CİNUÇEN TANRIKORUR ve UNUTULAN TÜRKLÜK
Gülden AYDIN, HÜRRİYET – Cumartesi / 15 Temmuz 2000 – Cumartesi
Besteci Cinuçen Tanrıkorur’u 28 Haziran 2000’de kaybettik. Meraklısı bilir, dinlerdi eserlerini. Tanrıkorur, ud virtüözüydü, besteciydi. Ölümü, “daha önemli” politik gündemlerin, bol haberlerin arasında çok az yer alabildi. Biz de değerli san’atçımızı lâyık olduğu şekilde anmak için san’atçı portresini yazalım istedik.
Portresini hazırlarken, Biraz da Müzik köşesinde tam 279 hafta boyunca yazdığı Aksiyon Dergisi’nden arkadaşı Beşir Ayvazoğlu’nun yazılarından yararlandık.
Cinuçen adı, az rastlanır türden. Cinuçen Tanrıkorur’un müzik tarzına yabancı olanlar bile adını hâfızalarının bir tarafında mutlaka tutmuşlardır.
Cinuçen, gâlip ve muzaffer anlamına gelen yenuçen/yenici kelimesinin Doğu Türkçesi’nde aldığı biçim.
Cinuçen Tanrıkorur, 1938 yılında doğdu. Babası Zaferşan Bey, edebiyata meraklıydı. Oğluna uzun şiirler ezberletirdi.

Cinuçen de 6 yaşındayken ilkokul müdiresine, Mehmet Âkif’in Çanakkale Şehitlerine şiirini baştan sona hatasız okuyunca okula ikinci sınıftan başlatıldı. Annesi Adâlet Hanım da güzel sesiyle besteler yapardı.
Annesi sâyesinde küçük yaşta zengin bir repertuar edinen Cinuçen, bir ara Yesâri Âsım Aksoy’la tanıştırılmışsa da, ekonomik nedenlerle ders alamamış.
TRT YILLARI
Zaferşan Bey, Cinuçen’i iyi yetişmesi ve yabancı dil öğrenmede kendisi gibi sıkıntı çekmemesi için 1956 yılında İtalyan Lisesi’ne gönderdi. Cinuçen bu okulda İtalyanca, Lâtince ve Fransızca öğrendi. Konservatuara gitmek istedi ama babasının tepkisiyle karşılaştı. Güzel Sanatlar Akademisi Mimarlık Bölümü’ne girdi. Maddî ve sağlık nedenlerden dolayı okulunu yedi yılda bitirebildi. Mimarlık eğitimini, bestelerine yapı sağlamlığı sağladığı için, bir şans olduğunu düşündü.
Üniversiteyi bitirdikten sonra İmar ve İskân Bakanlığı Marmara Bölge Plânlama Dâiresi’nde işe başladı; Ankara’ya yerleşti. 1973’te TRT’ye geçti. 1982’de istifa edinceye karar, TRT’de birçok görevde bulundu; programcılıktan dâire başkanlığına kadar. Bu yıllar içinde pek de mutlu geçmeyen bir evlilik yaşadı. İkinci evliliğini, TRT’den ayrıldığında yaptı. Eşi Bârihüdâ Hanım’ın, ilginç bir hayat seyri var.
BARİHÜDÂ HANIM
Çinli bir babanın kızı olarak Jamaika’da doğan, Boston Wellesley College’da san’at tarihi eğitimi gören Bârihüdâ Hanım’ın asıl adı, Charmaine Angele Moo. California Üniversitesi’nde resim ve heykel hocalığı yaparken havaalanında karşılaştığı Konyalı Mevlevî Şeyhi Süleyman Hayatî Dede’den çok etkileniyor ve 1976’da Konya’ya geliyor. Hacı Fettah Mahâllesi’nde mezarlık duvarına bitişik ahşap bir evde Mevlevî çilesine soyunuyor.
Cinuçen Tanrıkorur, eşi Bârihüdâ Hanım için:
- “Sanki çilesi bitmemiş gibi, benimle evlenerek ikinci bir çileye başladı” diyor.
Oysa Bârihüdâ Hanım, eşinin titizliğinden, müşkülpesentliğinden, pantolon ve gömleklerini kendisine ütületmemesinden hiçbir zaman şikâyet etmedi. Cinuçen Bey’in hiç bitmeyen hastalıklarında da hep başucunda oldu. Cinuçen Tanrıkorur, mimarlık öğrencisiyken yakalandığı kanser nedeniyle, tam sekiz ameliyat geçirdi.
HASTA YATAĞINDA BESTE
Cinuçen Tanrıkorur, hastalıklarını, ameliyatlarını hep “sınav” olarak yorumladı. ABD’de diyaliz tedavisi gördüğü iki yıl boyunca 117 beste yaptı, Maryland ve Princeton üniversitelerinde iki konferans verdi, iki makale yazdı. Makaleleri, Turkish Music Quarterly dergisinde yayımlandı. Bu arada eski yazı bilgisini geliştirmek için ABD’li Hattat Muhammed Zekeriya’dan hat dersi aldı.

Tanrıkorur, son zamanlarında diyaliz ve kullandığı ilâçlar nedeniyle hâfızasını toplamakta güçlük çekti. Aksiyon dergisi, yazılarına bir süre ara vermesini istediğinde reddetti.
- Bu yazılar benim hayat damarım. Sizin aracılığınızla hayata bağlanıyorum.
Hastalığı iyice ilerleyince 15 Nisan’da, dergiye, okurlarına veda etti. Bu kararını bildirirken son derece üzgündü. Hastalığı nedeniyle okuyucularını yüzüstü bıraktığını düşünüyordu.
- Önce elimden icra yeteneğini aldı, şimdi de kalemimi.
ESERLERİ
Aksiyon Dergisi’nin 292. sayısında Güner Tayuk, Ginuçen Tanrıkorur’un bestelerini, san’atçı kişiliğini anlatıyor:
14 yaşında Ferahnâk makamında saz semâisi ve Fuzulî’nin bir şiirini Şevkefza makamında besteledi. 50 yıllık san’at hayatında 400’ün üzerinde eser yazdı, besteledi. Besteleri arasında kendi buluşu olan Şeddisabâ, Zavilaşiran ve Gülbûse mürekkep makamlarından klâsik fasıllar, Fuzulî’nin 54 mısrâlık Müsedde’sinden bir Kâr, 3 Kâr-ı Nâtık önemlileridir. Yine Yahya Kemal’in Süleymaniye’de Bayram Sabahı, Itrî, Mehlika Sultan ve Sonbahar gibi uzun şiirlerinden yeni formlarda eserler besteledi. Bayati-araban ve Evcara makamlarında iki Mevlevî âyini, na’t, durak, şugul ve ilâhi formlarındaki besteleri, yurtiçi ve yurtdışında ödüller kazandı.
Cinuçen Tanrıkorur’un Albümleri:
Cinuçen Tanrıkorur I,
Türk Müziği Faslı,
Cinuçen Tanrıkorur’un Bestelerinde Yahya Kemal,
Cinuçen Tanrıkorur’un bestelerinde Aziz Mahmud Hüdayi, Şeddisabâ Faslı ve İlâhiler adlı CD’leri ile,
1986’da LP ve 1994’te CD Fransa’da yayınlanan Turqui-Cinuçen Tanrıkorur.
Sahne kültürünü ondan öğrendim
ARPÇI ŞİRİN PANCAROĞLU
Amerika’daki öğrencilik günlerimde tanışmıştık. Uzmanlık alanı Klâsik Türk Müziği olduğu hâlde, Klâsik Batı Müziği’ni de çok iyi bilirdi. Yaklaşık iki yıl boyunca aynı kentte yaşadık. Sohbetlerimiz benim için ders gibiydi. Klâsik Türk Müziği’yle ilgili, anlayamadığım birçok ayrıntıyı, makamları ondan öğrendim.
Bir makam geliştirecek kadar engin bilgi sâhibiydi. Klâsik Batı Müziği’ne yaklaşımı, bilgisi de bir klâsik müzik yorumcusunun ufkunu açacak kadar zengindi. İlginçtir, sahne kültürünü ondan öğrendim diyebilirim. Konserlerde sahneye çıkışı, çalarken oturuş biçimi, izleyiciyle diyalogu, selâmlama şekli çok özeldi. Zarif, dinleyicisine saygısını yansıtan bir üslûbu vardı. Tanrıkorur gibi bir insanı tanımak, onunla sohbet etme olanağını yakalamak benim için bir şanstı.
Çok etkilendim
CAZCI JACK DEJOHNETTE
Cazın ünlü davulcusu Jack Dejohnette’ın Cinuçen Tanrıkorur’la arkadaş olduğunu çok az kimse bilir. Aktüel dergisinin 1998 yılında yayımladığı “Caz” ekinde Jack Dejohnette, Serhan Yedig’in yaptığı röportajda bakın, neler söylüyor.
- Geçen hafta konuştuk. Sağlığına kavuşmak için mücadele ediyor. İşi zor. Umarım iyileşir, birlikte bir şeyler yaparız.
Dejohnette, Tanrıkorur’la nasıl tanıştığını, 1993’te başlayan dostluklarının derecesini de anlatıyor.
- 1995’te geldiğimde Tanrıkorur beni evine dâvet etti. Sûfi müziğinden örnekler çaldı, kendi bestelerini dinletti. Çok etkilendim. Bana geleneksel bir vurmalı çalgı (daire) hediye etti. Son albümümde Cinuçen için yazdığım bir beste de kullandım. Cinuçen çok sevdiğim ve çok saygı duyduğum bir insan.
Belgeseli yapılmalı
GİTARİST ERKAN OGUR
Cinuçen Tanrıkorur, Ankara’da Türk Müziği eğitimi veren bir dershâne açmıştı. Ben de o yıllarda Ankara Fen eğitimi görüyordum. Türk Müziği öğrenebilmek için derslerinden birine girmek istemiştim. Beni almış, çok ilgi göstermişti. İçimizdeki ilk heyecanları aşılayan insanlardan biri. Benim de hayatımda önemli bir noktadır, köşe taşıdır Cinuçen Bey.
Sesindeki saflık yüksektir benim için. Uzun yıllar sonra kendisiyle New York’ta az kalsın karşılaşıyordum. Fakat mümkün olmadı. Aynı ortama o gittikten sonra gelmiştim.
Konservatuar dönemimde, o yıllarda yapılan Türk Müziği sempozyumlarına katılarak onu dinlerdim. Dolaylı olarak ondan bir şeyler öğrenmeye çalıştık. Müziğini, udunu dinledik. Yine dolaylı olarak öğretmenimizdi. Üretken ve Türk Müziğine inanmış biri olarak onun kaybı, yeri doldurulmayacak bir durumdur. Onun için eserlerini seslendirmek, onun adına bir belgesel hazırlamak, konserler düzenlemek ve onun üretimini gündeme getirmek, konuyla ilgili olanlara bir teklif olabilir.
***
Şimdi bu 10 yaşındaki röportajı gerekli müsaadeleri aldıktan sonra neden mekâna koyduğumu yazayım.
2006’da http://www.keremdoksat.com/2006/09/01/bekirbekir-sidki-sezgin-ustadi-temasa-ederken/ makalemde Üstâd Bekir Sıdkı Sezgin’den hüzünle bahsetmiştim. Bugün baktım ki sâdece 760 kere okunmuş; tabii tavsiyeler ve iletileri bilemem…
2007’de http://www.keremdoksat.com/2007/01/29/avni-anil-ustadi-temasa-ederken/ makalemde Üstâd Avni Anıl için olan endişelerimi klavyeye almıştım; bugün baktım ki sâdece 924 kere okunmuş; tabii tavsiyeler ve iletileri bilemem… 2008’de Ontogenetik Psişe’ye kavuştu: http://www.keremdoksat.com/2008/06/15/ani-anil%e2%80%99i-ebediyete-ugurladik/. Bu yazıda Rahmetli Münir Nurettin Selçuk’tan da bahsetmiştim… Bugün baktım ki sâdece 663 kere okunmuş; tabii tavsiyeler ve iletileri bilemem…
Psikanalizi eleştirdiğim yazı (http://www.keremdoksat.com/2007/07/25/psikanaliz-din-mi-bilim-mi/) 2262 kere okunmuş.
2006’da Neslim’le beraber yazdığımız Psikologla Psikiyatr Farkı makalesi ise (http://www.keremdoksat.com/2006/07/29/psikologla-psikiyatr-farki/) bugün baktım ki 21953 kere okunmuş; tabii tavsiyeler ve iletileri bilemem… Altında 288 yorum var ve çoğu mugalâta! Maâlesef mekânın son “bakımında” bunların çoğu silindi (inanın inanmayın, webmasterımın kabahati, o da nasıl olduğunu bilemediğini söyledi)…
Daha popüler müzik yapan merhum dostum Kurtuluş Türkgüven’le ilgili makalem (http://www.keremdoksat.com/2009/07/05/bir-dahi-daha-cekip-gitti-kurtulus-turkguven/) bugün itibârıyla 1948 kere okunmuş. Maâlesef mekânın son “bakımında” yorumların hepsi silindi (inanın inanmayın, webmasterımın kabahati, o da nasıl olduğunu bilemediğini söyledi)…
***
Harsımızı, bırakın Orta Asya’yı yâhut Selçuklu’yu veya Osmanlı’yı, yakın dönemde, benden 19 sene önce doğup, 2000 senesinde terk-i mekân eyleyen bu mütevâzı dâhiyi, bu mümtaz san’atkârı kaç gencimiz, hâttâ yetişkinimiz biliyor?
Hayatını http://tr.wikipedia.org/wiki/Cinu%C3%A7en_Tanr%C4%B1korur adresinden okuyabilirsiniz…
Türklük ölüyor.
İntihar ediyor.
Hâricî bedhahlara fazla ihtiyaç yok ne hazin ki…
Dâhilî olanlar kâfi!
Heyhat ve imdat…
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 14 Temmuz 2010 Çarşamba


Saygıdeğer Hocam,
Her konuda olması gerektiği gibi, san’ata ve san’atkâra verilmesi gereken değer hususunda da biricik Atamız’ı mürşit edinmeliyiz. Zira onun bu konulara gösterdiği ehemmiyeti tarihin hiç bir döneminde hiç bir lider göstermemiştir.
Çünkü o, cephede savaşırken bile san’at kitapları okuyabilen bir önderdir.
Sakarya Savaşı sırasında cepheyi dolaşırken bir resim gözüne çarpar. Hemen kimin yaptığını sorar, resmi yapanı yanına çağırtır. Resmi yapan askerle biraz sohbet ettikten sonra eşyalarını toplayıp memleketine dönmesini emreder. Asker itiraz eder gibi olur lâkin Gâzi’nin yanıtı her zamanki gibi mânidardır: “Git çocuk, bu memleketin san’atkâra ihtiyacı var. Ölünmesi gerekiyorsa biz ölürüz”.
İşte bu ileri görüşlülüğü ve zekâyı dâima örnek almalıyız. Ondan ne kadar yararlanırsak o kadar irşâd oluruz.
Kocaman saygılar, sevgiler…
MKD: Bilmukabele Sevgili EŞ.
Ben de Cinuçen Bey’i maâlesef ölümünden sonra tanımış bir kişiyim. Dergi yazılarının toplandığı “Biraz da Müzik” adlı kitabı pek severek okudum. Okurken, “yaşasaydı mutlaka tanışmak isterdim!” diye düşündüm. Fransa’da icrâ ettiği kendi Mevlevî Âyini’nin bulunduğu albümü satın alıp dinledim ve ud icrâsındaki rûh beni çok etkiledi. Hâttâ onun icrâsından etkilendiğim için ud öğrenmeyi bile düşündüm ama fırsat olmadı.
Bütün hayatı ciddî sağlık sorunlarıyla boğuşmakla geçen, üstüne üstlük, kendisini çok yakından tanıyan bâzı kişilerden öğrendiğime göre, çok mutsuz bir evliliği olan bu muhterem insanın san’at açısından bu kadar dolu ve etkileyici bir hayat sergilemesi gerçekten hayranlık verici ve herkese örnek olmalı.
Kendini geliştirmek için çok şey yapmış ve yapmakta olan bir insan olduğum hâlde, böyle insanları görünce kendimi boş hissediyorum.
Hâtırası bâkî kalsın.
MKD: Sayın HK, bâzı psişeler bu âlemde ızdırâp çekip gene de sevmeye ve üretmeye memur olarak gelirler. Misyonları bitince de sessiz sedâsız çekip giderler Ontogenetik Psişe’ye…
Tıpkı Mozart gibi, tıpkı Cinuçen gibi…
Yazdığınız gibi, sessiz, sedâsız çekip gidenlerden…
Musikînin silahşörü…
Rahmetli Cinuçen Hoca…
Bir bilseniz musikî kimlerin elinde…
Terminal dönemine girmeden bir yıl önce öğrencisine, eserlerimi icra et ve ezberle, yoksa beni göremezsin dedi ve öğrencisi bir daha göremedi…