Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2937 defa okundu.
Bu yazi bugun 2 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

GÜNDEM

Bugün bir baktım televizyonda bir adam, suratının her tarafı ayrı oynuyor ve vücut lisanı “ben yalan söylüyorum” diye haykırıyor âdeta! 

Kameraların karşısına çıkıp kendini “Ulusal Kriminal Laboratuarı” sâhibi olarak tanıtıyor (bir kere terminoloji nâkıs)! Medya da orada! Baykal’ın kılarını, vücut ölçülerini, baldırını, hani neredeyse anal sfinkterini filân ölçüp mukayese ederek, ağzı burnu yuvarlanarak “Sayın Baykal mâsumdur” demeye getiriyor. Masada teşhir ettiği araç da tam bir video analiz cihazı değil, garip bir bilgiayarımtrak nesne var.

Yâhu, komik bir şeyler var da, adını koyamıyorum…

atmasyon

Sonunda öğreniyoruz ki bu kişinin ismi Uğur Kurtulan’mış ve eski Aydınlıkçı imiş. Söyledikleri, anlattıkları, teknik detayların tamamı palavra… Bildikleri kulaktan dolma herkesin bildiği şeyler ama o necip Türk medyasını meşgûl etmeyi başarıyor. Anlattığı konularla ilgili hiç bir eğitimi filân yok!

Meğer bu Uğur Kurtulan, kimi zaman deprem tahmininde kullanılan sismik araçlar satamaya, kimi zaman da mayın detektörü satmaya çalışmış. Hiç birinde de başarılı olamamış. Adres diye Sarıyer’de gösterdiği yer de boş çıkmış. Niyeti, çok sevdiği Deniz Baykal’ı yeniden aday yapabilmekmiş!

Bakın: http://webtv.hurriyet.com.tr/default.aspx?cid=1&vid=6801.

Baykal Kılıçdaroğlu tekin değil

 

 

 

 

 

 

 

Baykal da durumu kurtaramayacağını anlayıp, bugün aday olmayacağını açıkladı.

   Hâttâ bir de ikinci kaset yolda, öyle yazıldı!

      “Thanks to Pennsylvania”.

***

ABG, mâruz bırakıldıkları kötü muameleler ve şiddet eylemleri yüzünden yerli kabilelerden resmen özür dilemiş.

SENATÖR SAM

Başkent Washington’daki Kongre Mezarlığı’nda düzenlenen ve beş yerli kabile temsilcisinin de hazır bulunduğu törende, Cumhuriyetçi Senatör Sam Brownback yerlilerden özür dilemek için çıkarılan yasayı okumuş. Cherokee, Choctaw, Muscogee (Creek), Pawnee ve Sisseton Wahpeton Oyate kabilelerinin temsilcilerinin katıldığı törende Cherokee Şefi Chad Smith, böyle bir özür dilenmesini talep etmediklerini ancak özrün kabûl edildiğini ifâde etmiş. Smith, “özür dilemek zordur ama bâzen de özrü kabûl etmek zordur” lâfı gediğine koymuş. Creek kabilesinin ikinci Şefi Alfred Berryhill ise özrün “tarihî bir adı” olduğunu söylemiş. Törenin yapıldığı mezarlıkta 12 yerli kabileden toplam 36 kişi yatıyormuş. Cumhuriyetçi Senatör Sam Brownback’in, çıkarılması için 2004 yılından beri çaba gösterdiği yasa tasarısı, geçen yıl hem Senato’dan hem de Temsilciler Meclisi’nden geçmiş ve ABG Başkanı Barack Obama tarafından aralık ayında imzalanmışmış.

kızılderili

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

 

Lûtfen http://www.keremdoksat.com/2010/04/22/soykirim-rakamlari/ makaleme bir göz atın: İspanyollar Amerikalılar’la birlikte milyonlarca Kızılderili’yi katletti… Amerika, soykırımlara Kızılderililer’i katletmekle başladı. ABD tam 70 milyon Kızılderili’yi katlederek, dünyada en büyük soykırımı suçlusu olmuştur… Kıt’anın asıl sâhibi yerli halk, inanılmaz vahşete mâruz kalmıştı. Resmî makamlar, her Kızılderili kellesi için 5 USD ödemişti (bu “kelle” ifâdesinin günümüz Türkiyesi’nde bir devlet görevlisince de kullanılmış olması ilginçtir)… İlk biyolojik silâh, Kızılderililer üzerinde uygulanmıştı. Sürgüne gönderilen Kızılderililer’e yardım olarak dağıtılan battaniyelere çiçek mikrobu bulaştırılarak çok sayıda insanın öldürülmesi sağlanmıştı. Kızılderililer’in açlıktan ölmesi için başlıca yiyecekleri ve hayat kaynakları olan bizonların toptan öldürülmesi de, soykırım yöntemlerinden biri olmuştu. Ancak ABD’liler, soykırım için son derece ilginç bir savunma yapıyor: “Sonuna kadar öldürmedikçe, soykırım sayılmaz!”

   Bu göstermelik, trajikomik çıkışların ucu bize dokundurulabilir.

   “Bakın biz bile özür diliyoruz, haydi siz de dileyin” derler!

      Neden durular durdular da, şimdi özür diliyorlar dersiniz?

***

KEMAL KILIÇDAROĞLU KİM?

http://www.porttakal.com/haber-horasanli-baba-kureys-kemal-kilicdaroglu-236231.html adresindeki Aksiyon dergisindeki röportaj (16.02.2009) şöyle:

Adı “dosyalı siyasetçiye” de çıkan Kemal Kılıçdaroğlu’nun, sâkin mizacını Alevîlik’te dede ocaklarından Kureyşan aşiretine mensup olmasına bağlamak mümkün. Zira o da dedelik makamına sâhip; ama bürokratlığı buna engel olmuş. İşte Cemal Kalyoncu tarafından yapılan Aksiyon’daki röportajın bir bölümü:

Kemal_Kılıçdaoğlu

Kemal Kılıçdaroğlu, aslında bir aşirete mensup. Âilesi Dersim’in eski adıyla Kızıl Kilise, yâni Nazımiye ilçesinden. Asıl köyü Ballıca. Ancak terör sebebiyle şehir merkezine yakın bir köy olan Kocakoç’ta yaşamış âilenin diğer fertleri.

Osmanlı’dan daha evveliyatı da var aşiretin. Aslen İran Horasan’ına kadar uzanıyorlar. Önce Konya Akşehir’e yerleşiyorlar. Kemal Kılıçdaroğlu’nun da içinde bulunduğu aşiret, Yavuz Sultan Selim ile Şah İsmail arasındaki çatışma dolayısıyla bugünkü yerlerine göçüyor. Osmanlı kayıtlarında hâlen Akşehir’de göründüklerini de söylüyor Kılıçdaroğlu.

Kemal Bey, eski senatör Arslan Bora’nın da mensubu olduğu Kureyşan aşiretinden. Kureyşanlılar bölge halkı nazarında kutsal bir ocak. Kureyşanlılar’da dedelik yapanlara, ‘Horasanlı Baba Kureyş’ denildiği de söylenir. Dersim’de Kureyşanlılar’la birlikte Baba Mansur Ocağı da önemli bir ocak sayılır. Bu iki ocak arasında akrabalık olmadığını ama öyle bilindiğini söylemektedir Kılıçdaroğlu. Bildiğimiz Kureyş kabilesi ile bir alakaları olmadığı notunu da düşmek gerekiyor burada.

-Kureyşan aşireti önemli ocaklardan. Alevî geleneğinde Dedelik makamı buradan mı geliyor?

“Söyleniyor, evet.”

-Sizdeki bu sâkin tabiatın altında böyle bir kültürden gelmenin etkisi olduğu kanaâti var.

“O kültürden gelmenin etkisi var tabii.”

-Dolayısıyla dedelik sizde de var mı?

“Âilede var ama ben bu işi yapmıyorum tabii takdir edersiniz ki.”

-Ama siz de dedelik makamındasınız diyebilir miyiz?

“Diyebilirsiniz tabii. Ama dediğim gibi bu kültür olmakla beraber hani o kültürü uygulayan bir kişi değilim. O da, yetişmem, bürokraside görev yapmam dolayısıyla bizim hani o bağlantıda bir şey yapmamız zâten mümkün olmuyor.”

Kureyşanlı Kemal Kılıçdaroğlu’nun âilesi Dersim’de Cebeligiller lâkabı ile de tanınıyor. Kemal Bey, bunun, muhtemelen âilede birisinin Osmanlı’da askerlik yapmasından kaynaklandığını düşünüyor. Osmanlı zamanında dedesinin dedesini de eşkıya olarak anlatıyor o. Buradaki bilgileri tam olmadığı için de muhtemelen o kişinin Cebeli denen kişi olabileceğini söylüyor. İhtimâldir ki Kemal Bey’in babası Kamer Bey, 1934′te, âilesinin Karabulut olarak aldığı soyadını eşkıya büyük dedesine dayandırarak 1950′den sonraki bir tarihte Kılıçdaroğlu diye değiştiriyor.

Âile daha çok tarımla meşgul olmuş. Kemal Kılıçdaroğlu, Yusuf Bey ile Zeynep Hanım’ın beşi erkek sekiz çocuğundan biri olan Kamer Bey’in oğlu olarak 1948′de dünyaya gelmiş. Kamer Bey, önce Meteoroloji’de, ardından da Türkiye’nin çeşitli yerlerindeki tapu dairelerinde çalışıp en son Patnos’tan emekli olmuş. Evliliğini, Tunceli Milletvekili Kamer Genç’in de mensubu olduğu Areli (bâzı yerlerde Areyli diye de geçiyor) aşiretinden Zülfü Bey ile Hâtun çiftinin beşi erkek yedi çocuğundan biri olan Yemuş Hanım’la yapmış. Yemuş isminden dolayı da Ermeni iddialarına mâruz kalmış Kılıçdaroğlu âilesi. Kemal Bey bunun “nüfus memuru azizliği” olduğunu belirtiyor.

Aşiretteki feodal yapı âileye de yansımış. Kamer-Yemuş çiftinin de beşi erkek ikisi kız yedi çocukları gelmiş dünyaya. Kardeşlerin içinde tek üniversite bitiren Kemal Bey! Kız kardeşlerinden Fikriye’yi okutmamak Kılıçdaroğlu’nun en büyük pişmanlıklarından biri. Kılıçdaroğlu, ikisinin işçi emeklisi, birinin de ilkokul müdürlüğünden emekli olduğunu belirttiği kardeşlerinin isimlerini, nedense “onların rızâsını almadan vermek istemiyorum” diyerek vermedi.

Kemal Kılıçdaroğlu, 17 Aralık 1948′de Tunceli’nin Nazimiye ilçesinde Tapu Memuru Kamer Bey ve ev kadını Yemuş Hanım’ın yedi çocuğundan dördüncüsü olarak dünyaya geldi. İlk ve orta öğrenimini Erciş, Tunceli, Genç, Elazığ gibi birçok kent ve ilçede tamamlayan Kılıçdaroğlu, pek çok birincilik aldı.

Âilesi “Cebeligiller” diye tanınan Kılıçdaroğlu, Kureyşan aşiretine mensup. Yaşadıkları köyde herkesin soyadı Karabulut olduğu için babası, soyadını Kılıçdaroğlu olarak değiştirdi. Kılıçdaroğlu soyadının büyük dedelerinin eşkıya olarak bilinmesinden geldiği belirtildi.

17.12.2008 tarihinde gündeme düşen haberde ne vardı:

CNN Türk’te canlı yayınlanan Tarafsız Bölge programına konuk olan CHP lideri Baykal, gazetecilerin sorusu üzerine Uğur Dündar’ın yöneteceği tartışma için görüşlerini belirtirken, Konya’da olacağı için Star TV’den seyredemeyeceği programın Halk TV’den yayınlanacak tekrarını izleyeceğini belirtmişti. Bu arada partisinin televizyonunun da reklâmını yapan Baykal, Ankara Büyükşehir Belediye Başkanı Melih Gökçek’in bu sefer çok büyük bir risk aldığını iddia etmişti ve şu çok mânidar şeyleri ağzından kaçırmıştı:

Kılıç Baykal

Kemal Bey’le kim karşı karşıya geldiyse iflah etmedi, tekin adam değildir. Önce Genel Başkan Yardımcısı Şaban Dişli’ye dedi, ayrıldı gitti. Arkasından AK Parti Genel Başkan Yardımcısı Dengir Mir Mehmet Fırat ile televizyona çıktı. O da ayrıldı. Arkasından Adana Büyükşehir Belediye Başkanı Aytaç Durak hakkında, (şudur, bekliyorum) dedi. Daha karşı karşıya bile gelmeden işi bitirdi. Durak partiden ayrıldı, artık yok. Kılıçdaroğlu alışılmış siyasetçi üslûbunda değil. Boş konuşmuyor. Tümüyle bilgi ve belgeye dayalı bir tarzı var. Kemal Bey’e öyle bağırıp-çağırma sökmez. Yumuşak ve sâkin üslûbuyla o yine bildiğini okur”.

***

 

 

Alevî dedesi olup da olmayan, 

   feodalitenin ta içinden gelen, 

      tekin olmayan (ânında sözlük: güvenilmez; tabiatüstü güçleri olan),

         Kürt mü, değil mi karışık bir Gandi!

            Muhtemelen Devletlû’yu da harcamakla sürecek oyunda bir aktör!

               Tam da AB dağılıyor denirken, Avro pike yaparken, borsalar altüstken…

                    Jetlerimiz Kuzey Irak’ı vururken…

***

Biz yarın ABG’nin New Orleans kentine uçacağız APA Kongresi için… Lûtfen http://www.keremdoksat.com/2006/09/01/katrina-ve-amerika/ makaleme bir göz atın.

   Tabii ki internetten takipte olacağız.

       İnşallah döndüğümüzde Türkiye’yi yerli yerinde buluruz…

           Dilerim öyle olur!

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 20 Mayıs 2010

MKD güncelleme 29 Ağustos 2010: Geçen gün “Ulusal Kriminal Laboratuarı” sâhibi Uğur Kurtulan’dan sitem dolu bir mektup geldi; rahmetli pederimi tanırmış (nedense bana bir şey için mesaj yollayan pek çok kişi rahmetli pederi referans olarak kullanır ama ben nedense onları hiç hatırlamam), çok güvenilir işler yapan muhteşem bir laboratuarları varmış, bana da broşürlerini yollamış.

   Broşür de bir âlem… İsmi “Ulusal Kriminoloji Laboratuarı” gene değil.

      Ne diyeyim!

Yorum Yapın

Mesajınız