Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1889 defa okundu.
Bu yazi bugun 2 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

UĞUR ALKAN’DAN: Büyük Patlama, Büyük Çöküş ve Teoloji

Frank J. Tipler, Physics of Immortality (Ölümsüzlüğün Fiziği) kitabında gelecekte teolojinin bilimsel anlamda varlığını sürdürebilmesi için fizik departmanı ile iç içe olması gerektiğini vurguluyor. Daha sonrada kutsal metinlerin kozmolojiyle ilgili bakışlarını inceliyor. Öncellikle astronomi, kuantum fiziği ve kozmolojinin bizlere neleri öğrettiğine bir bakalım.

Günlük hayatta karşılaştığımız maddelerin hemen hepsi baryonik yapıya sâhiptir. Parçacık fiziği literatüründeki tanımı, üç kuark veya üç antikuarkdan oluşan atomaltı parçacıkların oluşturduğu grup şeklindedir. Kullandığımız sıradan maddeler, atomun yapısı, yıldızlar, galaksiler hep baryonik maddedir. Astronomlar evrenin büyük çoğunluğunun baryonlardan oluştuğunu düşünüyorlardı. Omegam evrendeki toplam maddeyi, omegab toplam ordiner baryonik maddeyi temsil eder. Bilim adamlarının karşılaştığı problem omegam miktarının çok daha büyük olmasıdır.

Charles Seife gazeteci, yazar ve profesördür. Alpha & Omega kitabında karanlık madde konusuna ağırlık vermiş. Kitabındaki rakamlar gösteriyor ki karanlık madde, ordiner baryonik maddeden çok daha fazladır. Evrendeki helyum ve diğer elementlerin bolluğunu bilen bilim adamlarının hesabına göre omegab yaklaşık 0.05’tir. Bu rakam evrenle ilgili bilimsel gerçekleri destekleyemeyecek derecede minik bir orandır. Bilim adamlarının Omegam hesabı 0.35 kadardır. Buna bağlı olarak, evrende baryonik olmayan ve yapısı bilim adamlarınca tam anlaşılamayan karanlık maddenin olduğu düşüncesi güçlendi. Karanlık madde hem baryonik, hem de baryonik olmayan iki şekilde yapıya sahiptir ve dahası baryonik olmayan karanlık madde baryonik karanlık maddeden çok daha fazladır. Baryonik olmayan karanlık madde ekzotik bir yapı olarak bilim adamlarını epeyce düşündürüyor.

Modern Astronomi evrenin doğuşu, evrimi ve kaderi hakkında daha net görüşler ortaya koydu. İlk önce evrenin şekli hakkındaki bilimsel görüşleri tartışalım. Evrenin şekli içindeki madde ve enerjiyle sıkı sıkıya bağlantılıdır. Bilim adamları evrenin içerdiği madde ve enerjiyi temsil eden omega sembolünü kullanırlar. Eğer kritik yoğunluğun altındaysa yâni omega < 1 ise evrenin negatif bükülmesi var demektir. Bu durumda evren hiperbolik şekildedir. Eğer omega > 1 ise bükülme pozitifdir ve evren küre şeklindedir. Omega = 1 ise evrenin şekli düzdür.

Süpernova gözlemleri yapan astronomlar, 1997 yılında evrenin genişlemesinin yavaşlamadığını anladılar. 1998 yılında daha şaşırtıcı bir gerçeği gördüler. Evrenin genişlemesi yavaşlamadığı gibi tam tersine daha da hızlanıyor. Sanki yerçekimine karşı tuhaf bir güç keşfetmişler gibi bilim adamları hayretler içinde kaldılar. En son gelişmelerinde heyecan verici bilimsel sonuçlar ortaya koyacağı sanılıyor. CERN’in Large Hadron Collider (Büyük Hadron Çarpıştırıcısı) araştırma programında 30 Mart 2010 tarihinde rekor bir hıza ulaşıldı. İki proton ışını 3.5 Tera eleKtron volt enerjiyle çarpıştırıldı. Büyük Hadron Çarpıştırıcısı 18-24 ay arası bu deney için çalışacak. CERN Genel Direktörü Rolf Heuer LHC’nin önümüzdeki iki sene içinde süpersimetri parçalarını bulma şansının yüksek olduğunu ve böylelikle evrenin bir kısmının yapısı hakkında daha içerikli bilgi edileceğini belirtti.

Omega, 1’den büyükse sonunda Big Crunch (Büyük Çöküş) meydana gelecek. Big Bang (Büyük Patlama), evrenin doğuşunu açıklayan bilimsel gerçek olarak kabûl edilir ve sıradan insanlar tarafından da bilinen bir kavramdır. Büyük Çöküş bilim çevresi dışında nispeten daha az bilinen bir kavramdır. Bu kurama göre evren çok fazla madde ihtiva ettiği için sonunda yerçekimi genişlemeyi durduracak ve bütün evren içine çökerek büyük bir kara deliğe dönüşecek. Big Freeze (Büyük Donuş) adı verilen senaryoya göre ise evrenin genişlemesi sonsuza dek devam edecek ve neticede sıcaklık mutlak sıfır derecesine ulaşacak. Bu durumda evren yaşamı destekleyemeyecek kadar soğur. Karanlık enerjinin yokluğunda düz veya hiberbolik geometride meydana gelebilir. Pozitif kozmolojik konstantla kapalı evrende de meydana gelebilir.

Yine de evrenin genişlemesiyle ilgili deliller Büyük Patlama’nın daha önceki Büyük Çöküş’ten sonra gerçekleştiği ihtimâlini ortadan kaldırmaz. Gold Evreni olarak bilinen teori kâinatın kozmolojik modelidir. 1960’lı yıllarda astrofizikçi Thomas Gold tarafından teklif edilmiştir. Bu modelde, evren Büyük Patlama ile başlar sonra yükselen entropi ve zamanın termodinamik oku genişlemeyi işaret ederek bir süre genişlemeye devam eder. Evren, düşük yoğunluğa ulaşınca çekilmeye başlar. Böylelikle entropi alçalır ve zamanın termodinamik oku bu kez ters istikameti işaret eder ve sonunda evren düşük entropi yüksek yoğunlukta Büyük Çöküş ile sona erer. Yine de Büyük Donuş bilimsel çevrelerde en çok kabûl edilen teoridir. Özellikle evrenin genişlemesinin hızlandığı tesbit edildiğinden beri bu görüş daha da güçlenmiştir. Heath Death adı verilen evrenin ısı ile sona ermesi de güçlü senaryolardan biridir.

Bununla beraber, evrenin genişlemesine ivme veren karanlık enerjinin yapısı tam anlaşılamadığı için sonuçta genişlemeyi tersine çevirip evrenin çöküşüne sebep de olabileceği ihtimâli astrofizikçiler tarafından kabûl ediliyor. Büyük Çöküş teorisini destekleyen bilim adamları ve kuramcılar günümüzde devam ediyor. Foundations of Physics Letters modern fizik teorileriyle ilgili yazıları yayınlayan bir dergiydi (2007 yılında Foundations of Physics dergisi ile birleşti). 2003 yılının ağustos ayında Peter Lynds adında genç bir kuramcının Time and Classical Quantum Physics Mechanics Indeterminacy vs. Continuity adlı yazısını yayınladı. Peter Lynds, Victoria University’de (Yeni Zelanda) fizik ve felsefe dersleri alıyordu. Özel hayatındaki bâzı olumsuzluklar nedeniyle derslerine yeterince konsantre olamadı. Tarih boyunca akademinin dışında kişisel çalışmalarıyla bilime katkısı bulunmuş Peter Lynds gibi bâzı ciddi araştırmacılar olmuştur. Lynds, o aralar Einstein’ın eserlerine âşık oluyor ve Wellington kütüphânesinde araştırmalarına başlıyor. Yazısında ortaya koyduğu kozmolojik modelde zamanın devirsel olduğunu iddia ediyor. Tabii ki bu iddia fizikçiler arasında bilinen bir teori fakat Lynds’in yararlandığı bilimsel dayanaklar ve felsefî sonuçları bilim adamlarının ilgisini çekti. Özetle, kâinatın ne başlangıcı ne de sonu vardır ve tarih hiçbir değişiklik olmadan tekrar eder. Evren doğar ölür ve yeniden doğar. Kısacası, insanoğlunun yaşam tecrübesi her yeni yaratılışta tekrar zuhur ediyor olasılığı teorik olarak mümkün.

Ancak, her yeni yaratılışta hiç bir değişiklik olmadan yaşadıklarımızın tekrar etmesi biraz sorunlu bir teori… Georg Simmel, yeniden yaratılışta farklılıklar olacağını şu argümanla dile getiriyor: “Sınırlı bir uzayda ve sınırsız zamanda var olan madde genişlemeyi durdurabilecek kadar çok fazlaysa bile, yeni oluşumda gezegenlerin birbirlerine oranla yerleri aynı şekilde tekrarlanmaz. Farz edelim aynı eksende dönen ve eşit büyüklükte üç çark var. Her çarkın daire çevresinde bir nokta işaretlenmiştir ve bu üç nokta bir düz çizgide sıralanmıştır. Eğer ikinci çark birincisinin iki misli hızla dönerse ve üçüncü çarkın hızı birincisinin 1/pi hızındaysa ilk baştaki sıra hiçbir zaman meydana gelmez. Simmel’in görüşü devirli zamanı çürütmez fakat her çarkın zapt ettiği sınırsız rakamda durum vardır. Sonsuz defa dönecekleri geometrik şekiller ilk baştakine yakın olur ama tamamen aynı olmaz”.

Devirli zaman ve çizgisel zaman konusuna eğilen dinî yorumlar da önemlidir. Hinduizm ve Budizm gibi Uzakdoğu dinleri devirli zaman anlayışını kabûl eder. Bu felsefeye göre evren hiç sona ermeyen çöküş ve yeniden yaratılış aşamalarını geçirir. Fakat Hristiyanlık bunu reddeder ve tam tersine çizgisel zamanı savunur. İslâm dini kozmolojiyle ilgili derin yorumlar yapmıştır. Kur’ân’daki bâzı âyetlere dayanarak Büyük Patlama, evrenin genişlemesi ve Büyük Çöküş teorileri tasvir ediliyor şeklinde düşünebiliyoruz. Kesin bunları söylüyor diyememekle beraber, “olabilir” diye yorumlayabiliriz. Kur’ân’da fiziksel kozmoloji ile alâkalı olduğu düşünülen âyetlere örnekler: Enbiya Sûresi 30, “İnkâr edenler gökler ve yer bitişik iken bizim onları ayırdığımızı ve diri olan her şeyi sudan meydana getirdiğimizi görmüyorlar mı? Hâlâ inanmayacaklar mı?” Zariyat Sûresi 47 “Ve göğü kuvvetimizle kurduk muhakkak ki onu genişletmekteyiz” Enbiya Sûresi 104, “O gün evreni kitabın sayfalarını katlar gibi düreriz. Ve onu yaratılışa ilk başladığımız duruma iâde ederiz”.

Şunu açıklığa kavuşturmalıyım ki, eğer evren Büyük Çöküş ile sona ererse ondan sonra ne olacağı sorusunu bilim adamları tartışır. Fakat bu fizikçilerin konusu değildir, kozmologların alanına girer. Parçacık fiziği, astronomi, astrofizik ve kozmoloji birbirleriyle yakın işbirliğinde araştırmalar yapan alanlardır. Bence bu listede olması gereken bir de teolojidir. Ben de, Frank J. Tipler’a katılıyorum ve teolog (ilâhiyatçı) denilince din felsefesi ile beraber çok ileri düzeyde fizik bilgisi olan bilim adamını aklıma getirmek istiyorum. Bu yorumu ilâhiyat profesörü Sayın Süleyman Ateş’le de paylaşmıştım. O da bu görüşe katıldığını ifâde etti.

Kutsal Yolculuk programından tanınan İlâhiyat Profesörü Sayın Nihat Hatimoğlu şâirâne bir üslûpla dinî konuları ifâde ediyor. İnanıyorum ki iyi niyetle insanlara dini öğretmeye çaba gösteriyor. Yalnız, bâzı açıklamalarının bizlere ne faydası oluğunu pek anlamıyorum. Örneğin bir programda cennette insanların tuvalet ihtiyacı olmayacağı, onun yerine yiyip içtiklerinin ter şeklinde çıkacağını söyledi. Bu sâdece bir yorumdur ve ne kadar doğru olduğunu bilemeyiz. Bildiğim kadarıyla cennet hayatının bu kadar teferruatı Kur’ân’da anlatılmıyor. Kaldı ki cennette nasıl bedenlere sâhip olacağımızı da tam bilemiyoruz. Ben bir ilâhiyat profesöründen bilimsel yorumlar duymayı arzularım.

Hâlbuki Batılı astronomlar İslâm medeniyetinin zirvede olduğu dönemde Müslüman bilim adamlarının büyük katkılarını kabûl ederler. Astrofizikçi Jeffrey Bennett’in Beyond UFOS kitabında belirttiği gibi Müslüman âlimler Allah’ın irfânını anlayabilmek için matematik ve astronomi araştırmalarına yöneldiler.

İslâm dini acaba çizgisel zamanı mı yoksa devirli zamanı mı destekler? Eminim birçok İslâm âlimi çizgisel zaman diye cevap verir. Bilemiyorum ama çok yönlü tartışılabilir. Daha önce defalarca Büyük Patlama ve Büyük Çöküş olup olmadığını bilemiyoruz.

Muhakkak ki Ahret hayatı Cennet ve Cehennem gibi Kur’ân’ın vurguladığı kıyâmet sonrası yaşam, devirli zaman anlayışına ters düşüyor. Ama şu soruda insanın aklına geliyor:

Bütün kâinatın yaratılışı acaba sâdece dünyada bizlerin bir seferliğine test edilmesi için miydi? Kıyâmet sonrası yeni oluşumda herkes hak ettiği gibi cennet veya cehenneme gidecek ve bütün her şey bundan mı ibâret olacak? Yoksa Kur’ân’ın cennet ve cehenneme vurgu yapması olayın bizi ilgilendiren bölümü olduğu için midir? Bunun haricinde başka yaratılışlarda olabilir mi?

En doğrusunu Allah bilir.

Jose Faur’in, Homo Mysticus kitabında yazdığı gibi ezoterik bilgi epistemolojik değildir. Apophasis üzerine dayalıdır ve apophatik bilgi Allah’ı çift paradoks mânâda anlamak değildir. O’nu anlamak O’nu bilmenin mümkün olmadığını idrak etmekten geçer. O’nu anlamayı başaramadığımızı idrak etmekle Allah’ı anladığımıza inanabiliriz. Bu anlamda, eğer Büyük Çöküş gerçekleşirse ondan sonra olabilecekleri sadece ihtimal dâhilinde diye tartışabiliriz.

Uğur Alkan – USA – 11 Nisan 2010 Pazar

Big_Crunch

Yorum Yapın

Mesajınız