HAARP’E DEVAM
Konunun üstü kapatılıyor, bizdeki seviyesizlik altı politik atışmaların gölgesinde kalan bir vâkıa es geçiliyor:
Daha önce de değindiğim HAARP mes’elesi!
Bakın Doğan Haber ajansının 30 Temmuz tarihli haberine (http://www.dha.com.tr/n.php?n=abd-rusyaya-haarp-acti-2010-07-30), okuyun:
Benim derdim hem bütün dünyaya hem de bize bundan dolayı çıkacak faturada…
Konuyla ilgili önceki makalemden naklediyorum (http://www.keremdoksat.com/2010/07/30/bakin-abg%e2%80%99nin-yaptiklarina/):
Hava sıcaklığının 40 derecede seyrettiği Rusya’da bilim adamları, boğucu yazdan ABD’yi sorumlu tutmaya başladı. Buna göre, ABD, HAARP sistemiyle iyonosferde güçlü dalga göndererek Rusya’yı kavuruyor. Komplo teorisi gibi duran bu iddia, ülkenin büyük gazetelerinden Komsomolskaya Pravda Gazetesi’nde enine boyuna ele alındı.
Rusya, gölgede 40 dereceye yaklaşan anormâl çöl sıcaklarının ardında düşman eli aramaya başladı. Kavurucu sıcakların doğal olamayacak kadar uzun sürdüğünü dile getirmeye başlayan Rus fizikçiler, “ABD, bize gizli iklim silahı HAARP ile savaş açmış olabilir” görüşünü öne sürmeye başladı.
Sahra çölünü aratmayan Rusya’daki sıcak dalgasını inceleyen Komsomolskaya Pravda Gazetesi, bir dizi uzmandan görüş alarak böyle bir ihtimalin bulunduğu sonucuna vardı. En büyük şüphe ise Pentagon’un kontrolünde 1997 yılından beri Alaska’da çalıştırılan yüksek frekans dalga yayıcı HAARP istasyonu üzerinde toplandı.
Hürriyet’ten Nerdun Hacıoğlu’nun haberine göre, Moskova Devlet Üniversitesi MGU Fizik Fakültesi hocalarından Georgiy Vasilyev, ABD’nin çalıştırmakta olduğu Alaska’daki HAARP istasyonunu resmen jeofizik ve tektonik bir silâh olarak tanımladı. Vasiliyev, şunları söyledi: “Alaska’daki HAARP istasyonu tam güçle çalıştırıldığında, sadece bir saatte 3.5 megawatt elektrik enerjisi tüketiyor. 14 hektar alanı kaplayan 22 metrelik 180 dev anten üzerinde göklere yükselen enerji plazma kümesi oluşturuyor. HAARP çalıştırıldığı günden bu yana, dünyanın değişik bölgelerinde iklim anomalileri gözlenmeye başlandı. Kar yağması gereken yerleri güneş kavururken, Afrika’da kar yağışları gözlenmekte. Bu tuhaf olgular genelde küresel ısınmaya fatura ediliyor. Ama bize göre anomalilerin asıl sorumlusu Pentagon’un HAARP sistemidir”.
Saldırı İddiası
Rusya Silâhlı Kuvvetleri’nde iklim uzmanı olarak çalışan Nikolay Karavayev ise Rusya’ya bu yaz iklim silâhıyla saldırı düzenlendiğine yüzde 100 emin olduğunu söyledi. Karavayev, şu görüşü savundu: “ABD Hava Kuvvetleri raporunda net bir dille ‘2025 yılına kadar iklimi müttefikimiz yapmalıyız ifâdesi’ yer alıyor. Hâttâ Pentagon, günümüzde sadece sivil kuruluşların araştırma yapmaya yetkili olduğu uluslararası iklim anlaşmasından çıkmayı da düşünüyor. Bana göre ABD, iklim silâhı konusunda öylesine ileri gitti ki, yakında bunu gizlemeden dünyaya sergilemeye başlayacak”.
Rusya Kavrulurken Avrupa Niye Serin?
Rus uzman Karavayev’e göre, Moskova’nın 40 dereceyle kavrulduğu sırada Avrupa ülkelerinde yaz nispeten daha serin geçiyor. Berlin 18, Varşova 25, Viyana 20, Paris 20 derece. Batı’da Ukrayna sınırında etkisini kaybeden yüksek basınç cephesi, Karadeniz kıyılarından kuzeyde Murmansk kutup bölgesine kadar uzanıyor. Ülke sınırlarını takip eden yüksek basınç cephesi onu besleyecek ortam bulunmamasına rağmen dağılmıyor.
HAARP Nedir?
Radyo elektronik vericisi kısa adıyla “HAARP” araştırma istasyonu, 1997 yılında devreye girdi. Sırp bilim adamı Nikola Tesla’nın teorilerinin hayata geçirildiği istasyon 3.5 megavat gücünde ve 10 MgHz boyundaki dalgaları iyonesfere gönderiyor.
Belirli bir alan üzerinde güneşten bin misli daha kuvvetli enerji gönderebilme özelliği taşıyor. Uzmanlara göre, bu yapay ışınların yeryüzünden 600 Km yüksekte yansıtılarak dünyanın herhangi bir bölgesine yönlendirilmesi durumunda HAARP, bölgede mikrodalga fırın etkisi yaratıyor. Yâni havadaki su ısınıyor, sıvı hâldeki suyun olduğu yeri de fokurdatıyor, üstünde kayaç varsa da deprem yapıyor!
***
HAARP’ı merak edenler kendi web mekânına http://www.haarp.alaska.edu/ adresinden bakabilirler. Basit Türkçe izahı ise http://tr.wikipedia.org/wiki/HAARP adresinde bilgilerinize sunulur.
Ruslar tabii ki kendi dertlerindeler. Peki, ya bizim buralar?
Zâten Rusya üst komşumuz değil mi? Hani şöyle bir dünya haritasına bakalım, meselâ http://www.turkcebilgi.com/d%C3%BCnya/haritasi üzerinde oynayın, bakın Moskova ile Ankara, genelde Rusya ile Türkiye Cumhuriyeti aynı boylamlarda kabak gibi karşınızda!
Marmara Denizi fokurduyor, ciddî âlimlerin hepsi feryat ediyor.
Türkiye kavruluyor…
Tedbir?
Medbir!
Tekbir.
***
Konu çok önemlidir!
Rusya, yanıyor. Moskova’da dumandan dışarı çıkılamıyor. Bütün tarlaları kurudu ve buğday ithalâtlarını kestiler; en önemli müşterilerinden biri biziz!

Moskova’nın hâl-i pür melâli!
Bu kadar ağır bir ithama ne ABG’den tekzip geldi, ne de Rusya’dan tekrarlama…
Buna “sükût ikrardan gelir” derler. Rusya’nın ABG’ye saldıracak hâli yok, bizim de!
Adamlar dünyanın bir bölümünü –ki buna Türkiye Cumhuriyeti de dâhil, kurutuyorlar ve dünyanın gıkı çıkmıyor.
Nerede bizim entel danteller, nerede dünyadaki vicdan sâhibi(!) çevreciler?
Bunun sonucunda önümüzdeki 5-10 sene içerisinde olacakları bir tahayyül edin:
Bakın, dün ülkemizde gene bir deprem oldu, nefes alınmıyor ve böyle giderse barajlarımız da kuruyacak.
Sürekli olarak birbirlerine söven politik liderlerimize soruyorum:
Gümbür gümbür gelen kuraklık, Marmara depremi ve kıtlık için ne gibi tedbirleriniz veya plânlarınız var?
Siz bizim memurumuz değil miydiniz?
Çeşmeliler şaşkın, böyle bir hava hiç hatırlamıyorlar!
Birazdan İstanbul’a, yâni cehenneme uçacağız.
Siz neyle meşgûlsünüz?
Birbirinize hakaret etmekle!
Mehmet Kerem Doksat – Çeşme – 08 Ağustos 2010 Pazar


Sayın Hocam,
ABG’nin teknolojide geldiği noktanın boyutunu anlatan yazınıza teşekkür ederim. ABG artık dünyayı kotrol etme metotlarını çok değiştirdi. Sanıyorum buna Özel Hârb’in çok karmaşık bir biçimi demek doğru olabilir. DDD’nin en büyük projesi olan tek Dünya Devleti’ne giden yolda önemli bir kilometre taşı olduğunu düşünüyorum. Bu teknolojinin ipuçları örtülü olarak Roland Emmerich’in yonettiği 2012 filminde sergilendi. Filmde dünyadaki büyük bir felâketin ardından kara parçalarını suların kapladığı bir ortamda, sâdece elitlerin kabûl edildiği gemilerle insanlığın kurtuluşu anlatılıyordu. Sizin daha önceki yazılarınızda belirttiğiniz gibi, gelecekte havası her türlü zararlı kimyasal maddelerden arındırılmış yaşam birimlerinde, DDD’yi yönetenler ve onların elitleri için kurtarılmış alanlar oluşturulacağını tahmin ediyorum. Sömürülenlerin başına da açlık, savaş, biyolojik ve iklim felâketleri gelecektir.
Ülkemize yönelik GNPH’nin üstüne bir de HAARP kaynaklı iklim saldırısı eklenince sonuçlar daha yıkıcı oluyor. Bizler hâlâ refarandum da evet mi yoksa hayır mı çıkacak, Genel Kurmay Başkanı kim olacak diye toto oynuyoruz. Bilimsel düşünce yerine dogmatik düşünce destekleniyor. Uydurulan dinle vatandaşlarımızı uyutularak gerçekleri öğrenmeleri engelleniyor. Medyanın bize dayattıklarını sorgulamadan kabûl edip, papağan gibi tekrarlıyoruz. Sonuçta DDD’nin Asya ve Afrika ile ilgili plânı tıkır tıkır işliyor. Yaşadığım şehir İzmir’de sıcağın dışında, ilk kez böylesine yüksek bir nem oranıyla karşılaştım. Bu da HAARP’ın kullanıldığının bir göstergesi. Vatandaşlar olarak sâdece kuklaları seyrediyoruz. Oysa kuklacıların varmak istedikleri noktayı anlasak uyanırdık. Bana göre, GNPH’ye durmak ve ülkemizin parçalanmasını önleyebilmek için en büyük görev aydınlanmak ve aydınlandığımız kadar çevremizdeki insanların uyanmasını sağlamaktır. Ancak bu şekilde GÂZî MUSTAFA KEMÂL ATATÜRK’ÜN emânetini koruruz.
Saygı ve Sevgilerimle.
MKD: Bilmukabele Sevgili MŞ. Bugn İstanbul’dayız hava o kadar rutubetli ki, yürürken ıslanıyorsunuz (yağmur yok) ve nefes alıp vermek işkence hâlinde. Klimalar rutubeti süzüp havayı da soğuttuğu için âlâ da, aşırı rutubet ve ısınma yüzünden trafoların patladığın ve elektriklerin kesildiğini bir düşünün (önceden de böyle izole şeyler olurdu)!
Hocam,
Bu AGB bilmiyor mu doğaya bu kadar müdahale etmenin eninde sonunda kendilerine zarar vereceğini, bu kadar bencillik ve geleceği görememek olur mu?
MKD: Sayın DB, sanırım oradaki veya DDD’deki eit çoktan uzayda kolonileşmeye hazırlar. Prof. Hawking’in geçen günkü ifşaatı çok mânidardır!
Sabah gelen hastalarımdan bir amca “80 yaşındayım bu yaşıma kadar böyle bir hava görmedim burada” diyor. Burası Artvin’in Hopa ilçesi, yani Türkiye’nin en Kuzeydoğusu. Bu kadarı tesadüf olamaz sanırım.
Merhabalar,
Bugünkü sabah.com sitesinden bir haber ile şimdilik katkıda bulunmayı istedim, bu değerli yazınıza. Paranoyak değilim inşallah ama bu ve benzer “kazalar” beni huylandırır…
Selâm ve sevgi ile
====================================================
Alaska’nın güneybatısına düşen uçakta NASA’nın eski başkanı Sean O’Keefe’nin de bulunduğu bildirildi.
Amerikan Ulusal Taşıma Güvenliği Kurulu’ndan yapılan açıklamaya göre, uçakta bulunan dokuz kişiden beşi hayatını kaybetti. Kurtulanlar arasında NASA’nın eski yöneticisinin olup olmadığı ise henüz bilinmiyor. Yerel kaynaklardan alınan bilgiye göre, uçağın düştüğü alana kurtarma ekipleri gönderildi.
ABD Senatosu’ndan adının açıklanmasını istemeyen bir yetkili, eski ABD senatörü Ted Stevens’ın uçağın yolcuları arasında olduğunun düşünüldüğünü, âkıbeti hakkında henüz bir bilgi bulunmadığını söyledi.
===================================================
Yukardaki alıntıma ek yapmak istiyorum.
Yanlış mı hatırlıyorum? Pakistan diktatörü GENERAL ZİYA ÜL HAK, CIA’nın ısrarlarına rağmen iktidarı teslim etmemekte direniyor.
(Oysa portekizli “Salazar” direnmemiş, yumuşak bir biçimde “demokrasiye” geçmişti, Portekiz ve Salazar da totosunu kurtarmıştı…)
Bunun üzerine, içinde ABD PAKİSTAN Büyükelçisi ve âilesinin de olduğu uçak, Ziya ül Hak ve mâiyeti ile birlikte, tuhaf bir biçimde infilâk ederek düşmüş, kurtulan kimse olmamıştı…
Büyük iddia:
12 Eylül’e bir hafta falan kala, İsrail, haşmetli Devletlû’dan, GAZZE olaylarından dolayı, “gecikmiş bir özür dileyecek” ve haşmetlû Devletlû da, bunu kendine yontacak “evetler” için…
Bakalım iddiam tutacak mı!
Selâm ve sevgi ile.
MKD: Zavalı GENERAL ZİYA ÜL HAK, ne tâlihsizlik yâhu
Vallahi HÜSEYİN KARDEŞ, ben bu iddiaya dâhil olabilir miyim?
Ramazan’dan sonra üzüm suyuna…
Bu sefer hesap tutmayacak. Hâttâ İsrail, Kemalistlere yardımcı olacak.
İsrail sosyalistleri ve halk Lâik ve Atatürkçü kesim lehine tavır alıyorlar. Hükûmet bu sesi kulak arkası edemez. Öyle bir manevra çekecekler ki, bizimkiler balyoz yemiş gibi olacaklar.
Hem de bayramdan birkaç gün evvel.
Benim istihbaratım ve sezgilerim bu yönde.
Yaş üzüm olsun lütfen.
S……
MKD:
.
Mustafa AĞABEY,
Ergenlik dönemimizde, TARSUS sokaklarını arşınlarken, “burası Kansas Siti, burada herkes beygirini, istediği gibi sürer” diye saçma bir lâkırdı ederdik.
Fakat,TÜRKİYE, gerçekten tuhaf bir Kansas Siti olmaya devam ediyor.
Burada, kimse kusuruma bakmasın ama, 2002-2010 arasını bir kenara bırakırsak, birinci derecede sorumluluk sâhibi olanlar,10 KASIM 1938′den sonra, şu veya bu şekilde hükûmet etmiş olanlardır.
Sanki, LORD CURZON’un “90 yıllık” kehâneti, tutacak gibi.
Ayrıca lûtfen “DİDO SOTİRİYU”nun “benden selâm söyle Anadolu’ya” adlı eserine de müracaat edilmelidir.
Hâsılı, ayrımladığım iki tarih arasından gelip geçenler;
a- Hükûmet mi olmuşlardır!
b- “Gibi mi” yapmışlardır!
Geçen PAZAR günü, NİĞDE-KAYSERİ-SIVAS-ZARA-HAFİK-SUŞEHRİ-ŞEBİN KARAHİSAR-DERELİ-GİRESUN-TRABZON-RİZE-ARTVİN dolaylarını harmanlayıp, döndüm.
Dönüşüm ise, gerisin geriye KARADENİZ çizgisinden ÜNYE, NİKSAR, TOKAT, SIVAS şeklinde oldu.
Sonuç: Cumhuriyet projesi sınıfta kalmıştır.
Mânen ve maddeten…
Bence medeniyetin üç temel ayağı vardır.
Rahmetli TURGUT CANSEVER ve Prf. Teoman Duralı’dan nakille:
Şiir-felsefe-şehircilik…
Gezdiğim tozduğum yerlerde “şehircilik” adına beton mezbeleliğinden başkaca bir şey görmedim.
(Bkz: Ankara- Sodom ve Gomore / Yakup Kadri Bey’in romanları)
Hâttâ Yaban!!!
ANADOLU, cumhuriyet projesi adı altında, yağma, hırsızlık ve talan projeleri ile 70 senede hebâ olmuştur.
Rize-Ayder yaylasında, bir gece, Doç. Mehmet Somuncu ile tanıştık, “coğrafyacı”, Başkent Üniversitesi’nden…
Yaylalar âşığı bir kardeşimiz.
Ne dedi biliyor musunuz:
Türkiye’nin bir tek adet “İKLİM BİLİMCİSİ” yok hâlâ…………..
Dünyaya garip şeyler oluyor, KONYA’da tufaf obruklar meydana geliyor. Minik bir projenin dıdşında, bir tek ciddi çalışma yok.
TARIM BİTME NOKTASINDA.
HAYVANCILIĞI zâten “short and fat guy” bitirdi: Newyork’lu, zenci taksi sürücüsünün, MEHMET BARLAS’a, Özalı târif için söylediği söz idi…
Tahâret kâğıdını bile nerdeyse ithâl edeceğiz…
Bunun adı da dünyanın bilmem kaçıncı ekonomisi TÜRKİYE heee…
Güldürmeyin adamı…
Sil baştan, yeni nesiller yetiştirmeliyiz.
Bakınız, Pensilvenya bunun için harıl harıl çalışıyor, malûmunuz.
Kapınıza birgün dayandıklarında, demedi demeyin…
Hedef Müslüman Hitlerr de üretmek…
Hüseyin Kardeşim,
Söylediklerinin tamamına katılıyorum.
Aynı müşahedeleri Batı Karadeniz bölgesinde de görmek mümkün.
Sil baştan yeni nesiller yetiştirmeliyiz.
Nasıl olacak bu iş?
Genç Ticaret Odasında çalışıyor. Üniversite bitirmiş. Bende böyle aniden konu ile alâkası olmayan bir soru sorma alışkanlığı vardır. Soruyorum: Lâiklik nedir?
Cevap: Ne bileyim âbi, herhâlde demokrasi gibi bi rşey (biraz kızararak ve utanarak cevap vermeye çalışıyor).
Bir başka mekânda ezan okunuyor. Mekanın sâhinin kardeşi abdest alıyor ve izin isteyip câmiye gideceğini söylüyor. Yine benden âniden bir soru çıkıyor. “Hz. Ali kimdir?”
Genç şaşırdı ve cevap: Âbi,herhalde peygamber… (bu da kızardı ve bozardı).
Valla bizde iklim bilimcisi çok var. Yağmur duasına çıkanlar iklim bilimci değil mi?
O kapıya dayanma mes’elesine gelince, insanlar çok hesaplı kitaplı olmalılar. Birileri kapıya dayandığında devlet de onun altında kalır. Bu iş 1980 öncesine de benzemez. Bu iş Kurtuluş Savaşı’nada benzemez. Bu iş başka bir şeye de benzemez. Bu iş İran’a da benzemez. Çünkü 90 senelik bir Cumhuriyet var. Sen alttan birşey yapmaya çalışsan da üstte birşeyler var. Yâni bu işler Huntington ve Brzezinski’nin kafa kafaya verip oturdukları yerden komplo teorileri üreterek bir ülkenin temeline sanal dinamit lokumları yerleştirmekle bu işler olmaz. Ne Amerika, ne NATO, ne Birleşmiş Milletler böyle bir şeye tanık olmuşlardır.
İnsanlar çok çok hesaplı kitaplı olmalılar.
Herkes çok hesaplı kitaplı olmalı.
Çillerler, Ahmet Özallar, Semra Özallar, Demirelleri… hepsi çok çok hesaplı kitaplı olmalılar.
Bugün Çiller ve Ahmet Özal-Semra Özal hükûmetin ajanlığına soyunmuş durumdalar. Bedeli inşaat ihâleleri.
Bunlar yenilir yutulur ilişkiler değil. Câhil cühelâ takımı bunu görmez, görse de görmezlikten gelir. Çünkü o 2 torba kömür ve erzağa odaklanmıştır.
İşte burada sil baştan olur.
Herkes çok çok hesaplı kitaplı olmalı.
Bu sefer ağlayanlar 3-5 soytarı olmaz, bütün ulus ağlar.
O yüzden Kılıçdaroğlu ve Bahçeli kısır çekişmelerin içinden sıyrılarak proje üretmeliler. Şu anda ikisi de Başbakan’ın dümen suyunda lâf üretmeye ve cevap vermeye çalışıyorlar. Başbakan’ın istediği de zâten bu. Ülke büyük bir yıkımın eşiğinde. Önce yıkımı önlemek lâzım. Bunun için ben UBA (Ulusal Bütünlük Antlaşması) yapmalarını öneriyorum. Aksi taktirde Osmanlı zamanındaki monarşik yönetimi özler bir duruma geleceğiz. Baykal sırada olmak üzere, Kılıçdaroğlu ve Bahçeli’ye de sıra gelecek ve önce CHP kapatılacak, Menderes’in intikamı da alınmış olacak.
Yâni Sayın Prof. Dr. Mehmet Kerem Doksat’ın MİLLÎ MUTABAKÂT tezi hemen yürürlüğe bu 2 parti tarafından konulmalıdır.
Bana göre Bahçeli’nin Olağanüstü Hâl ilânı istemesinin altında bu yatıyor. Bu şifreyi Kılıçdaroğlu çözmeye çalışmalı ve Pensilvanya oyunu bozulmalıdır. Demokratik mücadele veriyoruz diye kimse kendini aldatmamalıdır. Çünkü Makyavelist bir iktidarla karşı karşıyayız.
Hitlerler üretimi durdurulmalıdır.
Çünkü bu üretim başka güçleri de devreye sokuyor. Bu da çok çok tehlikeli.
Bu başka bir sil baştan olabilir…
Ve herkes ulusal bütünlük hesaplarına, kitaplarına çok çok odaklanmalı ve bu sorun çözülürse Anadolu’nun yine her tarafı kuzu melemeleri ile inler ve toprağından bereket fışkırır.
Ama önce ulusal bütünlük ve küresel sermayeye dik duruş, ulusal ekonomiye…
Tekrar sil baştan….