Seblâ’dan: Hasta Yatağı
Varlığımın adı yokken bu dünyada, bir seher vaktinin kızıl ışığıyla, kolayca içine dolduğum bedenimden, yıllar sonra bin bir acıyla damla damla süzülüp, kurtulmaya çalışmaktayım. Hastalık kokan yatağımın hangi yanının daha dikenli olduğuna eremeyen eksik aklımla, eski isimleri geriye doğru saydıktan sonra, çoktan unuttuğum masumiyetime çâresizce saplanıp, annemi sayıklıyorum gece nöbetlerinde. Bir ömür boyu iştahına, nefretine, gafletine râm olduğum bu “ben”den ayrılmak için yalvarırken Tanrı’ma, büyük lâflar etmeye alışkın dilimi kaplayan beyaz yara öbekleriyle damağımın arasına sıkışan kelimeleri kurtaramıyor, küçücük bir duayı dahi dudaklarımdan akıtamıyorum. Eriyip gitmekte olan bedenimi içtikçe sararan çarşafa, kilidi kapalı bir çengelli iğne gibi mıhlandım, süreci hızlandırmak için elimden hiçbir şey gelmiyor.
Bekliyorum…
Birkaç dakikalık uykularla acımı soluklandırıp, ölümümü yavaşlatıyor zaman. Boşlukta dans eden sarhoş bir leke; irice bir sivrisinek konuyor alnıma, kıpırdanıp da savamıyorum başımdan. Derime en yakın damarlardan birine eğilip usulca karnına doldururken kanımı, iki gramlık cüssesinin altında yaşanıyor en ağır mağlûbiyetim.
Sabrediyorum…
Beyaz gömlekliler gelip iğne yaptıktan biraz sonra hafiflemeye başlıyor ağrılarım. Bu sefer iflâh olmaz bir isyan gemini çözüyor zihnimin. Aylardır görmediğim gözlerimin kenarlarındaki derin oluklardan geçerek şakaklarıma iniyor tahammülümün son damlaları. Ağız dolusu küfretmek istiyorum, ama göğüs kafesimden salmayıp içime söndürüyorum öfkemi. Dumanı bir yolunu bulup sızıyor; burnumdan, ağzımdan, kulaklarımdan… Tavanda birikip, yoğunlaşıp simsiyah yağıyor üzerime. Ardından tavan da iniyor, duvarlarını katlayarak kapanıyor oda.
Nihâyet öldüm sanırken, uyanıyorum yine!
Ölemiyorum…
Yıllarca kupkuru bir yalnızlığa kundakladığın beş para etmez can’ım mıdır, bedeli bu denli zor ödenen?
İlâhi!
Gülemiyorum.
Seblâ Kutsal – İstanbul – 18 Ağustos 2010


DEFALARCA OKUDUM… BOĞAZIMDA BİR YUMRUK DÜĞÜMLENDİ… BİR ŞEYLER SÖYLEMEK İSTEDİM AMA SANIRIM SÂDECE SUSMAKLA ANLATILABİLİR HİSSİYATIM…
Tüğlerim diken diken oldu. Çâresizliğe duyulan öfke ne kadar derin, ne kadar içten ve ne kadar haklı. Keşke diyorum bir çözüm olsaydı.
Çok üzgünüm, çok mutsuzum…..