TDK’NIN YENİ MÂRİFETLERİ
Sevgili Mekâncılar,
Fakıyrin lisan mevzûundaki fikirleri malûmunuz, iştirak edersiniz etmezsiniz, o tabii ki ayrı konu ve en tabii hakkınız.
Buna mukabil, Güneş Dil Teorisi arayışlarından sonra aklı selîme geri dönen Atatürk’ün vasiyetiyle ve CHP’nin vesâyetiyle kurulduğu söylenen ve işleri güçleri Türkçe’ye giren yabancı kelimelere (onlar “sözcüklere” diyor) savaş açmak olan Türk Dil Kurumu (Turkish Tounge Federation), bu kelimelere bulduğu karşılıkları bir kılavuzda toplamış. Bunun için bir de tören tertip edip (düzenleyip) sanal ortamda kullanıma sunulan kılavuz ezberleri, âsâbı (sinirleri) bozmuş.
Meselâ (örneğin) zapping yerine geçgeç, prime time yerine altın saatler, ekürinin karşılığı olarak ahırdaş kelimesini kullanacakmışız!
Türk Dil Kurumu (TDK: Turkish Tounge Federation) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, TDK’nın 78. kuruluş yıldönümü nedeniyle kurum binasında düzenlenen faâliyette (etkinlikte) bir konuşma yapmış ve Atatürk’ün Türkiye İş Bankası’ndaki hisselerinin gelirlerinden ilgili kurumlara düşen payın vasiyetnâme hükümleri ve CHP’nin verdiği tâlimatla her yıl ödendiğini kaydeden Türk Dil Kurumu (TDK: Turkish Tounge Federation) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, bu konuda gösterdikleri ilgi ve duyarlılık için CHP yöneticilerine teşekkür etmiş (Pennsylvania’ya değil).
Son günlerde CHP Genel Başkanı Kemal Kılıçdaroğlu’nun “Atatürk’ün vasiyetnâmesinin anayasa değişikliğiyle ortadan kaldırıldığına dâir görüşler ileri sürdüğünü” anlatan Türk Dil Kurumu (TDK: Turkish Tounge Federation) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, şunları söylemiş: “Bu görüşler geçmişte de birkaç kez dile getirilmiş; bugünkü kurumların Atatürk’ün kurduğu ve vasiyetnâmesinde belirttiği kurumlar olmadığı ileri sürülmüştür. Hâttâ kurumlarımız bu sorunlar karşısında yargıya gittiğinde dava açma ehliyetine sâhip olmadıkları bile iddia edilmiştir. Oysa bu görüşler karşısında yüce Türk yargısı son sözünü söylemiştir. Yüce Atatürk’ün vasiyetnâmesinin çiğnenmesi asla söz konusu değildir, asla söz konusu olmayacaktır”.

Türk Dil Kurumu (TDK: Turkish Tounge Federation) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın
Türk Dil Kurumu (TDK: Turkish Tounge Federation) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, kamuoyunda bilinenin aksine, TDK’nın bâzı harfler üzerindeki şapka işaretini hiçbir zaman kaldırmadığını, çok oturgaçlı götürgeç, ulusal düttürü gibi kelimeleri (sözcükleri) de hiçbir zaman türetmediğini belirtmiş.
Bu çok etkileyici konuşmanın ardından Yabancı Sözlere Karşılıklar Kılavuzu tanıtılmış. Bypass yerine köprüleme, billbord yerine duyurumluk, çip yerine yonga, dart yerine oklama kelimelerini teklif eden (öneren) TDK, duayene karşılık “aksakal”, gurme yerine “tatbilir”, light yerine “yeğni”, prime time yerine “altın saatler” dememizi salık veriyormuş.
Bu muhteşem yeni sözcüklere ve tilciklere birtakım numûneler:
Amblem: belirtke.
Anchorman: ana haber sunucusu,
Aspiratör: emmeç.
Banliyö: yörekent.
Bypass: köprüleme.
Billboard: duyurumluk.
Çip: yonga.
Dart: oklama.
Duayen: aksakal.
Ekspres: özel ulak.
Eküri: ahırdaş.
Gurme: tatbilir.
Happy hour: indirim saatleri.
Kaparo: güvenmelik.
Klip: görümsetme.
Light: yeğni.
Lot: tutam.
Metroseksüel: bakımlı erkek.
Migren: yarım baş ağrısı.
Navigasyon: yolbul.
Ordövr: yemekaltı.
Panik: ürkü.
Prime time: altın saatler.
Raket: vuraç.
Reenkarnasyon: ruh göçü.
Self-servis: seçal.
Sürpriz: şaşırtı.
Terör: yıldırı.
Tirbuşon: burgu.
Tribün: sekilik.
Türbülans: burgaç.
Ultrason: yansılanım.
Voleybol: uçan top.
Zapping: geçgeç.
***
Sırf karşı çıkmak uğruna karşı çıkmaya peşin hükümlülük denir. Hâlihazırdaki TDK Sözlüğü’nü bir saatinizi ayırıp, internetten tetkik edin. Ne kadar muazzam sayıda iç-tutarsızlık olduğunu göreceksiniz.
Nesebi gayrisahih olan, yâni etimolojisi ve semantik mâzisi olmayan tilciklerden, sözcüklerden ancak Türkçe’nin mahvolması neticesine varılır… Meselâ TDK’ya göre Türkçenin diye yazmam gerekiyor; yâhu, kelime yâni Türkçe özel bir kelime, bir lisanın adı! Masa başında karar vermişler ki Türkçe’ye değil Türkçeye, İngilizce’ye değil İngilizceye diye yazılacakmış.
Ağız içindeki bir organ olan dil ile lisanın farkını bilmeyen bu kurum aslında bir anatomik teşkilât mıdır (Türk Kulak Burun Boğaz Kurumu gibi)?
Neden, niçin ve nasıl?
Cevap (pardon, sorry, özür dilerim, “yanıt”) yok! Kerâmetleri kendilerinden menkûl çünkü.
Herkesin bildiği ve artık bize mâl olan panik yerine ürkü, aspiratör yerine emmeç, ekspres yerine özel ulak… demek tamamen absürttür (malûm, saçmadan da öte anlamındaki absürt kelimesi beynelmileldir). Demek ki bundan sonra Haydarpaşa Garı’ndan (Raydayürür Büyükdurağı’ndan) Anadolu Özel Ulak’ı Demirdenraydangeçeri kalkacak
.
Hele migrene “yarım baş ağrısı” demek cehâletin daniskasıdır. Memleketimizde (özyaşamyerleçgemizde) ağrı ve psikiyatri konusunun duayeni (aksakalı) olarak buna gülemedim dahi; sırf migrenin alt-tiplerini bir bilseler, bu biyo-davranışsal hastalığın yarım baş ağrısı olmadığını öğrenirlerdi.
Meselâ voleybol yerine “uçan top” denecekmiş. İnternette http://tr.wikipedia.org/wiki/Voleybol bilgi ânında hazır: ABD’nin Massachusetts eyâletinde, Genç Erkekler Hıristiyan Birliği (YMCA) adındaki spor kulübünde çalışan beden öğretmeni William G. Morgan tarafından tasarlandı (9 Şubat 1895). Bir kapalı alan sporu olarak 1895’te oynanmaya başlandı. Morgan, bu oyunu “mintonette” olarak adlandırmıştı; daha sonraları topa yere değmeden vurma ilkesinden (vole) yola çıkılarak “voleybol” adı teklif edildi ve oyun bu adla tanındı.

William G. Morgan
Voleybol bir ıstılahtır, tıpkı futbol gibi… Değiştirmeye kalkmak absürttür…
Sürpriz karşılığı olarak uydurulan şaşırtı nedense midemde ekşime yapıyor.
Raketin ne olduğunu herkes bilir ve anlar, vuraç şişkinlik yapıyor: “Vuraç topa bir vurdu ki” denince akla ne gelir yâhu?
Metroseksüel gibi uyduruk bir komik kelimeyi dahi ciddiye alıp bakımlı erkek demişler… Eh, köyde veya kasabada oturan, kuaföre gidip düzenli olarak el ayak bakımı yaptırmayan ama temiz, koltuk altını sabunla yıkayan, üstü başı düzgün erkekler bakımsız mı olacak bu durum vaziyetinde?
Hele reenkarnasyona hiç girmeyeyim; bu mekânda reenkarnasyon nedir, metempsikoz nedir, epey anlatılmıştır.
Son olarak, terör için yıldırı demişler ya, terörist ne olacak bu durumda? Yıldırıcı veya yıldıran. Benim kadim dostum Diş Hekimi ve Ağız Diş Cerrahisi Uzmanı Dr. Bora Yıldıran’ı derhâl PKK’lı veya ulusalcı yâhut bilmem neci olarak içeri atmaları icap edecek…
Sevgili Türk Dil Kurumu (TDK: Turkish Tounge Federation) Başkanı Prof. Dr. Şükrü Haluk Akalın, size hürmet saygılarımı arz takdimi ederek sunuyor ve sekilikten geçgeç yapıyorum.
Burgulukla…
Zâten çok kollu koca gözlü yüzengeç Paul de mütekait oluyormuş…
Efendim, “emekli” mi demeliydim? Ama o “emeksiz” değil ki, 8’de 7 bildi!
Darısı başınıza ve o zaman da dilerim ki yörekentlerinizde bol bol oklamarsınız…
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 13 Temmuz 2010 Salı


Sayın Hocam,
Dilde yenilik, ağacın yaprakları düşünce yerine yenisinin çıkması gibidir.
Bizde Arapça ve Farsça’dan, yabancı dillerden gelen kelimeler çok fazla olduğu için Cumhuriyet Devrimleri arasında dilde yenilik yapılmış ve büyük ölçüde yabancı kelimeler yerine, Öztürkçe karşılıkları yerleşmiştir. Bundan sonra yapılacak yenilikler, düşen yaprakların yerine yenilerini çıkartmaktır…
Bugün, “Arapsız yapamayız” diyen başbakanlar, “yazı devrimi çok gereksizdi” diyen aydınımsılar varken, TDK’nın işi de oldukça zorlaşmıştır…
Saygılar
Sayfa müdâviminiz.
MKD:
.
bazı kelimelerin garipsenmesi , şişkinil yapması (ne demek ise) yada midede ekşime yapması henüz alışılmadığından olsa gerek. Mesela ilkkez “bilgisayar” kelimesi kullanıldığında da alışılması zaman almış ancak şuanda “bilgisayar” kelimesini ne söyleyenler nede bu kelimeyi duyanşar kesinlikle garipsemiyor. Zamanla aspiratöre emmeç , self servise seçal demeyede alışılacaktır. Sanırım Türk’ün yurdunda Türk’ün dilini ve Türk’ün kelimelerine kullanmak uygun olacaktır.
MKD: Sayın Ts, yoksa siz de mi Turkish Tounge Federation üyesisiniz? Bu muhteşem yorumunuza bakınca öyle zannettim…
“Memleketimizde (özyaşamyerleçgemizde) ağrı ve psikiyatri konusunun duayeni (aksakalı) olarak…”
Hocamızın o humteşem egosu işbaşında.
Keşke bunu siz değil karşınızdakiler -sizden bir beklentisi olmadan- söyleseler… O zaman daha şık olabilirdi…
MKD: ? Ulusal Psikiyatri Kongresi, Ulusal Ağrı Kongreleri yeter mi size (başkalarının söylemesi açısından); nedir bu tanımadan etmeden duyduğunuz öfkenin sebebi? Egom muhteşem değil ama sağlamdır, bu da iltifata giriyor…
Size karşı bir öfke beslemiyorum Hocam… Sadece bir tesbit…-Tanıyanlar değerlendirir, katılır yada katılmaz- Ayrıca sizi tanımamak mümkün mü kongrelerden vs..
MKD: “Sadece, yada, vs..”? Ad hominem, ad nauseam.
Hür, saygılı ve yapıcı tartışmaların mekânı için fazlaca saygısız ve yapıcı olmayan bir yazı olmuş. Türk Dil Kurumu yıllardır kendisine karşı sürdürülen karalama çalışmalarına rağmen bugün hâlâ üzerine düşeni yapmaya çalışıyor. Önerilen karşılıkların tamamı uygun değilse ne olmuş? Gurme yerine “tatbilir” kelimesini kullanmanın nesi yanlış ya da zararlı?
Yazınızı tekrar okuyorum. “Çelişkili” ve “cehalet” sözcüklerinin eleştirdiğiniz kurum ve çalışmaları için mi yoksa yazınız için mi daha uygun olduğuna şüpheye düşmeden karar verebiliyorum.
MKD: Yorumsuz ve hiç dokunmadan… Ad hominem veya abusus non tollit usum.
Barındırdığınız çelişkinin en azından mizah değeri olduğu kesin. Yoruma cevap olarak “Yorumsuz ve hiç dokunmadan…” yazıp sora da yanına latince yorum eklemek gerçekten dahice.
MKD: “latince, dahice”… Acta est fabula!
Üstâdım, bir hatıra nakli ile başlayalım.
Peder merhum Almanya’da doktora çalışmasını bitirdikten sonra Türkiye’deki gazeteler ver yansın ediyor. İşte Türk çocuğu da, orada yerleşti gelmiyor da türünden yazılar. Babam da geliyor ama gelmesi ile kovulması bir oluyor. Nedeni ”nereden uydurdun bu Dr. unvanını, eczacının da doktoru mu olurmuş”! Adamlar o güne kadar Dr. Eczacı görmemiş ki…. O dönem Dâr-ül fünun sağlık bakanlığına (o günkü ismi ile gâliba İçtima-i Muavenet ve Sağlık Vekâleti) bağlı, zâten sâdece tıp var şöyle bir kenarından da edebiyat var. Mühendislik eğitimleri Mühendishâne-i Bahri-i Hümâyun diye geçiyor. Muhtelif dallar yok, herkes her şey mühendisi. Babamı da sağlık bakanlığına çağırıyorlar, gel bâri burada müstahzarlar genel müdürlüğü yap diye.
Bu kadar uzun girişten sonra asıl konuya gelelim. TDK bir kurul oluşturuyor, sözde yabancı kelimeleri ayıklayacaklar ve yerine Türkçelerini bulacaklar. Babamın “ben eczacıyım ne anlarım” itirazları geçerli olmuyor ve kendini kurulda buluyor. Hayatımda bu kadar sıkıldığımı hatırlamıyorum derdi. Kurulda birçok ucûbe kelime üretiminden sonra sıra geliyor “anahtar”a. Efendim anahtar kelimesi Farisî imiş, dolayısı ile “açgıç” demek gerekirmiş. Babam zâten kaçmaya çalışıyor ya… Toplantı bitiminde başkana “açgıçını” ver bana deyince kıyâmet kopuyor. Babam da fırsat bilip istifa ediyor sonraaaa… Ver elini Berlin Üniversitesi.
KSS
MKD: Hârika yâhu
.
KSS