnşallah rahatsız etmiyoruzdur”. Yüzüme tuhaf bir ifâdeyle bakakaldı kadıncağız. Sanırım Jacqueline gibi bir ustanın müziğinden rahatsız olabileceğini söyleyerek, istemeden onu küçümser gözükmüştüm.

İnsanoğlu böyle işte; ne kadar dikkat etsek de zaman zaman düşüyoruz kibir tuzağına. Durumu düzeltmek için akşam Jacqueline ile beraber, oturmaya beklediğimizi söyleyecek oldum, yarım ağızla bir şeyler geveledikten sonra hızlı hızlı yürüyerek uzaklaştı gitti komşu. Kırılmıştı belli ki.

***

Jacqueline ile yaşamanın tek zorluğu, toplum içinde dikkat çekmek. Onun müzik tarihindeki yerinden dolayı değil yalnızca; sarışın bir kadınla arkadaşlık etmenin Orta Doğu’da hangi zorlukları çağırdığını da anlamış oldum. Yine de sesimi çıkarmadım ama Jacqueline’in şark usulü süfliliklerden rahatsız olmasını istemiyorum.

Bir geceyi daha aynı çatı altında, Jacqueline ile beraber, çalışarak geçirdik işte. Jacqueline ezan sesinde tatlı bir hüzün bulduğunu söyler hep. Özellikle de sabah ezanında… Bense yıllardır yanılmış olduğumu düşünerek şaşırıyorum: Bir başkasıyla aynı evde yaşamak mümkünmüş meğer.

***

Şimdi de İclâl Aydın’ın “Ayar çekerim görürsün” başlıklı yazısı:

Uykusuz gecelerimden birini daha geride bırakmanın ve hâlâ yaşayabiliyor olmanın haklı gururunu taşıyorum. Bu geçici dünyada her şey bir sis perdesi altında akıp gidiyor… Uykusuzluk insanı mikrodalgada patlamaya hazır bir adet mısır tânesine dönüştürüyormuş meğer… Her şey anlamından ciddi bir miktarda bir şeyler kaybediyor aynı zamanda…

Anayasa taslağı, çıkmaza giren görüşmelere dâir haberlerle dolu gazeteler kucağımda, tavana bakarken yakaladım kendimi. Geçenlerde katıldığım bir televizyon programında da stüdyoda konuşulanları bırakıp epey bir süre tavanı seyretmişim. “Çok dalgınsın, konsantre olma güçlüğü çeker gibi görünüyorsun” diyorlar. Aslında tamamen mevzûnun içindeyim. Olaylardan bir an olsun kopmuş değilim… Oysa kopmayı ne çok isterdim.

Tavanda aradığımı bulamayınca tekrar gazetelere döndüm. Bizim gazetenin (Vatan) arka sayfasını ve dolayısıyla o bölgenin sahibi köşe yazarını uzun zamandır okumuyordum aslında. İtiraf!! Haklı gerekçelerim vardı ama benim. Çünkü okudukça içerliyordum ona. Yâhu “niye ayıp ediyor bu kadar” diyordum. İçimdeki sızıyı canlı bir yaratığa dönüştürüyordu. En iyisi hiç ilgilenmemek dedim sonunda bir gün ve oradaki “varlığı” kanıksadım… Ama… Tavandan gazeteye döndüğümde gözüm takıldı o köşeye. Takılınca okudum. Okuyunca duramadım. Duramayınca yazmaya başladım. Biri beni durdurmazsa ben bu yazıyı gazeteye de gönderirim şimdi…

Hayatına giren her yeni kadına köşesinden güzelleme yazarken eskileri gömmeden, bir biçimde onları yeni hikâyesinin altyapısı hâline getirmeden de bunu başarabileceğini öğretmeli artık biri ona… Tuna’ya yâni… “En sevdiğim kadın budur” demenin daha şık, daha yakışıklı yolları vardır mutlaka. Köşesinde müzisyen sevgilisi çello çalarken o da romanını nasıl yazıyormuş onu anlatmış. Demek ki romana da geri dönmüş. Biz temelli bıraktı sanıyorduk. Neyse birkaç kez daha bırakır, geri döner, gider gelir artık…

Bana yazdığı mektuplardan birinde, söylediği vakit çok etkilendiğim “senin yanında iyi biri olmak istiyorum” cümlesi vardı. Jack Nicholson’ın bir filminden alıntı yaptığının altını çizmişti. Aynı cümleyi daha sonra aynı vurgularla Demet Sağıroğlu için de kullandı. Ona yazdığı o köşe yazısında daha önce bana ve büyük ihtimâlle Yasemin’e de söylemiş olduğunu düşündüğüm bu cümlelere rastlayınca, Demet de “o yazıyı kesip sakladım” diye röportaj verince… İçtenlikle söylüyorum Demet’in aldatıldığını düşünmüştüm ama kıyamamıştım sevincine… Yutkunmuştum gitmişti… Susmak bu yüzden kıymetliydi. Sevmek dışında hiçbir suçu olmayana neden hesap ödetilsin ki?

***

Neyse, kimseye kimi nasıl seveceğini biz öğretemeyiz elbette. Ama bugüne dek eski eşim olduğu için “bunu yazamam” diye düşünüp düşünüp sustuğum ve fakat “aaa artık ne susacam be” dürtüsüyle hitap etmek istediğim sevgili yazar arkadaşım!!

Arka sayfadan “ben şimdi mutlu biriyim” yazılarının içinde sonucu “mutsuzluğumun sebebi eskilermiş”e getirirsen bir kere daha… Örgütlenme ve dernekleşme bilincimin çok yüksek olduğu şu günlerde kurarım bir “Tuna’dan mağdur olan kadınlar dayanışma komitesi” görürsün gününü…

Şaka bir yana, sâdece sana değil, yeni birini sevme üslûbu seninkine benzeyen herkese hatırlatmak gerekir… Şimdiki sevgili de gün gelecek eskiler arasında yerini alacak. Bunu unutma; eskiler giderek kalabalıklaşıp güçlenirken eski sevgili anısına sâhip çıkamayanın ayağının altındaki yer öyle hızla incelir ki… Bu gidişle bize yerin dibinden bildirmeye başlamayasın sakın… Bunu kâlbten istemem ama bilesin…

***

Jacqueline Mary du Pré kim ve ne derseniz, http://www.jacquelinedupre.net/, http://tr.wikipedia.org/wiki/Jacqueline_du_Pr%C3%A9, http://en.wikipedia.org/wiki/Jacqueline_du_Pr%C3%A9 mekânlarında hayatı ve kayıtları hakkında bilgi var.

Jacquelinedupredavidoff

Kadıncağız, yâni Jacqueline Mary du Pré, 26 Ocak 1945’te dünyaya gelmiş, 19 Ekim 1987’de de Ontogenetik Psişe’ye ricat etmiş. Demek ki, tabiat kanunlarına göre ve zaman, vakit açılarında değerli ve kıymetli yazarımız Tuna Kiremitçi’nin bu hâtun kişiyle bırakın yatıp kalkmayı, tanışmış olması dahi pek olmayası!

Jacquelinedupredavidoff1

Buradaki kişi Tuna Kiremitçi değil, gerçek kocası!

Belli ki, değerli ve kıymetli yazarımız Tuna Kiremitçi Beyefendi onun bir eserini filân dinlemiş yâhut DVD’sini seyretmiş; Allah bilir kolleksiyonu da vardır. Malûm yazısını da Jacqueline Mary du Pré’nin şu fotoğrafından ilham alarak klavyeye almış olabilir (inkâr edilemez ve edilmesi gerekmeyen bir erotizm var).

Jacquelinedupredavidoff2

Şimdi, pek değerli ve kıymetli san’atçımız, yazarımız ve aydınımız İclâl Aydın’ın köşeyi tuttuğu yerden fırlattığı salvoyu fırlatmadan önce ne yapması gerekirdi (cevaplarınıza göre, doğruyu bilen ilk beş kişiye mekân ödülü olarak yarımşar kilo davul tozu verilecektir):

a) Bir zahmet internete girip Jacqueline Mary du Pré diye yazıp, bilgi sâhibi olması, bu arada tavana değil de ekrana bakması;

b) Eski kocasına saldırmak için bu kadar acele etmemesi ve “…!!” gibi olmayan noktalamalar yapmaması;

c) İyi satan bir gazetede köşe yazarlığı yapmanın bir sorumluluğu olmasını idrak etmesi;

ç) Kendisine altın tepsiyle sunulan köşe yazarlığını bu rezaletten sonra derhâl bırakması;

d) Daha fazla okuyup, müzik dinlemesi ve bir süre kendini geliştirmek için kampa girmesi;

e) Bugünlere gelmek için kurduğu düzeyli birlikteliklerinin ve evliliklerinin dedikodusunu “örgütlenme ve dernekleşme bilincimin çok yüksek olduğu şu günlerde kurarım bir “Tuna’dan mağdur olan kadınlar dayanışma komitesi” görürsün gününü” gibi stratosferik seviyede cümlelerle gazetede yazmaması;

f) Eski kocasının yazdığı mektupları, eski sevgililerini filân yazıp bu üst seviyedeki bilinciyle(!) mahrem bilgileri millete duyurmaması;

g) Edep ve hürmet mefhumları için, zamanında konuşma da yaptığı Aralık Derneği’ndeki bir yaşam koçuna gitmesi (http://www.aralik.net/ adresinden ulaşılabilir; ha, orada benim ve Neslim’in isimleri var ama yollarımız çoktan ayrıldı, bir yanlışlık olmasın);

ğ) Hepsi;

h) Hiçbiri.

Pek değerli ve kıymetli san’atçımız, yazarımız ve aydınımız İclâl Aydın’ın “ve fakat”li hiperentellektüel yazıları için http://w10.gazetevatan.com/root.vatan?exec=yazareskiyazilar&wid=10 adresini tıklamanız kifâyet eder.

İclâl33

Hadi, İstinye Park’taki Masa’ya gidelim,

   Heeerkes orada vallahi!

      Best Pazars.

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 28 Mart 2010 Pazar

Yorum Yapın

Mesajınız