TÜRKİYE’DE SAĞ veya SOL VAR MI?
09 Ekim 2007 Salı tarihinde bir makale klavyeye almıştım: http://www.keremdoksat.com/2007/10/09/turk-solu-ne-istiyormus%e2%80%99mus/#comment-2068#comment-2068#comment-2089#comment-2196.
Onu tekrar taşıyorum mekâna…
TÜRK SOLU NE İSTİYORMUŞ’MUŞ!
GENAR Araştırma Eğitim Danışmanlık Şirketi’nin işi gücü yokmuş, Eylül ayı içinde 26 ilde, 3 bin 210 kişi ile görüşerek “Türk Solu” araştırması yapmış ve solun liderliğine Şişli Belediye Başkanı Mustafa Sarıgül’ün istendiğini ortaya çıkarmış. Yazar Ali Bulaç ve sosyolog Doç. Dr. Ferhat Kentel’in danışmanlığında hazırlanan araştırmaya göre toplumun yüzde 52.8’i CHP’nin başına Sarıgül’ün geçmesini istiyormuş.
Yüzde 50.3’ü de Tayyip Erdoğan’ın soldaki alternatifinin Sarıgül olduğunu düşünüyormuş.
İşte araştırmadan çıkan diğer “çarpıcı” sonuçlar şunlarmış:
— Katılımcıların yüzde 33’ü hiçbir zaman sol partilere, yüzde 15’i ise sağ partilere oy vermeyeceğini söylüyormuş.
— Yüzde 42.7 kendisini sağcı, yüzde 26.2 solcu, yüzde 31.1 ne sağcı ne solcu diye tanımlıyormuş.
— Seçmen gruplarının kendi partilerine verdikleri başarı puanında en yüksek Tayyip Erdoğan’a, en düşük puan Deniz Baykal’a âitmiş.
— Seçmenlerin yüzde 52.8’i CHP’nin başında Mustafa Sarıgül’ü, 8.2’si Hikmet Çetin’i, 5.2’si Murat Karayalçın’ı, yüzde 3.9’u Fikri Sağlar’ı, yüzde 3.3’ü Celâl Doğan’ı, yüzde 3.2’si Onur Öymen’i, yüzde 0.5’i de Zeki Sezer’i görmek istiyormuş.
Sarıgül liderliğindeki bir sol partinin Türkiye’deki oy potansiyeli yüzde 45’miş.
Bu gibi araştırmaların metodolojilerine ve örneklemlerine çok eleştirel bakmak gerekir.
Çünkü, Türkiye’de “sol” da yoktur, “sağ” da!
Kavramların neş’et ettiği hâdise malûm: 1789 Devrimi’nden sonra Burjuvazi’yi (şimdiki sağcılar) temsil eden yenilikçiler solda, krallığı (şimdiki eski devrimci solcular) tercih edenler sağda oturmuşlar…
Avrupa’da sağ muhafazakârlığın, sol ise müteşebbisliğin simgesi olmuş.
Bizde ise (tabii ki Batı’dan alınan desturla) yollar, köprüler yapan, yeniliklere imza atan ama bunu din ve millet adına yaptığını söyleyen kesim “sağcı”, “yaptırmayız, ettirmeyiz” diyen, çoğu da zengin veya entel, memleket gerçekleri hakkında hemen hiçbir şey bilmeyen muhalifler “solcu” olmuş. Beyni yıkanarak ateşe atılan zavallı militanları katmıyorum. Onlar her tarafta piyon olarak kullanılıyor zâten.
Bu kavramlar Endüstri Devrimi’ni aşmış, “öteki ülkelerin” artık değerlerini sömürebilen ve milletleşme (uluslaşma) sürecini tamamlayabilmiş ülkelerin kavramlarıdır; maâlesef biz bunu tam başaracakken sürekli olarak engelleniyoruz.
Meselâ Fransa’daki bir işçi Gitane’ını veya Gauloise’ını tüttürür (oraların Bafra cigarası – maâlesef yakında İspanya’da imâl edilmeye başlanacakmış, 24 yaşında bırakmadan evvel içtiğim lezzetli zehirler bunlardı), koltuğunun altında gazetesi vardır ve memleket mes’elelerini de, dünyâ sorunsallarını da yakinen takip eder. Hakkını devletten söke söke alır ve proleterliğinden gocunmaz.
Aynı özelliklere Avrupa’nın fakiri olan İspanya’da dahi rastlarsınız. İnatla İngilizce konuşmazlar, komünistleri dahi milliyetçidir (National Communism).
Türkiye’de ise ABD’den icâzet almayan hiç kimse lider olamaz.
Yukarıdaki isimlere bir de böyle bakmak lâzım.
***
Bugün 11 Mayıs 2010 Salı, aradan 3 sene geçmiş.
Keşke yanılmış olsaydım ama manzara ortada.
Baykalma geri dönse olmaz, dönmese de o koltuk dolmaz çünkü her kim oturursa otursun, “fırsatçılık”, “art niyetlilik”, hâttâ “işbirlikçilik” ile yaftalanacaktır.
Bakın http://www.habershow.com/v4/5475-deniz-baykal-fethullah-gulene-tesekkur-etti ve kararınızı verin. Baykalma “komployu ayıplar gibi yapanlar, aslında bizzat ayıbı işleyenlerdir” dedikten sonra “İktidar’ın samimiyetine inanmıyorum ama ABD’den, Prensilvanya’dan aldığım mesajlara da inanıyorum” diye yumurtladı; malûm, Fethullah Gülen’in ABG’nin Pensilvanya eyâletinde bir çiftliği var; vallahi de billâhi de benim yok!
Akabinde de sâdece Gülümüz’le telefon görüşmesi yaptı!
Malûm, o bir cumhurbaşkanı, o tarafsız bir cumhurbaşkanı, o hakkında hiçbir zimmetine para geçirme davası filân olmayan, alnı açık, göğsü dik bir Gül! Aynı davada yargılanmadıkları Erbakan’ı hürriyetine iâde eden Gül!
***
Bu arada, 5 yıl önce parti yönetimini ve Baykalma’yı ağır şekilde eleştirerek CHP’den ayrılan ancak geçtiğimiz Mart ayında yeniden dönen (neden bu dönüş ve niçin bunu kabûl ediş, belli değil; aşağıda değineceğim) Zülfüyâr’ın iddiasına karşı da sessiz kaldı. Malûm, Zülfüyâr bunun 2 haftalık değil, 8 senelik olduğunu köşesinde yazarak, sûret-i Hakk’tan görünerek, Baykalma’dan intikamını almıştı. Buna “sükût ikrardan gelir” derler, yâni “sessiz kalmak kabûl etmek demektir”.
Zülfüyâr’ın ayrılırken topa tuttuğu Baykalma’yı ziyaret ettikten sonra yaptığı açıklama ilginçti: “Baykal’a saygı eksilmedi, elimden geldiği kadar CHP’ye destek olacağım. Türkiye’nin gerçekten şu anda CHP’ye ihtiyacı var”. Burada kastettiği, bence, kendisi; bu dâhi daha küçük şey uğruna dönmezdi partiye… Üstelik bu kaseti ve kasetin ömrünün 2 haftalık değil, 8 senelik olduğunu tâ o zaman biliyordu!
Köşe yazısında da şu çok mânidar lâfları etmişti: “Belki de Baykal’ı istifaya zorlayarak CHP’nin başına yeni bir kişiyi geçirme niyetinin başlangıç hamlesidir bu. Böylece önümüzdeki seçimlerde CHP’yi iktidara getirme hesapları yapılıyor olabilir. Uluslararası bâzı çevreler de yapıyor olabilir bu hesabı. Yâni İran’la yakınlaşan ve İsrail’e kafa tutan Erdoğan’ı tasfiye edebilmek için önce Baykal’ı ortadan kaldırmaya yönelik bir satranç oyunun ilk hamleleri. Uluslararası siyasetin bir satranç gibi yürütüldüğünden kimsenin kuşkusu yoktur herhâlde. Bunlar ilk hamleler. Bakalım daha neler göreceğiz. Siyasî analizler bir yana işin insanî yönü çok ama çok çirkin. Kişisel sorumlulukları ve işin ahlâkî boyutu ne olursa olsun Baykal’a ve Baytok’a bir insan hakları ihlâli uygulanmıştır. Hem de en ağırından”.
Yâhu, şu ABG kalkıp da CHP’nin başına Zülfüyâr’ı oturtur mu?
Neden olmasın?
Tahsilinin ne olduğunun ne önemi var; büyük Kürt entellektüelini(!) ilk ziyaret eden ve Baykalma’dan nefret eden, bilhassa entel güruhunda ciddi karizması olan, en son olarak da Atatürk hakkında çok insanî bir film çeviren ben miyim?
CHP’nin başına yakışır…
Yakışır da, bakın: http://www.keremdoksat.com/2007/07/24/zulfuyar%e2%80%99e-dokunaraktan/:
Vatan Gazetesi’nin mümtaz köşe yazarı, değerli entelimiz Zülfüyâr Bey yüzme havuzlu villâlarından buyurmuşlar ki meğer Deniz Baykal (kısaca Baykal), RTE ile gizli bir anlaşma yapıp vatanı milleti satmışmış. 24.07.2007 tarihli köşe yazısında “Seçimler öncesi CHP’ye zarar vermemek için bildiğim birçok konuyu içime gömerek sustum, bundan sonra da bu parti ve liderine ilişkin hiçbir şey yazmayacağım. Çünkü bir faydası olacağına inanmıyorum. Ama bu konudaki son yazımda size bir tanıklığımı aktarmak zorundayım. Bunu bir borç olarak görüyorum” deyip bombayı patlatmış; özetle iktibas ediyorum, yorumlar bana âit ve imlâyı da düzeltiyorum: Deniz Bey lûtfen hatırlayın, 19 Aralık 2002 tarihinde karlı bir Ankara gününün akşamında Mehmet Sevigen’in evindeydik (Zülfüyâr Türkçe virtüözü bermutat, “karlı bir Ankara akşamında” demek varken “şiirsel” yazmış). Ben Cumhurbaşkanı ile görüşmeden geliyordum. Abdullah Gül Başbakan’dı, Tayyip Erdoğan’ın ise Meclis’e girme umudu kalmamıştı. Cumhurbaşkanı Sezer bir gün önce, Tayyip Erdoğan’ın “milletvekili olmadan başbakan olma” önerisini reddetmişti. Türkiye’nin kaderi o akşam o evde değişti, çünkü siz “Tayyip Erdoğan başbakan olacak!” diye tutturdunuz. Sizi “Çok tehlikeli bir oyun bu!” diye uyaran parti dışından önemli şahsiyetlere kızdınız, “Hayır!” dediniz “İki ay dayanamaz. Göreceksiniz iki ay dayanamaz.” Sizin bu iddianıza karşılık ben ne dedim (bakıyoruz ne demiş): “Erdoğan herhangi bir kişi değil, bütün tarikatların birleşerek Erbakan’ın yerine seçtiği siyasetçi; arkasında Amerika, Avrupa desteği de var. Program Türkiye’yi ılımlı İslâm cumhuriyeti yapma programı. Sizin dediğiniz gibi iki ayda gitmeyecek; tam tersine, bu odada bulunan herkesin siyasî hayatını bitirecek.” İki ay dayanamaz iddianızı, “görüşleri gereği IMF ile anlaşma yapmaz, ekonomiyi zora sokar ve dayanamazlar” tezine oturttunuz. … O zaman ben sizin Tayyip Erdoğan’la seçim öncesinde Beylerbeyi’nde gizlice buluştuğunuzu ve bir anlaşma yaptığınızı bilmiyordum. Bu gecenin tanıkları var: Önder Sav, Eşref Erdem, Mehmet Sevigen, Bülent Tanla, Yaşar Nuri Öztürk (MKD: Kadim tanışımız Yaşar Nuri Öztürk her yerde maaşallah, tek başına derin devlet ama parti kuramadan edemedi, edemeyince de meclise giremedi). Belki bâzıları sizden korkar ve tanıklık etmez ama bir kısmı da bu sözlerin doğru olduğunu açıklar (Zülfüyâr bermutat çok cesur). … Tartışmanın sonunda dediniz ki: “Bu gece birbirimizin fotoğrafını çektik. İki ay sonra çıkarıp bakalım. Ama rötuş yapmadan. Hangimiz haklı çıkmışız?” (Zülfüyâr kısa bir aradan sonra açıklayacak) …
Erdoğan’la Beylerbeyi’nde gizlice buluşmaya ve size oy veren milyonları hiçe sayarak gizli anlaşmalar yapmanıza değdi mi? (Deniz Bey, biliyorsunuz ki bu gizli buluşmanın da tanığı var) (MKD: Zülfüyâr, Baykal’ın Alzheimer olabileceğini düşündüğü için tekrarlıyor). Başbakan olmak, elbette Erdoğan’ın demokratik hakkıdır. Ama bunun için olağanüstü çaba harcamak CHP’nin birinci görevi değildir. Üstelik dokunulmazlık kaldırılmadan! Bir milletvekilinin mazbatasını iptal ettirip, Anayasa’yı değiştirip, grubu baskı altına alıp, Siirt seçimlerini es geçip Erdoğan’ı meclise sokmak ve dokunulmazlık zırhına kavuşturmak için verdiğiniz canhıraş çabanın yüzde birini partiniz için verseydiniz sonuç bambaşka olurdu. … Deniz Bey, sözlerimde en ufak bir çarpıtma varsa çıkıp söyleyin. “Öyle değildi. Böyle konuşmadık” deyin. Genel Sekreterinizin ve en yakınlarınızın tanık olduğu bu konuşmayı inkâr edin. Ya da başınızı önünüze eğin ve tarihin hakkınızda vereceği yargıyı düşünün (MKD: Zülfüyâr postasını koyuyor). … Ama hem duruma doğru teşhis koyamamanız, hem de aşırı derecede inatçı olma huyunuz yüzünden hepimizi tehlikeye attınız (MKD: Bravo Zülfüyâr, ne feraset yâhu, ole). … CHP’nin ise en büyük şanssızlığı oldunuz. Bu ülkenin sola şiddetle ihtiyaç duyduğu bir dönemde, bütün uyarılarımıza rağmen partiyi sağa çekmekte, Kürtler’den, Alevîler’den, solculardan ayırmakta ısrarlı oldunuz (MKD: Zülfüyâr’ın esas neye kızdığı ortaya çıkıyor. Büyük Kürt entellektüeli birisini[?] ziyaret etmek için apar topar Diyarbakır’a giden bizim Zülfüyâr değil miydi?). Erdal İnönü (MKD: Kürt ayrımcılarını TBMM’ye sokan bu ürkek adamcağız değil miydi yâhu), Hikmet Çetin, Murat Karayalçın, Fikri Sağlar, Ercan Karakaş, Mehmet Moğultay, Seyfi Oktay, Celâl Doğan ve daha birçok sosyal demokratla el ele tutuşup halkın karşısına çıkmanız gerekirken eski MHP’lileri, eski ANAP’lıları, idamla yargılanmış sağcı militanları parti vitrinine çıkarmakta ısrar ettiniz. Size defalarca “Bir şeyin aslı varken kopyasına kimse bakmaz!” dememize rağmen, sol politikaları değil, MHP çizgisini tercih ettiniz. …
Demek Baykal aslında latent bir (aman yanlış anlamayın) MHP’liymiş. Zülfüyâr şöyle bitiriyor: İnanın ki bunları yazarken samimi olarak üzülüyorum. Keşke haklı çıkmasaydım, keşke sizin tahminleriniz doğrulansaydı diyorum ama durum ortada. Yazık oldu Deniz Bey, hem size, hem partinize, hem de size inanan temiz yürekli sosyal demokratlara. Artık bundan sonra istifa etseniz de bir etmeseniz de. Bâd-el harâb-ül Basra! (Zülfüyâr muhteşem, mutlaka internetten indirmiştir bu lâfları! Leylim ley).>>
GELELİM SEÇİM FALINA
Zülfüyâr eminim ki başka şey(ler)e kızmıştır. Hakikaten dürüstse, bu güne kadar aklı neredeydi? Mâdem CHP’nin içini kurtlar basmıştı, sen de bunu biliyordun, neden bekledin Leylim Ley? Yâni, bir imkânsız mümkün hâle gelip de CHP muktedir olsaydı, bütün bu eski MHP’lileri, eski ANAP’lıları, idamla yargılanmış sağcı militanlarla birlikte paşa paşa türkü söylemeye, köşende entellik yapmaya devam mı edecektin? Tabii ki edecektin, hâttâ Ülkücü türküleri CD’si filân da çıkarırdın.
Boş versenize… Şu anda Baykal “eee-e” “ııı-ı” filân diyerek CHP’nin oylarının aslında arttığını ve başkanlıktan ayrılmaya da niyeti olmadığını ifâde edip beni gülümsetiyor çünkü alenen yalan söylemekte. Aslında bu web mekânının okuyucusu önceki yazılara bakarsa, seçimden önce sonuçları hiç de şaşırmadan karşılayacağımın sinyallerini verdiğimi görecektir. Aslında AKP %60’la filân gelebilirdi ama bizzat RTE kendi reylerini azalttı. Bakıyorum da iki gündür herkes psiko-analist ve sosyo-analist kesilmiş. Hele dün bir hanımefendi falanca TV kanalında “halkımız ‘ananı al da git’, ‘kelle’ gibi lâfları sevdi, kendine yakın buldu” filân demiyor muydu, koltuğumdan devrilecektim! Bilakis, eğer RTE bu külhanbeyi duruşunu azıcık nezaketle süsleyebilseydi, volkan gibi indifa ederdi AKP. Emin Çölaşan’ından tutun da en sağcısına kadar bütün ulusalcı/milliyetçi takım “meğer biz Merih’te yaşıyormuşuz” diye ağlaşmaktalar. Bütün Batı’nın, Doğan Grubu’nun ve diğer medyanın ezici desteğini alan, Türkiye’nin üzerindeki plânlara hizmet etmek üzere yola çıkarılmış olan (bakın Zülfüyâr burada haklı, ama dedik ya, aklı neredeydi), 40 milyonu sefâlet ve /veya açlık sınırının altındaki, 80 milyonunun gazete okumayıp kadın birer fâcia olan programlarını seyrettiği insanlardan müteşekkil seçmenin cebine konan kömür ve yağla tavlandığı bu seçimde RTE’nin kendine rağmen yükselişine kimse mâni olamazdı! Bunu bal gibi Baykal da, Devlet Bahçeli de, diğer liderler de biliyorlardı. Hepsi ona hizmet ettiler… Bahçeli gereksiz saldırganlık ve urgan edebiyatıyla akl-ı selîm sâhibi ve okuyan merkezi ürküttü, oylar AKP’ye kaydı! Baykal kötü liderlik nasıl yapılır derslerini çok iyi icra ederek ümitleri kırdı, oylar AKP’ye kaydı! Yaşar Nuri Partisi, Atatürk reenkarneleri gibi ilginçlikler de olaya tuz biber ekti.
BÜTÜN ENTEL-DANTELLERE
Neredeydiniz arkadaşlar, nerelerdeydiniz?
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 24 Temmuz 2007 Salı
***
Akıllara Kemal Derviş düşüverdi; tam bir “keyman” yâni “anahtar adam”; TC’nin ekonomisini orta direğin umudunu kullanarak tamamen Batı’ya endeksleyip, bu hâle getiren kişi… Ben hiç sanmıyorum çünkü çok yaşlandı ve yıprandı, Türkiye’yi de çok az tanıyor. Anadolu’ya hitap edecek tarzda bir karizması ve profili de yok…
Bütün mes’ele şu: Atatürk’ün kurduğu parti bitmiş, bitirilmiştir!
Kadim dostum, kaba ama doğrucu başı El-Cevap’ı çağırıp suâl eyledim.
-CHP’nin herhangi bir memleketi yönetme plânı, programı var mıdır?
-El-Cevap: Yoktur!
-Peki, AKP’nin herhangi bir memleketi yönetme plânı, programı var mıdır?
-El-Cevap: Yoktur!
-Allah Allah, peki, 6 senedir yaptıkları bir plân ve program içerisinde değil miydi yâni?
-El-Cevap: İçerisindeydi!
-Yâhu demin demedin mi ki AKP’nin herhangi bir memleketi yönetme plânı, programı yoktur diye; kafa mı buluyorsun?
-El-Cevap: Yâhu sen ne ahmak adamsın, onların yoktu ama gidip gidip ABG’den aldıkları direktifleri tatbik ettiler. ABG’nin plânı, programı vardı, onların değil! Anladın mı?
-Tamam, tamam, kızma, celâllenme, öfke bir hitâbet tarzı değildir.
-El-Cevap: Bana bak, tepemi attırma, bir daha konuşmam seninle!
-Tamam, ne olur küsüp de villana kapanma, ben tek başına tefekkür edeyim azıcık!
-El-Cevap: Peki, hadi bu seferlik hoş gördüm, eyvallah.
***
Bakıyorum biraz da Türkçe ve üslûp hatalarına:
Devletlû “ahlâksız iftira” diyor, yâhu “ahlâklı iftira” olur mu? Ayrıca, Türkçe’de buna “ahlâksızca iftira” denir olsa olsa –ki, semantik açıdan gülünç oluyor o zaman da!
Baykalma da “hukuksuz ve ahlâksız komplo” diyor. Yâhu, komplonun “hukuklusu” ve “ahlâklıcası” olur mu? Komplo zâten “fesat tertibi” demektir. TDK http://www.tdkterim.gov.tr/bts/?kategori=verilst&kelime=komplo&ayn=tam adresinde şöyle târif etmiş (takkeleri ben ilâve ettim):
komplo Fr. Complot
a. (ko’mplo, l ince okunur) Düzen: “Komplo keşfedilerek isyanın önü alınmıştır.” -F. R. Atay.
Güncel Türkçe Sözlük
komplo Fr. Complot
1. Bir kimseye, bir kuruluşa karşı toplu olarak alınan gizli karar, gizli düzen:§ “…belediye hey’eti aleyhine komplolar hazırlamaya başlıyordu.” -Reşat Nuri Güntekin, Eski Hastalık, 121. § “Merâl’in budalalığı bu komploda âdi bir vâsıta olduğunu sezmemektir.” -Peyami Safâ, Yalnızız, 146. § “Biz bu dergiye yönetilmiş alçakça bir komplo olarak değerlendirdiğimiz kadar, yaptığımız bir hata olarak da görüyoruz.” -Orhan Pamuk, Cevdet Bey ve Oğulları, 465. § “Şimdi gelelim Butto’nun, belleği müthiş fil ‘tarafından’ dışarıda hazırlanan muazzam komplo’yu, … -Attilâ İlhan, Batının Deli Gömleği, 34. 2. Topluca ve gizlice yürütülen herhangi bir plân: § “Babamım engel olma eğilimine karşın bir komplo kurarak gittim” -Adalet Ağaoğlu, Sen Türkiye’nin En Güzel Kazasısın, 168. § “Kafasını karıştırmak için komplo mektuplar okuyan bu inatçı ve dayanıklı kadından uzaklaşmak, onu bir daha hiç görmemek için dehşetli bir arzu duydu.” -Buket Uzuner, Uzun Beyaz Bulut (Gelibolu), 159. 3. Tuzak: § “Bu komplo için görevlendirdiği adamlarına kulüp kapısı önünde pusu kurdurmuş.” -Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Gençlik ve Edebiyat Hâtıraları, 88.
Yâhu, her şeyden geçtim, bu memleketin başına doğru dürüst Türkçe konuşan bir lider gelemez mi?
Gelir!
ABG’de hazır ve nâzırdır.
Kâlb İbresi’ni okuyun.
Ne diyor Hekimoğlu İsmail:
“Çık nerdesin zuhûr et, biz seni bekliyoruz.
Yıllardır yollarında yorgun emekliyoruz.
Musa ol, Hakk’a yüksel tecellî et de Tûr’a,
Zûlmet yıkılsın, cihan gark olsun nûra.”
Ya!
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 11 Mayıs 2010 Salı

