POLİTİK PSİKİYATRİ VE SOSYAL PSİKOLOJİ AÇISINDAN SON HÂDİSELERİN TAHLİLİ
Bugün felsefî bir deneme yazmak istiyordum ama ivmelenen, çok daha vahim hâle gelen hâdiseler karşısında, bunu erteliyorum…
AKP iktidara geldiğinden beri olanları, yaptıklarını hülâsa edelim:
-Batı ve ABG ne derse onu yaptılar:
Lâiklik temelinde kurulmuş Türkiye Cumhuriyeti’ni, adını Ilımlı İslâm denen korkunç tuzağa doğru çektiler.
Buna hizmet için yetiştirilen kadrolar Fethullahçılar ve Nakşibendîler olarak her yere yerleştirildi.
Sürekli olarak Türkiye’de yaşayan her türlü etnik grubun adını bağıra çağıra telâffuz edip, üst ve alt kimlik saçmalıklarını millete empoze ederek, “mission impossible’ı” yâni imkânsız olanı olabilecekmiş gibi halkın bilinçöncesine ve bilincine kazıdılar.
Bilhassa Kürtçülüğü koruyup kolladılar, Türkçüleri ve Atatürkçüleri mahvettiler.
Cumhuriyet’in temel ilkelerine sâhip çıkabilecek bütün etkin ve yetkin kadroları Ergenekon rezaletiyle Silivri’ye “tıktılar”, tıkmadıklarını da mesleklerinden, işlerinden, unvanlarından vs. uzaklaştırarak sindirdiler. Buna da demokrasi dediler ama Başbakan hem bağımsız yargıdan dem vurup, hem kendisini bu hukuk ucûbesinin Başsavcısı ilân etti!
Her yere kendi adamlarını yerleştirmenin ötesinde, kendi görgü(süzlük)lerini, şûlebaş gibi garip kılık kıyafet anlayışlarını da rol modeli olarak dayattılar.
Öfke, hakaret ve küfür vak’ayı âdiyeden hâle geldi.
Devlet üniversiteleri işsizliğe daha ileride mâruz kalmak için devam edilecek yüksek okullara indirgendi.
Pazarı tamamen vahşi kapitalizme bıraktılar; bütün millî özvarlıklarımız beynelmilel sermayeye peşkeş çekildi.
TSK’nın ve Yüksek Yargı’nın canına okundu, daha doğrusu hukuk devleti bitti.
Yerine polis devleti kuruldu.
Kürtçüler artık gayrinizamî asimetrik hârbi bırakıp, nizamî ama asimetrik hârbe yöneldiler; doğrudan askerî birliklere, garnizonlara vs. saldırmaya başladılar!
Telefon dinlenmesi paranoyasıyla, zâten işsizlik ve ümitsizlikten bunalmış milleti darmadağın ettiler.
Devlete hürmeti bitirdiler, vatandaş bakan yumruklar hâle geldi!
İsrail’e posta koyma tiyatro şenliğiyle, Arap Âlemi’nin liderliği ve İran’a destek verme trajedisiyle bütün Batı Âlemi’ni iyice karşımıza aldılar.
Şimdi de Başbakan, utanmadan sıkılmadan, “bu terör olaylarının suçlusu kimdir” diyebiliyor ve BDP Genel Başkanı Selahattin Demirtaş’tan “fırıldak” lâfını sineye çekiyor!
-Başbakan’ın tamamen kontrolden çıkması sonucunda dünyaya maskara olduk:
Bir dediği öbürüne uymayan, herkesle ve her kurumla kavgalı, burada kaplan kesilen, Batı’da kuzu olan tavrıyla, beynelmilel itibârımız yerlerde sürünür oldu!
***
Şimdi yorumlar:
“Kanları yerde kalmayacak” dediği anda 8-10 şehit haberi veren medya çifte açmazı (double-bind) iyice körüklüyor; bu da çok yönlü kutuplaşmaya, temel güven duygusunun iyice kaybına hizmet etmekte. Haberkrüt ve diğer bütün yandaş medya evlâdının tabutuna sarılmış ebeveynlere “neler hissediyorsunuz” nev’inden zırvalığın şâhikasında şeyler sordurarak ve bunları sergileyerek Pavloviyen âidiyet ve mensubiyet duygularımızı, şartlı reflekslerimizi söndürmekle meşgûl. Seligman’ın köpekleri gibi öğrenilmiş biçârelik içine sokuluyoruz hızla artarak…
Yetersiz veya züppe yâhut satılmış kişiler sürekli olarak Türklüğü ve Kürt kimliğini, Ermeni kimliğini ilh. sorgulama kandırmacasıyla yaptıkları “programlarda” insanları canlı yayınlarda kavga ettirerek, ortamı iyice geriyorlar!
Yukarıda bahsettiğim gibi, sürekli olarak Türkiye’de yaşayan her türlü etnik grubun adını bağıra çağıra telâffuz edip, üst ve alt kimlik saçmalıklarını millete empoze ederek, imkânsız olanı olabilecekmiş gibi halkın bilinçöncesine ve bilincine kazıyorlar.
Bu da ifratın tefriti doğurmasına, toplumda kutuplaşmanın (polarizasyon) çözülmeye (dissosiyasyona) doğru gitmesiyle sonuçlanıyor.
Dinî idârenin, rejimin hafifi mafifi olmaz. Din, kurumsal anlamda, tam bir dogma müessesesidir. Demokrasi, lâisizmden çıkarsa, adı cumhur olsa da, demokratlığını kaybeder.
Bir yandan bütün yandaş medyada Arabizm propagandası felâket boyutlara ulaşmıştır! İnsanlarımıza ilim, fen ve rasyonalite değil, tevekkül ve kadere teslim olma telkin edilip durulmaktadır! DDD, oradan buradan nişanlar alan ve itidâlini, akl-ı selîmini tamamen kaybetmiş Devletlû’nun fişini kestiği anda, inanın 3 ayda herkes onu unutur, hâttâ lânetle anar.
Örnek mi istiyorsunuz? Saddam’ın hayatını bir tetkik edin!
Şeriatla idâre edilen ülkelerin hâli ortadadır: Araplar, İran ve İsrail. Birincilerin hepsi DDD’nin kucağında kukladır. İran ise, pek muhtemelen İsrail’in saldırmasıyla birlikte, Armageddon Hârbi’nin patlattırılacağı mollalar ülkesidir!
İsrail ise önce bütün dünyanın canına okuyup, sonra tabancadaki son kurşunu kendi beynine sıkan psikotik paraniodler gibi bir hâl aldı! Bu dâhiler milletinin yaptıklarına baktıkça dehşete düşüyor ve korkuyorum…
Bakın Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso ne dedi: “Eğer borç kriziyle savaşmak için gerekli önlemleri derhal almazlarsa, Yunanistan, İspanya ve Portekiz’de demokrasi kesintiye uğrayabilir”.
Bu üç ülkedeki darbe tehdidinin ilk kez bu kadar üst düzeyde dile getirildiğini belirten Daily Mail gazetesi de üç ülkenin darbe geçmişini de hatırlattı: General Franco 1975 yılına kadar İspanya’yı diktatörlükle yönetmişti. Salazar 1968′e kadar Portekiz’i, Papadopulos ise 1973′e kadar Yunanistan’ı yönetmişti.
Onlar Avrupalı…
Peki, böyle olursa bizi kim yönetecek?
Obama mı?
Obama mı?
Obama mı?
Doğruyu bilenlere 1 metre minâre gölgesi vereceğim…
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 15 Haziran 2010 Salı

