DEHA ve DELİLİK: FİNÂL
Sevgili Mekâncılar,
Lûtfen önce http://www.keremdoksat.com/2010/03/24/sizo-paranoid-dahiler/, sonra da http://www.keremdoksat.com/2010/03/25/dahideki-son-gelismeler%e2%80%a6/ makalelerimi bir okuyuverin.
Bu yazılardan sonra Psikiyatr Ulaş Çamsarı bana teşekkür ederken (yorumlar kısmında), hiçbiri psikiyatr olmayan, ekserisini psikologların, psikolojik danışmanların vs. teşkil ettiği bir siteden tâciz ve târiz başladı!
***
Önce hiçbiri psikiyatr olmayan ve samimiyetle istihza arasında gidip gelen ve hakaretâmiz olmadıkları için dikkate aldığı üç yorumu nakledeyim:
Aslıhan Meriç Gönderilme tarihi 26.03.2010 at 10:53
Hocam aslında tehlikeli bir şey söylüyorsunuz. Hastayı görmeden fizik muayene yapmadan anemnezini almadan sizin de “anı, varsayım, şimdi de önerme oldu” diyerek eleştirdiğiniz bilgileri nereden aldığı meçhûl kaynaklara dayanarak -belki bu habere kadar ismini dahi duymadığınız bilmediğiniz bir insan için- tanı koymak ve bunun kesinliğini iddia etmek hâttâ neredeyse tedavisine başlayarak sosyal uzmanla korunma altına alınmasını tavsiye etmek…
Elbette tanınız doğru olabilir ama bu kesindir diyebilir misiniz?
En önemlisi bu yaptığınız etik midir (o kişinin ben olduğum empatisini yaparak iyi niyetle soruyorum)?
Şafak Kayhan Gönderilme tarihi 26.03.2010 at 11:14
1. Bir psikiyatr neden Rusya’daki bir insanı onun iradesi ve talebi olmadığı hâlde “hasta” olarak kabûl eder ve ona umuma açık olarak teşhis koyar?
2. Bir psikiyatr neden sâdece medyadan edindiği bilgileri teşhisine dayanak yapar?
3. Bir psikiyatr neden, adlî içeriği olmayan bir vak’ada, adlî psikiyatrinin yöntemlerini kullanarak bir insanı profilleme ihtiyacı duyar?
4. Bir psikiyatr, semptomlarını ve Lâtince adını bildiği literatürüne hâkim olduğu (information) bir “insanlık hâlini” (knowledge) biliyor sayılır mı?
5. Bir psikiyatr eğer fotoğraf eleştirmeni değilse ve eleştiri akımı olarak psikoloji ekollerinden birini (psikalitik eleştiri vb.) benimsemişse, niçin fotoğraflar üzerinden bir insan hakkında dünya kamuoyuna açık “tıbbî hükümler” verir?
6. Bir psikiyatr, ara sıra günlük hayattan uzaklaşıp kendiyle baş başa kaldığında, verdiği hükümlerin hukuk uygulamasında verilen adlî hükümlerden daha ağır sonuçları olabileceğini düşündüğü olur mu?
Ali Aydın Gönderilme tarihi 27.03.2010 at 07:22
Çok haklısınız Perelman’ın koruyup kollanması konusunda… Gezegende onca soytarı varken, sayıları hızla artıyorken ve onlar korunuyorken! Asıl korunması gerekenleri unutmamak lâzım…
Bir de “deha ve delilik bir ummandır, birkaç sütun işi değildir” demişsiniz. En iyisi biz hiç bulaşmayalım Hocam bu konuya, sorularımı sormamış olayım ben.
Zaten memlekette travma geçiriyoruz, bir de deha ve delilik konusunu irdelemeyelim. Maazallah deliriveririz sonra
.
Saygılarımla.
***
Sayın Aslıhan Meriç, teşhisimin (tanı: diagnosis) doğruluğundan büyük ölçüde eminim. İnternetten yaptığım araştırmalar, hayat hikâyesi, hâlen içinde yaşadığı şartlar ve fotoğrafları kronolojik olarak tetkik edince, bu kanaâte vardım. Doğduğumdan beri psikiyatrinin içindeyim (rahmetli babam nöropsikiyatri profesörüydü) ve 25 senedir de akademiyadayım. Binlerce hasta gördüm. Bu CV sanırım kifâyet eder…
Yaptığımın etik olmayan hiçbir tarafı yok: Hastam değil, hakkında süren bir hukukî süreç yok ve buralardan çok uzakta, Rusya’da yaşıyor… Bu tür yüzlerce vak’a görmüş bir psikiyatr olarak, kendi halkımızı, efkârı umumiyemizi aydınlatmamın, bilgilendirmemin neresi etik dışı? Bilakis, bakarsınız oralardan biri bunları okur da, bu adamcağıza insanca sâhip çıkar…
Sayın Şafak Kayhan, 1., 2. ve 3. sorularınızın cevabını yukarıda verdim. 4. sorunuzun cevabı “büyük isabetle evet” şeklindedir. 5. sorunuzu samimice bulmadım çünkü karar verme sürecim yazılarımda açık seçik belli! 6. sorunuz da aynı kabilden ama cevap vereceğim: Tabii ki; bu sebepledir ki vicdanî ve hukukî nüansları dâima dikkate alırız…
Sayın Ali Aydın, bu konuları irdelemekle delirmeyiz, farkındalığımız ve kültürümüz artar sâdece. Deha ve delilik konusunda binlerce makale ve kitap varken, benim veya sizin ilgilenmemeniz için hangi makûl ve muteber gerekçe gösterebilirsiniz?
Hem, eğer delirirseniz de biz psikiyatrlar tedavi ederiz, merak etmeyin (şakanıza yarı ciddi cevap)…
***
Rusya darmadağın, erkeklerin neredeyse %100’ü alkolik, halk çok fakir. Vahşi kapitalizme geçiş sürecini çok hızlıca ve en azından bir nesli harcayarak idrak ediyorlar.
Gorbaçov sonrası dönemde iki kere gidip kendi gözlerimle müşahede ettim; bütün bu hengâmede böyle kişileri koruyup kollayacak, onlara sâhip çıkacak kurumlar, kişiler yok!
İşte, bütün bu mülâhazalarla, bu yazıma öncekinden aktarma yaparak son vermek istiyorum…
***
Bu adam Asperger sendromu filân da değil çünkü onun çok ötesinde şizoid ve paranoid; Aspergerliler çok daha sosyal işlevsellik içerisindedir; Dr. Grigory Perelman ise tamamen soliter yaşıyor, böcekler arasında ve insanlardan kaçıyor. Sâdece bilimsel sahada işlevselliğini sürdürebilen bir paranoid şizofren olması dahi göz ardı edilemeyecek bir ihtimâl!

Bu gibi şizo-paranoid dâhileri bekleyen büyük tehlikeler vardır ve bu sebeple de, nasıl olur düşünülmeli, “koruma altına” alınmalıdırlar.
Psişik dengeleri çok kırılgandır çünkü!
İnsanları tehditkâr görürler.
Matematik dünyaları fantastiktir.
Her insan gibi onlar da bir gün çaptan düşerler, nöronları ölür ve zekâları azalır. Evrimsel program bu: Apoptozis (programlı nöron ölümü) ve sinaptik budanma. Üstelik böyle kişiler doğru dürüst de beslenmezler veya garip, “nomâl” insanlara çok iğrenç gelebilecek bir rejimleri olabilir!
İşte, o zaman bu şizo-paranoid ama çok zengin iç dünyaları onları psikozun girdabına iyice çeker, gittikçe daha da izole olurlar; dünyaya yabancılaşırlar.
Günlerdir haber alınamayıp da, polislerin kapısını kırarak girdikleri dâiresinde hamamböceklerinin kokuşmaya başlamış cesedinden beslendiğinin fark edileceği hazin gün gelmeden önce, bu dâhinin korunma altına alınması icap eder.
Bunu da iyi bir psikiyatr güvenini kazanarak kendisiyle temâs kurup arada bir ziyâretine giderek, akabinde iyi ve tahammüllü bir psikologla, sosyal hizmet uzmanının düzenli ziyâretleriyle temin edebilirler.
İnsan denen bu ummân,
Ne yamandır, ne yaman…
Ona dikkat edip sevmek, korumak ve kollamak zorundayız.
Sevgi ve Bilgiyle kalın…
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 07 Haziran 2010 Pazartesi

