Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2050 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

NEW ORLEANS’tan SEVGİLER, SAYGILAR

(Teşekkürler Sevgili TM Kardeşim).

Tarihin Arka Orası programı, tarih meraklıları kadar psikoloji meraklıları açısından da ilginç şeyler sunar; ben de sık sık müstefid olurum. Bunların en ilginçlerinden biri olan Pelin Batu’nun, Türkçesi’ndeki kırıklıklar, MB ve EA tarafından bolca ti’ye alınır.

İşte, bu Şehlâ Güzel Kız geçen geceki programa da yine Türkçesi ile damga vurmuş.

Refik Halid Karay’ın bir kitabını övmek maksadı ile “âdeta zevk pezevengi ifâdesini kullanmış. Gülüşmeler olmuş, akabinde MB bu kelimenin etimolojisine girerek, kaynağının İtalyanca uskumru balığının isminden geldiğini ve uskumrunun dişisinin yumurtasını yiyen ve başka erkekleri de buna davet eden bir balık olduğunu açıklamış.

Programın konuğu 50-60 dönemi ve programın konuğu darbe sonrasında tutukluyken intihar eden İçişleri Bakanı Nâmık Gedik’in oğlu Arda Gedik’miş. Kendisinin 60 darbesine bakış açısı babasının özel konumu nedeniyle fazlası ile duygusal tonlara sâhipmiş ve program boyunca “ordunun içinde eli olan” İnönü’yü 60 darbesinin ana sorumlularından biri olarak gösteren bir tez savunmuş. İnönü ile ilgili “Millî Şef” tâbirini alaycı bir tonla kullanan Arda Gedik, babasının Atatürk ve 10 Kasım ile ilgili bir hâtırasını anlatırken, “iyisi gitti, kötüsü bize kaldı” sözlerini vurgulamak ihtiyacını hissetmiş. İşte, programda İnönü’yü, söz konusu talihsizce ibâre ile yan yana koyan yine Arda Gedik olmuş.

NAMIK GEDİK

İnönü’den yine alaycı bir tonla “Millî Şef” olarak söz ettiği bir değerlendirmesi sonrasında da “ee Pelin Hanım’ın kullandığı kelimeyi kullanacak değilim buyurmuş. Yâni ustaca bir lisan san’atı ile İnönü’ye “zevk pezevengi” demiş ama dememiş!

Sevgili Mekâncılar,

Lûtfen http://www.keremdoksat.com/2010/05/04/adolf-inonu-hitler/#more-2079 makaleme tekrar bir göz atın; zaaflarıyla ve iyi yönleriyle İsmet İnönü orada yazılı.

Devlet içi savaşta, Atatürk-İnönü gerginliğinin hortladığı bir dönemden geçiyoruz. Bu belli de…

Babasına müteveccih istihzalara da gülümseyen PB’nun bu çıkışını tevil etmeye çalışan MB’nın bermutat lisan ve malûmat kifâyetsizliği var gene: “zevk pezevengi” denmez, “keyif pezevengi” denir!

Haberkrüt, 50-60 dönemini babasını intihara sürükleyen darbenin ana sorumlusu olarak İnönü ve CHP olarak gören Arda Gedik üzerinden tartışmaya açıyor; tam da CHP’de tarihî lider değişiminin olduğu günün gecesindeArda Gedik de, Devletlû’dan daha ustaca bir şekilde, İsmet İnönü’ye çok daha ağır bir şekilde hakaret ediyor.

Ben İnönüler’i sevmem ama hayatta en son olabilecekleri şey dahi bu tasvire uymaz!

   Ayıp!

      Pennsylvania kadar taş düşsün kafalarına…

***

Yâhu, Millî Şef filân deyince, gündemdeki bir şeye epey güldüm…

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik “Soğuk Savaş dönemlerindeki siyaset anlayışını çağrıştırıyor” karşılığını vermiş. CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun kurultayda kullandığı üslûpla ilgili olarak, “bu üslûp gerçekten çok yakışıksız bir üslûptur, çok yadırgayıcı bir üslûptur. Ana muhalefet partisinin başına geçecek olan bir insan ilk adımında bu şekilde sokak jargonuyla konuşmaz” demiş!

Demek ki birkaç adım daha icap ediyor!

Lûtfen önce http://www.keremdoksat.com/2006/09/01/bir-milli-egitim-bakani/ makaleme bir bakın, bu kişi, o kişi… Sâbık ve Başkanı’na sâdık Millî Eğitim Bakanı!

 hüseyin çelik4

Milli ile millînin farkını ya bilmeyen, ya da -daha fenâsı- bile bile yanlış kullanan edebiyat doçenti!

Hüseyin Çelik, Kemal Kılıçdaroğlu’nu kutlamış ve “hayırlı olsun” temennisinde bulunmuş ancak, kamuoyunun bilmesi gereken bir konu olduğunu söyleyerek şunları da kaydetmiş: “Bu kurultay için AK Parti’ye dâvetiye gelmedi. Bütün partiler kongrelerini yaptıkları zaman diğer partileri dâvet ederler. Siyasî nezaket gereği olarak da bu dâvete icâbet edilir. AK Parti’den orada kimseyi görmeyenler, belki niçin gidilmedi diye yadırgamış olabilirler ama biliyorsunuz ki insan dâvet edilmediği yere gidemez. CHP’nin başına kimin geleceği, kimin genel başkan olacağı tabii ki CHP’lilerin takdiridir. Biz mes’elenin o boyutuyla ilgilenmiyoruz. Sayın Kılıçdaroğlu seçildi. Kendilerine siyasî hayatlarında başarılar diliyoruz. Parti Meclisi de seçilecek. Bu da kendi iç mes’eleleri. Fakat şu hususa dikkat çekmek istiyorum, AK Parti’ye CHP Kurultayı için bir dâvetiye gönderilmemiştir ve dâvetiye gönderilmediği için de kurultaya gidilmesi söz konusu olmamıştır”.

Çok küsmüş Sayın Hüseyin Çelik de… Durun, daha bitmedi…

Hüseyin Çelik, Kemal Kılıçdaroğlu’nun Kurultay’daki “Recep Bey” ifâdesi konusuna ilişkin soruya da “doğrusunu isterseniz bu üslûp gerçekten çok yakışıksız bir üslûptur, çok yadırgayıcı (MKD: ne demekse) bir üslûptur. Ana muhalefet partisinin başına geçecek olan bir insan ilk adımında bu şekilde sokak jargonuyla konuşmaz. Sonuçta insanların anladığı dilden konuşmak, onlara hitap etmek bir siyasetçi için ek bir avantaj olabilir ama ülkenin başbakanına Sayın Başbakan demeyi bile fazla gören bu zihniyet özellikle

Süleyman Demirel’in, Bülent Ecevit’e “hükûmetin başı” diyerek hitap ettiğini hatırlatan Çelik, TBMM’de bâzı milletvekillerinin Cumhurbaşkanı Abdullah Gül için Abdullah Gül, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan için Tayyip Erdoğan dediklerini de belirterek, şöyle devam etmiş:

“Şimdi Sayın Kılıçdaroğlu bunu biraz daha ileri götürerek Recep Bey, Recep Bey diyor. Yâni sokaktaki herhangi bir vatandaştan söz eder gibi veya herhangi bir devlet memurundan, Ahmet’ten, Mehmet’ten söz eder gibi bir üslûp tercih etti. Sayın Kılıçdaroğlu’nun bu şekilde hitap etmesi Sayın Başbakan’a bir şey kaybettirmez. Sayın Başbakan, dünyanın en etkili 17. kişisi seçilmiştir. Bütün dünyada, Doğu’da, Batı’da, Kuzey’de, Güney’de etkinliği olan, tanınırlığı olan, Türkiye adına saygınlık uyandıran bir insana kendi ülkesindeki bir siyasî parti liderinin Sayın Başbakan demeyi bile kendince çok görmesi ve âdeta Recep Bey diyerek kendince onu sıradanlaştırmaya çalışması çok yadırgayıcı bir şeydir. Biz bugüne kadar Deniz Baykal’a, Sayın Baykal dedik. Bu tarz, herkes tarafından kabûl edilmiş ve benimsenmiş bir tarzdır. Bunu sanki hiç bilmiyormuş gibi bunun tamamen dışında bir söylem kullanması sokak jargonuna önem vereceği anlamına geliyor. Bu da son derece yakışıksız”.

Dünyanın en etkili 17. kişisi seçilmiş olan, bütün dünyada, Doğu’da, Batı’da, Kuzey’de, Güney’de etkinliği olan, tanınırlığı olan, Türkiye adına saygınlık uyandıran bir insana kendi ülkesindeki bir siyasî parti liderinin sâdık bendesi, sözlerini şöyle sürdürmüş (yâhu, bu kadar mı yağ bal yapılır): “Siyaset nezâketten soyutlanmamalı. En küçüğünden en büyüğüne kadar bütün siyasî partilerin şüphesiz ki bizim rakibimizdir, ancak hiçbir partiye AK Parti düşman değildir. Düşmanlık zemininde siyaset yapmamak lâzım! Kemal Kılıçdaroğlu’na bunları hatırlatmakta yarar görüyorum. İnsanın üslûbu o insanın kişiliğini ortaya koyar, kötü üslûbun karşı tarafa bir eksiklik getirmeyeceğini hatırlatırım”.

Hüseyin Çelik - Devletlû

Bakın, kendi web mekânına (http://www.huseyincelik.net/ozgecmis.html): 1988-1991 yılları arasında doktorası ile ilgili araştırmalar yapmak üzere, İngiltere’de bulundu. Aynı zamanda Londra Üniversitesi The School Of Oriental and African Studies’te Turkish Politics bölümünde Master programına devam etti. Türkiye’de ilk siyasal muhalefet hareketi olan “Yeni Osmanlılar Cemiyeti” ile ilgili araştırmalar yapmak üzere Belçika, Hollanda, Almanya, Avusturya, İsviçre, İtalya ve Fransa’da bulundu.

***

Mizahı bir yana bırakarak açık seçik sonlandırıyorum yazımı…

Pek Muhterem Hüseyin Çelik,

Dünyanın en etkili 17. kişisi seçilmiş olan, bütün dünyada, Doğu’da, Batı’da, Kuzey’de, Güney’de etkinliği olan, tanınırlığı olan, Türkiye adına saygınlık uyandıran, kendi ülkesindeki bir siyasî parti lideri olan diye bahsettiniz kişi Recep Tayyip Erdoğan ise eğer, sizin için hüzün duyuyorum.

Ben kendisine Devletlû lâkabını takmışımdır, bu da suç değildir. Bahsettiğiniz “üstünlüklerin” hepsi politiktir, vakti geldiğinde bir anda ebediyete intikâl eder alayı!

Haklısınız, düşmanlık zemininde siyaset yapmamak lâzımdır! İnsanın üslûbu o insanın kişiliğini ortaya koyar, kötü üslûbun karşı tarafa bir eksiklik getirmeyeceğini de hatırlatırım.

Sayın Öcalan”, “ananı al da git”, (şehitler için) “kelleler” gibi sözleri sarf eden, öfkeyi “üslûp” olarak gören birisinin üslûbu o insanın kişiliğini ortaya koyar.

Ayrıca, Türk harsında bir insana adı ve soyadı ile hitap edilir, “Sayın Kılıçdaroğlu” ifâdesi Garbî bir şeydir; bize yabancıdır.

Recep Bey, Hüseyin Bey gibi ifâdeler, hitaplar da harsımıza uygundur.

Mr. Turkish Gandhi sokaktaki herhangi bir vatandaştan söz eder gibi veya herhangi bir devlet memurundan, Ahmet’ten, Mehmet’ten söz eder gibi bir üslûp tercih ettiyse, bundan şikâyet ederken sokaktaki adamı ve devlet memurlarını aşağılayarak büyük stratejik hata yapıyorsunuz. Üstelik bu iki isim de (Ahmet, Mehmet) Hz. Muhammed Mustafa’nın Türkçe versiyonlarıdır. Bu aziz memlekette Ahmet veya Mehmet diye kalabalığa seslenin, mevcûdun yarısı kadar “kelle” size doğru döner.

gandhi_potrate2

 

 

 

Reylerine tâlip olduğunuz halkımızın kahır ekseriyetinin ya adı ya da göbek adı Mehmet, Ahmet veya Ali’dir (Allah’tan bu sonuncuya lâf etmemişsiniz, vallahi sokakta zor dolaşırdınız; herhâlde Mr. Turkish Gandhi’nin Alevî olduğunu, muhtemelen hiç de farkına varmadan düşünmüşsünüz).

 

 

 

 

 

Son olarak da bir taktik vereyim: İnkılâp kanunlarına göre birilerine “… Bey”, “… Hanım” demek yasaktır; sırf bu sebeple “Bay …“ ve “Bayan…” kelimeleri uydurulmuş ama tutmamıştır.

   Demem o ki, Mr. Turkish Gandhi’yi, yeni tâbiriyle, Devrim Yasaları’na muhalefetten ihbar edin.

      Kesinlikle yargılanırlar!

         Tabii ki perişan ettiğiniz Anayasa’da bunlar hâlâ mevcutsa…

Mehmet Kerem Doksat – New Orleans – 24 Mayıs 2010 Pazartesi

Yorum Yapın

Mesajınız