ÇİFTE AÇMAZ ve İKİRCİKLİK
Cumhurbaşkanı Abdullah Gül’ün başkanlığında İstanbul’da toplanan Millî Güvenlik Kurulu (MGK) toplantısı sona erdi. İşte MGK toplantısının ardından Millî Güvenlik Kurulu Genel Sekterliği tarafından yayınlanan bildiri:
A – Ülkemizin birliğini, bölünmez bütünlüğünü, insanımızın yaşama hakkını ve milletimizin huzurunu hedef alan bölücü terör örgütü ve yandaşlarına karşı, halkımızın da desteğiyle çok yönlü olarak yürütülen mücadeleye tâviz verilmeksizin devam edileceği hususundaki kararlılık bir kere daha teyit edilmiştir. Terör örgütü ve yandaşlarının toplum içinde kargaşa yaratmaya, kardeşlik duygularını zâfiyete uğratmaya ve toplumsal barışı bozmaya yönelik tahrik çabaları karşısında halkımızın, her zaman olduğu gibi sağduyuyla hareket edeceğine ve bu şer odaklarının amaçlarına ulaşmalarına izin verilmeyeceğine olan kat’î inanç vurgulanmıştır.
B –Irak’ta 7 Mart 2010 tarihinde yapılan parlamento seçimlerinin ardından hükûmetin kurulması sürecinde yaşanan gelişmeler değerlendirilmiştir.
C – Ortadoğu’ya ilişkin son gelişmeler ele alınmış, bu çerçevede, İran’ın gerek Viyana Grubu’yla Tahran ortak bildirisi zemininde, gerek BMGK Dâimî üyeleri ve Almanya’dan müteşekkil P5+1′le daha geniş mânâda yapabileceği görüşmelerin, İran’ın nükleer programına ilişkin soruna diplomatik çözüm bulunmasına yönelik somut fırsatların değerlendirilmesi bakımından önem taşıdığı ve Türkiye’nin barışçı çözüm için kolaylaştırıcı gayretlerinin sürdürüleceği belirtilmiştir.
31Mart tarihinde Gazze’ye insanî yardım götüren konvoya, İsrail tarafından uluslararası sularda gerçekleştirilen saldırı bağlamındaki gelişmelerin kapsamlı bir değerlendirmesi yapılmış, uluslararası hukukun ağır ihlâlini teşkil eden bu olayın ayrıntılı biçimde soruşturulması için ulusal ve uluslararası hukuk bağlamında sürdürülen çalışmalar gözden geçirilmiştir.
Lübnan İsrail sınırında 3 Ağustos 2010 tarihinde meydana gelen çatışma ele alınmış, Lübnan’da barış ve istikrarının muhafazasının tüm bölgenin barış ve istikrarı ile doğrudan bağlantılı olduğunun altı çizilmiştir. Bu çerçevede tüm tarafların itidâlle hareket ederek, bölgedeki barış ve istikrar çabalarına katkıda bulunmalarının ve BMGK’in 1701 sayılı kararının hükümlerine riâyet etmelerinin önemi teyit edilmiştir.
D- Pakistan’da meydan gelen ve yol açtığı kapsamlı maddî zarara ilâveten, dost ve kardeş Pakistan halkının yürekten paylaştığımız derin acılar yaşamasına da neden olan sel felâketi bağlamında gelişmeler de ele alınmıştır. Bu çerçevede, devletimiz tarafından, halkımızın da kapsamlı desteğiyle, başlatılan yardımlar gözden geçirilmiş, dost ve kardeş Pakistan halkıyla bu zor dönemdeki dayanışmamızın güçlendirilerek sürdürüleceği vurgulanmıştır.
E – 4 yıldır MGK üyesi olarak kurulun mesaisine önemli katkıda bulunan Genelkurmay Başkanı Orgeneral İlker Başbuğ’a kurul üyelerinin teşekkürleri ve bundan sonraki yaşamlarında sağlık ve esenlik dilekleri ifâde edilmiştir.

Bu ülke neresi?
Türkiye Cumhuriyeti; hür, bağımsız, lâik ve demokratik…
***
BDP Genel Başkan Yardımcısı Gülten Kışanak, Batman’da yaptığı konuşmada “Yeni anayasayla Kürt halkına özgürlük ve demokratik özerk Kürdistan gelecek” dedi.
Kışanak, Batman mitinginde şunları söyledi: “Ak Parti hükûmetine destek olmayacağız. Halkımız demokratik taleplerini referandum sandıklarını boş göndererek yeni bir anayasa çıkartmayı başaracaktır. Ana dilde eğitim, düşünce, örgütlenme, inanç özgürlüğü, başörtüsüne özgürlük için, bunların hiçbiri Tayyip’in anayasasında yok. 12 Eylül günü sandıklardan boykot çağrısı, evet, hayırlardan daha fazla çıkacaktır. 12 Eylül referandumunu yeni Anayasa yazmak için boykot ediyoruz. Önderliğimizin özgürlüğü de bizim elimizde. Şimdiden yeni anayasamız hayırlı uğurlu olsun. Tayyip Erdoğan’a diyoruz ki; biz tarafımızı seçmişiz, sevginin, barışın, kardeşliğin tarafıyız. Bizim rengimiz belli sarı, kırmızı, yeşildir. Rengimiz bu kadar açık ve net ortada. Taraflarımızı en güçlü şekilde örgütleyeceğiz. Onlar bu renkleri kabul edecek ve onlar bizim yazdığımız yeni anayasayla Kürt halkına özgürlük ve demokratik özerk Kürdistan gelecek.
AKP’nin anayasası kapkara, hiçbir renk yok. Bizim anayasamızda tüm renkler olacak, bizim bu mücadelemiz aynı zamanda demokratik özerklik projesini sizlerle paylaşma ve tüm Türkiye’ye anlatma düşüncesidir.

Demokratik özerkliği, sadece devletten beklemiyoruz, tüm halkımızı, tüm farklılığıyla örgütlü mücadeleye dönüştürme çabasındayız. Hepinizi bu mücadeleye en güçlü şekilde katılmaya, bedel vermeye, hizmet etmeye davet ediyoruz. Birlik, beraberliğimiz olursa başaramayacağımız hiçbir şey yoktur. Gelecek bizim ellerimizde, özgürlük ve eşitlik bizim elimizde. Önderimizin özgürlüğü de bizim elimizde. Diyalogun başlaması, örgütümüzün büyükleri irademizi açığa çıkarmalıyız”.
Peki, bu konuşmanın yapıldığı ülke neresi?
Türkiye Cumhuriyeti; hür, bağımsız, lâik ve demokratik…
***
Yargıçlar ve Savcılar Derneği (YARSAV) Başkanı Emine Ülker Tarhan, Anayasa değişikliği paketinin tuzaklarla dolu olduğunu savunarak, halkın dikkatini buna çekmeye çalıştıklarını söyledi.
Tarhan, Atatürkçü Düşünce Derneği (ADD) Kemer Şûbesi’nce düzenlenen “12 Eylül Anayasası ve Kuşatılmış Hukuk” konulu konferansta yaptığı konuşmada, Türkiye’nin rutin dışı bir hukuksuzluğa alıştırılmaya, hukukun kendi hukukunu egemen kılmaya çalışanlarla kuşatılmaya çalışıldığını savundu. Aldıkları kararların siyasal iktidarın önünde bir engel olarak gösterildiğini, yargının sürekli temel yasalarda yapılan değişikliklerle işlevsiz bırakıldığını ileri süren Tarhan, yargının gücünün kırılmaya çalışıldığını iddia etti.
Tarhan, Anayasa değişikliği paketinin tuzaklarla dolu olduğunu savunarak, Türk halkının dikkatini buna çekmeye çalıştıklarını kaydetti. Yapılmak istenenin Cumhuriyet ile hesaplaşmak olduğunu öne süren Tarhan, “engel olan herkes ve her şey yok edilmeliydi. Bir daha kapatma davasıyla karşılaşılmamalıydı. Karşılaşılırsa da bugünden atadığını kendi yargıçlarınız sizi yargılamalıydı. İşte Erzurum olayı bu zihniyettekiler için bardağın taştığı noktaydı” dedi.
Demokrasinin sâdece yargının koruyabileceği bir şey olmadığını söyleyen Tarhan, halkın, sivil toplumun, demokrasi inancıyla demokrasinin korunabileceğini ifâde etti. Sessiz çoğunluğun neden sessiz olduğunu soran Tarhan, “tarihe bir not düşmek zamanı değil midir? Demokrasiyi, laikliği bizden başka kim koruyabilir bu ülkede? YARSAV olarak mücadele ediyoruz ancak başkaları da mücadele etmeli” diye konuştu.

“Yargı bir partiye bağlanınca, bir partinin yargısı olunca davalar daha mı hızlı görülecek, bunu mu bekliyorlar acaba diye merak ediyorum’” diyen Tarhan, sözlerini şöyle sürdürdü: “Bugün yapılan, bağımsız Türk yargısı üzerinden Türk demokrasisiyle oynamak, bağımsız yargıyı yok ederek aslında 87 yıllık Cumhuriyet’le 8 yılda hesaplaşmak, ulus devletle 8 yılda hesaplaşmak aceleciliğidir. Yapılan yargının korumakla yükümlü olduğu devletin kurucu değerlerini yıkmaya çalışmaktır”.
Devlet Bakanı ve Başbakan Yardımcısı Cemil Çiçek, BDP’ye seslenmek istediğini belirterek, bu partinin anayasa değişikliği konusundaki halk oylamasıyla ilgili “boykot” kararını eleştirdi ve “bırakalım herkes sandığa gitsin, insanların irâdesine boykot koymayalım” dedi. Bunları söylerken suratını pek şirin bir duygulanımın doldurmuş olduğu gözden kaçmıyordu…

Devletlû, Kayseri Cumhuriyet Meydanı’nda düzenlenen mitingde, CHP, MHP, BDP, TKP, İP, YARSAV hepsi bir arada, bu cephede başka destek kıtası olarak kimler var? Kandil Dağı var. Bu oylamaya katılmayacağız diyen kimler? Hayır cephesi, bunlar sizinle iş birliği hâlinde. Bizim dört kez bunlarla (terör örgütü) bir araya oturduğumuzu söyleme şerefsizliğini yapanlar bu alçakça iftirada bulunanlar, bunun hesabını her yerde vereceklerdir. Ak Parti Hükûmeti olarak bugüne kadar terör örgütüyle hiç bir zaman masaya oturmadık hiç bir zaman da oturmayacağız. Bu iftirayı atanlara söylüyorum, ey Kılıçdaroğlu, ey Bahçeli bizim masaya oturduğumuzu söylüyorsanız, bu iddianızı ispatla siz mükellefsiniz siz. Hukukta bir kâide var, müddei, yâni iddia sâhibi iddiasını ispatla mükelleftir. Eğer bu iddianızı ispatlayamazsanız müfterîsiniz. Daha ileri bir ifâde kullanmıyorum, çünkü terbiyem buna müsaade etmez. Silivri’deki iddianâmelerde kimlerin kimlerle işbirliği tuttuğunu görüyorsunuz, Dörtyol’daki alçakça saldırıda kimlerin kimlerle işbirliği yaptığını gördünüz değil mi? Benim milletim bu oyuna gelmeyecek. Buradan bir kez daha açık açık söylüyorum, Ak Parti, AK Parti hükûmeti hiçbir terör örgütüyle masaya oturmaz, müzakere, anlaşma yapmaz. AK Parti’nin siyasetini terör örgütleri asla ve asla belirleyemez. AK Parti’nin rotasını asla ve asla çeteler belirleyemez, çizemez. Ak Parti ’nin rotasını millet çizmiştir milleeet…
Terör örgütü ve uzantıları silâhla yapamadıklarını fitne ile yapma peşindeler. Meclis’te milletin irâdesinin gereğini yerine getirip oy kullanmaya elleri varmayanlar, şimdi teröristin fitnesine dört elle sarılmak sûretiyle terör örgütü Kandil’den ses veriyor, sufle veriyor, bunlar meydanlarda CHP, MHP, BDP toplantı salonlarında aynı doğrultuda nutuk atıyorlar. Terör örgütü Kandil’den konuşuyor, CHP, MHP, BDP Ankara’da onun hoparlörü oluyor. Terör örgütlerinin avukatı olmadık, ama CHP Silivri’de avukatlık yapmaya devam ediyor. Biz milletin avukatı olduk. Karanlık senaryoları deşifre edeceğiz dedik, deşifre de ettik. Rahatsız oldular. Kirli tezgâhları bozacağız dedik, tedirgin oldular. Hukukta kapalı devre, kast sistemini görüyorsunuz. Hukuku, adaleti nasıl birilerinin arka bahçesi hâline getirdiklerini görüyorsunuz. Şimdi hukuk milletin ön bahçesi oluyor, kast sistemi, kapalı devre sistemi son buluyor. Bunu hazmedemiyorlar, artık milletin dediği olacak, bunu hazmedemiyorlar.
Bakınız son günlerde bir edepsizlik daha yapıyorlar. Bana uluslararası bâzı üniversiteler fahrî doktora unvanları verdi. Bu fahrî doktora veren üniversitelerin arasında kiliselere âit üniversiteler de var. Şimdi kiliselere âit dünyadaki bu üniversiteler bana fahrî doktora unvanı verdi diye utanmadan, terbiyesizce bu fotoğrafları dağıtmanın gayreti içine giriyorlar. Yâni sen şimdi kalkıp dünyadaki kilise üniversitelerini yok mu farz edeceksin? Hristiyan Batı üniversiteleri, cübbelerini kalkarlar bu tür şeylerde bize verirler, giydirirler. Bunu kendileri için bir medet diye umuyorlar, ayıptır. Bu kadar düştüler bunlar. Bunlarda seviye kaybı var seviyeleri yok ki. Üstâdın diliyle konuşacağım ama yer müsâit değil. Çünkü seviyesizlik de bir seviye. Onun için bunu da söylemiyorum. Bu kirli tezgâhlara karşı vatandaşlarımın uyanık olmasını özellikle rica ediyorum”.
İmralı adasında devletin şefkâtli elleriyle beslenip büyütülen, avukatları vâsıtasıyla dünyaya hitap eden Abdullah Öcalan Özerklik Projesi için seferberlik ilân etti, haftalık olağan görüşmesinde avukatları aracılığıyla mesajlar verdi: “Çok büyük tartışsınlar, gece gündüz ibâdet eder gibi ekmek su kadar lâzım olan bu demokratik özerklik projesi üzerinde çalışmalıdırlar. Belki bâzen aç kalınabilir, az yenilip az içilebilir ama demokratik özerklik Kürtler’e ekmek ve sudan daha önemlidir. Demokratik özerkliği bol bol tartışsınlar. Ben buna topyekûn seferberlik diyorum. Demokratik Özerklik konusunu Katalanlar da tartışıyor, Katalanlar zekidirler. Bu özerklik konusunda bir proje hazırlayıp sundular. İspanya Anayasa Mahkemesi de bu projeyi birkaç noktası hâriç onayladı. Kalan noktaları da önümüzdeki dönemde muhtemelen kabûl ederler. Hâlen tartışıyorlar”.
Batman’da PKK mayınlarıyla ölen 4 kişi hakkında da konuşan Öcalan şahısların niçin gece dışarı çıktıklarının aydınlatılmasını istedi. BDP’nin bu olayı ortaya çıkarmamasını eleştiren Öcalan, tanınan şahıslara gece randevularına gitmemelerini salık verdi… Dörtyol olayına da değinen Öcalan, 30-40 ayrı yerde provokasyon plânlandığını savundu. Aydınlara yönelik suikastların olabileceğini iddia edip “bu olaylar Maraş, Sivas olaylarına benziyor. Bu Dörtyol olayında üç yüz kişiyi öldürebilirlerdi. Bu Sivas katliamının, Maraş katliamının eksik kalanının tamamlanmasıdır. Musa Anter’in öldürülmesi gibi aydın komploları gerçekleştirilebilir. Bunlar bir örtülü katliam denemesidir. Burada başarılı olunamadı. Sebebi AKP içindeki çelişkiler, MHP içindeki çelişkiler ve devlet içindeki çelişkiler ile ilgiliydi. Ve biraz da tesadüftü. Göze alamadılar. Devlet içinde bu olaylara karşı olan dürüst kimseler de var. Bu olayları burada ben de engellemek için elimden geleni yaptım, yapıyorum. Bu provokasyonlar akim kaldı” dedi.
Peki, bu konuşmaların yapıldığı ülke neresi?
Türkiye Cumhuriyeti; hür, bağımsız, lâik ve demokratik…
***
İsrail Başbakanı Binyamin Netanyahu, “Türkiye ile İsrail arasındaki gerginliğin Ankara’nın seçimi olduğunu” söyledi. Netanyahu, Atina’da yayımlanan To Vima gazetesine verdiği demecinde Türkiye-İsrail ilişkileriyle ilgili sorular üzerine, “iki ülke arasındaki gerginliğin 2009 yılında Davos’ta başladığını” ifâde etti.
“İki ülke arasındaki gerginliğin İsrail’in bir seçimi olmadığını” savunan Netanyahu, “Türk hükûmetinin ‘yardım gemisi krizi’yle ilgili tepkisi hakkında ne düşünüyorsunuz” şeklindeki bir soruyu “Türkiye ile ilişkilerimizin gerginleşmesini biz seçmedik. Her şey Davos’ta 2009 yılının Ocak ayında meydana gelen olayda, Sayın Erdoğan’ın İsrail Cumhurbaşkanı Simon Perez’e saldırdığında başladı. Ankara tarafından apaçık ilişkilerimizde gerginliği ateşleme politikası vardı. (Bunu) Onlar seçtiler. Türkiye eğer ılımlılık yolunu izlemeye karar verirse memnunlukla karşılanacaktır” diye cevapladı. İsrail Başbakanı, “Türkiye-İsrail ilişkilerindeki gerginliğin, Tel Aviv’in Atina ile olan yakınlaşmasına etkisi olup olmadığına” ilişkin bir soru üzerine de, “bölgemizde olup bitenleri bilmiyor değiliz. Türkiye-İsrail ilişkilerinin gerginleşmesi, Yunanistan gibi komşu ülkelerle ilişkilerimizi güçlendirme arzumuzu hiçbir konuda yok etmez. Bunu nasıl olsa yapacaktık. (Yunanistan Başbakanı) Yorgo Papandreu ile bu konuyu Moskova’da görüşmüştük. İnisiyatifin kendine has değer ve mantığı var” diye konuştu. Netanyahu sorular üzerine ayrıca, “Atina ziyâreti sırasında iki ülke arasında işbirliği konusunda anlaşmaya varılanlar arasında askerî konular da bulunduğunu ancak bu konuda ayrıntılı bilgi vermek istemediğini” söyledi.
Peki, bu başbakan hangi ülkeninki?
Hür, bağımsız, lâik ve demokratik İsrail’in…
Peki, şu kadın kim?
İsrailli kadın askerin Facebook’ta gözleri ve elleri bağlı Filistinliler’le bulunan pozlarını paylaşması tartışmalara sebep oldu. Fotoğraf albümüne “hayatımın en güzel anları” ismini vermesi ise görenleri şoke etti. Facebook, geçtiğimiz yıl İsrail Ordusu’nda askerlik görevini tamamlayan bu kadın askerin siteye koyduğu bu fotoğraflar ile sarsılıyor. Eden Abergil adlı Asdod’lu kadın asker, gözleri ve elleri bağlı Filistinli tutuklularla çektirdiği fotoğrafları Facebook’a yükledi. Abergil, siteye yüklediği fotoğraf albümüne, “IDF (İsrail savunma güçleri) – hayatımın en güzel anları” ismini vermesi tepkilere neden oldu. Tepki çeken fotoğraflar Facebook’tan hemen kaldırıldı ancak birçok internet sitesinde çoktan yayınlanmıştı.


İsrail Ordusu, olayı kadın askeri kınamakla geçiştirdi.
İsrailli Eden Abergil’in bu fotoğrafları, Irak’taki Ebu Garib Hapishânesi’nde yaşananları hatırlattı. O fotoğraflarda da, Amerikalı bir kadın asker, başına çuval geçirilen, elleri bağlı ve çıplak Iraklı tutuklularla bulunuyordu. Ebu Garib fotoğrafları tüm dünyada büyük tepki çekmiş, fotoğraflarla ilgili olarak askerler açığa alınmış ve yargılanmıştı.
Peki, o kadın kimin askeriydi?
Hür, bağımsız, lâik ve demokratik ABG’nin…
***
Ermenistan Cumhurbaşkanı Serj Sarkisyan, Ermenistan’ın ikinci büyük kenti Gümrü’de Rusya Devlet Başkanı Dimitriy Medvedev ile katıldığı, 19. yüzyıldaki Türk-Rus savaşında ölenlerinin mezarının bulunduğu anıtın açılış töreninde yaptığı konuşmada, “Türkiye ile ilişkilerin düzeltilmesi konusunda, Ermenistan kapsamlı işbirliği ve karşılıklı menfaâtlere uygun ticaret mantığına göre hareket etti” dedi. Ancak sürecin Türk tarafının “gerekli siyasî iradeyi sergileyememesi” yüzünden durduğunu ileri süren Sarkisyan, “ne yazık ki, Türk yetkililerin ülkenin uluslararası taahhütlerini yerine getirmeye hazır olduklarına geçek anlamda tanık olmadık” diye konuştu.

Hür, bağımsız, lâik ve demokratik Ermenistan’ın Cumhurbaşkanı…
***
Sevgili Mekâncılar,
Dünya korkunç, çok dehşetengiz günlere doğru dörtnala koşuyor.
İran nükleer programını başlattı.
ABG ve İsrail onları mutlaka vuracak!
Buralar çok ama çok karışacak!
Biz kendi içimizde darmadağınığız…
Türkiye çok başlı bir iç hârbin içerisinde! Yakınında değil, tam içerisinde… Ergenlik döneminde takılmış Devletlû da, bal gibi Kürt kökenli olan Turkish Gandhi de, Milliyetçi Hareketsizlik Partisi Başkanı Bahçeli de birbirlerine hakaret edip duruyorlar.
Yargıçlar ve Savcılar Derneği (YARSAV) Başkanı Emine Ülker Tarhan’ın sözlerini hatırlatarak HAYIRlı Pazarlar diliyorum:
Sessiz çoğunluk neden sessiz? Tarihe bir not düşmek zamanı değil midir? Demokrasiyi, lâikliği bizden başka kim koruyabilir bu ülkede? YARSAV olarak mücadele ediyoruz ancak başkaları da mücadele etmeli!
Mehmet Kerem Doksat – İstinye – 22 Ağustos 2010 Pazar


Sayın Mehmet Kerem Doksat,
PARONOYAK mıyım?
Türkiye’nin yönününü tekrar doğuya yöneltmek istiyorlar.
Seksen yıl öncesi Osmanlı’yı istiyorlar. Hem de sağlıksız olsun. Ama kendini DEV aynasında görsün.
Bilimsellikten uzak, kendi yarattıkları dinle, yönetilsin istiyorlar (ki ben Müslüman olduğuma inanırım, sizin uyarılarınıza rağmen oruç tutar, bundanda büyük keyif alan bir zâtım).
Türkiyeyi iç savaşlardan yaşanmaz hâle getirmek istiyorlar.
Bu olup biteni, yukardakilerin hepsinin bildiğini düşünüyorum. Ama benim bilmemi istemediklerini,
beni kandırdıklarını düşünüyorum. Basına da inanmıyorum, açık oturumlara da, kapalılara da…. inanmıyorum.
Hocam ben ATATÜRK’Ü çok özlüyorum.
Hocam ben PARONAYAK mıyım?
MKD: Kesinikle HAvet
.
[...] günkü http://www.keremdoksat.com/2010/08/22/cifte-acmaz-ve-ikirciklik/#more-3584 makalemin çok uzun ve neye işaret ettiğinin tam anlaşılamadığını ifâde eden birkaç mesaj [...]