Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 1453 defa okundu.
Bu yazi bugun 1 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

BARIŞ PEHLİVAN’dan: CUMHURBAŞKANI GÜL’ÜN OĞLU HARVARD’A NASIL GİRDİ?

Hürriyet gazetesinin dünkü sürmanşetinden okuyoruz: “GÜL ÂİLESİNİ SEVİNDİREN HABER:
MEHMET EMRE REKOR PUANLA HARVARD’DA”
.

Habere göre “Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün küçük oğlu Mehmet Emre Gül (19) ABD’de girdiği sınavlarda üstün başarı göstererek dünyaca ünlü Harvard Üniversitesi’nde eğitim görme hakkı kazandı.

Haberde ayrıca şu satırlara yer veriliyor: “Gül’e Harvard’ın dışında Columbia, Winston, Chicago ve MIT’den de teklif geldi. Mehmet Emre, SAT (Scholastic Aptitute Test) sınavında 800 üzerinden 800 puan alarak ulaşılması zor bir rekora imza attı”.

İşte bu haber dün internet haber sitelerinin neredeyse tamamında da geniş şekilde yer aldı. Yetmedi, televizyonda ana haberlerde konu edildi. Meslekdaşlarımız Mehmet Emre Gül için ne manşetler döşediler, ne övgüler dizdiler…

Acaba bu haberi okuyan vatandaşın göğsü kabardı mı?

Malûm, Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanı’nın oğlu üstün başarı elde etmiş, ulaşılması zor bir rekora imza atmıştı.

Eğer göğsü kabaran bir vatandaş bu yazıyı okursa, baştan söyleyelim, hayâl kırıklığına uğratacağım.

Evet…

Lâfı daha fazla uzatmadan, gelelim bu “büyük başarının” gerçekte nasıl bir “fos” olay olduğunu anlatmaya…

Önce, söz konusu haberde bahsi geçen SAT sınavı nedir, ne değildir bir bakalım kısaca…

NEDİR BU SAT

SAT (Scholastic Aptitude Test – Eğitim Yetenek Testi), Amerika’da üniversite eğitimi almak isteyenlerin girmesi gereken bir sınav. Bu testte eleştirel okuma, yazma-kompozisyon ve matematik alanlarında öğrencilerin bilgisinin ölçülmesi hedeflenir. SAT testinin her bir bölümü minimum 200 ve maksimum 800 puan ölçeğindedir.

Bu bilgilere baktığımızda; “helal olsun işte, Mehmet Emre Gül en yüksek puanı almış, çok başarılı” diye mi düşünmeliyiz?

Ne yazık ki, hayır!

Bu sınavın Türkiye’deki üniversiteye giriş sınavlarından çok çok daha kolay olduğunu ve hâttâ çok özel bir ön çalışma dahi gerektirmediğini, hangi uzman eğitimciye sorsanız, öğrenebilirsiniz. Olmadı, bu yazıyı okuduktan sonra internetten dahi araştırmanız size bu bilgiyi verir.

Devam edelim…

Ne diyordu haberde; Cumhurbaşkanı’nın oğlu ulaşılması zor bir rekora imza attı!

Peki, neydi o ulaşılması zor rekor: 800 puan almak!

Şimdi bakalım; bu sınavı (SAT) yapan resmi kurum olan American College Board’un, geçen seneki SAT raporundaki rakamlar ne diyor:

Kurumun resmî sitesinde yayınlanan istatistiğe göre, SAT’ın matematik bölümünden 2009 yılında 800 puanı alan kişi sayısı 10 Bin 52 kişi. (http://professionals.collegeboard.com/profdownload/SAT-Math-Percentile-Ranks-2009.pdf)

Ulaşılması zor bir rekor muymuş? (Bu arada, Deniz Baykal’ın torunu Mehmet Erkılıç da, geçtiğimiz aylarda girdiği SAT sınavından 800 puan almıştı).

HARVARD’A GİRMEK İÇİN ASLINDA NE GEREKLİ?

Peki, ulaşılması zor(!) olan bu 800 puanı almak, Harvard’a girmek için yeterli mi?

ABD’nin en etkin gazetelerinden The New York Times’ın 4 Nisan 2007 yılındaki bir haberinin ilk cümlesi özetle şunu diyor: “Harvard, SAT sınavının matematik bölümünden 800 puanı alan 1100 öğrencinin başvurusunu reddetti.” (http://www.nytimes.com/2007/04/04/education/04colleges.html).

Yâni neymiş; 800 puan yeterli değilmiş Harvard’a girmek için.

İşte tam da bu aşamada, Mehmet Emre Gül’ün babasının Cumhurbaşkanı olması önem kazanıyor. Bilinir ki, böylesine büyük okulların öğrenci kabûlünde öncelikli olarak, bu basit sınavın sonucu değil, başvuranın referansı dikkate alınır. Kezâ, Harvard Üniversitesi de kapılarını, tüm dünyadaki zenginlerin ve seçkin isimlerin çocuklarına açmaya özen gösterir.

Amacım Gül âilesinin sevincini gölgelemek değil.

Ancak, gerçekte olmayan başarı hikâyelerini varmış gibi göstermek, bu ülkenin dâhi beyinlerine en hafif deyimiyle ayıp!

Barış Pehlivan
Odatv.com

***

-MKD: Bu MKD da taktı yâhu, sanki bu kişiler ne yapsalar hatalı veya yanlış, öyle mi El-Cevap?

-El-Cevap: Gene çağırdın beni uslanmaz adam. Ne var gene?

-MKD: Yâhu, bir gün de bana iyi davran. Sana güvenip soruyorum, neden kızıyorsun?

-El-Cevap: Bu benim tabiatım, huyum, mizacım yâhu… Ben senin Süperegonum, nezâketten mezâketten anlamam! Doğruyu ve mükemmelleri isterim dâima!

-MKD:Her dâim” mi dedin, keh keh keh…

-El-Cevap: Bak! Tepemin tasını arttırma, sana öyle bir vicdan azâbı yâni Süperego Anksiyetesi veririm ki, İd Anksiyetesi’ni mumla ararsın!

-MKD: Tamam, tamam. Vallahi özrümün affını diliyorum. Ben Gülümüz’ün, Devletlûmuz’un evlâdının Diyâr-ı Küffâr’da memleketimizin alın akı olarak empoze edilmelerinin aslını astarını araştırıp, mübalâğalı ve dezenformasyona müteveccih neşriyatı teşhir etmekle ayıp mı ediyorum?

-El-Cevap: Kat’iyetle hayır! Hayırlı olanı yapıyorsun, takdir ettim seni.

-MKD: Son bir şey daha sorabilir miyim?

-El-Cevap: Şuûr sathına çıkmaya o kadar alışık değilim ve stresim artıyor, çabuk ol!

-MKD: Tamam, tamam. Birileri “Yargıyı da içine alan çeteler alevi sunni çatışması amaçlamıştı. Türkiye’yi karıştıran şeratçı faşistleri veya ulusalcı faşistleri veya psikolojik savaş pronokatörlerini birlikte düşünelim. 27 Mayıs,12 Mart, !2 Eylül,28 Şubat öncesini bütün olarak göremezsek oyuna geliriz” filân diyor. Kafam karışıyor. Madımak Katliamı’nın ABG Büyükelçisi’nin şehri ziyâretinin(!) hemen akabinde tezgâhlanan bir tertip olmadığını mı düşüneceğim yâni?

-El-Cevap: Hadi, azıcık anlayış göstereyim sana… Bir kere şeratçı değil şeriatçı olacak, pronokatörlerini değil, provokatörlerini olacak; bunu yazanın belli ki Türkçe ile arası iyi değil; virgüllerden sonra ara koymayı dahi bilmiyor. Üstelik alevi sunni değil, Alevî Sünnî diye yazılır.

Senelerdir fakir ve câhil halkın dinî duygularını sömürerek ve tamamen kötü tıbbî uygulamayla haksız kazanç sağlayarak, Amerikan patentli isimle kurdukları Center’larda insanlarımızı kazıklayanlarla işbirliği yapmayıp, iplerini pazara çıkarmakla doğru olanı yapıyorsun.

Aslında senin içinde olduğum için ve bir suâl daha istemediğimden dolayı son olarak şunu da ilâve edeyim: Bunlar kongre yapıp kendilerini aklamak için organize oldular. Her kim ki orada onların ağzından konuşup desteklerse, bil ki dini de, imânı da nâkıstır; çünkü samimi Müslüman kimseyi dolandırmayan, ümit, vakit ve nakit sömürüsü yapmayan adamdır.

Maâlesef devir değişti, her şey vahşi kapitalizme devşirildi, adı Liberallik oldu ve ortalığı “milliyetçi mukaddesatçıyım” deyip halkı soyanlar kaplamakta; yalnız, sanma ki bu mücadelende yalnızsın; sessiz bir ekseriyet arkanda. Sâdece fazla cesursun ama ben buna müsaade ediyorum.

Madımak Katliamı’nın ABG Büyükelçisi’nin şehri ziyâretinin(!) hemen akabinde tezgâhlanan bir tertip olmadığını düşünürsen, İd’i üzerine salarım haberin olsun! O elîm ve vahim katliam sâdece bugünlerde Türkiye çapında yaşananlar ve yaşanacaklar için yaptırılmış bir CIA provasıydı!

-MKD: Aman, tamam! Ne İd ne de it isterim, hadi sen şuûrdışına dön, ben de yeni aldığım Psychiatry, an Evidence-based Text (Basant K Puri ve Ian Treasaden, 2010, Edward Alnord (Publishers) Ltd. kitabına bir dalıvereyim.

   Egom beslensin azıcık.

       Hem de şu kitabıma bir ivme katayım…

           Hayırlı Cumâlar…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 02 Temmuz 2010 Cuma

Yorum Yapın

Mesajınız