Su anda bu yaziyi 0 kisi okuyor.
Bu yazi toplam 2004 defa okundu.
Bu yazi bugun 0 defa okundu.


Bu makaleyi Facebook'da Paylas

YENİ VAHİM GELİŞMELER

Kıbrıs adası ile İsrail arasında bulunan ve Güney Kıbrıs Rum Yönetimi’nin “ekonomik münhasır bölgesi” içerisinde olduğu iddia edilen parsellerde, 24 trilyon metre küp doğalgaz tesbit edildiği bildirildi. Rum Filelefteros gazetesi, Amerikalı Noble Energy’nin Güney Kıbrıs ve İsrail arasında 100 yıllık doğalgaz ihtiyacını karşılayacak rezerv bulduğunu iddia etti. Rum radyosu da, İsrail’in “Leviathan ve Tamar” bölgesinde, Kıbrıs Rum Yönetimi’nin kendilerince “münhasır ekonomik bölgesinin” 12’nci parselinde zengin doğalgaz yatakları tesbit edildiğini haber verdi.

İsrailli kaynaklara dayandırılan habere göre, Amerikan Noble Energy şirketinin kullanımını üstendiği parselde, 24 trilyon metre küplük doğalgaz rezervi bulundu. Rum Dışişleri Bakanlığı’ndan bir kaynak ise, “Güney Kıbrıs ve İsrail arasında görüşmelerin devam ettiğini” belirtti. Doğalgaz yataklarını bölgede 3 boyutlu sismik araştırmaları sırasında keşfettiği bilgisi yer aldı.

Bölgede 300 milyar metreküplük doğalgaz rezervi bulunduğu ve yataklarda yılda 40 milyon küp doğalgaz çıkarılacağı kaydedildi. Güney Kıbrıs’ın doğalgaz yataklarından yılda yarım milyar Dolar gelir elde edebileceği belirtiliyor.

Doğalgaz

Mavi Marmara gemisine uluslararası sularda saldırıp fütursuzca katliam yapan İsrail’e göstermelik çıkışlardan başka hiçbir şey yapamayan Hükûmet acaba bu konuda nasıl bir açılım sergileyecek, merak ediyorum…

Geçenlerde Erbil’de bulunan bir araştırma şirketi tarafından gerçekleştirilen ve İsrail gazetesi Maariv tarafından ayrıntıları yayımlanan bir kamuoyu araştırması, Kuzey Iraklı Kürtler’in Yahudiler’i tarihî “dost” olarak nitelediğini ve İsrail ile yakın ilişkiler kurulmasını desteklediğini ortaya koydu. Maariv’in “Kürt devletinin geleceğini şekillendirmek için hayati önem taşıyan sonuç” olarak yorumladığı ankete göre, katılımcıların yüzde 87.5’i “Kürtler ve İsrailliler arasında derin ve tarihî ilişkiler” olduğunu düşünüyor. Kürtler’in yüzde 62’si de Bölgesel Kürt yönetiminin İsrail ile ekonomik ve kültürel alanlarda müzakereleri başlatmasını ve gelecekte geniş kapsamlı ilişkiler kurmasını istiyor. Araştırmaya katılanların yüzde 67’si bağımsız Kürt devletinin gerçekleşmesinde İsrail’in önemli rolü olduğunu savunurken, yüzde 60’ı da, İsrail ile kurulacak tüm ilişkilerin açık olmasından yana…

Point Stratejik Araştırmalar Enstitüsü tarafından yürütülen ve Erbil, Süleymaniye, Duhok, Musul ve Kerkük’ten bin kişiyle yapılan görüşmeler sonucu ortaya konan anketi yorumlayan gazeteci Kader Domli, Kuzey Irak yönetiminin Kürt halkı kadar “cesur” olmadığını savundu ve şöyle konuştu: “Bu anket, Kürdistan halkının yüzde 68.4’ünün, büyük bir çoğunluğunun, İsrail Devleti ile ilişkilerin güçlendirilmesinde yarar gördüğünü ortaya koydu. Bunun nedeni, katılımcıların, İsrail’in sonsuza kadar bölgedeki politikaları şekillendiren en önemli ve güçlü oyuncu olacağına inançları olabilir”. Kürtler’in yüzde 60’ının İsrail’i stratejik bir müttefik olarak gördüğünü vurgulayan İsrail gazeteleri, “var olan tarihî ve derin dostluğun” geliştirilmesi için İsrailli siyasîlerin “düşman Araplar içindeki bu dostluğu kısa sürede değerlendirmesi gerektiği” yorumunu yaptı.

Geçenlerde İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres, 87. doğum gününün arifesinde Yediot Aharanot Gazetesi’ne verdiği demeçte, Türkiye ile ilişkileri ve Davos Krizi’ni değerlendirdi ve Türkiye ile ilişkilerin bozulduğu bir dönemde, İran ve Suriye’nin ilk sırada sayıldığı “şer ekseni” hakkında ne düşündüğü sorusuna şu ilginç cevabı vermişti: “Sâkinleşmeliyiz. Suriye, İran ve Türkiye arasındaki dinî farklılıklar derin. Ayrıca tüm bu ülkelerin azınlıkları var. Meselâ Türkiye’nin yüzde 20’si KürtOnlar bir denge ekseni ve içlerinde bâzıları kendilerini İsrail’e bağlı hissediyor. Tolstoy’un sözlerini hep hatırlamalıyız: Mutlu âilelerin hepsi birbirine benzer ama mutsuz âilelerin hepsi farklıdır. Arap (İslâm) âlemi büyük ve mutlu bir âile değil”.

Şimon Peres

Şimdi toparlayalım: Uluslararası bölgede bulunan müthiş zengin doğalgaz rezervine Rumlar ve İsrail el koymaya hazırlanıyorlar, hemen aynı zamanlarda, İsrail Cumhurbaşkanı Şimon Peres ülkemizdeki %20’lik nüfusu teşkil eden Kürtler’in kendilerini İsrail’e bağlı hissettiklerini söylüyor.

Bakın Radikal’den Oral Çalışlar (http://www.radikal.com.tr/Default.aspx?aType=RadikalYazarYazisi&ArticleID=1000003&Yazar=ORAL%20%C7ALI%DELAR&Date=02.06.2010&CategoryID=97) neler yazmış: “İsrail’in işgâli altındaki iki bölge olan Batı Şeria ve Gazze, tasavvur edilen Filistin devletinin toprakları sayılıyor. Her iki bölge de karadan, denizden ve havadan İsrail’in kuşatması altında. Gazze, Filistinliler’in daha kalabalık olarak yaşadığı ve Hamas’ın egemen olduğu bölge. Bu bölgeden zaman zaman İsrail topraklarına saldırılar düzenlendiği gerekçesiyle geçen yıl İsrail askerleri Gazze’yi baştanbaşa ezip geçtiler. Yüzlerce sivil Filistin’li bu saldırı sırasında hayatını yitirirken zâten yoksul olan Gazzeliler, daha da büyük bir yoksulluğun içine yuvarlandılar. Gazze dramı, yakın tarihin gördüğü en büyük insanlık dramlarından biri. Bu dram, başta İslâm dünyası olmak üzere, bütün dünyanın tepki göstermesine neden oluyor. Gazze ablukası insanlığın vicdanını sızlatacak düzeyde. Bu bölgede yaşayan Filistinliler’in yarısından çoğu işsiz, toplumun ezici bir çoğunluğu yoksulluk sınırının altında. Filistinliler yalnızca topraklarından, evlerinden barklarından olmakla kalmadılar. Filistinliler, aynı zamanda, dünyanın en yoksul halklarından biri olarak çaresizliğe mahkûm durumdalar. İsrail’in kişi başına yıllık geliri Avrupa ülkeleri düzeyinde, yâni 30 bin dolar civarında. İşgâl edip, kuşatma altına aldığı Filistin’in halkının ise açlıkla boğuştuğunu biliyoruz. Filistin topraklarında kişi başına düşen yıllık gelir 500 Dolar. Yâni “bir İsrailli 60 Filistinliye bedel” şeklinde formüle edilebilecek bir denklem söz konusu. Böylesine dengesiz bir ilişkinin, şiddeti kışkırtmaması mümkün değildir. Böylesine dengesiz bir ilişkinin Filistinliler’in köşeye sıkıştırılıp ellerinin kolunun bağlanması ve onların bu duruma suskun kalması üzerinden “hâlledilmesini” beklemek kabûl edilemez”.

Peki, Barzani (بارزانی) kim? Kürt Yahudisi.

Barzani

Türkiye’ye sürekli olarak meydan okuyan, sonra da Devletlû’nun en üst düzeyde ağırladığı, Büyük İsrail Kürdistanı için çaba gösteren bir adam!

 Barzani1

26 Hazirandaki haber: Barzani, Fransa’dan Kuzey Irak’a dönüşünde Türkiye ziyaretinin ayrıntılarını anlattı: “Türkiye’nin siyasetinde ciddi değişimler var. Eskiden ne Kürdistan’ın ismini, ne de Kürdistan bölgesini tanıyorlardı. Ziyaretim için dâvet Kürdistan Bölge Başkanı ismiyle gönderilmişti. Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan’la görüşmemde Erdoğan, Kürtçe olarak bana “Be xerbin (Hayırlı olsun)” dedi”.

Barzani Devletlû

Tepemizde uçuşan akbabalar ve yitip giden haklar varken, bizim liderler birbirlerine sövüp saymakla meşgûller.

***

Referandumla ilgili en çarpıcı ve şaşırtıcı yöntem, oylamada iki ayrı pusula kullanılacak olması. Yüksek Seçim Kurulu referandumda iki pusula kullanılacağına karar verdi. Evet pusulası beyaz, Hayır pusulası ise kahverengi olacak. Seçmenler diledikleri pusulanın üzerine Evet mührünü yasacak ve zarfa koyacaklar. Zarfa tek pusula mı konacak? İki pusula konursa oy iptâl mi edilecek? Pusulaların üzerine neden Evet mührü vuruluyor. Bâzı sandıklarda bu Evet’ler de Hayır üzerine vurulmuş olsa da Evet sayılamaz mı? En sonunda, zarflar ince olursa, koyu bir renk olan Kahverengi dışarıdan belli olabilir, bu da muhtemelen bâzı vatandaşları korkutacaktır. Baksanıza, sâdece Evet veya Hayır diye oy kullanacağız, ama karşımıza birçok kuşkulu soru çıkıyor. Böyle yazmış Can Ataklı; eksiği var, fazlası yok.

%80’i ciddi derecede câhil, feodal ve şeyhinin, şıhının sözünü dinleyen vatandaşımın kafası çok karışacak! Hasbelkader Hayır diyecek olan vatandaş eline alacak mührü, üzerinde Evet yazıyor! Kafası karışacak, Hayır kısmına Evet basarsa Evet mi olur diye düşünecek, en azından eli titreyecek ve ya yanlış yere basacak mührü, ya da onu yanlış yönlendirecek sandık görevlisine soracak!

Evet Mührü

Ben bu rezâleti 12 Eylül’de de görmüştüm, tek fark ise zarfın çok ince olması ve Hayır oyu koyu renkli olduğu için, oy için yürürken elinize ve gözünüze tehditkâr bir şekilde bakan sandık görevlileri yüzünden geri dönüp Evet oyu alan, düşüp bayılan çok olmuştu.

Ben Hayır’ı basmıştım; hani merak edene…

Bu kadar mı küçüldüler, yarın öbür gün bunun hesabı sorulmaz mı?

***

Dün NTV’den aradılar, 16:00 bülteninde, canlı yayında, toplumsal psikolojimizin hâl-i pür melâlini özetleyerek Türkiye’nin iç hârbe gittiğini, derhâl bir Millî Mutabakât Hükûmeti kurulup, âkil adamların işbaşına getirilmesi gerektiğini söyledim.

   Onların kim olabileceği için de “Silivri’deler” diye ilâve ettim.

      Hayır’lara…

Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 13 Ağustos 2010 Cuma

2 Yorum

alizafersapciAğustos 13th, 2010 15:34

Bu sıcak günlerde içimizi ferahlatan, umut veren yazılarınıza ihtiyacımız var; ilâç gibi…
Teşekkürler.

MKD: Bilmukabele Sayın AZS.

Ali AydınAğustos 19th, 2010 06:51

Sayın Kerem Doksat Hocam,

NTV’deki kısa ama etkili konuşmanızı seyrettim. Golü son dakikada attınız ama mesaj ulaşmıştır garip halkımıza(olması gereken hükûmetin, ulusal düşüncedeki kimselerden oluşması gerektiğini ve Silivri’de bulunan kişileri buna örnek gösterdiğinizde. Oğuz Haksever’in yüzünü görmeliydiniz. Gözleri sizi yüzde yüz haklı bulurken, yüz ifâdesiyse “aman Hocam bitti artık bu memleket, siz de bırakın bu işleri dümeninize bakın” der gibiydi).

NTV gibi bir ultra-Liberal, küresel-elitçi bir kanalda, hem saygın bir bilim adamı olarak hem de TC yurttaşı olarak dimdik durabildiğiniz için ben size teşekkür ediyorum kendi adıma.

Saygılarımla,

MKD: Sayın AA, şükran ve saygılarımla…

Yorum Yapın

Mesajınız