Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2252 defa okundu.
Bu yazi bugun 2 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

SİİRT’TE ve HER YERDE ARTAN CİNSEL İSTİSMAR ve TECÂVÜZLER

Sevgili Mekâncılar,

Son zamanlarda çok kötü şeyler oluyor ve herkes birtakım yorumlar yapıyor.

Önce bir özette bulunalım:

Bianet  Haber / 27.04.2010 

Siirt’teki cinsel tâciz ve tecâvüzü haber yapan gazeteler çocukların okullarının fotoğrafını yayınladı, tecâvüzle suçlanan çocukların korumaya alındığı yurtların adı açıklandı. Haberlerde kullanılan “skandal”, “vahşet” gibi ifadelerle mağdur / mağdure çocuklar bu kez medya şiddetine mâruz kaldı.

Çocuklara yönelik cinsel tâciz ve tecâvüz haberlerinde, mağdur ve istismarda bulunduğu öne sürülen çocukların kimliğini ve yerini açık edecek bilgiler vermek suç. Siirt Pervari’deki tecâvüz olayını haberleştiren gazeteler, bianet’in çocuklara yönelik cinsel tâciz ve tecâvüz haberlerinde medyanın uyması gereken kanuni ve etik ilkeler rehberinde yer alan pek çok hata yaptı.

Akşam: Haberi birinci sayfadan “Şiirt’teki vahşet Türkiye’yi sarstı” başlığıyla verdi. Haberde Şiirt’te tecâvüze uğrayan 3 yaşındaki çocuğun otopsi fotoğrafını bir gün önce yayınlayan gazete eleştirildi. Ama aynı haberde istismarı yapmakla suçlanan çocukların okuduğu okulun adı yazıldı.

Star: Pervari İlçesi’ndeki sürmanşetten “Tecâvüzcüler dışarıda” başlığıyla verildi. Olayın ayrıntılarının yer aldığı haberde, okulun isminin açıkça okunabildiği okul fotoğrafı basıldı.

Vâli erkekleri korudu

Sabah: Haber birinci sayfadan görülmedi. İç sayfada “Şiirt’teki tecâvüz ve cinayet” başlığı altında verilen haberde Siirt Vâlisi Necati Şentürk’ün, “Bütün Siirtli erkekleri suçluymuş gibi göstermek etik bir davranış değil” sözleri spotta çekildi.

Haber Türk: “Siirt’te skandal bitmiyor” üst başlığı ve “Tüm zanlılar serbest, Adlî Tıp Uykuda” başlığıyla birinci sayfadan verilen haberde Pervari’deki okulun tabelâsı okunur şekilde fotoğrafı basıldı. İç sayfada çocukların ve ailelerinin isimleri baş harfleriyle yayınlandı ama haberde ilçede yaşayanların, çocukların kim olduğunu anlayacağı kadar çok ayrıntı verildi. Ayrıca “Bu kaçıncı geciken adalet örneği” başlığıyla, bundan önceki tecâvüz olaylarında serbest kalan sanıkların listesi yapıldı.

Çocuklar olayın parçası yapıldı

Vatan: “Tecâvüz suçluları âilelerinin yanında” başlığıyla verilen haberin fotoğrafında, Siirt’te yaşayan çocuklar hem hedef hem de olayın parçasıymış gibi gösterildi. CHP’li milletvekillerinin kenti ziyâreti sırasında çekilen fotoğrafta üzerinde okul üniforması olan, yüzleri açık çocuklar görülüyor.

Milliyet: Haber birinci sayfadan “Siirt’in faturası medyaya kesildi” başlığıyla verildi. Başbakan Recep Tayyip Erdoğan’ınbir yıl önce meydana gelen olay bugün tekrar gündeme getiriliyor. Bu gazetecilik değildir”, Kadın ve Âileden Sorumlu Devlet bakanı Selma Aliye Kavaf’ın ise “bunlar sâdece bizde oluyormuş gibi bir komplekse kapılmamak lâzım” sözlerinin yer aldığı haberde çocukların isimleri yoktu ama okulun isminin okunduğu tabelâsının fotoğrafı kullanıldı.

Hürriyet’in sitcom gazeteciliği

Hürriyet: Eski Yayın Yönetmeni Ertuğrul Özkök’ün “Sitcom gazetecilik” kavramını hatırlatır şekilde Siirt’teki tâciz ve tecâvüz olayı birinci sayfadan “Pervari’deki vahşet güncesi” üst başlığıyla verildi. İç sayfada ise haber Edirne’de torununa cinsel tâcizde bulunduğu öne sürülen bir adamın gözleri siyah bantla kapatılmış şekilde fotoğrafının kullanıldığı ve “İğrenç” başlığı atılmış başka bir haberin yanında küçük şekilde verildi.

Radikal: “Siirt hem tecâvüze hem habere tepkili” başlıklı haberde, Pervari’de cinsel istismarda bulunduğu iddia edilen 6 erkek çocuğun yerleştirildiği Sosyal Hizmetler yurdunun adı açıklanarak, çocuklar hedef gösterildi.

***

14-15 yaşında birkaç ergen de 3-5 yaşındaki çocukların ırzına geçip öldürdüler. 14-15 yaşındaki “çocuklar” yaptıklarının ne olduğunun ve sonuçlarının nereye varacağının bal gibi farkındadırlar, 3-5 yaşındakiler ise zerre kadar değildir!

Suriye ile Türkiye arasındaki vizenin kalkmasıyla birlikte, Güneydoğu bölgesindeki yaşlı ve zengin kişiler evlenmek için ithâl gelin satın almak üzere buralara gitmeye başlamış. Bilhassa Batman, Şanlıurfa ve Hatay’dan bu işe soyunanlar çok artmış. Simsarlara 1200 TL, kızların âilelerine de 10.000 TL’ye varan başlık parası verip, her yaştan kızları karı olarak getiriyorlarmış.

Geçenlerde Nevşehir’de kendini Mersinli Mehmet Hoca olarak tanıtan Mehmet D, şikâyet üzerine polis tarafından gözaltına alındı. Nevşehir ile Gülşehir ilçesi arasında yolcu taşımacılığı yapan Mehmet D. (45) boş zamanlarında da muskacılık yapmak ve muska yazdığı bâzı kadınları tâciz ediyormuş, çıkarıldığı mahkeme tarafından tutuklanarak cezaevine gönderilmiş.

Medyaya bu haber “Sahte Hoca” diye düştü!

Peki, Hakiki Hoca nedir? Yasalara veya akademiaya göre bunun bir târifi var mı?

Mesela Cüppeli Ahmet, Sakallı Mehmet, Göbekli Mahmut gibi namlarla anılan, televizyonlara çıkarılanlar mı En Hakiki Gerçek Hoca’dırlar? İslâm’da ruhbanlık mı vardır!

Zıplayalım Garb’a!

Kısa bir süre önce de Papa 16. Benedict, kamuoyuna açıklanan bir mektupta, tâcizci papazları bu büyük günahtan tövbe etmeye, mağdurlar ve âilelerini ise kiliseyle barışmaya çağırarak, çocuk tâcizciliğiyle mücadele konusunda yapılanları inceleme ve görüş alışverişi amacıyla bir temsilcisini İrlanda’ya göndermeyi plânladığını bildirmişti ya (mekânda yer almıştı).

Kimse de tatmin filân olmamıştı bittabî!

***

Şimdi yorumlar:

Bireyselciliğin (individualism) ve kollektivizmin (ânında sözlük: bir arada, dayanışma içinde ve paylaşarak) uç örneklerini bir arada görüyoruz!

Zıt kutuplar yakındır.

Din denen realite, kurumsal anlamda, her türlü güzelliğin de, rezilliğin de arkasına gizlenebildiği bir muammadır.

Papa

 

 

 

 

 

 

Katoliklik’te, tabiata tamamen aykırı olarak, kadın veya erkek suratı görmeden yatılı mekteplerde tamamen izoseksüel vasatlarda (ânında sözlük: hermcinslerden ibâret ortam) Râhip veya Râhibe olmak üzere yetişen gencecik delikanlıların (ânında sözlük: ergenlerin, adolesanların) papazı bulmamaları mümkün değildir. Tabii hepsi değil ama azımsanamayacak bir kısmı önce aralarında oynaşırlar, sonra da günahlarını çıkartmaya gelenlerin başka şeylerini çıkarttırırlar. 

Bizdeki koyu taassupla yetiştirilen, adına ahlâk denen ama her türlü pedagojik ve psikolojik temele aykırı bir şekilde dayakla “terbiye edilen”, hakaretle ve gene izoseksüel ortamda yetiştirilen bâzı imamların ve onların akıl verdiği ahâlinin de farklı bir davranış sergilemelerini kimse bekleyemez.

Siirt’e dönersek, Katolik papazlarınkinden veya “sapık babalardan” farklı olarak, burada kahrolası feodalitenin ve cehâletin yanı sıra, kollektif antisosyal kültürün işin içine eklendiğini görüyoruz.

Batı’nın çok sağlıklı bir şey olan bireyleşmeyi (individuation) aşıp, aşırı bireyselleşmeye giden yalnız insanları her türlü garip, acâyip sapkınlıkları yapabilirken, bizim ellerde bu bir “kültür” hâlini alabiliyor ve bireyin nâmusu, ilin nâmusuna tercih ediliyor.

Dünyanın her yerinde, her kültüründe ve milletinde bu tür sapkın davranışlar hep olmuştur ve olacaktır.

Bunu asgarîye düşürmenin yolu eğitimdir, cehâletten kurtulmaktır ve demokrat bireyler olabilmeyi çocuklara, gençlere aşılayabilmektir.

Buna mukabil, cehâlet + antisosyal kültür + feodalite + din sömürüsü dörtlüsünün birleştiği bu Güneydoğu bölgesindeki sapkınlıklar öldürücüdür, bitiricidir ve -en tehlikelisi- sâridir (ânında sözlük: bulaşıcıdır)! Çünkü oraya giden, sitemin çarklarına intibak etmek mecburiyetinde kalır, yoksa ya dışlanır ya da katledilir!

Eğitemediğin, eğitemeyeceğin ahâliye “üreyin, çoğalın” diyen birtakım yetkili, etkili ama sorumsuz liderlerin bu tavsiyeleri daha nelere yol açacak görün!

Son olarak ekleyeyim:

Meselâ Almanya’da ve bütün Avrupa ülkelerinde çocuğa temel cinsel bilgiler verilir ve birey olarak haklarını koruması daha ilkokulda, 9 yaş civârındayken öğretilir.

***

Zamanın Milli Eğitim Bakanı Dr. Reşit Galip’in sorusuna, Gâzi Mustafa Kemâl’in cevabı:

“Ben, mânevî miras olarak hiçbir âyet, hiçbir dogma, hiçbir kalıplaşmış kural bırakmıyorum. Benim mânevî mirasım ilim ve akıldır… Zaman sür’atle ilerliyor; milletlerin, toplumların, kişilerin mutluluk ve mutsuzluk anlayışları bile değişiyor. Böyle bir dünyada, asla değişmeyecek hükümler getirdiğini iddia etmek, aklın ve ilmin gelişimini inkâr etmek olur… Benim Türk milleti için yapmak istediklerim ve başarmaya çalıştıklarım ortadadır. Benden sonra beni benimsemek isteyenler, bu temel eksen üzerinde akıl ve ilmin rehberliğini kabûl ederlerse, mânevî mirasçılarım olurlar”.

Mustafa Kemâl Atatürk (1933, Cumhuriyet Bayramı Açılış Konuşması’ndan).

***

Atatürk

Milletimizin siyasî, içtimaî hayatında, milletimizin fikrî terbiyesinde de rehberimiz ilim ve fen olacaktır. Gözlerimizi kapayıp mücerret yaşadığımızı farz edemeyiz. Memleketimizi bir çember içine alıp dünya ile ilgisiz yaşayamayız. Tam tersine ilerlemiş, medenîleşmiş bir millet olarak medeniyet sahasının üzerinde yaşayacağız. Bu hayat ancak ilim ve fenle olur. Dünyada her şey için, medeniyet için, hayat için, muvaffakiyet için en hakiki mürşit ilimdir, fendir. İlim ve fennin hâricinde mürşit aramak gaflettir, cehâlettir, dalâlettir. Ancak, ilim ve fennin yaşadığımız her dakikadaki merhaleleri, terkkileri anlamak ve tekâmülünü zaman içinde takip etmek gerekir… Çok mutlu bir hisle kavrıyorum ki karşımdakiler bu gerçekleri anlamışlardır. Saadetim artıyor. Saadetim şunun için artıyor. Karşımdakiler eğitmekte ve yetiştirmekte oldukları yeni nesli de gerçeğin aydınlığının doğmasına faâl olacak biçimde hazırlayacaklarına söz vermişlerdir. Bu, hepimiz için iftihar edilecek bir noktadır. (22.9.1924, Samsun’da öğretmenlerle görüşme).

Ülkemizin en bayındır, en lâtif, en güzel yerlerini üç buçuk yıl kirli ayaklarıyla çiğneyen düşmanı yenen zaferin sırrı nerededir bilir misiniz? Orduların yönetiminde, ilim ve fen ilkelerini kılavuz edinmektir. Milletimizi yetiştirmek için temel olan mekteplerimizin, yüksek mekteplerimizin kurulmasında aynı yolu izleyeceğiz. Evet, milletimizin siyasî, içtimâî hayatında milletimizin tefekkür bakımından eğitiminde de kılavuzumuz ilim ve fen olacaktır (1922).

Ülkemiz içinde medenî düşüncelerin, asrî ilerlemelerin bir ân kaybedilmeksizin yayılması ve gelişmesi gerektir. Bunun için bütün ilim ve fen adamlarının bu konuda çalışmayı bir namus borcu bilmesi gerekir. Öğretmenlerimiz, ozanlarımız, edebiyatçılarımız millete bu felâket günlerini ve onun gerçek sebeplerini açık ve kesin olarak yazıp söyleyecekler, bu kara günlerin dönmemesi için dünya yüzünde medenî ve asrî bir Türkiye’nin mevcudiyetini tanımak istemeyenlere, onu tanımak mecburiyetinde olduklarını hatırlatacaktır (1922).

Mustafa Kemâl Atatürk

***

Bütün bu ve diğer bedhahlarımız için hâl yolunu zâten 1920’lerde göstermiş Ulu Önder.

   Bir de hâlen yapılanlara bakın ama dar zâviyeden değil, 100 senelik bir geniş açıyla…

      İlim, akıl ve sağlıklı bağlılıklar (attachments) (bağımlılıklar değil) dileğiyle…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 29 Nisan 2010 Perşembe 

Yorum Yapın

Mesajınız