Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2391 defa okundu.
Bu yazi bugun 3 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

PROF. DR. AHMET RASİM KÜÇÜKUSTA’dan: İKİ GÖZÜM MEHMET ÖZ’ÜM

Makalenin esası http://www.zaman.com.tr/yazar.do?yazino=1001980 adresinde…

Sevgili Ahmet Rasim Küçükusta Hocam hârikulâde bir mizahî tenkit yazmış. Okurken gülmekten katıldım, mekâncılarla paylaşmayı borç bildim… Kendisini tanımayanlar web mekânına (http://www.ahmetrasimkucukusta.com/) bakabilir: 9.1.1955 yılında Kayseri’de doğdu. Diş hekimi/şâir Turhan Nesimî Bey ve Fevziye Hanım’ın oğludur. İstanbul Erkek Lisesi’ni (1973) ve Cerrahpaşa Tıp Fakültesi’ni (1979) bitirdi. 1984’de göğüs hastalıkları uzmanı, 1986’da doçent, 1996’da profesör oldu. 1981’de Feryal Hanım ile evlendi; oğlu Umut 1982, kızı Bestegül 1991 doğumludur. Almanca ve İngilizce bilir. Ut çalar, karikatür çizer, hikâye yazar. 2008 tarihinde emekli olarak üniversiteden ayrılmış olup özel muayenehânesinde çalışmakta ve serbest yazarlık yapmaktadır.

Ahmet Rasim Küçükusta

Kendisiyle en son Kanal 7’de zerzevat ve nebatatın kanserden vereme, her şeye iyi geldiğini televizyon televizyon dolaşarak anlatan ilginç şahsiyetler konusunda canlı yayına çıkmıştık (bkz. http://www.keremdoksat.com/2010/01/28/bilimsel-kitap-nasil-yazilmaz-egitici-bir-ozet/).

Şimdi mevzûubahis yazı:

***

Mehmet Öz, Amerika’da yaşayan, orada çalışan çok ünlü bir kâlb cerrahı. O kadar ki, birkaç sene evvel Time dergisi dünyada siyasete, toplumsal yaşama, bilime ve şov dünyasına yön veren en etkili 100 isimden biri olarak onu da listesine almıştı.

Mehmet Öz şimdi daha da ünlü ve onu sâdece kâlb hastalığı olanlar değil, yediden yetmişe bütün dünya tanıyor. Çünkü o artık bir şovmen, bir televizyon yıldızı. Oprah Winfrey ile yaptığı televizyon programları izlenme rekorları kırınca bisturiyi attı, mikrofonu kaptı. Gerçi hâlâ yeşil cerrahî önlükleri giyiyor ama çalışma alanı artık ameliyathâneler değil, televizyon stüdyoları.

Mehmet Öz her sene bugünlerde de Türkiye’ye geliyor. Her gelişi olay oluyor, yerlere göklere sığdırılamıyor. Kanal kanal geziyor, gazetelere manşet oluyor. Televizyonlar arasında onu kapmak için müthiş bir yarış oluyor. Çantasından çıkaracağı tavşan heyecanla bekleniyor.

İlköğretim kitabı bilgileri

Mehmet Öz

Amerika’dan gelen koskoca bir profesörün ağzından çıkan ilköğretim hayat bilgisi kitabından alınmış izlenimi veren sözler önceleri makûl ve mantıklı faydalı bilgiler ihtiva ediyordu. İlk gelişinde “sabahları ceviz, bâdem, fındık yiyin” dedi; millet kuruyemişçileri talan etti. Dozu kaçıranlar ve bu yüzden aşırı kilo alanlar da bunlar kuru kuru gitmiyor diye viskiye, cine, biraya alışanlar da oldu.

Sonra “günde en az yarım saat spor yapılmalı. Bu, merdiven çıkma, yürüme veya seks de olabilir. Özellikle kollarını hareket ettirerek çalışmanın, kâlb krizine karşı koruyucu etkisi var” dedi.

Bu “kol hareketi” sâyesinde kâlb krizinden kurtulanlar da olmuştur elbette ama sanıyorum ki bu yüzden yaralananların ve hayatını kaybedenlerin sayısı çok daha fazladır. Malûm bizde öyle olur olmaz yerde “el-kol hareketi yapmak” pek doğru bir şey değildir. Kâlb sağlığı için egzersiz yapıyordum diye kimseye derdinizi anlatamazsınız; hiç dinlemez vururlar adamı.

“Üç beyazdan uzak durun” dedi. Bizim millet unu, tuzu, şekeri kesti. Hızını alamadı, Zekeriya Beyaz’ı bile sildi attı. “Lifli gıda tüketin” dedi; ota çöpe dadandırdı bizi. Sucuğu pastırmayı mangalı unuttuk, ağzımızda tat bırakmadı. Düşük belli pantolon giyen kadınlar böbreklerini üşütür dedi, tekstilde yüzyılın krizi yaşandı. Tüm düşük belli pantolonlar imâlâtçıların elinde kaldı.

Fındık, ceviz, bâdem, domates, düşük bel, mendil, kol hareketi derken deniz bitti herhâlde ki, bu sefer belden aşağı bilgiler dökülmeye başladı dilinden: Bir geldiğinde “55 yaşındaysanız, yılda yaptığınız seks sayısını 58’den 116’ya çıkarırsanız, 2 yaş daha gençleşirsiniz” dedi. Kaç kişinin kaç yıl gençleştiği konusunda bir fikrim yok ama motoru patlatanlar, şanzımanı dağıtanlar ve hâttâ bu yüzden suyu kaynayanlar çok oldu, buna eminim.

Bir sonraki sene ise “dışkınız kesik kesik misket şeklinde değil, kesintisiz muz şeklinde olmalıdır” diyerek milleti misket elmadan, muzdan nefret ettirdi. Mehmet Öz’ün geçen seneki kabak, ıspanak, pırasa, maydanoz, zencefil, limon ve elmadan oluşan gençlik iksirini hatırlatıp da tekrar midenizi bulandırmak istemiyorum.

Brokoli ve tango

Bu sene küçük çocuğu olan âilelerin Allah yardımcısı olsun. Çünkü Mehmet Öz’e göre çocuklara bol bol brokoli yedirmek gerekiyor. “Bizimki sevmedi diye hemen yılmayın” diyor dünyaca ünlü doktorumuz ve ilâve ediyor: “Israr edin, çocuk yedikçe sevmeye başlıyor”. Ellerindeki brokoli dolu kaşığı koltukların arkasına saklanan çocuklarının ağzına sokmaya çalışan annelere de sinir krizine karşı bir tavsiyede bulunsa çok iyi ederdi. Bana sorarsanız, anneler arada halıların altına, saksıların dibine baksalar iyi ederler.

Mehmet Öz bunamayı önlemek için de herkesi dansa davet ediyor. Stres atmak ve beyni dinç tutmak için birebirmiş dans etmek. “Ne dansı olursa olsun fark etmez” diyor ama tangonun daha etkili olduğunu vurgulamadan da geçmiyor. Bundan böyle tango yaparken gizli kameraya yakalananların “valla billâ kötü bir niyetimiz yoktu, bunamaya karşı tedbir alıyorduk” demeleri hafifletici sebep olur mu, çok tartışılacak.

Gebelik stresi eşcinsel yapıyor

Mehmet Öz’ün ülkemizi teşrifinin bir sebebi de yeni çıkan kitaplarını tanıtmak. Hayır, bunlar doktorların merakla bekledikleri kardiyoloji kitapları değil. Dr. Öz artık genç kalma, güzellik, beslenme, cinsellik gibi kâlb dışı popüler konularda kitap yazıyor. Bu sene de bebek bekleyen anneler için Siz Bebeğinizi Beklerken adlı bir kitapla çıkageldi.

Mehmet Öz, Sabah’tan Esra Tüzün’e hâmilelik dönemini stresli geçiren kadınların çocuklarında eşcinsellik eğilimi ortaya çıktığını söylemiş ve eklemiş: “Hâmilelik döneminde stres çok önemlidir. Annelik stresinin cinsel oryantasyon ile ilişkili olduğuna dâir teori var. Genler büyük bir etkiye sahip olduğu için kortizol gibi stres hormonlarının testosteron üretimine dâir kanıtlar olabilir. Stresli bir annede, bu stres hormonları plasentadan geçebilir, testosterona müdahale edebilir ve erkek fetüsün beynini feminen çizgiler geliştirmek konusunda dürtebilir”.

Mehmet Öz bu sözlerle tüm hâmile kadınları strese soktuğunun farkında mı bilmiyorum ama önümüzdeki senelerde eşcinsel patlaması olursa sorumlusu o olacak, haberi olsun.

***

Sevgili Ahmet Rasim Küçükusta Hocam, gülmekten öldürdün beni.

Fakir 53 yaşında ya, yılda yaptığınım seks sayısını bu mantığa uyarak arttırdım: 58’den 123’e çıkarırdım, az daha Manitu’ya kavuşuyordum, 2 ay yoğun bakımda kaldım. Neslim de Mor Çatı Kadın Sığınma Evi’ne kaçtı. Beni karısının ırzına geçmek ve insanlık suçu işlemekten dolayı Kadından Sorumlu Devlet Bakanı’na, AİHK’ye şikâyet ettiler.

Ortalığı toparlayıncaya kadar anam ağladı, bu arada AİHK mes’eleyi ciddiye alıp, Türkiye’deki terörün esas sebebinin Los Keremos Doksatos olduğunu ilân edip Kırmızı Bülten yayınlattı. Allah’tan yazışmalar esnâsında ortaya çıkan bu isim distorsiyonu sâyesinde beni bulamıyorlar; aman aramızda kalsın!

Bu arada, hemcinsselliğin hastalık olduğunu Yüksek Din Şûrası’na bildiren psikiyatri profesörleri ile Prof. Dr Mehmet Öz’ün görüşmelerinde büyük fayda görüyorum.

Çünkü bunlardan son derecede hamiyetli, insanî yönü âlî olanının zâten American Center’ları var ve 50 senede insanlığın sonunu getirecek bu illetin kökünü kazımak için seferber oldu. Bu çok insanî öjenik (bkz. http://tr.wikipedia.org/wiki/%C3%96jenik) büyük Hümanist, değerli ve ulaşılmaz, kadri bilinmez Ulu Önder Adolf Hitler’in tatbikata koyduğu bir şeydir. Hani önce homoseksüelleri, sonra Yahudiler’i filân temizlik işleri için kullanılabilir hâle getirmek için gönlü insanlık sevgisiyle dopdolu olarak başlattığı iş! Akıl hastaları, sakatlar, doğuştan körler ve kalıtsal hastalıklara sâhip olanlar, özel sterilizasyon merkezlerinde toplanmıştı. Bu kişilere, Alman ırkının saflığını ve evrimsel ilerleyişini bozan parazitler olarak bakılıyordu. Nitekim bir süre sonra toplumdan soyutlanan bu insanlar, Hitler’den gelen gizli bir tâlimata dayanılarak öldürülmeye başlandı.

Hani, belki bu kadarına gerek kalmaz ve bu Liberal, anti-Faşist (nasıl oluyor deme) American Professor ile buluşup, gebelere tamamen gayrı ticarî ve sebil niyetine rTMS, Neurofeddback ile puştluğun (vallahi eski Türkçe psikiyatri kitaplarında böyle geçer) sonunun gelmesi hususunda yeni bir paradigma geliştirtebilirler.

   Biz gene de faydası olur diye kolbastı oynuyoruz…

      Sevgili Ahmet Rasim Küçükusta Hocam, hay Allah (cc) râzı olsun senden.

         Şimdi yılda 12’ye düşürdüğüm icraatım için besmeleyle el-kol egzersizlerime başlayacağım…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 03 Temmuz 2010 Cumartesi

1 Yorum

Nezihi BAYIKTemmuz 9th, 2010 05:34

Sayın Doksat,

Bu yazıyı okumuş muydunuz? Sevebilirsiniz :)

http://arsiv.aksam.com.tr/arsiv/aksam/2005/06/07/yazarlar/yazarlar343.html

Saygılarımla.

MKD: Sayın NB, Murat’ın bu yazısı hârika bir hicivdir, teşekkürler ;-) . Bilmukabele saygılarımla…

Yorum Yapın

Mesajınız