TÜRKÇE Mİ, MEMNUNİYET Mİ?
Mahmur vaziyette haberlere göz atarken, bizim Kadın Millî Voleybol takımımızın ikinciliğine baktım ve http://tr.wikipedia.org/wiki/T%C3%BCrkiye_Bayan_Mill%C3%AE_Voleybol_Tak%C4%B1m%C4%B1 adresinden müstefîd olayım deyince duvara tosladım:
“Türkiye Bayan Millî Voleybol Takımı, Türkiye Voleybol Federasyonu tarafından yönetilen ve Türkiye’yi uluslararası bayan voleybol karşılaşmalarında temsil eden takımdır. Antrenörü Alessandro Chiappini’dir”.
Daha önce de yazmıştım ama kanıma dokunuyor. Bay ve Bayan kelimeleri, İnkılâp Yasaları’na göre yasaklanan “Efendi, Hanımefendi” ibâreleri karşılığı uydurulmuş sıfatlardır ve tutmamıştır. Tutması da bu abuk sabuk tarzda olmuştur: Bayan Voleybol Takımı! Yâni eğer bekârsa “Ms.”, evliyse “Mrs. Voleyball Team”; hâttâ bâkireyse başka, değilse başka! Yâhu, Women’s Volleyball Team denir. Kastedilen efendilik veya hanımefendilik değil, eşeysel kimliktir (İngilizcesi sexual identity [tenâsülî hüviyyet]). Bu ayrım da seksistlikten dolayı değil, fizik açıdan erkeklerin kadınlardan daha güçlü ve kuvvetli olduğu için yapılmıştır.

Heshe’s Volleyball Team!
Aynı absürdite “Amerika’nın First Lady’si” gibi de sık istimâl ediliyor. Baş veya Esas veya Birinci Hanımefendi desen, yasak! Kullan İngilizcesi’ni!
İran First Lady’si, where is she (the one with eyeglasses)?

Fransız First Lady’si, WHERE IS SHE!

Üç First Lady…
Eğer yeterince güçlenirlerse, Hermafroditler (Hünsâ, Erdişi, Erselik) Voleybol Takımı filân da kurulabilir. Kadîm arkadaşım Can Ataklı’nın bugünkü yazısında bile bu hata var!

First Hermafroditos.
Siz hiç “bay şoför, sağda inebilir miyim” diyen duydunuz mu? “Şoför bey…” der herkes. Bunun belki tek istisnâsı, sayıları gittikçe azalan Yahudi vatandaşlarımızdır.
Son zamanlarda da Fethullahçılar ve diğer dinbaz ehli buyurgan bir şekilde bu Bey ve Hanım lâflarını bilerek, özellikle kullanıyorlar ama başına “Sayın” veya “Muhterem” getirmeden. Meselâ yaşı da, başı da benden epey küçük birisi yazışmalarda Kerem Bey dediğinde, ânında teşhis belli!
Benzeri bir garabet de “bilim adamı” yerine “bilim insanı” demek. Türkçe’yi oldukça doğru kullanan eski arkadaşım Prof. Celâl Şengör bile Cumhuriyet gazetesinin önayak olduğu bu saçmalığa intibak etmiş.
Bilim veya ilim adamı derken kastedilen şey cinsel kimlik değildir, Homo karşılığıdır ve eşeysellik taşımaz. Cumhuriyet gazetesinin “Kuranıkerim” saçmalığına bir de bu bilim insanlığı eklendi.
Aksi takdirde, bilim kadını, bilim transseksüeli, bilim hünsâsı, bilim homoseksüeli, hâttâ bir sıfat olduğuiçin, bilim puştları, bilim itleri gibi nâmütenahi zırvalıklar ortaya dökülecektir.

Bilim kadınları, yeme alışkanlığı deneyi esnâsında…
Koskoca devlet ricâlinin bile kullandığı “dışarıdan ithâl ettik”, “yurtdışına ihraç edeceğiz” gibi felâketler kulağımı, prefrontal korteksimi ve amigdalamı tırmalıyor.
Keza “toplu katliam”, “koordineli hareket”…
Hani toplu katliam deyince, katliamda (toplu olarak insanların katledilmesi eylemi) top kullanılması mı îmâ’ ediliyor acep?

Osmanlı topu…
Üf ki üf!
***
Bu arada, epey trajikomik şeyler oluyor. Bütün dünyaya meydan okuyup, İsrail’e ve ABG’ye dahi gaz ayarı veren Devletlû buyurdu: “Büyükelçim’i Amerika’ya göndereceğim”.
Mübârek pâdişah da, büyükelçisi, vâlisi var; yakında bu anayasa babayasa geçerse, zâten vezirleri, nâzırları, kâtipleri filân da olacak.
İsveç Büyükelçimiz “pahsa pahsa” geri gitti mi?
Gitti!
ABG Büyükelçimiz de gitti gidiyor mu?
Yes!
İsrail Büyükelçimiz’e n’oldu peki?
Geri çağırıldı, yenisi şutlanacak.
Şalom!
Esbâbı mûcibe de belli: Alçak koltukta ezilerek oturduğu için!
Hani bozuk ve çürümüş raylar sebebiyle meydana gelen kazanın sonucunda açılan soruşturmada, buluna buluna trenin zavallı makinisti suçlu bulunur ya, o hesap.
***
Bir bakın http://www.tuik.gov.tr/rip/temalar/2_9.html adresine…
Be de http://www.tumgazeteler.com/?a=4956200 adresinden kopyalayıp yapıştırıyorum:
“Türkiye İstatistik Kurumu (TÜİK), 2008 Ekim ayında 2 bin 878 örnek hânede, 6 bin 465 kişiyle yüz yüze gerçekleştirdiği Yaşam Memnuniyeti Araştırmasının sonuçlarını yayımladı.
AA muhabirlerinin araştırma sonucundan derlediği verilere göre, hâne halklarının yüzde 20.1’i aylık gelirleriyle hâne ihtiyaçlarının karşılanmasının “çok zor”, yüzde 32.4’ü de “zor” olduğunu belirtti.
Hâne halklarının yüzde 37`si bu soruya “orta” yanıtı verdi. Yüzde 9.3`ü hâne ihtiyaçlarını karşılamanın “kolay”, yüzde 1.2’si ise “çok kolay” olduğunu dile getirdi.
Kır-kent dağılımına bakıldığında, geçimini kolay sağladığını belirtenlerin oranı kırsal alanda yüzde 7.7, kentte yüzde 10 olarak belirlendi. “Çok kolay” bulanların oranı da kırda yüzde 0.4, kentte yüzde 1.5.
Kentlerde yaşayan hâne halklarından yüzde 39.8’i, kırda ikamet eden hâne halklarının ise yüzde 30.8’i gelirlerinin ihtiyaçlarını karşılama düzeyini “orta” olarak nitelendirdi. Kenttekilerin yüzde 17.4’ü geçimin “çok zor”, yüzde 31.3`ü “zor” olduğunu ifâde etti, kırdakilerin dağılımı ise sırasıyla yüzde 26.2 ve yüzde 35 oldu.
-2 BİN 500 LİRANIN ÜZERİ MEMNUN-
TÜİK verilerine göre, 450 Lira ve altında gelir elde eden hâne halklarının yüzde 50.4’ü geçimini “çok zor”, yüzde 38.1`i “zor” karşıladığını belirtti. 2 bin 500 Lira’nın üzerinde geliri bulunanlar içinde geçimini sağlamakta “çok zorlanan” bulunmadı. Bunların yüzde 9.2’si geçimin “zor”, yüzde 34.1`i “orta”, yüzde 46.5`i “kolay” ve yüzde 10.1`i “çok kolay” olduğunu ifâde etti”.
Sıkıldım, gerisini kendiniz okuyun.
Eğer bunlar samimiyse ve doğru ise, Türkiye halkı topluca gerçeği değerlendirme melekesini kaybetmiş durumda demektir. Yukarıdaki son paragraf bunun göstergesidir.
Yakında Türkiye kafasında huni, ağzında düdük dolaşan adamlar cenneti olacak!
Onlara da Bay Düdüklü Huni diyecekler…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 06 Nisan 2010


Kendi dilini bu kadar hor ve aşağı gören ve yanlış kullanan bir toplum daha var mı acaba? Konuşuyoruz ama nece konuşuyoruz. TDK sayfasına bakarsak Türkçe’de 6.500 yabancı kelime var. Bunun 5.000’i Fransızca. Bir dilde derdini basitçe anlatabilmek için 300 kelime yeterli. 5000 kelime ithâli bir dehşet tablosu. Bir de cümle kuruluşunu öğrensek, Fransız edebiyat akademisi üyesi olacağız neredeyse… İşin feci tarafı, kullanılan bu kelimelerin Fransızca olduğunun bile farkında değiller. Özellikle bâzıları “kibarlaşmak” için yabancı dili kullanıyor. Kibarlık bu kadar ucuz mu? Örneğin “don” demiyor Fransızca “külot” (culotte) diyor. Pekiyi, Fransız kibarlaşmak için hangi dili kullanıyor? Türkçe’de en avamından en kibarına kadar 10’a yakın kelime ile anlatılabilen malum yere “tuvalet” demeyi kibarlık sanıyor. Kendi dilinde mesleğinin adı söylendiğinde kendini aşağılanmış hisseden başka bir toplum yoktur. Örneğin veteriner’e (vétérinaire) “baytar” deyin bakalım ne oluyor. Kendine kuaför (coiffeur) diyen adama berber deyin bakalım size ne diyor… En garibi ise MİLLÎ PRODÜKTİVİTE MERKEZİ…. Millî ve prodüktivite (productivité) …… ne kadar yakıştı!
Bir de bizlere ortaöğretimde (eğitim=0, öğrenim de bu günlerde=0, şimdi belletme var) kahramanlar diye tanıtılan ancak yurt dışında ülkeyi yerden yere vuran 7 gazete çıkartan, son toplantılarını da Paris’de Taşnaksütyun derneği salonlarında yapan Jön Türk’ler (jeun Turcs) ile ithâle başlanan bu Fransızca kelimelerin yarım yamalak Fransızca bilgileri ile Türkçe’ye aktarılması var. En güzel örneği “yüznumara”. Fransızca aslı “sans numéro” numarasız olan bu kelimeyi kulaktan dolma yöntemi ile “cent numéro” olarak algılayıp, biraz da algı özürü ile üzerinde “00” yazan ve eskilerin “ayakyolu” dediği yere “yüznumara” adını takmışlar. Şimdilerde kapısına WC yazıyorlar. Acaba bu Winston Churchill kısatlması mı?
Türkçe’nin ne kadar zengin olduğunu anlamak için Türkçe’yi iyi bilmek gerekir. Alman dilbilimcisi Max “dil denilen büyülü yapıyı anlamak için Türkçe dilbilgisinden başka bir yol yoktur” diyor. Biz de yerden yere vuruyoruz. Türkçe’nin yanından bile geçmemiş olanlar da Türkçe’nin fukaralığından söz ederek kendi fukaralıklarını Türkçe’ye yüklüyorlar. Kendi dillerinde söyleyecek bir şeyi olmayanlar da yabancı dil öğrenme peşinde. Ey gâfil söyleyecek bir şeyin yok ki dünyadaki bütün dilleri öğrensen ne olacak…
Anatole France: Benim anayurdum Fransızca’dır diyor.
BENİM ANAYURDUM TÜRKÇE’DİR.
Sevgili üstâdım, dil konusu açılınca kendimi tutamıyorum. Konu içimde bir yara…
Sevgilerle…
MKD: Sevgili RÇ Üstâdım, ellerinize, klavyenize sağlık. Lisan Sohbetleri makalemde bu konudaki fikirlerimi açıkça yazdım. Hint-Avrupa lisanlarından Fransızca’nın menşeini teşkil eden Fallois (Galler) lisanından bugünlere bilebildiğim kadarıyla sâdece 7 veya 8 kelime kalmıştır; steril lisan yok yâni. Ama bilfiil işgâl tamamen başka bir şey! WC: Wather Closet; helâ desek ne güzel olurdu, ayakyolu desek millet ayağını sürer
. Don da, bildiğiniz gibi, elbise demek, kilot sâdece alt tarafı örten iç giysinin adı.
Kardeşlikle…