ATLETLER, ŞARKICILAR ÜZERİNE veya ELVAN ABEYLEGESSE’NİN ZAFERİ HAKKINDA
İspanya’nın Barselona kentinde süren 20. Avrupa Atletizm Şampiyonası’nda kadınlar on bin metre finâlinde yarışan Türk atleti Elvan Abeylegesse altın madalya kazandı. Rakiplerinin birçoğuna tur bindiren ve ikinci olan Rus atlet İnga Abitova’nın takriben 12 saniye önünde yarışı tamamlayan Elvan, Türk Bayrağı ile müsabakaların yapıldığı Olimpiyat Stadı’nı dolaşarak, altın madalya sevincini seyircilerle paylaştı.
Aşağıda tipik bir Türk olan Elvan Abeylegesse’nin zafer turundaki mutluluğunu görebilirsiniz.

Hewan Abeye, Elvan Abeylegesse, veya Elvan Can (bu soyadı hiç kullanılmıyor) Türk Atletizmi’ne olimpiyatlardaki ilk gümüş madalyayı kazandıran, Türkiye ve Avrupa rekoru sâhibi Etiyopya asıllı Türk orta ve uzun mesafe koşucusu.
Şimdi de bu Etiyopya asıllı Türk’ün hayat hikâyesine bir göz atalım:
Elvan, 1982 yılında yedi çocuklu bir âilenin altıncı çocuğu olarak Hewan Abeye adıyla Addis Ababa’da doğmuş. Spora ilk kez arkadaşlarıyla futbol oynayarak başlamış. Koşuculuk yeteneği keşfedilerek okuldaki beden eğitimi öğretmeni tarafından on dört yaşındayken atletizme yönlendirilmiş. 1999 yılında, on yedi yaşındayken ENKA için atlet arayan işadamı Önder Özbilen tarafından keşfedilerek, âilesine iki yıl için ayda 300 USD ödeme yapılmak şartıyla Türkiye’ye getirilmiş. Hiç görmediği ve görmeyeceği Mümin Can isimli biri ile hülle evliliği yaparak, Elvan Can adıyla Türk vatandaşlığına geçmiş.
Addis Ababa veya Addis Abeba, Etiyopya’nın ve Afrika Birliği’nin başkenti. 80 farklı dilin konuşulduğu şehirde Hıristiyan, Müslüman ve Yahudi toplulukları birlikte yaşıyor (bu bakımdan İstanbul’a epey benziyor). Geniş caddeler ve modern yüksek binaların yanında, geleneksel kulübeleri ve gecekondu mahâlleleri de bulunduran bir kent (bu bakımdan da İstanbul’a epey benziyor).
Bakın http://images.google.com/imgres?imgurl=http://www.hurriyet.com.tr/_np/2215/9932215.jpg&imgrefurl=http://www.hurriyet.com.tr/pazar/13857556_p.asp&usg=__rcCL0B2yWEtB4AWGDkFUKZk1-w8=&h=229&w=228&sz=13&hl=tr&start=5&itbs=1&tbnid=w6eDiZOzcjygoM:&tbnh=108&tbnw=108&prev=/images%3Fq%3DM%25C3%25BCmin%2BCan%2BENKA%26hl%3Dtr%26sa%3DG%26tbs%3Disch:1 adresindeki habere (özetliyorum):
“ENKA’nın, 11 yıl önce gelecek görerek Etiyopya’dan getirdiği küçük kız, bugünün iki olimpiyat madalyalı, rekorlar sâhibi kadın atleti. Üstelik 2009 Dünya Fair Play ödülünün sahibi. Sezonu da iki gün önce Birleşik Arap Emirlikleri’nde Yarı Maraton koşarak açtı. O şirin Türkçe’siyle bizden biri artık:
“Semeneh ile çocukluk arkadaşıyız. Sonra aşka döndü, nişanlandık. İlk hareket ondan geldi. Etiyopya’ya ilk gittiğimde beni sıcak karşıladı. Aşkım diye seslenir bana. O inşaat mühendisi, Etiyopya’da. Bir gün evleneceğiz tabii. Evlilik sporla zor olur. Çocuk istiyorum ama daha gencim. Her şeyin bir zamanı var.
Addis Ababa’ya 15-20 gün gidip, geliyorum. Ben artık Türkiyeli oldum. Burada kendimi iyi hissediyorum. Kemer Country’de orman içinde güzel bir ev aldık. Kardeşlerimle oturuyorum. Küçük ablam Meserret, ENKA’da çalışıyor. Küçük kardeşim Dereje de burada koşuyordu. Şimdi futbola başladı. İnşallah lisansı çıkarsa amatör ligde oynayacak. Gittiğim zaman arıyorum, karşılaşıyoruz filân. İlerde de Etiyopya’ya gitmeyi düşünmüyorum. İstanbul güzel şehir, İstanbul özlenir.
Kalabalık bir aâileyiz. Babama annemden daha düşkündüm. O benim her şeyim. Babam kâğıt fabrikasında çalışıyordu, şimdi emekli. Çok hareketli, yaramaz bir çocuktum. Hep beklemedik zamanlarda arkadaşlarıma şakalar yapardım. Küçükken bana “Mimi” (küçük kız) derlerdi. Hâlâ mahallede Mimi diye tanırlar beni.
Okulda beden eğitimi öğretmeninin dikkatini çekmişim. Okul yarışında koşmamı istedi. Ben futbolu seviyordum. Haile Gebrselassie’nin başarısı halkı atletizme yönlendirdi. Öğretmen ısrar edince yarışa katıldım. 100 metreyi iyi koştum, kazandım ama diskalifiye oldum. Çünkü çizgi filân bilmiyorum. O koşudan atletizmi yavaş yavaş sevdim. Sonra bir kulüp aldı beni. İki sene kadar koştum.
Stadyumda Millî Takım’da idman yapıyordum. Biri tercüman, iki Türk geldi. Önder Özbilen, ENKA olarak gelmişti. İnşaat yapan ENKA, orada iyi tanınıyordu. “Türkiye’ye gelmek ister misin” diye sordu. Babama, bana iyi bakacakları, istediğim zaman âilemi göreceğim sözünü verdiler. Babam istemiyordu, Büyükelçi’yle de konuştu. Ben istedim gelmeyi. Âileme ayda 300 dolar ödeme diye yazdılar. Yok öyle bir şey. ENKA Kulüp olarak bana maaş veriyor, o kadar. 1999’da 16 yaşındaydım. O yıl liseyi bitirip öyle geldim. Okuldayken avukat olmak istiyordum.
Geldik çok şaşırdık. O kadar zorluk da çekmedik. Baharatlı yemeklerde biraz zorlandık. Türkiye’yi bir Arap ülkesi zannediyordum. ENKA’da istediğimiz gibi yemek yaptılar. Bir sene kadar ENKA Spor Tesisleri’nde lojmanda kaldım. Zâten o zaman da her gün 5-6 saat idman yapıyorduk. İlk günlerde, âilemle çok sık telefonla konuşuyordum. Sürekli mektup yazıyordum. Ablamın kızı Hivet’in resmini getirmiştim. Hâlâ yanımda taşıyorum. 13 yaşında artık. Onun yeri ayrı bende.

Türkiye’de kâğıt üstünde bir evlilik yapıldı. Formalite olarak evlendiğim Mümin Can ile tanışmadım bile. Zâten Türk kimliği aldıktan 2-3 ay sonra boşandım. Adım Hewan Abeye’ydi. Hewan, Havva demek. Türkiye’de Hewan diye çağırmak zor. Onun için adımı değiştirdim, Elvan’ı seçtim. Kulağa güzel geliyordu. Artık Etiyopya vatandaşı değilim. Oraya da Türkiye vatandaşı olarak gidiyorum. Yatırımcı olduğum için doğum Etiyopya, vatandaş Türk diye bir kimliğim var. Hristiyanım, dinimi değiştirmedim. Öyle devam ediyorum.
İlk günlerde her şey yeniydi. Her şeyi öğrenmek istiyor, dilim olmasa bile yazarak soruyordum. Öğrenmek için arkadaşlar konuşurken, tavla, okey oynarken hep yanlarında oturdum. Bu yüzden iyi tavla oynarım. Etiyopya’da okulda İngilizce eğitimi almıştım. Ama Türkçe’m İngilizce’mden daha iyidir. Etiyopya’ya gidiyorum “Etiyopyaca bilir misin? Hangi dille konuşalım?” diye soruyorlar. Türkiye’ye geliyorum, Elvan “Türkçe biliyor musun” diyorlar. En komik olan da bu!
Şarık Tara benim babam gibi. Ben de gerçek babam gibi çok sevdim. Şarık Bey, yâni ENKA Âilesi beni kendi kızları gibi görüyor. Kazandığım zaman da, kaybettiğim zaman hep yanımdalar. Güzel mesajlar gönderir. Zamanım olunca görüşürüz.
Türkiye’den bir briket makinesi aldım. Adis Ababa’ya yeni gönderdik. Fabrikadan çok, bir atölye… Ben spora devam edeceğim. Ağabeyim ve babam çalıştıracak. Ben âileme çok önem veririm. Onları özlüyorum. Tatillerimi onlarla geçiririm. Çocukluğumda sıkıntı yaşamadım ki. Mutluydum. Âilemde bir eksiklik yaşamadan Türkiye’ye geldim para kazanmaya başladım, başarılı oldum.
Başbakan Tayyip Erdoğan, 2005’te Addis Ababa’da evimize ziyarete geldi. Güzel oldu, bir sporcu için büyük bir onur. Etiyopya’da gazete ve televizyonlarda birinci haber olarak yayınlandı. Orada bana karşı tutum değişti. Biraz problem vardı. “Gelip burada idman yapıyor, bizim çocukları geçiyor” deniyordu. Artık bitti, her konuda kolaylık gösteriyorlar”.
***
Yâhu, ırkçılığın Allah belâsını versin ve yazılarımı azıcık kıraat eden herkes Atatürk’ün anladığı mânâda, yâni tamamen hars, âidiyet ve mensubiyet anlayışına dayalı bir Türk Milliyetçisi olduğumu bilir.
Hewan Abeye, babasının itirazına rağmen, 17 yaşında iken (yâni reşit değilken) ücreti mukabilinde Türkiye’ye ithâl ediliyor. Hewan Abeye zor telâffuz edildiği ve Türkçe’ye de hiç uymadığı için Elvan adını alıyor ama soyadını muhafaza ediyor; yâni kökünden asla kopmuyor. “Ben artık Türkiyeli oldum” diyor (Devletlû bayılmış zâten) “ben artık Türk’üm” demiyor.
Demesin de zâten, zorla olur mu?

“Elvan” Hewan Abeye 17 yaşındayken…
Peki, kazandığı yarışlarda sallandırdığı Al Bayrağa nasıl bir hisle bağlıdır? Tamamen duygusal mutlaka da, biz nasıl övünebiliyoruz? Meselâ ben, sırf çok şirin olduğu ve Türkiye’yi temsil edip Al Bayrağı dalgalandırdığı için çok seviyorum bu kızı ama o bir Türk değil, Türkiyeli… Formalite olarak evlendiği Mümin Can ile tanışmıyor bile ve tâbiiyet değiştiriyor, yâni tâbiiyet-i meksûbe yapıyor…
Biz sömürgeci bir ülke değiliz, asla da olmadık!
Fransa’da, Hollanda’da, İngiltere’de, ABG’de… her renk ve şekilden atleti millî müsabakalarda görürsünüz çünkü zamanında köle olarak filân getirdikler insanların torunları artık o millete intibak etmişlerdir.
Peki, Elvan Abeylegesse öyle mi?

Değil, o bir Türkiyeli!
Atletizmde muvaffakiyetin süresi beş, taş çatlasın 10 seneyle mahduttur. İşi bitip de antrenör filân olmazsa, tabii bir ayağını bir dünya megakenti olan İstanbul’da tutarak, özüne dönecek.
Sadede gelelim: Hewan Abeye’ye yapılan her şey yasal, tamam, ama etik mi?
***
İster istemez benzer bir macera yaşayan Naim Süleymanoğlu akla geliyor. 23 Ocak 1967’de Ahatlı, estanlı Belediyesi, Bulgaristan’da doğmuş. Lâkabı, yapıca ufak tefek ancak çok güçlü olması nedeniyle Cep Herkülü’dür.
Haltere 1977’de, 9 yaşındayken başlamış. 15 yaşında Brezilya’da düzenlenen Dünya Gençler Halter Şampiyonası’nda iki altın madalya alarak şampiyon olmuş. On altı yaşında rekor kırarak yine şampiyon olmuş. Böylece halter tarihinde en genç dünya rekortmeni unvanını almış. Kariyeri boyunca üç Olimpiyat Altın madalyası, yedi Dünya Şampiyonluğu ve altı Avrupa Şampiyonluğu var. Tam 46 kez dünya rekoru kırmış. 1984 yılında (16 yaşındayken), silkmede ağırlığının 3 katını kaldıran ikinci halterci olarak tarihe geçmiş. 1983 – 1986 arasında gençlerde 13, büyüklerde 50 olmak üzere tam altmış üç rekor kırarken, yine bu dönemde Dünya ve Avrupa şampiyonalarında 52, 56 ve 60 kilolarda şampiyonluklar yaşamış. 1984’te, 1985’te ve 1986’da dünyada yılın haltercisi seçilmiş. 1984 Los Angeles Olimpiyatları’na Bulgaristan’ın Sovyetler’le boykota katılması sebebiyle iştirak edememiş. Bu dönemde Bulgar Hükûmeti’nin Türk isimlerini yasaklaması sebebiyle adı Naum Shalamanov olarak biliniyormuş (Norşin’in kulakları çınlasın).
Sonra ne yapmış Naim: Bulgaristan’daki baskılardan kurtulmak ve Türkiye adına müsabakalara katılmak için 1986’da Melbourne’da düzenlenen Dünya Halter Şampiyonası’nda Türkiye Büyükelçiliği’ne sığınarak Türkiye’ye iltica etmiş, 19 yaşında, yâni reşit olarak! Türkiye’ye ilticasında ve getirilmesinde bizzat Turgut Özal devreye girmiş (eh, hep hata yapacak değildi ya, üstelik bununla büyük sükse yapmıştı) ve 1988 Seul Olimpiyatları’na Türkiye adına katılabilmesi için Türk hükûmetince Bulgaristan’a 1 milyon USD ödenerek gerekli izin alınmıştı. Bu olimpiyatlarda 60 kg koparmada sırasıyla 145 Kg, 150.5 Kg, 152.5 Kg, silkmede 175 Kg, 188.5 Kg, 190 Kg, toplamda da 320 Kg, 339 Kg, 342.5 Kg kaldırarak 9 dünya 6 olimpiyat rekoru kırarak muhteşem bir zafer elde etmiş ve böylece Türkiye’ye olimpiyatlar tarihinde güreş dışında ilk altın madalya kazandıran sporcu olmuştu.
Sadede gelelim: Naim Süleymanoğlu’na yapılan her şey yasal, tamam, ama etik mi?
Allah’ına kadar evet, çünkü Naim zâten Türk ve 19 yaşındayken Bulgar mezâliminden kaçmıştı, kendini Türkiyeli filân da hissetmedi asla, Türk’tü.

Bilmem anlatabildim mi?
Ama biliyorum, vahşi kapitalizm her yeri, her şeyi ve her değeri kendi “ahlâkına” uyduruyor…
Hewan Abeye eğer kendi ülkesinde kalsaydı, pek muhtemelen aynı rekorları gene kıracaktı ama işin içine para ve güç girince Türkiyeli oldu!
Naim Süleymanoğlu zâten rekor üstüne rekor kırıyordu ama mezâlimden kaçarak Naum Shalamanov’luktan kurtularak öz ismine kavuştu, bir devlet için hiç önemi olmayan 1 milyon USD ise, hürriyetinin bedeli olarak devlet tarafından ödenmiş!
***
Aklıma çok güzel ve hoş bir Türk kadını geliyor, o da siyahî: Esmeray Diriker.

Esmeray Diriker, 1950’de İstanbul Emirgân’da doğdu. 1960 yılında, tahsilini yarım bırakarak, İstanbul Şehir Tiyatrosu’na girdi ve Çocuk Bölümü’nde ilk defa sahneye çıktı. 1965 yılına kadar Şehir Tiyatroları’nda çalıştı. Daha sonra Dormen Tiyatrosu’nda “Dün Gece Yolda Giderken Çok Komik Bir Şey Oldu” oyununda oynadı. Sırasıyla Avni Dilligil, Özlem, Özlem Taşdelenler, Sezer Sezin Tiyatroları’nda oyunculuk yaptı.
1974 yılında Muammer Karaca ile oynadıkları Mart Bakanı adlı oyunla tiyatrolara veda etti.
Müziğe, Neriman Altındağ Tüfekçi’nin yönettiği koroda amatörce başladı. 1974’de ilk ve son kez düzenlenen “1. Toplu İğne Beste Yarışması”nda, eşi Şemi Diriker’in bestesi olan “Unutama Beni” ile birinci oldu. Aynı yıl profesyonel olarak ilk defa Küçük Bebek Belediye Gazinosu’nda sahneye çıktı. TRT’nin düzenlediği yarışmada birinci olmasına rağmen “Unutama Beni”’yi televizyon ekranlarından seslendiremeyen Esmeray, bu plaktan sonra yaptığı 45’liklerle de TRT Denetimi’ne takıldı.
1975 yılında, ilk longplay çalışması olan “Yayınlanamaz”’da TRT’yi halka şikâyet etti. 1977 yılında yaptığı “Gel Teskere” plağıyla ikinci büyük çıkışını yaptı. Sonraki yıllarda da asker şarkıları söylemeye devam edip halkın gönlünde sağlam bir yer edindi. 9 adet 45’lik, 4 adet LP ve 1 adet kaset (Kâğıt Mendil) çalışması yaptı, 1986’da sahne çalışmalarına son verdi. “Alıştık Artık” adlı TV programında uzun süre Ayşegül-Ali Atik’le birlikte rol aldı. Son olarak 1995 yılında Nedim Saban Tiyatrosu’nda “Oscar” adlı oyun ile tekrar tiyatroya döndü. 2000 yılında yayınlanan “Eski Dostlar” albümüyle tekrar müzik dünyasın adım attı.
San’atçı son aylarda ATV’de yayınlanan bir komedi programında rol alıyordu.

26/03/2002 Gazetelerden
Özellikle Gel Tezkere Gel şarkısıyla tanınan şarkıcı Esmeray, yakalandığı hastalığa yenik düşerek yaşamını yitirdi. GATA’ya bağlı Askerî Çamlıca Göğüs Hastalıkları Hastânesi’nde tedavi gören ve geçen hafta taburcu edilen 52 yaşındaki Esmeray, Acıbadem’deki evinde fenalaşarak hayata veda etti. Esmeray’ın tedavisini üstlenen Çamlıca GATA Hastânesi Onkoloji Bölüm Başkanı Prof. Dr. Mustafa Yaylacı, geçen yıl Haziran ayında akciğer kanseri teşhisi konulan san’atçının tedavisine başlandığını, ancak rahatsızlığının karaciğerine de yayıldığını belirterek, ancak uygulanan kemoterapi tedavisiyle gerileme sağlandığını söyledi.
Bu arada sanatçının turnelere çıktığını ifade eden Prof. Dr. Mustafa Yaylacı, Aralık 2001 tarihinde ise beyninde bir tümör tesbit edildiğini söyledi. Esmeray’ın o dönemde 15 gün süreyle Çamlıca GATA Hastânesi’nde tedavi gördüğünü anlatarak, daha sonra san’atçının evinde kalmak istemesi üzerine taburcu edildiğini kaydetti. Sanatçının ölüm nedeninin akciğer kanserinin karaciğer ve beyne sıçraması olduğunu söyleyen Prof. Dr. Mustafa Yaylacı, Esmeray’ın Acıbadem’deki evinde kendisi tarafından kontrol altında tutulduğunu vurguladı, dün saat 14.00 sıralarında evinde öldüğünü belirtti.
Evli ve bir çocuk annesi olan san’atçının kocası Şemi Diriker, Esmeray’ın yarın Levent Câmii’nde öğleyin kılınacak namazdan sonra toprağa verileceğini söyledi. Şemi Diriker, Esmeray için Popüler Müzik Sanatı Vakfı tarafından da bir tören düzenleneceğini kaydetti.
Biraz geri gidelim…
Türk Pop Müziği, 1975 yılı Eurovision elemelerinde bir patlama yaşadı… Yeliz, Yeşim, Ali Rıza Binboğa, Uğur Akdora ve diğerleri bu elemelerin Türk Pop’una hediye ettiği şarkıcılar. Ama ondan tam bir yıl önce -1974 yılında yapılan 1. Topluiğne Yarışması’nda da durum aşağı yukarı böyle olmuştu. Hâttâ belki bu yarışmanın elde ettiği başarı, bir sonraki yıl yapılan Eurovision elemelerine katılımı rekor seviyeye getirdi bile denilebilir. Altın Mikrofon gibi çok başarılı bir yarışma ile ilk sayfalarını açan Türk Pop’’u, ne yazık ki 70’li yıllar ile birlikte yarışma geleneğini bir kenara atmıştı. 1. Topluiğne Yarışması bu geleneğini yeniden başlattı… Bu yarışmada gencecik isimlerin, Ali Kocatepe, Nilüfer ve Erol Evgin gibi Türk Pop Müziği’nin çok önemli isimleri ile birlikte yarışması ve üstelik yarışmayı bunların arasından sıyrılabilmeyi beceren bir genç şarkıcının kazanması herkese umut verdi… Yarışmayı Esmeray kazanmıştı Unutama Beni adlı şarkısı ile… Türk Pop’unun hâlâ dimdik ayakta olan bu muhteşem şarkısı ile Esmeray, kendisi gibi genç diğer şarkıcılara örnek olmuş ve sonraki yıllarda yapılan Eurovision elemelerinde bıkmadan usanmadan şanslarını deneme konusunda onları yüreklendirmişti…
Öyle apansız ortaya çıkıp, bir gecede şöhret olanlardan değildi Esmeray. Türk Pop’una girişi Kim Bunlar topluluğu ile başladı… Adı plâkta yazmıyor olmasına rağmen, bu grupla bir plâk da yaptı… Hop’un yayınladığı ilk albümünün arka kapağına göre, Esmeray 1949 doğumlu. Diskotür’den çıkan bu ilk plâktan sonra Atilla Özdemiroğlu ve Şanar Yurdatapan tarafından Türk Pop’una bir tür okul olması ve farklı şeylerin denenmesi niyetiyle kurulmuş bulunan Hop Plâk’a geçti. Hop’tan çıkan Oylum Oylum adlı plak, neredeyse birinci plağı bile gölgede bırakır… Oylum Oylum’un ‘B‘ yüzünde yer alan Bir Gün Gelecek’i de “ara başlık” yapmakla yetinerek bu plâğı geçelim. Ama Esmeray’da “hit” şarkı bitmedi… Çok kısa bir zaman sonra Gel Teskere Gel verildi piyasaya. Bu şarkının hâlâ herkes tarafından bilinip hatırlanıyor olması, plâğın ne miktarda ünlendiği konusunda bir fikir verebilir zâten. “İyi kötü her evden birileri askere gidiyor, böyle bir şarkı yapsak çok tutar” gibi “muhtemel” bir mantıktan yola çıkılıp da yapılmış gibi duran bu plâk çok fazla sattı. TRT Denetleme Kurulu’nca radyo ve televizyonlarda çalınmaya “müsait bulunmamış” olmakla(!) birlikte çok hızlı bir şekilde herkese ulaştı. Zâten Esmeray’ın bu kurulla arası hiç iyi olmadı. Hop’un da… Bu nedenle Hop Esmeray’ın ilk albümünün kapağını, bu kurulun protesto edilebileceği bir zemin gibi kabûl etti ve kapağa yuvarlak bir “Yayınlanamaz” mührü bastı… Arka kapakta da, kurulun reddettiği şarkıların “red gerekçelerini” sıraladı. TRT Denetleme Kurulu, neredeyse Esmeray’ın bütün şarkılarını aynı gerekçelerle kapı dışarı etmişti: “Yoz müzik, üslûp çelişkileri, çok seslilik yetersiz”…

Bugüne gelelim…
Her türlü seviyesizlik başta TRT olmak üzere her yanı sarmış durumda…
Heyhat!
***
Sevgili Esmeray Diriker,
O plâğına bu aralar çok ama çok ihtiyaç var!
Seni rahmet, hürmet ve sevgiyle yâd ediyorum…
Sevgili Naim Süleymanoğlu,
Sana hürmet ve sevgilerimle beraber uzun ve mutlu bir ömür diliyorum…
Sevgili Hewan Abeye, Elvan Abeylegesse veya her neyse,
Sana da hürmet ve sevgilerimle beraber uzun ve mutlu bir ömür diliyorum…
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 29 Temmuz 2010 Perşembe


Bir tânesi de benden olsun.
Gerçi kendisi Özbek’tir ancak Türkiye’deki hikâyesi Elvan’ımızdan yenidir…
Marsel İlhan: http://www.milliyet.com.tr/-khamdamov-yerine-ilhan-oldum–soylemesi-daha-kolay-/pazar/haberdetay/20.07.2008/968894/default.htm
Çok sevdiğim bir dostumdur aynı zamanda. Eğer performansında bir düşüklük olsa mesaj yazarak veya telefonla arayıp motive olmasına özen gösteriyorum. Ona taktığım lâkap TARİHİ YAZAN ADAM, bilhassa koyduğu hedeflerin altında bu neden yatıyor. Şimdiye kadar aldığı dereceler Türkiye’nin tenis alanındaki ilkleri içeriyor. 2 sene önce Facebook’ta tanışmıştım, o gündür bu gündür benim için bir diğer çok sevdiğim ve sizin blogunuzu da sâyesinde tanıdığım ve bugünlerde çokça aklıma düşen, bir sekilde aramız açılsa da, değeri bu zamanda bende gitgide artan sevgili kardeşim Serkan Bitnel ile desteklemeye özen gösterdik. Tabii, Marsel’in annesi ve koçunun da söyledigi gibi MARSEL İLHAN’ı motive ediyor musuz, bundan da ömrümüz ve Marsel tenise devam ettikçe vaz geçmeyeceğiz. Tabii İpek Şenoğlu da benim için çok özel bir dosttur. Aynı desteği kendilerinden esirgemiyorum. Gerçekten Türkiye’deki sistemin onları bâzen yorduğunu tahmin edebiliyorum. Yurt dışında yaşadığım için bunları artık daha iyi kıyaslayabiliyorum, ancak bu gurbet hissinden midir yoksa tenis sevgimden midir bilinmez, onlar zarar görmesinler diye zâten okulumun zorluğunun içerisine ayrı bir tasa olarak katıyorum… Bir psikiyatr olarak bana da bir tanı koyabilirsiniz muhakkak
)
Tanıtım gibi olacak, ancak Facebook sayfalarımızı vermeyi isterim…
Marsel İlhan:
Marsel İlhan Fun Club: http://www.facebook.com/group.php?gid=15023939563
Marsel İlhan (Hayran Sayfası): http://www.facebook.com/pages/Marsel-Ilhan/48669321770?ref=ts
İpek Şenoğlu:
http://www.facebook.com/pages/Ipek-Senoglu/241727815720?ref=ts
Ve Marsel İlhan’ın Wimbledon’daki kazandığı maçından sonra tam olarak söylemese de “Ne Mutlu Türk’üm” diyen videosunu da göndermeyi isterim…
http://www.sporxtv.com/tenis/marsel-ne-mutlu-turkum-diyeneSXTVQ16816SXQ
Yazınız için teşekkürler, ayrıca bugün ben de sizin gibi aynı gururu yaşadım… Bu tür morallerimiz bizlerin Türk’lerin de olmalı…
MKD: Ben de teşekkür ediyorum. Size tanı koymuyorum
.
[...] http://www.keremdoksat.com/2010/07/29/atletler-sarkicilar-uzerine-veya-elvan-abeylegesse%e2%80%99nin... [...]
Nevin Yanıt’ın 100 metre Engelli Kadınlar Koşusu’nda..
Bir Türk şampiyon: Nevin Yanıt..
O an: http://www.beyazgazete.com/video/2010/08/01/nevin-yanit-atletizmde-tarih-yazdi-trt1.html
[...] ŞARKICILAR ÜZERİNE veya ELVAN ABEYLEGESSE’NİN ZAFERİ HAKKINDA başlıklı (http://www.keremdoksat.com/2010/07/29/atletler-sarkicilar-uzerine-veya-elvan-abeylegesse%e2%80%99nin…) makaleme çok garip ama maâlesef şaşırmadığım bâzı tepkiler [...]